Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yeni bir toplumun tarihi

Yeni bir toplumun tarihi

Güvencesiz, düşük ücretli köleler olmayı reddedelim.
Yeni bir toplumun tarihinin ilk sayfalarını yazalım!

Cins ayrımcılığının en kaba biçimlerine tepki duymayan kadın var mıdır? Bizim toplumumuzda dün bu soruya gönül rahatlığıyla “Evet” diyemezdik. Ama şimdi zincirlerini kıramasalar bile, biliyoruz ki kadınlar cinsler arası eşitsizliğe yek vücut “Hayır” diyorlar.

Bugün kadınların ev ve bakım işleri dışında hiçbir işe yaramayacağını, zeka ve yeteneklerinin bundan fazlasına yetmeyeceğini savunabilen yok. Erkek değil kadın olarak doğmamızın ailenin felaketi olduğunu, eğitim görmek yerine buluğ çağında evlenmemiz, çalışmamamız gerektiğini söyleyenler antika müzesine kaldırılıyor. Kadınlar şu mesleği yapabilir, bunu yapamaz diyenleri dünyanın dört bir yanında hayatın kendisi yalanlıyor. Kadınlara yönelik şiddet artık sineye çekilmiyor, “namus” adı altında öldürülen her kadının bedeli soruluyor -televizyon dizilerinde “kötü adam” rolü eşini, çocuklarını döven babaya veriliyor. Evlilik ve akrabalık bağları dışında iki cins arasındaki iletişimin en alt sınırda olduğu, sokaktan, otobüsten taciz öfkesiyle dönülen günler geride kaldı. Boşanamamak, istemediği bir çocuğu doğurmak, kendisine tecavüz eden kişiyle evlenmek zorunluluğu da. Hiçbir kadın, eşine, çocuklarına, torunlarına, yaşlı ve hastalara hizmetle geçen, yaşanmamış bir hayatın muhasebesini yapmak istemiyor. Eşinin, çocuklarının verdiği harçlığa bağlı olmak istemiyor.

Elbette ki bunların toplumumuzda tümden ortadan kalktığını, kadınların bu sorunlara karşı mücadele vermek zorunda olmadığını söylemiyoruz. Kadının yaşamında ileriye doğru olan her değişiklik, amansız bedeller, acılara mal oluyor. Aşağılanma, horlanma, ezilme, en düşkün biçimleriyle bile hayatımızdan defolup gitmek bilmiyor.

Fakat eskisi gibi yaşamamak derken, sadece bunların değişmesiyle, “dünden hallice olmakla” yetinebilir miyiz? Üzerimizdeki tahakkümü tümden yok etmek için bugünden harekete geçmek mi, yoksa sadece kısmi değişiklik ve onarımlarla yetinip onun yeniden üretilmesine izin vermek mi? Bunlardan birine karar vermek zorundayız. Doğru kararı vermek için ise, bıçağı doğru yere, kadınla erkek arasındaki binlerce yıllık işbölümüne saplamamız, işbölümünü en küçük bir iz bırakmamacasına toplumdan söküp atmamız gerekiyor.

Neden işbölümü?
Çünkü iş bölündükçe insan da bölünür. Bölünen insan güdükleşir, acizleşir, yoksunlaşır.

İnsanlığın yarısı kadın. Fakat insanın ilk güdükleşmesini, acizleşmesini, yoksunlaşmasını ve tahakküm altına alınmasını yaşayan da kadın. İşbölümü üzerinden gelişen tahakküm ilişkisi, hem kadının hem de erkeğin binlerce yıllık tutsaklığını getirdi. Bugün kurtulmak için kıvrandığımız sınıflı toplumu yaratan bu işbölümü ve tutsaklık oldu.
Bu işbölümüyle erkek, evin dışına çıktı ve üretti. Kadın ise doğurganlığı ile yaşamı, ev emeğine hasredilerek emeğin yeniden üretimini gerçekleştirdi. İşte bu yüzden üretimde yer alan kadına “çalışan kadın, anne” dendi; erkeğe ise “çalışan erkek, baba” denmedi. “Kadın şoför, öğretmen, mühendis, yazar, belediye başkanı…” dendi; “erkek pilot, milletvekili, sayaç okuyucu, dişçi…” denmedi.

Bu işbölümüyle erkek, eğitim, iş becerisi, yaşam deneyimi, politikayla uğraşma imkanı edindi. Kadın ise ancak ömür törpüsü işleri detaylandırabildi. 6 yaşında bir çocuğun birkaç ayda edindiği okuma yazma becerisinden bugün dahil milyonlarca kadın mahrum kaldı. Köyünün, mahallesinin dışını göremedi. En küçük bir kararı için “Beyime sorayım” dedi. Oy verirken erkeğin gözüne baktı. Erkek olduğu kadarıyla “kafa” iken, kadın tamamen “kol” oldu.

Bu işbölümüyle erkek, kadın cinsine kendisini cinsel ve duygusal bakımdan tatmin etmesi gereken bir varlık gözüyle baktı. Kadın erkeğin cinsel kölesi oldu. Öyle ki sınıflı toplum, “dünyanın en eski mesleği”ni yarattı. Erkeği kadının namusu yaptı. Kadının yaşama dönük en küçük adımı, “erkeğin namusu” olma adına dayakla, ölümle cezalandırıldı. Kadın cinsinin tamamı boşanma hakkını ancak geçen yüzyılda elde etti. Ama bu hakkı kullandığında cezadan kurtulamadı.

Bu işbölümüyle kadın, erkeğe ve ailenin bütününe duygularıyla da emek vermeye yazgılı sayıldı. Erkeği, çocuklarını işe, okula sadece ütülü kıyafetle değil, kucaklayarak gönderdi. Ama ütülü kıyafeti giyen, onda bir emek olduğunu görmedi. Gece ağlayan çocuğun yanına kadın koştu. Engelli çocuğu için “Benden sonra ne yapar?” diye o düşündü. Yaşlılara, hastalara o baktı.

Bu işbölümüyle evde kadın proleter, erkek burjuva oldu. Burjuva ile proleterin aynı yastıkta hep aynı sabahlara uyandığı tek yer, aileydi. O yastığa başlarını ne aşk, ne sevgiyle, salt mecburiyetle koydular. Başka türlüsünü binlerce yıldır bilmeyen, öğrenmek istediğinde ölüme bile katlanan kadın, bu ezici işbölümünü benimsedi. Bir bardak suyunu kendisi almayan erkekler, erkeğin arkasını toplamaktan gurur duyan kadınlar yetiştirdi.

Sömürücü, sınıflı toplumlarda bütün ekonomik, sosyal, siyasal ilişki ve kurumlar, din ve aile, bu işbölümünü sürdürmeye uyarlandı.

Emekçi kadınlar, Ekim Devrimi’yle eşit işe eşit ücreti, kadınların gece çalışmasının ve ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasının yasaklanmasını, kadın emeğinin korunmasını, boşanma ve kürtaj hakkını, kadını eve bağlayan, üretime ve toplumsal yaşama katılmasına dönük engellerin kaldırılmasını elde ettiler. Kadının prangası aile, devrim yoluyla çözülmeye başlandı. Çocuk bakımı, çamaşır, yemek gibi işlevler toplumsallaştırıldı. Bu devrimsel kazanımlar sayesinde, geri bir ülke olan Rusya’nın emekçi kadınları dünyanın en özgür kadınları ve eşit insanları olma imkanlarına kavuştular. Emekçi kadınların mücadelesi ve sosyalizmin bayrağı altında kavuşulan bu kazanımların bir bölümü -boşanma, kürtaj, kısmen kadın emeğinin korunması vb.- onyıllara yayılarak kapitalist dünyada da elde edildi. Fakat bir bütün olarak kadın emeğinin korunması, eşit işe eşit ücret, kadının aile içindeki rolünün ortadan kalkması gibi talepler, kapitalizm altında asla gerçekleşmedi.

Evet, kapitalizmde birçok konuda sadece yasal ve kağıt üzerinde değil, fiili-toplumsal hak eşitliği de sağlanıyor. Kadının eğitim görmesine, sokakta dolaşmasına, evlenip boşanmasına, kiminle birlikte yaşadığına kimse burnunu sokmuyor. Ama kapitalizm işbölümünü dinamitlemek şöyle dursun onu kendisi için en ehven biçimiyle sürdürmekten başka bir şey yapmıyor. Mesleki yelpazeyi genişletse bile kadınlar yine vasıflı kafa emekçisi olarak daha azlar. Mesleklerinde çok daha zor ve zahmetle yükselebiliyor, “Çocuk da yaparım kariyer de” dediklerinde karşılarında kapitalizmin yazısız anayasasını buluyorlar -biz emekçi kadınlar için ne farkeder tabii ama, patronların bile çok azı kadın!-. Kadına yazılı duygusal emek, iletişim becerileri, kapitalizmin “müşteri memnuniyeti”ni sağlamaya dönük yapıştırma gülücüklerde, üç kuruşa hasta, yaşlı, çocuk bakımında artı-değer yaratma vasfı kazanıyor. Kadın istihdamı eğitim, kreş, ev işlerinde makinelerin kullanımı gibi olanaklarla ne kadar artarsa artsın, esnek, yarı zamanlı çalışmaya dayalı -bu durumda 3 çocuk kuralına da uyulması mümkün oluyor-. En gelişmiş kapitalist ülkelerde bile kadınlar yüzde 60 oranında ve bu esnek çalışma koşulları altında istihdam ediliyor. Erkeklerden yüzde 30′u bulan oranlarda daha düşük ücret alıyorlar. Ne şiddetten, ne taciz ve tecavüzden kurtulabiliyorlar. Aileyi bir arada tutan ekonomik, sosyal bağların çözülmesiyle birlikte “ıssız adamlar”, “ıssız kadınlar”la “tamlanıyor”.

Artan sayıda kadının ücretli işçi olarak sömürülmesiyle birlikte kapitalizmin kadın emekçinin en temel kazanımlarını bile nasıl yıkıma uğrattığı ortaya çıkıyor. Kapitalizmin şimdiden aralarında tekstil, konfeksiyon, ev emekçilerinin, çoğu Kürt olan mevsimlik tarım işçilerinin, kadın mühendislerin, öğretmenlerin… bulunduğu onlarca kurbanı var!

Buzun kırıldığı bu yerde mücadele çiçekleri açıyor. Sınıf bilinçli emekçi kadınlar, güvencesiz, düşük ücretli köleler olmayı reddederken aynı zamanda yeni bir toplumun tarihinin ilk sayfalarını yazıyorlar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*