Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yönetememe ilanı: OHAL

Yönetememe ilanı: OHAL

Kapitalizm gelişebileceği tüm sınırlara ulaştı ve miadını çoktan doldurdu. Artık zorlama bir şekilde ayakta duruyor ve bir yandan içe doğru da çöküyor. Bu şekilde ayakta durduğu her gün, insanlık için yıkımlar yaratmaktan başka bir iş görmüyor, görmeyecek. Onyıllardır zaten bunun sonuçlarını da yaşıyoruz.

Dünyanın her yerinde yönetememe hali krize dönüşerek şu ya da bu şekilde kendini gösteriyor. Yönetememe krizi biriken artı-değerin önemli bir kısmının sermayeyi çevrilememesi, para yığma biçiminde atıl kalmasından bağımsız değildir. Sermaye, el koyduğu artı-değer ölçüsünde genişleyemiyor. Yeterli devir yapamayan ve yığılan sermaye, maden, enerji (HES’ler biyoyakıt vb.) ye yönelerek hem doğayı yok ediyor hem de açlığı büyütüyor. Milyarlarca insan yoksulluk içinde ve açlık çekerken, 300 küsür insanın serveti dünya nüfusunun yarısından fazlasının elindeki toplama eşit. Sefalet, kitlesel uçta birikip derinleşirken, sefahat azınlık uçta birikip derinleşiyor. Toplumsal çürüme giderek büyüyor, öte yandan kitlelerin memnuniyetsizliği artırıyor ve patlamalar şeklinde kendini gösteriyor.

Böylesi kriz dönemlerinde etkin bir komünist hareket yoksa, işçi sınıfı siyasallıktan uzak, örgütsüz ve dağınıksa tutuculaşma ve gericilik artar. Kitleler mevcut sistemden umutlarını kesmiştir ancak onların duygu dünyasını ırkçı-şoven, gerici partiler kolayca manipüle eder. Sistemin yönetim mekanizmasındaki çözülme, başıbozukluk nizam arayışına dönüşürse bir disiplin, demir yumrukla her şeyin düzeleceği inancı yaygınlaşır. Bu yüzden de komünist hareketin etkisiz kaldığı durumlarda popülist gerici-ırkçı partilerin iktidara gelmesi şaşırtıcı değildir.

Çünkü genel olarak düzen soluna oy veren kitlede sandığa gitme, oy verme eğilimi düşer – değerlendirmesini bilen için bu iyi birşeydir!- ve az oy çok yüzdeyle gerici partiler iktidara gelir. Burjuva merkez siyaseti çöküşe uğramıştır. Bugün tam da böylesi bir süreçten geçiliyor. Dünyanın birçok yerinde ister oy verme eğiliminin düşmesi sonucu isterse manipülasyon gücüyle olsun, ama esas olarak işçi sınıfının siyasal bilinçten uzak oluşu dolayısıyla popülist sağ- gerici partiler iktidara geliyor. (Burjuva merkez sağ ve sol siyasetten bir kaçış olduğu gözden kaçırılmamalıdır, bu kitlelerin henüz doğru biçimini bulamasalar da kapitalizmi sorguladıklarını gösterir). Bu partilerin ilk yaptıkları iş, güvenlikçi denilen saldırı politikalarını pekiştirip, zaten kuşa dönmüş demokratik-siyasal hakları kaldırmaya yönelmek oluyor. Burjuva sistemin en güvenilir aracı olan burjuva demokrasinin eciş bücüş edilmiş hali dahi artık burjuvazi için tehlikelidir.

Burjuva demokrasisi burjuva diktatörlüğüdür;
Burjuvazi genel olarak demokrasiyle yönetmeyi esas alır. Demokrasi ‘halk egemenliği’, ‘azınlığın çoğunluğa boyun eğmesi’ olarak tanımlanır. Ancak bu tanımlar eksiktir. Demokrasi, Lenin’in belirttiği gibi, esas olarak ‘azınlığın çoğunluğa boyun eğmesini tanıyan bir devlettir’. Devlet sınıflı topluma özgü bir olgu olduğundan, yani egemen sınıfa ait olduğundan, demokraside egemen sınıfın demokrasisidir.

Genel oy, parlemento ve temel hakların burjuvazinin egemenliğine göre düzenlendiği kapitalist toplumda demokrasi, burjuvazi içindir; işçi ve emekçiler için diktatörlükten öte bir anlam ifade etmez. Burjuva demokrasisinde kitlelerin parlamentoya katılmasının önüne türlü engeller çıkarılır. Seçim barajları, seçim kampanyası için yüksek miktarda para gerekirken, emekçilerin kurduğu partilerin siyasi partiler ve terörle mücadele türü propagandalarla cendereye alınması, işçi sınıfının ekonomik-demokratik örgütlenmelerinin ve bireysel haklarının da aynı yasayla kuşatılması bu engellerdendir. Bu yüzden parlamento, tekellerin aldığı kararların resmileştirilip yasallaştırıldığı bir sirk alanıdır. Buraya emekçilerin kendi örgütlenmeleriyle katılımı gösteriye zarar vereceğinden engellenir. Parlamento, genel oyla birlikte emekçilerin bastırıldığı bir araçtır.

Burjuva demokrasisi ne kadar gelişirse, halk siyasal yaşama katılmaktan, özgürlüklerden yararlanmaktan o kadar uzaklaşır. Kapitalistlerin serveti, ayrıcalıkları da o ölçüde gelişir ve çeşitlenir. Burjuva demokrasisi geliştikçe bürokraside gelişir ve işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin temel haklardan yararlanmaları daha ince yöntemlerle ve daha çok engellenir.

Burjuva demokrasisi bir yandan şiddet bir yandan da rıza üretimi yolu ile yönetir. Toplum mühendisliği de denilen rıza üretiminin temelinde kitlelerin günlük yaşamlarında, korku ve kaygının eksik olmaması gerekir. Terörle mücadele yasası hem sosyalist mücadeleyi meşru alanın dışına atmanın hem de kitleleri her türlü sistem karşıtlığının, hak aramanın suç olduğuna ikna etmenin, hem de polis şiddeti korkusunu durmaksızın duyumsamalarının en temel aracıdır. Böylece kitleler, bu nizam içinde yaşamanın en iyisi olduğuna şiddet yoluyla ikna edilir. Yasalar ve medya marifetiyle toplumda sürekli bir düşman algısı oluşturulur. Toplumdaki bütün musibetler ardına bir terör yaftası yapıştırılarak devrimcilere anıştırılır. Trafik terörü, kapkaç terörü, tinerci terörü vb vb Günlük yaşamda ortaya çıkan pek çok olgu da korkuya dönüştürülür. AİDS, kuş gribi gibi hastalıklar abartılarak medyadan servis edilir. Her zaman önlem alınmasını, yani halka baskıyı meşrulaştıran bir korku kaynağı yaratılır. Hiçbir şey bulunamazsa kurt adam, vampir hikayeleri ortalıkta dolaştırılır (şimdilerde işe yaramasa da 12 Eylül cuntasının ilk dönemlerinde vampir öyküleri ortalığı kaplamıştı. “Gece sokağa çıkmayın vampirler dolaşıyor”) Korku ve kaygı içinde yaşayan insanlar güçlü olana, devlete sığınacaktır.

Kitleler bu yolla ve ideolojik bombardımana tutularak alıklaştırılır ve yabancılaşma doruk noktasına çıkar. Korkuyu en çok duyumsayanlar, gelecek kaygısını en çok taşıyanlardır, yoksulluk ve açlık içinde yaşayan emekçilerdir. Örgütsüz olan yoksul insan her tür korkunun esaretine kolayca girecektir. O her zaman daha ürkektir, daha kolay yozlaştırılır, manipüle edilir, daha kolay boyun eğer. Böylece daha kolay yönetilir.

Ancak korku ve rıza üretimi bir noktadan sonra yetmez olur. Çünkü kapitalizm krizler sistemidir ve ekonomik kriz ister istemez yönetememe krizine dönüşür. Üstelik korkuyla sonsuza dek susmaz insanlar. Korkuyu aşacakları bir eşik, özellikle kriz dönemlerinde ortaya çıkar. Kitlelerin eyleminin (ya da olası eyleminin) bastırılması için terörle mücadele yasası, psikolojik şiddet eylemleri, alıklaştırma yöntemleri yetersiz kalır ve doğrudan yaygın zor kullanımı dışında çıkar yol bulamaz burjuvazi. Artık eskisi gibi yönetemiyordur, kitlelerde eskisi gibi yönetilmek istemiyordur. Böylesi bir durumda burjuvazi sıkıyönetim, olağanüstü hal ilan eder, devlet temel işlevine, salt şiddet aygıtı olma durumuna geri döner. Bu kapitalist sınıfın yönetemediğinin de ilanıdır.

Gelinen aşamada kendi yasaları burjuvaziye dar geldiğinden, elini zayıflatabilecek yasaları pas geçmesini sağlayacak mekanizmalara ihtiyaç duyar. Kriz kitlelerin sokak hareketlerine yönelmesine yol açacağından OHAL, sıkıyçnetim süreçlerinde oluşturulan mekanizmalar en sert haliyle işler.

Çıkarılan KHK’larla on binlerce kamu emekçisi bir gecede işten atılır, partiler dernekler, dergiler, gazeteler, televizyonlar, radyolar kapatılır; yöneticileri, çalışanları tutuklanır. Yani muhalefet yapma, direnme olasılığı olan her kişi, her dernek, parti vb hızlı ezilir. Böylece kitlelerin sokakla bağının kesilmesi hedeflenir. Burjuvazi geçmişten çıkardığı derslerle sokağın kitleler üzerindeki öğretici etkisinin kendisi için ölüm anlamı taşıdığını bilir ve toplumun en bilinçli sınıfı olarak hareket eder. Nitekim Erdoğan OHAL’in ne için olduğunu pek güzel itiraf etmiştir: “OHAL’de istifade ederek grevleri yasaklıyoruz” derken sınıf bilincinin gelişkinliğini ortaya koymuştur.
Bu nedenle neye karşı mücadele ettiğimiz kadar nasıl mücadele ettiğimiz de önemlidir!

“Olağanüstü hal” yönetimi, kapitalist toplumda doğal hal yönetimine içkindir ve onun bir parçasıdır. İkisi arasındaki fark nitel değil, niceldir. Bu nedenle OHAL karşıtı mücadele, “olağan hali” kabul etme perspektifi ile yapılırsa elde edilecek hiçbir şey yoktur. Esas olan, artık sınırlarına dayanmış olan kapitalizmi aşmaktır. Bu yüzden OHAL’e karşı ya da herhangi bir burjuva yaptırımına karşı mücadeleyi, sistemi aşma mücadelesiyle bağlayarak yürütmek gerekir. Kitlelerin boyun eğmesini kolaylaştıran tüm olgular aynı zamanda örgütlenme ve dayanışma oluştuğunda siyasal bilinci geliştirerek isyanı ve sistemden kopuşu da kolaylaştıran olgulardır. Gerekli olan bunu sağlamak için kitlelerle bağları yaratmaktır.

15 Temmuz 2017
Mahmut Soner Elazığ 2 No.lu Yüksek Güvenlikli Hapishane
Erol Zavar Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Hapishanesi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*