Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » TÜSİAD konuşuyor!

TÜSİAD konuşuyor!

TÜSİAD, 15 Temmuz’un yıldönümü vesilesiyle bir açıklama daha yaptı. TÜSİAD’ın bu açıklaması da, sol basında genel eğilim itibarıyla olduğu gibi, amiyane demokrasi söylemleriyle, yorumsuz ve eleştirisiz yer aldı.

TÜSİAD’ın demokrasi rol ve vaatlerine soyunmasını, eleştirisiz vermek, niyet ne olursa olsun, onaylamak, TÜSİAD’ı ve TÜSİAD’ın her açıklamasında özetlediği “21. yüzyılda yükselen Türkiye (kapitalizmi)” programını sol ve işçi sınıfı içinde meşrulaştırmaya hizmet etmek demektir. Küçük burjuva soldaki, korkunç sınıf ve kapitalizm körlüğünün, ‘AKP-Erdoğan’ı demokrasi diyerek eleştirir görünen kim olursa olsun, bizdendir” pragmatist oportünizminin ifadesidir.

TÜSİAD’ın Türkiye’de neoliberal kapitalist dönüşüm ve sosyal-yıkım programının başlıca mühendis ve koçbaşlarından olduğunu unutturmaktır.

AKP-Erdoğan’ın aynı zamanda bir TÜSİAD projesi olarak yükseldiğini, unutturmaktır.

TÜSİAD’ın mevcut burjuva-faşist devlet iktidarının temelinde, arkasında ve içinde yer alan bir tekelci oligarşik kapitalist güç olduğunu unutturmaktır.

“Tek adam diktatörlüğü” denilenin, Erdoğan’ın TOBB-YASED toplantısında ‘OHAL, işçi sınıfının grev, direniş ve örgütlenmelerini bastırarak sermayenin rahatça büyütülebilmesi içindir’ anlamına gelen sözleriyle apaçık söylediği gibi, sermaye diktatörlüğü olduğunu unutturmaktır.

Neoliberal, yani tekelci oligarşik burjuva demokrasisinin, herkes, hele ki toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan işçiler ve kent ve kır yoksulları için demokrasi değil, onların daha fazla sömürülmesi temelinde sermayeyi büyütme demokrasisi olduğunu unutturmaktır.

TÜSİAD demokrasisinin, ayda 160 işçinin sermaye cinayetlerinde öldürülmesini, sermayenin emek, insan, doğa talan ve yıkımını, işçi sınıfına resmi ya da fiili grev, direniş, örgütlenme yasaklarını, nüfusun yüzde 15’inin mutlak yoksulluk sınırı altında, 25 milyon kişinin de yardımlarla geçinebilmesini bir demokrasi sorunu olarak görmediğini, ücretli kölelik üzerinde yükseldiğini unutturmaktır.

TÜSİAD demokrasisinin, işçilerin sınıf olarak, Kürtlerin ulus olarak gerçek talep, ihtiyaç ve özlemlerini dışlayan ve bastıran “Milli Birlik demokrasisi” olduğunu unutturmaktır.

TÜSİAD demokrasisinin, küresel temelden sermaye birikimi ve rekabeti payandası, örtüsü ve kredibilitesi demokrasisi olduğunu unutturmaktır.

TÜSİAD demokrasisinin, kitlelerin güven ve beklentisinin kalmadı parlamento, yargı ve AB sürecini, yeniden sermaye için ve kitlelerin artan tepki ve öfkelerini mali oligarşik sisteme soğurmak için kullanılabilir hale getirme demokrasisi olduğunu unutturmaktır.

TÜSİAD, Türkiye’de sermaye birikiminin yavaşlamasından devlet iktidarının bugünkü biçimiyle kırılganlaşmasından rahatsız. Programının özü, mali oligarşik sermaye birikim ve egemenliğini yeni ve daha üst bir düzeye çıkarmak, bunun emek üretkenliğini (yani artı-değer sömürüsünü ve toplumsal sömürü kapasitesini) yükseltecek kapsamlı yeniden yapılandırma düzenlemeleri.

Uzun bir aradan sonra, yeniden “eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, çalışma hayatı standartları, çoğulculuk, bireysel kültürel siyasal ve ekonomik alanlardaki özgürlükler” gibi (gerçekte “ulusal istihdam stratejisi” ve yeni dalga neoliberal yapılandırmaların estetize ifadeleri olan) konuları yeniden dile getirmeye başlaması, iç yalpalama ve çatlaklarını büyük ölçüde giderip bu 5 maddelik programı çerçevesinde daha etkin politika yapmaya başladığını gösteriyor. CHP’nin adalet yürüyüşü de bunun göstergelerinden biriydi.

Kısaca: Eğitim, toplumsal (bilimsel, teknolojik, organizasyonal) emek üretkenliğini (nisbi artı değer sömürüsünü) artırmak ve bu alandaki hızlı gelişmelere daha hızlı uyum sağlayabilecek nitelikli ve ara-teknik (ve tabii ki esnek-güvencesiz-dinamik) işgücü ihtiyacını ifade ediyor. “Toplumsal cinsiyet eşitliği”, kadınları daha yaygın olarak işgücü piyasasına ve tüketiliğe çekmek için gerekli. “Çalışma hayatı standartları”, sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesini hızlandıracak, ilkel birikimci sermaye kesimlerini devre dışı bırakacak bir etken. Çoğulculuk, Kürdistan’ı maliyeti düşüren yatırımlara açmak, Kürt aşırı ucuz işgücünden daha fazla yararlanmak, ve tabii yeni sermaye birikim alanları ve piyasa çeşitlendirmesi için gerekli… Hepsi biçimsel ve hepsi yavaşlayan sermaye birikim ve egemenliğine yeni bir itilim kazandırmaya odaklı…

“Türkiye kapitalizminin stratejik dönüşüm programı” başlıklı yazımızda şunları söylemiştik:

“Burjuvazinin yeni stratejik dönüşüm programı ve sosyalizm

Kapitalizm üretici güçleri (bilimsel, teknolojik, organizasyonal üretkenlik artışı, insanın ve doğanın üretken ve yaratıcı yetileri…) istediği hızda geliştiremiyorsa, bunun nedeni yine kendisidir; kapitalist üretim ve egemenlik ilişkileridir. Üretici güçlerin geliştirilmesinin toplumsal ihtiyaçlara; insanın çok yönlü gelişim ihtiyacına değil, sermaye birikim ve karlılığına bağımlı olmasıdır. Kapitalizm üretici güçleri geliştiremiyor değil; fakat ne kadar çok geliştirmişse, daha fazla geliştirmekte o kadar zorlanıyor! Bir birim sermayenin bile karlılığı, yalnızca çalıştırdığı işçileri daha derin sömürmesine değil, tüm toplumun bu temelde yeniden organize ve daha üst düzeyde seferber edilmesine bağlı hale geliyor. Yalnızca bilim, teknoloji, emek, doğa değil, tüm toplum, tüm toplumsal-siyasal-kültürel kurumlar, toplumsal yaşamın her alanı, sermaye birikimi ve karlılığı için “azami verimlilik” (kar-maliyet hesabı) kıstası temelinde, daha toplumsal daha bileşik üretici güç faktörü olarak, yani bizzat sermayeleştirilerek, yeniden organize ediliyor.

Fakat ne için? Yavaşlayan sermaye birikimini ve karlılığı bir üst düzeye çıkarmak için. Bunun için emeği, insanı, doğayı, tüm toplumsal yaşamı durmaksızın daha geniş kapsamlı ve daha derinlemesine sermaye birikim çarkları içine çekerek ve sermaye için durmaksızın daha “verimli” olmaya zorlayarak. Artık yalnız ücretli emeğin değil, eğitimin, sağlığın, evliliklerin, ölümlerin, doğumların, doğanın bile sermaye/finansal verimlilik ölçütüne bağlanmasının başka bir anlamı yoktur. Bu bir bilim-kurgusal korku filmi gibi gelebilir, ama kapitalizmin ta kendisidir: Kapitalizmin biricik gelecek kurgusu ve programıdır! Neoliberal kapitalizmin 30 yıllık deneyimlerinden iyi bildiğimiz kötü ünlü stratejik dönüşüm programları, her seferinde kendi yarattığı daha büyük sorunları çözmek adına, daha da büyüttüğü ve derinleştirdiği; emek, insan ve doğa adına giderek bir ölüm kalım sorunu haline getirdiğiyle kalır.

Sermayenin en büyük engeli yine kendisidir, der Marx. Bilimsel komünizm, kapitalist sistemin içindeki uzlaşmaz toplumsal-maddi çelişki ve mücadelelerin sarsıntılarla açığa çıkması ve tarihsel gelişim doğrultusunu esas alır. Mücadeleyi günü birlik bir kendiliğindenci sürüklenmeden çıkarmak, kapitalizmin stratejik dönüşüm programına karşı sosyalist proleter devrimci bir mücadele program ve stratejisi geliştirmek ancak bu temelde mümkün olur. Kapitalizmin karlılık krizine karşı her şeyi daha toplumsal-bileşik üretkenlik artışı organizasyonuna bağlamak zorundaysa, bu aynı zamanda sosyalizmin ön koşullarını geliştirmek zorunda olduğunu, sosyalizme doğru tarihsel zorunluluk eğilimini, emek-sermaye karşıtlığıyla birlikte, kapitalizm-sosyalizm karşıtlığının da geliştiğini gösterir.

Tabii kendiliğinden değil! Sosyalizmin geçmişte kalmış, ya da uzak ve belirsiz bir geleceğin sorunu değil, yakıcı güncelliğinin bilinci ve mücadelesiyle. Türkiye kapitalizminin yeni stratejik dönüşüm programı, bu programın çıkışını aldığı ve çözmeyi vaat ettiği sorun ve çelişkiler, bunun için elverişli bir fırsattır. Bu programın sınıfsal-siyasal karakteri, dar muhalefetin ötesinde sosyalizm temelinde deşifre edilmeli, üzerine somut, güncel, kitleler için ikna edici ve uğruna dövüşme enerjisi verici sosyalist proleter devrimci mücadele program ve stratejisi ile gidilmelidir.” (TÜSİAD programının iç yüzünü ve stratejik kapsamını anlayabilmek için yazının bütününün okunmasını öneririz: http://devrimciproletarya.net/turkiye-kapitalizminin-stratejik-donusum-programi/

TÜSİAD’ın açıklaması:

“Türkiye Cumhuriyeti bir yıl önce, 15 Temmuz akşamında alçakça bir darbe girişimine maruz kaldı. Darbe girişiminin hemen ardından uluslararası medyada yayınladığımız ilan metninde de ifade ettiğimiz üzere, “demokrasiye müdahaleler ancak demokratik standartları yükselterek ve hukukun üstünlüğünü güçlendirerek önlenebilir.” Güvenlik ve özgürlük birbiri ile çelişkili değil, aksine birbirini tamamlayan temel önceliklerdir.

Bu hain girişime karşı ilk anlardan itibaren toplum olarak çok önemli bir demokrasi sınavı veriyoruz. Halkımız, Cumhurbaşkanımız, Parlamentomuz, Hükümetimiz, siyasi partilerimiz, sivil toplum kuruluşları ve toplumumuzun tüm kesimleri 15 Temmuz 2016 gecesi demokrasimize sahip çıktı. Darbe girişimine karşı kahramanca mücadele verirken yaşamını yitiren şehitlerimizi bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz.

Darbe girişiminin hemen ardından dünyanın önde gelen iş dünyası kurumlarının üyesi olarak muadil kuruluşlarımızı, dış temsilciliklerimizi, şirketlerimizin uluslararası ilişkilerini ve tüm küresel ilişkiler ağımızı kapsayan iletişim çalışmalarımızda, her zamanki temel mesajımızı vermeye özen gösterdik: Türkiye’nin demokratik geleceğine inancımız tamdır.

Toplum olarak demokrasi için verdiğimiz mücadele önümüzdeki döneme de ışık tutmalıdır. Türkiye özgürlükler, adalet ve refah ülkesi olarak ancak toplumsal uzlaşma ve çoğulculuk içinde 15 Temmuz’un yarattığı sarsıntıyı geride bırakabilir. Darbe girişiminin arkasındaki karanlık emelleri engellemenin en etkili yolu Türkiye’nin bir an önce olağan bir döneme geçmesi ve milli menfaat konularımızı içeren reform gündemine yoğunlaşmasıdır: Bu çerçevede Demokrasi ve Milli Birlik içinde güçlü bir Türkiye için önceliklerimiz:

Erkler arasında denge ve denetime, güçlü parlamentoya, bağımsız ve tarafsız bir yargı sistemine dayalı çağdaş demokrasi düzeni;
Demokratik standartların ve küresel rekabetçiliğinin en etkin kaynaklarından biri olan AB sürecini kararlılıkla sürdürmek;
Başta eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çalışma hayatı standartları olmak üzere tüm sosyal alanlarda çağdaş bir yaklaşımla ilerlemek;
Dijital dönüşümü gerçekleştirerek, sanayi devrimini tüm boyutlarıyla ele almak; bilim, teknoloji ve inovasyon yetkinliğini hızla geliştirmektir.
Ülkemiz karşıtı siyasal örgütlenmelere ve FETÖ, PKK ve DAEŞ gibi tüm terör odaklarına karşı en etkili mücadele, bu alanlarda milli birlik ve toplumsal çoğulculuk anlayışı ile hareket etmektir.

Başta düşünce ve ifade özgürlüğü olmak üzere bireysel, kültürel, siyasal ve ekonomik alanlardaki özgürlüklerin erdem, gurur ve uluslararası etki kaynağı olduğu bir Türkiye, 21. yüzyılda hızla yükselen bir ülke olacaktır. TÜSİAD olarak bu süreçte evrensel demokratik ilkelerin ve Cumhuriyet değerlerinin savunucusu olmaya ve bu yönde emek vermeye devam edeceğiz.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*