Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yeni anayasa üzerine-3

Yeni anayasa üzerine-3

Kaderin kendisine “ideal kapitalizm, ideal demokrasi”nin tecellisi ile gülmesini bekleyen küçük burjuva reformizmi, burjuva demokrasilerin üzerinde yükseldiği ekonomik, toplumsal, ideolojik temeli gizleyen her şeye sarılır. Tıpkı yılana sarılır gibi! Ulusalcılık, yerel dar görüşlülük ve kapitalizmden ancak elde edebileceğini isteme reformizmiyle -şimdi artık bu “demokratik özerklik” olarak şekillenmektedir- büzüşmüş bilinci için burjuva anayasalara ilişkin şu birkaç örnek ise biliniz ki onun için kapitalizme doğru her zaman çekim kaynağıdır:

Küresel kapitalizmin banka kasası ve istikrar adası olan İsviçre’nin anayasasında, “Federal Anayasanın tamamen ya da kısmen değiştirilmesi her zaman mümkündür” diye yazar. Buna göre oy kullanma yeteneğine haiz her 100.000 kişinin anayasayı tümden ya da kısmen değiştirme talebi 18 ay içerisinde halkoyuna sunulacaktır. Mali sermaye, işçi sınıfına, olabilecek en küstah tarzda, anayasayı bile değiştirebilirsiniz, ama egemenliğimin düğmesini bile koparamazsınız diye seslenmektedir! İsviçre’de sanıldığı gibi üç değil dört resmi dil vardır. Dördüncü dil sadece 60 bin kişinin konuştuğu Romanşçadır. Kimsenin başı dönmesin! İsviçre’nin gerçek resmi dilinin banka kasalarının “klik” sesi olduğunu söylemeye bile gerek yoktur!

– Faşist diktatör Franco’nun ölümünden sonra -Bask sorununuyla bağlantılı kısmi inişli çıkışlarla- burjuva demokrasisine geçilen İspanya’nın yerel özerklik modeli -geçen yıl yapılan referandumla Katalonya Avrupa’nın en ileri özerklik statüsünü elde etti- Kürt ulusal reformizminin de referanslarından biridir. İspanya’da yerel özerklik, özerk toplulukların şehir planlama ve konut, kamusal işler, demiryolları ve karayolları, liman, marina ve havayolları, tarım ve hayvancılık, ormancılık, çevrenin korunması, hidrolik proje, kanal vb.nin planlama ve kullanımı, mineral ve termal sular, iç sularda balıkçılık, yerel fuarlar, zanaatlar, bölgenin ulusal ekonomik politika hedefleri doğrultusunda ekonomisinin güçlendirilmesi, müzeler, kütüphaneler, konservatuarlar, heykeller, turizm, sosyal dernekler, sağlık ve hijyen, yerel polis kuvvetlerinin tesislerinin gözetim ve korunması gibi alanlarda, kısacası merkezi devlet yetkilerinin dışındaki tüm kategorilerde söz sahibi olması anlamına gelmektedir. Anadilde eğitimin de uygulandığı Bask özerk bölgesinde tarihsel konuma sahip kooperatif sistemini de arkasına alan sermaye birikimi, Bask sorununun burjuva karakterini de son derece belirginleştirdi. Kürdistan’a göre daha ileri olan bu durum Bask burjuvazisi ile ETA arasındaki temsiliyet mücadelesini burjuvazinin kazanmasını, ETA’nın ise aynı ulusal burjuva yolda marjinalize olmasını getirdi. Her biri şimdiden devasa bir sermaye birikim alanı olarak sermayenin iştahını kabartan özerk topluluk yetkilerinin kazanılması, genel olarak da yerel-demokratik özerklik gibi formüller, ulusal sorunun neoliberal çözüm üzerinden stabilize olmasından başka bir anlam taşımamaktadır. Kürt ulusal reformizminin sıkça kullandığı Bask yerel özerklik referansı, iki sınıf-iki ulus gerçeğinin ulusal kalkınma bayrağı altında gizlenemeyeceğinin en açık göstergelerinden biridir.

’90′lı yıllardaki yeni anayasa dalgası, büyük oranda eski revizyonist diktatörlüklerin ardından kurulan, sermaye birikiminin mafya dahil gözü doymaz bütün araçlarla sağlandığı ve başkanlık sisteminin uygulandığı neoliberal burjuva demokrasilerinde gerçekleşti. Bir bölümü bugün AB içerisinde, ABD emperyalizmi ve Almanya’nın hinterlandında yer alan -”portakal devrimleri” ile bunun pekiştirildiği- bu 20 yaş grubu devletler, anayasalarına kapitalist yeni dünya düzeninin kurallarını yazdılar. Sovyetler Birliği’nden devraldığı federal sistemi sürdüren Rusya Federasyonu ve sosyal emperyalist bloktaki diğer cumhuriyetlerde anadilde eğitim, öğrenim, iletişim de yerleşik bir hak olarak varlığını korudu. Rusya Federasyonu’nun anayasasında, özerk cumhuriyetlerden alt ulusal topluluklardan oluşan özerk bölgelere dek beş kategoriden oluştuğu ve bunların her birinde özerk cumhuriyetlerin eğitim ve iletişim dilini Rusça ile birlikte kendilerinin belirleyeceği yazılıdır. Ancak bir ilkokul çocuğunun da bildiği gibi, bunların hiçbiri enerji koridorlarındaki emperyalist paylaşım ve hegemonya mücadeleleri ile sarmal tarzda süregelen ve patlak veren Kafkasya bölgesindeki yerel burjuvalarla Rusya arasındaki çelişkileri ortadan kaldırmamış; emperyalist ve yerel sermayenin hızlı ve kuralsız ataklarıyla yaşam ve çalışma koşulları dibe vuran bölge işçi ve emekçilerini, kadınlarını geleceklerini dünyanın dört bir yanında aramak, en düşük ücretlerle, güvencesiz, onurları çiğnenerek çalışmak zorunda bırakmıştır. “Yeni Rusya“nın emperyalist kapitalizmin normları ile şekillenişi, 1993 anayasasındaki çok temel iki hükümle belirlenir. Bunlardan birincisinde, bugün TÜSİAD’ın da Kemalizmle köprüleri atma hedefinde formüle edildiği gibi “Hiçbir ideoloji, devlet ideolojisi veya zorunlu ideoloji olarak belirlenemez” diye yazılıdır -söz konusu olan komünizmden başkası değildir! İkincisinde ise, “Uluslararası hukukun evrensel ilke ve normları ve Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmaları, Rusya Federasyonunun hukuk sisteminin bir parçasıdır. Eğer Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmasıyla, kanunla öngörüldüğünden farklı bir hüküm öngörülmüşse, uluslararası antlaşmanın hükmü uygulanır” denilerek Rusya emperyalizminin ihtiyacına uygun olarak, siyasal otoritenin oldukça detaylı tarzda şekillendirildiği ulusal başkanlık sisteminden değil, mali sermayenin küresel egemenliğinden geldiği açıkça belirtilmektedir.

’90′ların neoliberal anayasaları, özellikle faşist rejimlerin yıkılarak burjuva demokrasilerinin kurulduğu ülkelerde çarpıcı giriş bölümleriyle işçi ve emekçilerin gözünü almayı başardılar. Onyıllar boyunca hüküm süren faşist ırkçı rejimlerden burjuva demokrasisine geçiş, Güney Afrika’da olduğu gibi hem siyahlara karşı işlenen suç ve katliamların mahkum edildiği, “yüzleşme”ye dayalı Hakikat ve Uzlaşma Komisyonunun (Latin Amerika’da da uygulandı) da kurulmasıyla pekiştirildi. Dünyanın en ilerici anayasası olduğu söylenen Güney Afrika anayasasının girişinde, “Biz Güney Afrika halkı, geçmişin adaletsizliklerinin farkındayız, topraklarımızda adalet ve özgürlük için bedel ödeyenleri saygıyla anıyoruz, ülkemizi inşa edip kalkındırmak için çalışmış olanlara saygılıyız ve Güney Afrika’nın bize, bütün farklılıklarıyla içinde yaşayanlara ait olduğuna inanıyoruz. Bundan dolayı, geçmişin bölünmüşlüklerini iyileştirmek ve demokratik değerlere, sosyal adalete ve temel insan haklarına dayalı bir toplum kurmak, yönetimin halkın iradesine dayandığı ve her yurttaşın yasa tarafından eşit ölçüde korunduğu demokratik ve açık bir toplumun temellerini atmak, tüm yurttaşların yaşam kalitesini yükseltmek ve her bireyin potansiyellerini özgürleştirmek ve uluslar ailesinde Güney Afrika’yı egemen bir devlet olarak birleşik ve demokratik bir inşa etmek için …bu anayasayı Cumhuriyetin en üst yasası olarak kabul ediyoruz” diye yazar. (Güney Afrika’da Afrikaan ve İngilizce dışında kabileler tarafından konuşulan dokuz dil de resmi dil statüsündedir -aynı bağlamda kabilelerin geleneksel liderliklerine de anayasal statü tanınmıştır). Küçük burjuva reformizmi için bu göz alıcı demokratik giriş ve felsefe -Kürt sorununa uyarlanmış hali üzerinden- kendisini parlamenter sistem içerisine boylu boyunca yerleştirmek, en fazla sendikal-demokratik sosyal reformcu bir muhalefet rolü oynamak için yeterlidir. Gerçeği ise, Güney Afrika’da burjuva egemenliğin bir avuç ırkçı beyaz sınırlılığından çıkıp siyah burjuvazinin de serpilmesiyle daha geniş bir temele oturmasından, dahası siyah işçi ve emekçilerin karşısına çıplak bir burjuva diktatörlük olarak dikilmesinden başka bir şey değildir.

2 yorum

  1. “Gerçeği ise, Güney Afrika’da burjuva egemenliğin bir avuç ırkçı beyaz sınırlılığından çıkıp siyah burjuvazinin de serpilmesiyle daha geniş bir temele oturmasından, dahası siyah işçi ve emekçilerin karşısına çıplak bir burjuva diktatörlük olarak dikilmesinden başka bir şey değildir.”
    Simdi sormak istedigim sudur;isci ve emekcilerin karsina burjuva diktatorlugunun ciplak sekilde ortaya cikmasini saglayan bu refomlar ilerici midir?Gerici midir?Bildigim tum ilerici reformlar emperyalizme ve kapitalizme karsi devrim mucadelelerinin yan urunleri olmustur,Devrim hedefi gutmeyen ve anti emperyalizmi sinirli-hatta hic olmayan- siyasal akimlarin bu reform taleplerini dile getirmelerini nasil degerlendirmeli?Bu siyasal talepler neticede belli siniflar tarafindan yurutuluyor,liderlik k.burjuva ya da egemen burjuva disindaki farkli kliklerde olsun farketmez neticede govdesi emekci siniflar.Simdi onlara hangisi soylenmeli,”bu talepler gericidir proleterin agzina yakismaz” mi?,” Bu talepler belirli ozlemlerinizi giderebilir fakat sistemin kendi sinirlarindan kaynakli temel ihtiyaclarinizi ancak sosyalizm-komunizm karsilar”seklinde mi olacak?tesekkur

  2. belirtiğin 2 şık doğru olan sitede çıkan “Darbe yapamamanın dayanılmaz çaresizliği ve değişen güç dengeleri” başlıklı yazıda küçük bir alıntı soruna cevap olabilir:

    “Bununla ve bu belirtilenlerle birlikte mücadelenin kapsamı ve içeriği burjuva demokrasisi içerisinde demokratik hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi ve burjuva demokrasisine karşı mücadeledir. “

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*