Anasayfa » GÜNDEM » Yeni anayasa üzerine-1

Yeni anayasa üzerine-1

Anayasalar salt hukuki değil siyasal metinlerdir. Üzerinde yükseldikleri ekonomik, sınıfsal, toplumsal temellerle birlikte ele alınmalıdır.

Türkiye’nin kısa anayasa tarihi

Türkiye tekelci burjuvazisi, 1980 askeri faşist darbesinin ardından yürürlüğe koyduğu 1982 anayasasını tarihe göndermek için son hamlesini yapıyor. Sahibinin kapısında yıllarca görev yaptıktan sonra artık tiridi çıkmış, bir kenara terkedilmiş, emeklilik plaketi bile verilmeyen bir köpek için onursuz ve düşkün cenaze töreni! Hükümet programının da asli unsurunu oluşturan yeni anayasanın azami 1,5-2 yıl içerisinde -daha açık ifadeyle, Kürt sorununda neoliberal çözümün pratikleştirilmesine yönelik olarak 2013 yerel seçimlerinden önce- yapılıp onaylanması planlanıyor. Tekelci burjuvazi, sınıf egemenliğini artık bir yenisine ihtiyaç duymayacağı -bizim gözümüzde ise proletarya devrimiyle geçersizleştirilmek üzere!- istikrar ve esneklik yetisine sahip bir anayasa ve devlet yapılanması ile pekiştirmeyi hedefliyor.

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana dört anayasa eskitti. Bunlardan en kısa ömürlüsü, Cumhuriyetin kuruluşundan önce yazılan, bir anayasa metni olarak bir dizi temel eksikliği -birey hakları gibi- barındıran 1921 anayasasıydı. Şeriatın varlığını sürdürdüğü 1921 anayasası, kuvvetler ayrılığı ilkesini içermiyor, yasama, yürütme ve yargı yetkilerini mecliste topluyordu. Seçim süresi iki yıldı. Anayasada, Kürt beyliklerinin Osmanlı İmparatorluğu’nda sahip olduğu yerel özerklikten devreden hükümler yer alıyordu. Buna göre, iller, kasaba ve bucaklarda özerk yönetimler yerel halk tarafından seçilecek ve genel siyaset, şeriat, askeri ve uluslararası ilişkiler vd. dışındaki tüm yetkiler -vakıflar, medreseler, eğitim, sağlık, sanayi, tarım, bayındırlık vd.- yerel özerklik yönetiminin yetkilerindeydi. Devlet-birey ilişkilerini düzenleyen hiçbir maddenin bulunmadığı 1921 anayasasında daha sonra Kürt ayaklanmalarına karşı 1927′de yasalaştırılarak uygulamaya koyulan, yine Osmanlı’dan devir olağanüstü hal valiliğine denk düşen ve ancak 1952′de kaldırılan genel müfettişlik kurumu da yer alıyordu. 90 yıllık bu anayasa, içerdiği yerel özerklik hükmünden dolayı uzun süredir Kürt ulusal reformizminin “demokratik özerklik” için anayasal formül olarak başvurduğu referanslardan biri oldu. Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi Sonuç Bildirgesinde de “1921 Meclis ruhuyla hazırlanacak ve yapılacak tartışmalarla sonuca bağlanacak Demokratik Anayasa metninde Demokratik Özerkliğin Kürt halkının statüsü olarak tanınması için çağrı yapıyoruz” çağrısı yer aldı.

Yerini alan 1924 anayasası, henüz zayıf olan ve iktidarı toprak ağaları ile paylaşan burjuvazi içerisinde de sınırları son derece dar, tekçi gerici bürokratik hakimiyet rejiminin ülke içerisinde Kürt isyanları, dünya ölçeğinde de Büyük Bunalım, işçi hareketine ve sosyalizme karşı faşist rejimlerin yükselişi ve emperyalist savaş hazırlıkları gibi etmenlerin ürünü olarak faşist diktatörlük olarak engelsizce şekillenmesinin hukuki dayanağını oluşturdu.

1950′lerden itibaren ivmeli bir birikim sürecine geçen sermayenin yapısındaki farklılaşmadan ve sınıf temelinin genişlemesinden kaynağını alan burjuvazi içerisindeki çelişkilerin şiddetlenmesi -ve buna eklemlenen toplumsal hoşnutsuzluk- uluslararası ölçekte de faşist rejimlerin yıkılışı, ABD’nin başını çektiği emperyalist kapitalizmin savaşın yıkımının ardından genel bir canlanma içerisine girmesi ve Soğuk Savaş’la birlikte, 1924 anayasasının raf ömrü tamamlandı. 1924 anayasası yerini bir askeri darbeyle 1961 anayasasına bıraktı.

1961 anayasası, sol dahil bir dizi tartışmanın konusu oldu. Bunun bir yönünü bir askeri darbe ile yerleştirilmiş ve kitlelere kabul ettirilmiş olması oluşturur. 1961 anayasası sendika, toplusözleşme, grev hakları tanınırken faşist İtalyan ceza yasasından alınmış 141-142. maddelerle düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü engellendi. Toplumsal bir alt üst oluşla gerçekleşen kapitalist gelişim sürecinde işçi sınıfı, köylülük, gençlik ve aydınların dünyadaki akımlardan da etkilenerek mücadele alanına çıkmasıyla değişen koşullar 61 anayayasına maledildi. Bugün TÜSİAD dahil anayasal kurum olmaktan çıkarılması istenen MGK’yı yerleştiren 1961 anayasasıdır. Sermaye içerisindeki çelişkilerin zor yoluyla çözülmesi, sonraki onyıllar için de bir izlek oluşturdu. Erdoğan’ın da kullandığı “bürokratik oligarşi” gibi kavramların tarihsel kaynaklarından biri -öncesiyle beraber- buydu. Buna karşılık devletin tanımında insan hakları kavramının anayasaya girmesi, grev ve toplu sözleşme haklarının anayasada yer alması, işçi ve genel demokratik muhalefetin daha önce görülmedik ölçülerde ortaya çıkması ve hakim sınıfları 1980′e uzanan yönetememe kriziyle karşı karşıya bırakması ve askeri faşist cuntanın devleti güçten düşürdüğü gerekçesiyle 1961 anayasasını hedefe çakması, soldaki reformist yanılgıları derinleştirmekle kalmadı. Burjuva anayasallığa en uzak olması gerekenler içerisinde, meşruiyetlerini anayasaya dayandırmak gibi tutumlara bile yol açtı!

İşçi hareketinin ’60′ların ortalarından itibaren süreklilik ve yaygınlık içerisinde seyreden yükselişi, ’70′li yıllara antifaşist halk hareketinin damgasını vurması, Kürt isyanlarından bu yana ilk kez kontrolü yitiren hakim sınıfları devrim korkusuyla yüz yüze bıraktı. Zayıf bir sermaye yapısıyla karşılanan ekonomik kriz, yönetememe krizi, siyasal kriz, parlamento krizi birbirini büyüterek bu korkuyu ağırlaştırdı. Kar oranlarındaki düşüş karşısında üretimin teknik temelini ve organizasyon biçimini yenileyerek neoliberal birikim rejimine geçen emperyalist kapitalizm, siyasal ön açma hamlelerini Türkiye’nin de içinde bulunduğu, demokratik ve antiemperyalist hareketlerle sarsılan yarı sömürge ve bağımlı ülkelerde askeri faşist darbeler tezgahlayarak gerçekleştirdi. Önemli bir bölümü zaten faşist diktatörlük ve tekçi oligarşiler tarafından yönetilen bu ülkelerdeki askeri faşist darbelerle açılan dönem yalnızca gerici beyaz bir dünya siyasal ikliminin varlığıyla işlev görmedi. Aynı zamanda özelleştirme, taşeronlaştırma, sosyal güvenlik ve ulusal sağlık sisteminin tasfiyesi vb ile -engelleyici tüm faktörlerin sıfırlandığı koşullar altında- dünya kapitalist sistemi için pilot uygulama rolü oynadı. Kar oranlarındaki düşüşün mutlak ve nispi artıdeğer sömürüsünün köklenerek giderilmesi, yüksek kar transferleri, emperyalist ülkelere olan borçların işçi ve emekçileri eze eze ödetilmesi, tarımın tasfiyesi vb. yoluyla sistemin bütünü için soluk borusu oldukları gibi, Türkiye’de de sermaye birikiminin ivmelenmesini sağlayarak geri kapitalizmin bugünkü orta-ileri düzeye geçişi için ilk basamak işlevi gördü.

Önceki siyasal rejim tipi ve özellikle 1961 ve 1982 anayasalarının emperyalist kapitalist dünya sisteminden ayrıştırılarak, salt ülke koşulları ile açıklanamayacağı bilinen bir olgu iken, bundan çok daha fazlası bugün yeni anayasa için geçerlidir. Anayasa, sermayenin ve devletin uluslararasılaşmasının, iç siyasetin dış siyaset tarafından belirlenmesinin, kapitalizmin ve burjuva devletin önceki düzleminden devreden tüm sorunların neoliberal birey ve grup aidiyeti ve kimlik temelli çözümünün anayasası olacaktır. Kürt ulusal reformizmi nezdinde Kürt burjuvazisinin kuyruğuna takılan küçük burjuva devrimci reformizmin “emekten ve kardeşlikten yana anayasa” doğaçlamalı vokali de tekelci burjuvazinin istikrar ve esneklik paydasının enstrümanı olarak işlev görecektir. Küçük burjuva devrimci reformizmin ezberini oluşturan ‘yarı sömürge ve bağımlı ülkelerde faşist diktatörlükler, emperyalist ve gelişmiş kapitalist ülkelerde burjuva demokrasileri hüküm sürer’ (bunun bir diğer söylenişi ise ‘kapitalizmin tam hakimiyeti altında gündemde olan devrim değil sosyal reformdur’ şeklindedir) “realitesi”, yerini burjuva devlet tipinin küresel ölçekte neoliberal burjuva demokrasisi biçiminde -sarsıntılar içinde- standardizasyonuna bırakmaktadır. Işçi sınıfı dünya ölçeğinde bu realitenin karşısında işçi devrimleri ve sınıfsız komünist topluma yürüyen sosyalist işçi demokrasisi hedefiyle donanmak, güncel anayasa mücadelesinde komünist devrimcilerin konumu da çıkışını buradan almak zorundadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*