Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Yalancı tanık

Yalancı tanık

Memleketin birinde tam Adliye binasının karşısında Yalancı Tanıklar Kahvesi varmış. Mahkemede şahide ihtiyaç duyanlar gelip buradan kendilerine tanıklık yapacak kişiler bulurlarmış, uygun bir ücret karşılığında. Bir gün, vatandaşın birinin bir dava için tanığa ihtiyacı olmuş. Utana sıkıla girmiş kahveye, biraz çekinik etrafa bakarken kahvenin müdavimlerinden biri yanaşıp “Buyur abi, birine mi baktın?” diye sormuş. Bizimki ”Bir davam var da” demiş, ”Konu ne abi?” diye tekrar soran müdavim, ”Alacak verecek davası” cevabını duyunca ” Daha ödemedi mi abi o şerefsiz borcunu demiş!”. ”Yok öyle değil, borçlu benim” deyince bizim vatandaş, profesyonel yalancı tanık yapıştırmış cevabı: ”Oooo, abi sen de kaç kere ödeyeceksin bu borcu!”

Siyasal iktidarla medyanın ilişkisi işte tam da bu şekildedir. Olayları iktidarın, sermayenin çıkarları açısından değerlendirmede yalancı tanıklık görevini yerine getirmek için cansiperane çalışırlar.

Gezi Parkı direnişiyle başlayan eylemleri önce görmemeyi tercih eden medya, TV kanalları olaylar artık saklanamaz bir boyuta geçince gelen protestolarında zorlamasıyla lütfen tarzında yayın yapmaya başladılar. Direnişçilerin meşru ve haklı kalkışmalarını daha fazla gizleyemez hale geliverdiler. ‘Gizleyemiyorsak o zaman çarpıtırız’ moduna geçmeleri de beklendiğinden çabuk oldu. (Kürt savaşı pratikleri ortada ve elleri sıcak; Roboski’den talimliler ne de olsa). Habertürk ve NTV muhabirleri birbirleriyle yarışırcasına yalana tanıklığa soyundular. Taksim’in, İstiklal’in ara sokaklarında polisin vahşi saldırısını ”Marjinal gruplar polise saldırıyor” diye veren Habertürk muhabiri yalanının karşılığını canlı yayında bir eylemciden yediği tokatla alıyordu. NTV’nin Ankara’dan bildiren muhabiri ise insanların gözünün içine baka baka yalan söylemekten çekinmedi. Eylemcilerin alkol duvarını aştığını, ayakta durmakta zorlandığını, buna rağmen çevreye, işyerlerine, insanlara saldırdıklarını söyleyebildi. (Tayyip, direnişçilere “sarhoşlar, ayyaşlar” diye saldırınca yalancı şahit ne yapsın, ”Daha ödemedi mi abi o şerefsiz borcunu” diyor!) Ayakta duramayan insanlar tüm bunları nasıl yapıyorlar orası anlaşılmıyor. “Camide içki içildi” yalanı ise tüm bunların üzerine tüy dikti. Yalan ve dezenformasyonda sınır tanımıyorlar. Türbanlı bir kadının 8 aylık çocuğuyla saldırıya uğradığı da bunlardan biri. Ahlak sınırlarından bahsetmeye gerek yok. Ortada olmayan bir şeyin sınırını tartışmanın da anlamı olmaz zira. Neyse ki eylemin gücü ve kitleselliği, sosyal medya etkinliği yalanları daha kaynağından deşifre edebiliyor. İtibarsızlaştırmaya soyunanlar itibarsızlaşıyor. Onlara çağrımız daha fazla konuşmaları, daha fazla yazmalarıdır.

Kendini merkez medya diye konumlandıranlar dışında bir de hükümetin yardakçısı yandaş medya var. Bunların bir kontrgerilla merkezinden, psikolojik savaş ve dezonformasyon üssüden hiçbir farkları yok. Onlara göre olayları dış güçler organize etmişler (zaten MİT 3 ay önce hazırladığı istihbarat raporlarında uyarmış hükümeti. Yerseniz.) Öyle ki uluslararası yayın kuruluşları daha olaylar başlamadan gelip Türkiye’de, İstanbul’da rezervasyon yaptırmışlar. Aslında bir sorun yokmuş, saf direnişçileri üç-beş tane gavur ajanı kışkırtmış! Bizimkiler de hemen gaza gelivermişler (madem öyle, niye eylemcilere bu kadar hakaret edip duruyorsunuz?!). Borsada yaşananlar da hep bu planın parçasıymış. İnanırsanız, böyle şeyler de varmış. Ha, bir de faiz lobisi (Başbakan’ın en sevdiği argüman oldu bu, tekrarlayıp duruyor). ABD gazetelerinde ilan vermişler. Amaç Türkiye’nin istikrarını (neyin, kimin istikrarı?) bozup, kendi kirli emellerine çıkar sağlamakmış. Yoksa direnişçiler o kadar parayı nasıl bulurmuş. İnternet üzerinden yapılan çağrıyla bağış kampanyası düzenlendiği, binlerce insanın buraya 3-5 dolar bağışta bulunduğu ve toplamda 70 bin küsur toplandığı, bunun 50 bin küsuruyla ilan ücreti ödendiği söylenmiyor tabi. Bu işi faiz lobisi denen faili meçhuller yapsa, böyle bir kampanyaya ihtiyaç duymazlardı herhalde! Faiz lobisi denilen emperyalist kurumlarla, kredi derecelendirme kuruluşlarıyla, bankalarla düne kadar can ciğer kuzu sarması (ülkedeki bankaların büyük bir bölümü zaten bu ”yabancıların” ”faiz lobisi” diye suçlananların elindedir. Bunun da yasal altyapısını hazırlayan AKP’den, önceli Kemal Derviş’li hükümetten başkası değil) olan hükümetin telaşla milliyetçi-muhafazakar-dinci argümanlara sarılması çok mu manidar? Hani paranın dini-milliyeti olmazdı, kredi derecelendirme kuruluşu Fitch kredi notunuzu yükselttiğinde övünerek bunun propagandasını yaparken faiz lobisi, emperyalist kurum olduğunu bilmiyor muydunuz? O zaman bu vb. kuruluş ve ”yabancı” ülkeler bizi daha iyi analiz ediyor, objektif değerlendiriyor diyordunuz (Bakınız RTE’nin meclis konuşmaları). O zamanlar bu ”objektif” değerlendirmeler ideolojik değildi de, bugün birdenbire ideolojikleşip, Türkiye’nin gelişip güçlenmesini istemeyenlerin işi oluverdi?!

Burjuva politikası, medyası işte böyledir. Orada her türlü yalan dolan, dalavere, üç kağıt, iftira, aldatma vardır. Kişisel onur, gurur gibi kavramlar arpalıklarla yer değiştirivererek çoktan lugattan düşürüldüğü için açıktan her türlü yalanı söylemek de, kitleleri aldatmak da onlar için meşru; iktidar, çıkar, rant kavgasının olmazsa olmazıdır. İşçi sınıfı ve emekçi kitleleri kim daha iyi aldatıp, demagoji ve dezenformasyon yeteneğini konuşturursa; sermayenin çıkarlarını türlü hokkabazlıklarla işçi ve emekçilerin çıkarıymış gibi gösterirse o en başarılı politikacıdır.

Bunun medya versiyonu da vardır tabii. Sermayenin, burjuva politikacıların çıkarları (ve tabii kendi çıkarları da) için sayfa ve ekranlarını dezenformasyon ve demagojiyle boğmaktan imtina etmezler. Sanayi, ticaret sermayesi ile medyanın iç içe geçtiği bir dönemdeyiz ve bu iç içe geçiş nedeniyle burjuva anlamında dahi habercilik ölmüştür. Medya bugün patronlarının diğer alanlardaki işlerini geliştirmenin, karını katlamanın siyasal iktidardan yağlı kemik parçalarını kapma derdindedir. Son günlerde Habertürk-Ciner Medya’nın gösterdiği tavır buna ibretlik bir örnektir. Gezi direnişini görmeme, karalama, siyasi iktidara, Başbakan’a güzelleme düzme konusunda sınırlarını aşmıştır. İşin aslı kısa bir süre de açığa çıkmış, Habertürk bu performansının ödülü olarak (ya da böyle bir performans göstersin diye) TMSF’nin daha birkaç gün önce el koyduğu SHOW TV ve SKY Türk televizyonları ve Akşam gazetesi ile çeşitli dergilere ihalesiz olarak sahip olmakla almıştır. İşçi ve emekçilerin taleplerini, direnişlerini, devlet zulmünü görme; doğanın, çevrenin yıkımına ses çıkarmak yerine (ki Ciner Madencilik olarak yarattıkları çevre tahribatları da bilinmektedir) duble yol refüjlerine dikilen ağaçların ne büyük çevrecilik olduğuna dair haberler yap, karşılığında milyonlarca liralık kuruluşları kapıver. Yandaşlık kazandırır. Fakat bu yolun yol olmadığını geç de olsa acı bir şekilde öğreneceklerdir.

Gezi Parkı direnişi kitlelerin bilincinde şimşekler çaktırdı. Bizlerin yıllarca uğraşıp yaratamadığımız bilinci birkaç günde oluşturuverdi. Mücadele ve direniş ona katılanları gerçekle tanıştırır. O güne kadar devletin, medyanın, eğitimin…bilimum burjuva organın yarattığı yanılsamalar dünyası bir balonun patlaması gibi yok olur, dağılır. Kendisi pratiğin içinde olduğu için söylenen yalanları görmesi buna tepki duyması için uyarana ihtiyaç duymaz. Kim sahtekar, kim yalancı tanık bilir, bunlara zemin sunan düzeni sorgular, değiştirmeye çalışır.

Ercan Akpınar
Sincan F Tipi Hapishanesi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*