Anasayfa » BASINDAN » ‘Yalan hiç yıkılmayacakmış gibi görünür’

‘Yalan hiç yıkılmayacakmış gibi görünür’

Murat Yetkin – Radikal – 13 Şubat 2011

‘Ben gidersem kaos gelir.’ Arap diktatörlerin halkı korkutup kendilerine bağlı kılmakta kullandıkları en büyük yalan

Mısırlı arkadaşım benimle yaşıt, elliyi devirdik. Dün sabah sesinde çiçekler açarak konuşuyordu telefonda: “Yani Murat, ben ömrümün böyle, bu kötü kaderimizin içinde biteceğini sanıyordum. Ben böyle bir şey göreceğimi sanmıyordum. Her şeyleri çok güçlüydü, sarsılmaz görünüyordu. Yıkıldı. Ben bugün yeniden doğdum.”

Arkadaşımın üniversiteli kızı, ilk günlerden itibaren, bu örnek barışçıl direnişi internet üzerinden örgütleyen gençler arasında. Zaten 11 Şubat devrimi, her siyasi görüşten, iyi eğitim almış, orta sınıftan gençlerin başlatıp bugüne getirdiği bir hareket olarak siyasi tarihteki yerini alacak. Kahire’nin bastırılmış ve yıldırılmış yoksulları zaten Tahrir’e ulaşamamışlar bile. Birkaç gün önce El Cezire’nin meydanda konuştuğu bir genç, “Üniversite bitirdim; İngilizce, Fransızca konuşuyorum, İtalyancam var, sokakta meyve satıyorum, artık yeter!” diyordu. Daha üzerinden bir ay geçmedi, Tunus’ta Zeynel Abidin bin Ali’yi deviren isyan, üniversite mezunu bir gencin işporta tezgâhını elinden alan zabıtaları protesto için kendisini yakmasıyla başlamamış mıydı?

İşsizlikten çok, özgürlük
İşte Kahire’yi terk etmek zorunda kalışından bir gün önce, Hüsnü Mübarek çıkıp bu umut arayan eğitimli gençlere “Size bir babanın evladıyla konuştuğu gibi konuşmak istiyorum” perdesinden lafa girince çileden çıktılar.

Ama korkunun kırıldığı nokta başkasıydı. Ertesi gün, yani 11’inde ordu halka “Evinize gidin, mesaj alındı” çağrısı yaptı. BBC meydandan bir gence sordu; dönecekler miydi? “Demokrasiyle yaşayan ülkeleri seyrediyoruz, görüyoruz” dedi genç; “Biz de istiyoruz. Hiçbir yere gitmiyoruz”. Yani Tahrir Meydanı’nı dolduran yalnızca ‘işsizlik, yoksulluk’ değildi; ondan çok daha fazla, özgürlük özlemiydi.

Dolayısıyla ordu istiyor diye de evlerine gitmediler. Tersine, başka meydanlara da doldular. Ordu, Mübarek’e bunun üzerine “Artık bitti” deyince, birkaç saat içinde Kahire’yi terk etti.

Sırada ne var?
Sırada seçim yok. Evet, bakanlar, parlamento istifa etmiş sayılıyor. Şimdilik ABD’den AB’ye dek herkes, “Aman şu geçiş dönemi sana emanet” dediği Mısır ordusuna destek havasında, ama Mübarek gitse de rejimi henüz gitmiş değil.

Şimdi sırada, rejimin nasıl gideceği ve yerine ne kurulacağını belirleyecek olan anayasa yapımı var. Dolayısıyla anayasa yazım heyetinin kurulması, bu aşamada en öncelikli unsur. Burada belli başlı bütün partilerin yer alması bekleniyor. Mübarek’in Al-Vatan partisine bu komisyonda yer olacak mı, belli değil. Ama Mısır’ın en geniş siyasi hareketi olduğuna inanılan Müslüman Kardeşler (El İhvan), onun içinde partileşme sürecine giren ve Türkiye’de AK Parti’yi model alan El Vasat hareketi, Batı yanlısı liberal El Vafd, sosyalist Tagammu Partisi (belki ortaya çıkacak yeni partiler) ve tabii ki asker, üniversite ve yargıçlar yer alacak.

Bu komisyonun çalışmayı birkaç ay içinde tamamlaması beklenecek. Sonra sırada, bundan böyle seçimlerin de nasıl yapılacağını söyleyen anayasanın halkoyuna sunulması olacak. Sonra seçimler. Bu süreç, halen seçim için öngörülen eylül ayına yetişirse ne mutlu Mısırlılara.

Korku ve yalan kartı bitti
Arkadaşım Hâla’nın anlattığı bir şey daha var. Tahrir Meydanı’nda Müslüman göstericiler namaza durduğu sırada Hıristiyan ve Yahudi göstericiler etraflarında koruma çemberi oluşturuyorlarmış. Bu güzel, ama şu gözlemi korkunç:

“On beş günden fazladır ülkedeki bütün kiliseler, sinagoglar, camilerin önünde hiçbir polis, asker koruması yoktu. Ama neredeyse gün aşırı bir kiliseye, sinagoga, camiye saldırı haberi aldığımız, sonrasında çıkan olaylara üzüldüğümüz ülkemizde bu süre içinde hiçbirine bir tek saldırı olmadı. Ne düşünüyorum, biliyor musun? Bu saldırıların Mübarek rejiminin adamlarınca yapıldığını düşünüyorum. Amaç, bizim üzerimizde korku oluşturmak, kendileri giderse ülkede kaosun hüküm süreceği korkusuyla bizi sürekli bağımlı kılmaktı. Ama artık bitti. Artık kimse onların yalanlarından korkmuyor. Çünkü bütün korku ve yalan kartlarını oynadılar, bitti.”

Hâla anlattıkça benim zihnimde beliren Ataol Behramoğlu’nun dizeleriydi. Şöyle:

“Yıllanmış bir ağaç gibi köklü, gür / Yalan hiç yıkılmayacakmış gibi görünür/ Hükmü verilmiştir oysa: /Yıkılacak. Çürümüştür.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*