Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yüreklerimize akan kan, Varillere dolan petrol, Kasalarda biriken artı-değer…

Yüreklerimize akan kan, Varillere dolan petrol, Kasalarda biriken artı-değer…


egitimemekcileridernegi.org‘dan:

Yüreklerimize akan kan, Varillere dolan petrol, Kasalarda biriken artı-değer…

Evet içinde yaşadığımız dünyanın bu vahşete bir gerekçesi var!
Yüreklerimize akan kan, Varillere dolan petrol, Kasalarda biriken artı-değer… İsrail, ”Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” kampanyası kapsamında işgal, abluka ve amborgo altındaki Gazze’ye insani yardım malzemesi götürmeye çalışan 6 gemilik filoya müdahale ederek yeni bir katliama daha imza attı. Yine hiçbir meşruiyet zeminine dayanmayan, yine tüm dünyanın gözü önünde, yine büyük bir pervasızlık ve her türlü yalan ve demogojiden medet umarak … Gelen bilgiler henüz net olmamakla birlikte 10’u aşkın kişinin öldüğü, 20’ye yakın kişinin yaralandığı yönünde. Ne İsrail devleti, ne de durumla ilgisi olan başka devletler biliyor olmalarına karşın ölü ve yaralı sayısını henüz kamuoyuna açıklamış değiller. Bu da ister istemez ölü ve yaralı sayısının çok daha fazla olduğunu düşündürüyor.

Hangi gerekçe?

İşgal, abluka ve ambargo altındaki Gazze’ye insani yardım malzemeleri götürmeye çalışan konvoya gerçekleştirilen askeri operasyon ve onlarca kişinin öldürülmesini hangi neden haklı çıkartabilir? Modern dünyanın hangi siyasal gerekçesi, hangi kültürü yaşanan bu barbarlığı soğukkanlılıkla olağan karşılayabilir? Özel eğitimli komando birlikleriyle içerisinde 32 ayrı ülkeden sivil insanların bulunduğu gemiye el bombaları da atmak suretiyle yapılan operasyonu haklı çıkartacak bir gerekçesi var mıdır içinde yaşadığımız dünyanın?

VAR, İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ DÜNYANIN BUNA BİR GEREKÇESİ VAR! Aslında birden çok gerekçesi var. İsrail’in saldırıyı hangi gerekçelere dayandırdığına, ardından, bu vahşete sessiz kalan ve birkaç “kınama” açıklamasıyla durumu geçiştirmeye çalışan devletlerin ve özellikle de ABD ve İngiltere’nin BM Güvenlik Konseyi’nde söylediklerine bakmamız yeterli …

İsrail’in yıllardır bölgede döktüğü kanın sorumlusu tek başına İsrail mi? İsrail’in bu denli pervasız olabilmesi, burjuvaların kendi uluslararası hukuklarını bile hiçe sayarak savaş suçu işleyebilmesinde destek aldığı, daha doğrusu bu rolü İsrail’e oynatan emperyalist devletler ve onlarla işbirliği halindeki devletler kimlerdir? Bu soruyu yanıtlanması gerektiği için değil, katliamdan kimlerin sorumlu olduğunun altını çizmek için soruyoruz.

ABD katliam karşısında üzgün olduğunu ve soruşturulması gerektiğini ifade etti. Geçtiğimiz yıl Obama’ya verilen Nobel Barış Ödülü ne kadar abesse ABD’nin bundan farklı bir tutum almasını beklemek de bir o kadar abestir. İngiltere yapılan operasyonda neden bu kadar çok kayıp verildiğini sorarken, operasyonun yapılmasını değil de kayıpların fazla oluşuyla “ilgilendi”. AB ve AB ülkeleri (Fransa, Almanya başta olmak üzere) de “kınıyoruz” demenin ötesine geçmiş değiller. Tıpkı daha önce gerçekleştirilen sayısız İsrail katliamına (tabii ABD ve diğer emperyalist devletlerin Irak’ta yaptıkları katliamların da üzerinden atlamadan) gösterilen hayırhah tepkiden farksız olarak timsah gözyaşları döktüler. ABD’nin Ortadoğu politikası (tam ve resmi adıyla: Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek bir Gelecek ve İlerleme için Ortaklık Projesi) yıllardır bölgeyi kana bularken, İsrail ve Türkiye devletlerinin bu stratejinin çıkarları doğrultusunda konumlandırılmaları / konumlanmaları bundan önceki sayısız katliamın da baş sorumlusudur. Eğer İsrail’i protesto etmekten söz ediyorsak, ne ABD’yi, ne AB’yi ne de Türkiye devletini bunun dışında tutabiliriz. Türkiye devletinin en başta ABD ile yürüttüğü stratejik işbirliği ve İsrail ile yürüttüğü çok yönlü ekonomik ve askeri işbirliğinin de yaşanan katliamlarda payı az mı?

Evet içinde yaşadığımız dünyanın bu vahşete bir gerekçesi var. Emperyalist kapitalist sermayelerin ve devletlerin stratejik işbirlikleri temelindeki ortak çıkarlardır gerekçeleri. Varillere dolan petrol, kasalarda biriken artı-değer… Ve şimdi, İsrail’i protesto etmekten söz ediyorsak, bugün sonuçlarını işsizlik, güvencesizlik olarak kendi yaşamlarımızdan da çok net gördüğümüz kapitalist sistemi almalıyız karşımıza. Ne antisemitizm temelinde, ne de ulusalcı – milliyetçi antiemperyalizm temelinde… Yaşanan ve bundan sonra da yaşanacak olan katliamların kaynağı ve kökeni kapitalist sistemdir.

Gevelemeler

Türkiye devleti AKP aracılığıyla katliam karşısında kendi payının üzerini örtme, sorumlu olarak emperyalist devletleri ve İsrail’i gösterme konusunda canhıraş bir çaba içerisinde. Başbakan Erdoğan’ın daha önce Davos’da yaptığı “one minute” şovunun altı ne kadar boşsa, şimdi sorumluluğun başkalarında olduğunu söylemesi de inandırıcılıktan o denli uzaktır. Yaptırım adına İsrail Büyükelçisi’nin geri çağırılması, yapılması düşünülen üç askeri tatbikatın iptal edilmesi ve İsrail’de oynanacak olan genç milli futbol maçının iptal edilmesinin dışında başka bir hamle gerçekleştirilmedi, gerçekleştirilemedi. Bunlar oynanan oyunda pandomim gösterileridir. BM Güvenlik Konseyi’nin aynı günün akşamı toplantıya çağrılması diplomatik açıdan bir başarı olarak pazarlansa da konseyden çıkan titrek bir “kınama” oldu. BM güvenlik konseyinden çıkan kınama, siyaset çevrelerince önemli bir gelişme olarak kaydediliyor. Oysa toplantının önceki BM Güvenlik Konseyi toplantılarından içerikçe pek bir farkı bulunmuyor. Daha da önemlisi İsrail’in yaptığı katliamın “kınanması” ile yanılsama da yaratılmaya çalışılıyor. Eğer gerçekleri konuşacaksak elinde Irak ve Afganistan emekçi sınıfların kanı bulunan ABD’yi, İngiltere’yi ve AB’yi ve Türkiye’de de Kürt emekçi sınıflarına yönelik yıllardır yürütülen katliamdan, Afganistana gönderilen Türk ordu birliklerinden, Irak tezkeresinden, Adana İncirlik’teki hava üssünden, İsrail ile yapılmış ekonomik ve askeri işbirliklerinden (İsrail askerlerini Türk subayları eğitiyor ve İsrail’den alınmak üzere milyonlarca dolar askeri anlaşma bulunmaktadır.) TEKEL işçilerinin ve binlerce işçinin kapı önüne konulmasından, güvencesizlikten, gelecek yoksunluğundan, iş bulamadığı için intihar eden onlarca öğretmen arkadaşlarımızdan söz edelim…

Türkiye’nin büyük sermayelerinden Zorlu Holding’in gelişmeler üzerine yaptığı açıklama gayet manidar: “Gelişmeleri biz de takip ediyoruz. Şu andaki verilerle bir karar değişikliğine gitmek, hele de yatırımların seyri ile ilgili karar vermek mümkün değil.” (!) Zorlu Enerji’nin bir tanesi 770 MW’lik kombine dogalgaz çevrim santrali olmak üzere İsrailli ortaklarla 3 farklı santral projesi bulunuyor. İsrail’de faaliyet gösteren Ashdod Energy ile yüzde 51 ortaklığı bulunuyor. Yine Solad Enerji’de yüzde 26.5, Ramat Negev Energy’de yüzde 51, Dorad Energy’de de yüzde 25 ortaklığı var. Ki sadece Zorlu Holding’in değil Ortadoğu’da KOÇ’undan, Sabancısına değin sayısız sermaye kesiminin vantuzu bulunuyor.

İsrail ile diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkilerin kesilmesi ne Türkiye’nin haddinedir, ne de AKP’nin karar verebileceği bir şeydir. Başbakan Erdoğan’ın meclisteki “sert” konuşması kitlelerde varolan tepkiyi oy tahviline de çevirmeye yöneliktir. AKP kitle populizmi yapmakta, varolan kitlesel tepki birikimini, sözde, emperyalistlere ve İsrail’e kafa tutarak kendine yedeklemeye çalışmaktadır. İsrail’in göz göre göre, “gelen gemileri limanlara yanaştırmayacağım, gelirseniz askeri operasyon yaparım” demesine karşın hiçbir şey yapılmamıştır. Gemilerle giden insanlar adeta ölüme gönderilmiştir. Sorumluluk İsrail’in olduğu kadar Türkiye Devleti’nin – AKP’nindir.

Emperyalistlerle ve İsrail ile yapılan tüm ekonomik ve askeri anlaşmalar iptal edilmelidir ve bu yapılmadığı sürece de hiçbir gözyaşının inandırıcılığı olmayacaktır. ABD, İsrail ve Türkiye devleti yaşanan katliam karşısında hesap vermelidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*