Anasayfa » GENÇLİK » Wal-Mart CEO’su rahat uyuyor

Wal-Mart CEO’su rahat uyuyor

Wal-Mart önünde, eylem yapıyor. Wal-Mart CEO’su ile işçi kazançları arasındaki uçurumu protesto ediyor:
İşçileri bir paket kurufasülye ve pirinç alınabilecek bu para ile çalıştırdığınız halde, yatağa yatıp nasıl rahat uyku uyuyorsunuz!”

Wal-Mart CEO’su, Mike Duke yerine, biz yanıtlayalım: Sayenizde!

Evet; ayda 35 milyon dolar kazanan, Wal-Mart CEO’su Mike Duke; Wal-Mart önünde protesto eylemi yapan, ABD Şikago Belediye Meclisi üyesi Ed Smith sayesinde, rahat uyuyor.

Hoppala! Bu da nerden çıktı şimdi, diyeceksiniz. Öyle ya; adam, “gelir dengesizliğini” teşhir ediyor; eleştiriyor. Üstelik, şirketin önünde eylem yapıyor. Dahası, bu konuyu, üyesi olduğu, belediye meclisinde gündem yapıyor!…

Halbuki; tam da bu nedenle: Ed Smith, teşhir edip, eleştirip, protesto eylemi yaptığı için, rahat uyuyor!

Çünkü, Wal-Mart; sadece kendi CEO’sunu değil; dünyanın tüm emperyalist tekellerinin CEO’larını da kapsar. Rekabet halinde olsalar da; aynı sınıfın, sermaye sınıfının CEOlarıdırlar. Sermayenin sınıf çıkarlarının CEOlarıdırlar. Çünkü, Wal-Mart; sadece kendi sömürdüğü işçileri değil; dünya işçi sınıfının ve emekçilerinin bütününü kapsar. Çünkü, Wal-Mart; sadece G-20’yi değil; dünyadaki bütün devletlerin bürokrasilerini, belediye bürokrasilerini vb. de kapsar…

Wal-Mart, Şikago Belediye Meclisi’ni de kapsar, bu meclisin üyesi, bizim eylemci, Ed Smith’i de. Aynı sınıfın, sermaye sınıfının üyeleridir. Biri dev çaplı emperyalist sermaye; diğeri, sermayeleşmiş belediyenin sermayeleşmiş meclisinin sermayeleşmiş üyesidir.

İyi de; o zaman, “bizim” Ed, CEO Mike’ı neden protesto ediyor, diye soracaksınız?! Soruyu soran işçi okurlarımızı yanıtlayalım: “Bizim” Ed Smith, CEO’yu, siz protesto etmeyin diye, protesto ediyor!…

“Bizim” Ed Smith, gerçekte “bizim” falan değildir. Tam tersine, sınıf düşmanımızdır. Sınıf düşmanımız Ed’in önüne koyduğumuz “bizim” kelimesi; sınıf kardeşlerimize yönelttiğimiz, mizahi bir eleştiriden ibaret. Bizim Çelebi, bizim Kılıçdaroğlu, bizim Kutlu, bizim Uslu, bizim patron, bizim işyeri, bizim takım, bizim mahalle, bizim bakkal vb. Her işçi, kendi sınıfsal toplumsal yaşamında, “bizim” olarak kodladığı, anlamlandırdığı, sınırsız ilişkiye sahiptir (İşçi okurlarımız; bir dakikalığına durup; kendi yaşamlarındaki “bizim” listesine şöyle bir göz atsınlar…). İşte, bu “bizim” olarak içselleştirdiğimiz her ilişki; bizi, sınıfsal toplumsal ihtiyaçlarımızı net olarak açığa çıkarmamızı, talepleştirmemizi; bu ihtiyaç ve taleplerimize yönelik bir araya gelmemizi, örgütlenmemizi ve eyleme geçmemizi, biraz daha zorlaştırır. Hepimizin yaşantısındaki bu “bizim”ler öylesine çokturlar ki; kendimizi, örümceğin ağına yakalanmış sinek gibi buluruz: Örümcek, öyle acele de etmeden, yanımıza gelir, iğnesiyle bizi sokup zehirleyip felç eder; daha sonra yemek üzere, salgıladığı ağ ile iyicene, kat kat sarıp paketler…

Yaşantımızdaki, “bizim” dediğimiz ilişkilerin ezici çoğunluğu; sınıfsal toplumsal ihtiyaçlarımız, sorunlarımız olağanüstü arttığı, geliştiği halde; bu ihtiyaçlarımızı karşılamaya yönelik adım atmamızı engeller. En iyi halde, yoldan çıkarır; suya götürüp susuz getirir, oyalar, yumuşatır: İşçi sınıfının ihtiyaç ve talepleri ile, sermayenin ihtiyaç ve talepleri arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı ortadan kaldırıp, içiçe geçirip, muğlaklaştırır. Ortadaki soruna dair, uzlaşmaz karşıt sınıfların uzlaşmaz karşıt çözümlerini mücadele içinde ayrıştırmak yerine; bulanıklaştırır…

Tek bir örnek verelim: Bizim Çelebi! DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, Bilgi Üniversitesi’nde sendikalaştıkları için işten atılıp direnişe çıkan Sosyal-İş Sendikası üyesi işçileri ziyaret etti: Biçimsel, iş olsun diye yapılmış da olsa, sınıf dayanışması! Süleyman Çelebi, bir gün sonra, TÜSİAD ile görüşüp, TÜSİAD ile kol kola, el ele, omuz omuza, TÜSİAD’ın işçi sınıfı ve emekçileri sömürme ve ezmeyi bir üst düzeye çıkaran programını tümüyle benimsediklerini, kendi programları bildiklerini, açıkladı: Sınıf işbirlikçiliği!

“Bizim” Çelebi’nin; DİSK’te örgütlü işçileri, işçi sınıfını; ona hiç ihtiyaç duymadan sürdürdüğümüz direnişimize, bir zahmet lütfetmesiyle, bizi tav edip… TÜSİAD’a bağlamasını… TÜSİAD’ın, AB’nin, G-20’nin, dünya çapında, işçi sınıfı ve emekçilere karşı, bir üst düzeyden ve topyekün başlattığı saldırıyı onaylamamıza, bağlamasını, açıklamaya gerek var mı!?…

İşte, “bizim” Ed Smith’in de yaptığı budur!
Wal-Mart işçilerinin, işçi sınıfının Ed Smith’i olmaktır!
CEO’nun, sömürdüğü işçilerin, işçi sınıfının korkunç tepkisini toplayan; bu dev çaplı tepkinin: Bugün değilse yarın, yarın değilse öbür gün: Şikago’dan başlayıp Wal-Mart’ın dünya çapındaki zincirine, tüm mağazalarına yayılabilecek, birleşip bütünleşebilecek militan kitlesel grev zincirine, militan gösterilere dönüşme ihtimalini öngörmektir. Öngörmekle yetinmeyip, cansiperhane öne atılıp, pankartı kapıp Wal-Mart’ın önüne dikilip, protesto edip, “bizim” Ed olmaktır!

CEO’nun 1 milyon dolarlık günlük kazancının, mümkünse, 999 bin 999 dolar 99 sente indirilmesini; Wal-Mart’a sömürülüp ezilen işçinin 8,75 dolarlık günlük ücretinin, mümkünse, 8,76 dolara çıkarılmasını, istemek, dillendirmektir. Hatta, gerilim daha da artarsa, bu isteyip dillendirdiğinin, gerçekleşmesini sağlamaktır. Elbette, bunun gerçekleşmesini, Şikago Belediye Meclisi sağlayamaz! Şikago Belediye Meclisi, bu sorunu mızmız bir dillendirmekten öteye geçer de, olur a, sesini yükseltirse eğer: Wal-Mart, internet üzerinden satışa sunduğu tabutlardan, belediye meclisi üyesi sayısı kadarını, belediye meclisinin önüne dizer. Şikago Belediye Meclisi, olur a, intihar eğilimli olup, hala sesini kesmezse eğer; Wal-Mart, onu, binası ile birlikte gömer. Ardından da; Wal-Mart’ın internet sitesinde, yeni bir ilan verir: “Her türlü meclis, ister belediye, ister Kongre, ister TBMM olsun; özenle gömülür! Tek bir tıklama yeter!”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*