Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » SGBP’nin sendikalar, grev ve toplu sözleşme tasarısı üzerine açıklaması

SGBP’nin sendikalar, grev ve toplu sözleşme tasarısı üzerine açıklaması

Türk-İş Genel Merkezine muhalif sendikaların oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu, Sendikalar, grev ve toplu sözleşme yasa tasarısı üzerine kapsamlı bir açıklama yayınladı.

Açıklama bir dizi önemli noktaya değinmekle birlikte, ufku küresel tekelci kapitalizm AB İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı, İLO gibi neoliberal yönetişim mevzuatının ötesine geçmiyor. Meşru ve fiili mücadele niyeti, taban inisiyatifi gibi bir derdi olmayanların, kullandığı “özgür sendika, özgür toplu sözleşme” tarzı jargon da neoliberal demokratizmi nasıl içselleştirdiklerini ortaya koyuyor!

TOPLU İŞ İLİŞKİLERİ KANUN TASARISI HAKKINDA SGBP AÇIKLAMASI

12 Eylül darbesinin bir ürünü olan 2821 ve 2822 sayılı Yasalar, yasakçı bir zihniyetin ürünü olarak sendikal hakların, toplu pazarlık haklarının. grev haklarının kullanımını engellemiş ve 12 Eylül’den bu yana geçen süre 31 yılı aşmasına rağmen bugüne kadar değiştirilememiştir.

2012 yılı itibariyle SGK verilerine göre işçi sayısı yaklaşık 11 milyon kişidir. Sendikalarda örgütlü işçi sayısı yaklaşık 885.000 kişidir. Toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısı da 580.000 kişidir. Görüldüğü üzere Türkiye’de sendikalaşma oranı % 5’lere kadar düşmüştür. Kamuda örgütlü işçi sayısının belediyeler de dahil olmak üzere yaklaşık 360.000 civarında olduğu göz önüne alınırsa özel sektörde örgütlenme oranı % 2 oranına kadar gerilemiş durumdadır.

Bütün işçileri ve emekçilerin en temel hakkı olan örgütlenme ve toplu pazarlık haklarını doğrudan ilgilendiren söz konusu Kanun Tasarısı, 12 Eylül darbesinin bir ürünü olan ve sendikal örgütlenme ile toplu pazarlık hakkı konusunda özgürlükçü ortamı kısıtlayan bir anlayışı yansıtan 2821 ve 2822 sayılı Yasaları çağdaşlaştırma, özgür ve demokratik bir örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı kurma hedefinin oldukça uzağındadır.

Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı, uygulamaya dönük bazı maddelerde olumlu düzenlemeler getiriyor olmakla birlikte, tasarının tümüne egemen olan ruh ve felsefesiyle, özgürleşme umutlarını yok eden bir mahiyettedir.

Tasarı, örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmadığı gibi, toplu pazarlık hakkını kısıtlamakta, sendikaları en az mevcut yasalarda olduğu kadar baskı altına almayı, özgürlüklerini kısıtlamayı, tüm faaliyetlerini işveren ve siyasi otoritenin baskı, kontrol ve güdümünde tutmayı hedeflemektedir. Söz konusu Yasa Tasarısı yeni yasaklar yanında, sendikalar üzerinde siyasi iktidarlara yeni tahakküm ve vesayet imkânı da getirmektedir.

Aynı şekilde, söz konusu Yasa Tasarısı özgürlükçü olma hedeflerinin çok gerisinde, ILO’nun “Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı İlkelerinin Uygulanmasına dair 98 sayılı Sözleşmesi”ne, “Örgütlenme Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına dair 87 sayılı Sözleşmesi”ne, “135 Sayılı İşletmelerde İşçi Temsilcilerinin Korunması ve Onlara Sağlanacak Kolaylıklara İlişkin Sözleşme” ile “Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunması ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin 151 sayılı Sözleşmesi”ne, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Avrupa Sosyal Şartı’na aykırıdır. Türkiye’de sendikal hareketin örgütlenmesinin önündeki engelleri de kaldırmadığı görülmektedir.

Bu Tasarı bu haliyle yasalaştığı takdirde, siyasi otorite işçilerin sendikalara serbestçe üye olma özgürlüğünü sıkı bir denetim altına almakta; sendikaların serbestçe kurulma ve birliklerini oluşturma, sendikaların faaliyetlerini özgürce belirleme, sendikaların toplu iş sözleşmesi faaliyetlerini serbest iradeleri ile yönetme, toplu iş sözleşmesi hakkının ayrılmaz parçası olan grev hakkını kullanma, işçilerin ve sendikalarının sınıfsal hak ve çıkarlarını kollama, hak, yetki ve özgürlüklerini ellerinden almaktadır. Sendikal örgütlenmeyi kolaylaştıran, önünü açan ve teşvik eden hiçbir açılım yoktur. Barajlar yine tüm katılığı ile sözleşme haklarını engelleyen yapısıyla muhafaza edilmiştir.

Bu genel değerlendirme sonrasında ayrıntılarına girildiğinde; söz konusu yasa tasarısında 2821 ve 2822’ye yönelik eleştiri konularında eleştirilerin giderilmediği, hatta yeni aykırılıklar ve yasaklar geldiği görülmektedir.

1. Sendikal örgütlenme hakkının kısıtlanması devam etmektedir: Emeklilere, evde çalışanlara, çıraklara ve stajyerlere de sendikal örgütlenme haklarının tanınmaması önemli bir eksikliktir.

2. Sendika kavramından korkulmaktadır: Yasa Tasarısı’nda bir diğer önemle üzerinde durulması gereken husus sendika kavramı yerine “kuruluş” kavramının getirilmiş olmasıdır. Uluslararası alanda kabul gören sendika kavramının içi boşaltılmak istenmektedir. Benzer şekilde “üst kuruluş” kavramının sadece konfederasyon tipi örgütlenmeyi öngörmesi de yasanın bir diğer eksikliğidir. Sendikaların kendi aralarında gönüllü birleşmelerine ve örgütlenmelerine yer verilmemesi ILO normlarına aykırı bir düzenleme olarak görülmektedir.

3. Tek işkolunda örgütlenme kısıtı devam etmektedir: Yasa Tasarısı’nda sendikaların tek işkolunda faaliyet göstermesine yönelik kısıt devam ettirilmiş olup, Anayasa değişikliğinin gerekçesi olarak gösterilen 87 Sayılı ILO Sözleşmesi’ne aykırılık devam etmektedir.

4. İşkolları sorunu örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının kullanımını kısıtlayıcı bir nitelik kazanmıştır: Tasarı’da mevcut işkolları sayısı da 28’den 21’e düşürülmüştür. Türkiye’deki mevcut durumda dünyada örneği olmayan sektör tanımlamaları yapılmıştır. Bunların düzeltilmesi gerekmektedir. Ancak, halihazırda yapılan işlemin kendisi de uluslararası sözleşmelere aykırıdır. ILO’nun standartları, uluslararası bir bağlayıcılık ve tek tiplilik esasına göre belirlenmemiştir. Bu standart, mesleklerin ayrımını ve bağlantılarını göstermektedir. Bunun dışındaki standartlar da benzer amaçlar taşımaktadır. AB’nin de bu alanda benzer bir kriteri yoktur. Hele üye ülkeler özelinde bakıldığında “sendikaların sadece tek işkolunda örgütlenebileceğine” ilişkin bir hüküm de bulunmamaktadır. Bir diğer deyişle Türkiye’deki sendikal harekete dayatılan işkolu örgütlenmesinin kendisi anti-demokratiktir. Siyasi iktidarca yandaş sendikaları koruyucu düzenlemeler yapılarak bir kez daha tasarının ne için ve kimin çıkarları için yapıldığı gözler önüne serilmiştir.

5. Türkiye’nin en can yakıcı sorunu olan taşeronlaşma ve güvencesiz çalışmaya karşı herhangi bir tedbir alınmamıştır: Yasa Tasarısı’nda asıl iş ve yardımcı işler ayrımı yapılmıştır. Taşeron işçilerinin çırak, stajyer, çağrı üzerine çalışanların, evden çalışanların örgütlenme hakkı ortadan kaldırılmaktadır. Özellikle taşeron işçilerin toplu iş sözleşmelerinden yararlanabilmeleri ve işyerlerinde örgütlü olan sendikalara üye olabilmelerine ilişkin düzenlemelerin eksikliği Türkiye’de kamuda bile sayıları yaklaşık 500.000’i bulan taşeron işçilerinin örgütlenmesinin önünde bir engeldir. Bu yapı, Türkiye’deki iş kazalarının artmasına, iş sağlığı ve güvenliği açısından yarattığı ortamın daha da kötüleşmesine neden olacaktır.

6. Sendikalara ve şubelerine dış denetim getirilmiştir: Yasa Tasarısı ile sendikalara yeminli mali müşavir denetimi getirilmiştir. Bu denetim sendikal faaliyetlere dış müdahale olarak tanımlanmasının yanı sıra, özellikle mali ibra yetkisi olmamasına rağmen şubelere de yeminli mali müşavir denetimi getirmesi nedeniyle kendi içinde çelişki taşımaktadır.

7. Üyelikte noter şartı kaldırılmış ama yerine idarenin vesayeti getirilmiştir: Yasa Tasarısı’nda yer alan üyelik ve üyelikten çekilme için noter şartının kaldırılarak e-devlet sisteminin getirilmesi idarenin kontrolüne bırakılmış bir sistem yaratmaktadır.

8. Sendikal güvenceler ILO sözleşmelerine uygun değildir: Yasa Tasarısı ile sendika yöneticileri ile sendika temsilcilerinin güvencelerine yönelik kısmi iyileştirmeler yapılmış olmakla birlikte, ILO’nun 135 Sayılı Sözleşmesi’ne aykırılıklar devam etmektedir. Benzer şekilde sendikal haklarını kullanmaları nedeniyle işten çıkarılan işçilere yönelik mutlak işe iade hakkı getirilmeyerek sadece tazminat mekanizması düzenlenmiş, burada mevcut yasadan bile geri olan bir düzenleme yapılmıştır.

9. Siyaset yasakları olduğu gibi devam etmektedir: Tasarı, mevcut kanunlardaki siyasi yasaklarla ilgili düzenlemeleri “olduğu gibi” korumaktadır. Bunun ILO sözleşmelerine uygun bir biçimde yeniden düzenlenerek sendikalara ve sendikacılara siyaset yolunun açılması gerekmektedir.

10. İşkolu barajı kaldırılmamakta ve yeni baraj getirilmektedir: Yasa Tasarısı’nda ehliyet barajı % 10’dan % 1’e düşürülmüş ve hiçbir bilimsel gerekçesi olmayan asgari 2.000 üyeye sahip olma gibi ek bir zorunluluk getirilmiştir. Bağımsız sendikaların toplu pazarlık hakkı yok edilmiştir. Yetkiye ilişkin getirilen Geçici 6. Madde ise örgütlenme özgürlüğüne ve toplu pazarlık hakkının kullanımına ilişkin idareye yeni bir müdahale biçimi ve hakkı getirmektedir. Geçici 6. Madde ile öncelikle 5 yıl boyunca herhangi bir işçi konfederasyonuna üye olmayan bağımsız sendikalar için işkolu barajının % 3 olarak uygulanmasına ilişkin düzenleme Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Örgütlenme hürriyetinin kullanımında konfederasyon üyeliği ile herhangi bir konfederasyona üye olmayan sendikanın eşit haklara sahip olması gerekir. Hak öznesi sendikadır. Dolayısıyla yapılan düzenleme ile hak özneleri arasında ayrım yapılmaktadır. Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesi zedelenmiştir. Söz konusu Geçici Madde 6’da daha da vahim bir durum vardır. Kanunun yayım tarihinden itibaren 5 yıl süreyle % 1 olan işkolu barajının Bakanlar Kurulunca % 3 ile % 0.5 arasında belirlenmesine ilişkin düzenleme yapılmıştır. Hükümete verilen yetki özgür toplu pazarlık hakkını ortadan kaldırıcı, vesayetçi ve devlet müdahalesi yaratan bir düzenlemedir. ILO sözleşmelerine ve Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa Mahkemesi’nin, Tasarı ile baraj konusunda Bakanlar Kuruluna tanınan yetkinin “yasama yetkisinin devri anlamına geleceğine” dair pek çok kararı bulunmaktadır. Ayrıca bu husus “hukuki güvenlik ilkesi”ne de aykırıdır.

11. Toplu pazarlık sürecini kısıtlayan düzenlemeler kaldırılmamıştır: Önerilen Yasa Tasarısı’nda toplu pazarlık sürecine başlayabilmek için gerekli olan yetki prosedürü yine çok uzun tutulmuştur. Yetki itirazı düzenlenirken olumlu tespit yapılması durumunda da olumsuz tespit yazısında da aynı süreç işletilmekte ve mahkemeye itiraz koşulları düzenlenmektedir. Gerek 275 sayılı, gerekse de 2822 sayılı Yasaların yaklaşık 48 yıllık uygulanmasında, işverenlerin özellikle ilk kez gerçekleşen örgütlenmelerde işyerinde çoğunluğun olduğunu bilmelerine karşın, kötü niyetle itiraz yolunu seçtikleri ve mahkemelerin işleyişi dolayısıyla sistemin tıkandığı bilinmektedir. Çok küçük işyerlerinde bile yetki tespiti davaları yıllarca sürmekte, bazı durumlarda 6-7 yılı bulmaktadır. Böylece kâğıt üstündeki görünür haklara karşılık fiili olarak, toplu sözleşme hakkının kullanımı engellenmiş olmaktadır.

12. 12 Eylül hukukunun yarattığı anti-demokratik Yüksek Hakem Kurulu devam etmektedir: Yüksek Hakem Kurulu’na ilişkin maddelerde mevcut yasadan çok farklı düzenlemeler söz konusu değildir. Öncelikle, 12 Eylül döneminin anti demokratik kurumunun devam ettiriliyor olması başlı başına eleştirilecek bir konudur. Grev oylamasından greve hayır çıkması durumunda, grev ertelemelerinde YHK’ya zorunlu başvuru koşulu getirilmesi de anti demokratik bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Özgür toplu pazarlık hakkına müdahale anlamına gelen bu düzenlemenin varlığını koruyor olması, ILO’nun 98 Sayılı Sözleşmesi’ne aykırılık halinin devam niteliğindedir.

13. Uygulamada yetersiz hale gelmiş resmi arabulucu sistemi aynen devam etmektedir: Artık yetersizliği ve gereksizliği çalışma yaşamının tüm taraflarınca kabul edilmiş olan “resmi arabulucu” mekanizmasının korunmuş olması ile toplu pazarlık sürecinin uzatılması eleştirilecek unsurlar arasındadır.

14. Grev hakkının kısıtlanması: Grev hakkına ilişkin hiçbir değişikliğin yapılmamış olması bu Tasarı’nın yetersizliğinin bir başka göstergesidir. “Kanundışı grev” tanımının değiştirilmemesi, işyerindeki her türlü demokratik tepkinin kanundışı grev olarak tanımlanması ve bu çerçeve içerisinde getirilen yaptırımlar ve cezalar demokratik hak kullanımını zedelemektedir. Aynı şekilde kanuni bir grev esnasında 2822 sayılı Yasa ile getirilen kısıtlamaların kaldırılmaması da bu görüşümüzü destekler niteliktedir. Kolektif haklarının kullanımının engellenmesi ya da demokratik hak arayışlarının kanundışı grev olarak değerlendirilmesi anti-demokratik ve baskıcı bir görüşü yansıtmaktadır. Taslakta kanuni grev tanımının yapılarak sadece menfaat uyuşmazlıkları halinde yapılan grevin kanuni grev olarak tanımlanmış olması, hak grevi olan türlerin kanun dışı grev tanımının içerisine alındığını göstermektedir. AKP, 2010 yılındaki Anayasa Referandumu’nda halka Anayasa’da bu tür grevlere yönelik yasakların kalkacağı beyanında bulunmasına rağmen yasakların devam ettiği görülmektedir. Özellikle dayanışma grevleri, hükümet politikalarını protesto etmek için yapılan eylemlerin ve genel grev gibi grev türlerinin yasaklanması ILO Sözleşmelerine ve Avrupa sosyal Şartı’na da aykırı bir durum ortaya çıkarmaktadır.

15. Grev yasaklarına ilişkin düzenlemeler de ILO’nun 98 Sayılı Sözleşmesi’ne aykırı bir biçimde devam etmektedir: Özellikle, su, termik santralleri besleyen linyit üretimi, noterlik hizmetlerinde, şehir dışı deniz, kara ve demiryolu ve diğer raylı toplu yolcu ulaştırma işlerinde, aşı ve serum imal eden müesseselerle, klinik, sanatoryum prevantoryum, dispanser ve eczane gibi sağlıkla ilgili işyerlerinde, eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım yerlerinde ve huzurevlerinde grev yasaklarının kaldırılmış olması anlamlıdır. Ancak yeterli değildir. Özellikle 98 sayılı ILO Sözleşmesi’ne ve doktrine aykırı bir biçimde şehir şebeke suyu, şehir içi toplu taşıma işlerinde, bankacılık hizmetlerinde, nafta veya doğal gazdan başlayan petrokimya işleri, doğalgaz petrol üretimi, tasfiyesi ve dağıtımı işleri ve MSB tarafından işletilen askeri işyerlerinde grev yasağının devam etmesi yasakçı zihniyetin devam ettiğini gözler önüne sermektedir.

16. Grev ertelemesi bir müdahale aracı olarak varlığını korumaktadır: “Toplum zararı ve milli servetin tahrip edilmesi” gibi belirsiz olan geniş ifadelerle grevin, bir tarafın veya Çalışma Bakanlığı’nın başvurusu üzerine Bakanlar Kurulunca durdurulması özgür toplu pazarlık hakkına müdahaledir. Toplu pazarlık sürecinde yoruma açık belirsiz bir ifade ile sendikanın elindeki tek silah olan grev hakkına müdahale edilmesi toplu pazarlık sisteminin özgür olması ilkesine aykırılığından dolayı 87 ve 98 Sayılı Sözleşmelere aykırılık teşkil eder. Grev erteleme süresi sonunda greve devam edilememesine ilişkin düzenleme fiili grev yasağı anlamına gelmektedir.

17. Cezalar ağır ve orantısızdır: Yasa Tasarısı’nda özellikle cezaların miktarının yüksek tutulması ise Yasa’nın demokratikleştirilme gerekçesine uymamaktadır. Özellikle, yasa dışı grev ve eylemlerde Anayasa’daki değişikliğe rağmen sendika tüzel kişiliğinin sorumlu tutulmasına yönelik hükmün korunuyor olması da başka bir aykırılıktır.

18. Radyo ve televizyon kurma yasağı devam etmektedir: Mevcut yasalara ilişkin bir diğer eleştiri konusu ise sendikaların radyo veya televizyon kurmalarına ilişkin yasaktır. ILO Uzmanlar Komitesi çeşitli kararlarında bu hakkın kısıtlanmasının 87 sayılı Sözleşme’ye aykırılığını dile getirmiştir. Söz konusu yasak Anayasa’ya ve ILO Sözleşmelerine aykırıdır.

19. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ile Dernekler Kanunu’ndaki yasaklar kaldırılmamıştır: Sendikaların yapacağı her türlü barışçıl eylem ve etkinlikler yasaklanmış, ifade özgürlüğü kısıtlanmıştır. Halihazırda birçok sendika yöneticisi mitinglere katılmaktan dolayı yargılanmaktadır. Bu yasakların kaldırılması demokrasi adına bir zorunluluktur.

Söz konusu Yasa Tasarısı, demokratikleşme ve ILO normlarına uygunluk sağlama amacıyla hazırlandığı ifade edilse dahi bu tür yaklaşım ve amaç taşımamaktadır. Yasa tasarısı 12 Eylül’ün yasakçı zihniyetini devam ettirmektedir.

Sendikal Güç Birliği Platformu, AKP Hükümeti tarafından TBMM’ye sevk edilen bu tasarıya karşıdır.

Platform olarak bu tasarının sahiplerini, tasarıyı geri çekmeye davet ediyoruz. Tasarıyı özgürleşme ihtiyacına cevap verecek tarzda yeniden düzenlemeye çağırıyoruz.

Özgür ve demokratik bir sendika ve toplu pazarlık yasası ile aşağıdaki taleplerimiz karşılanmalıdır:

Ø Özellikle sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun olarak herkese tanınan bir hak olmalıdır.

Ø Sendikaların farklı işkollarında da örgütlenebilmelerine olanak sağlanmalı, sendikalar arasında gönüllü birleşmelere olanak sağlayıcı düzenlemeler yapılmalıdır.

Ø ILO’nun mesleklerin ayrımını ve bağlantılarını gösteren ana standardına göre sektörel tanımlamalar yapılmalı, siyasi iktidarca yandaş sendikaları koruyucu düzenlemeler yerine objektif kriterlerle, önceden tanımlanmış esaslara göre işyerlerinin hangi işkollarına gireceğinin belirlendiği bir sistem kurulmalı, idari vesayet kaldırılmalı, bağımsız bir kurul kurulmalıdır.

Ø Yardımcı hizmetlerde çalışan taşeronların, çırak, stajyer, çağrı üzerine çalışanların, evden çalışanların asıl işteki sendikaya üye olmasının önü açılmalıdır. Taşeron sorunu kalıcı ve işçileri koruyucu bir biçimde çözüme kavuşturmalıdır.

Ø Sendikalara her türlü dış müdahale biçimleri ortadan kaldırılmalı, faaliyet alanlarına yönelik yasak ve kısıtlamalar sona erdirilmelidir.

Ø E-devlet kapısı gibi, kimlerin sisteme hangi ölçüde müdahil olabileceğinin anlaşılamayacağı; doğru ve güncel bilgilerin işlenip işlenmediğinin asla kontrol edilemeyeceği; iktidar partisinin siyasi denetimi altındaki bir Bakanlık bürokrasisinin yönetiminde, her an yandaş kayırmacılığına dönüşebilecek bir sistemin adaletine güven duyulmamaktadır. Yetkili sendikanın belirlenmesi artık bağımsız ve özerk bir kuruluş denetiminde olmalıdır.

Ø ILO’nun 87, 98 ve 135 Sayılı Sözleşmeleri’ne uygun ve işçileri koruyucu sendikal güvenceler getirilmeli, sendikal örgütlenme nedeniyle iş akitlerinin feshinde tazmin mekanizması yerine mutlak işe iade sistemi kurulmalıdır.

Ø Sendikalara ve sendika yöneticilerine yönelik, siyaset yasakları kaldırılmalıdır.

Ø Birliğimiz, esas olarak, ister işkolu. ister işyeri, isterse işletme düzeyinde toplu iş sözleşmesi yapabilmek için; işkolu düzeyinde ister asgari üye oranı gibi olsun. ister yüzdeli olarak tanımlanan her türlü baraj uygulanmasına karşıdır. İşkolu barajları kaldırılmalıdır.

Ø Platformumuz toplu iş sözleşmesi için gerekli olan yetki sürecinin, siyasetçi-bürokrat denetiminden çıkarılmasını, TİS yetkisi için gerekli olan veri toplama, işleme ve belge verme yetkisinin bağımsız ve özerk bir kuruma verilmesini talep etmektedir. REFERANDUM müessesesi yeniden yasal hale getirilmeli, yetki sorunu işçinin özgür iradesinin yansıyacağı sandıkla belirlenmelidir.

Ø “Yüksek Hakem Kurulu” ve “Resmi Arabulucu” sistemi kaldırılmalıdır.

Ø Sendika özgürlüğü, sendikaların, faaliyetleri için gerekli olan uygulamaları serbestçe yapabilmeleri demektir. Sendika özgürlüğü, sendikaların amaçlarını, idari ve siyasi makamların denetim ve vesayeti olmadan özgür iradeleri ile belirleme ve gerçekleştirme hakkına sahip bulunmaları demektir. İşçi sendikaları yetkisini kaybetme tehdidi olmadan, toplu iş sözleşmesi sürecini başından sonuna, dilediği zamanlamayla, amacını en uygun tarzda gerçekleştirebilecek şekilde serbestçe yürütme hakkına sahip olmalı ve tasarı bu çerçevede düzenlenmelidir.

Ø Platformumuz Tasarı’nın grev haklarının özünü yok eden, yasakçı, engelleyici bir anlayışla yeniden kurgulanmış olan hükümlerine şiddetle karşıdır. Hak grevi, dayanışma grevi, siyasi grev ve genel grev gibi grev hakları ile iş yavaşlatma, işyeri işgali, uyarı grevi, verimi düşürme gibi eylem ve grev türlerinin de hak olarak tanınması gerekmektedir. Sendika özgürlüğünün özünü ortadan kaldıran; idari makamlara, hiçbir somut ve objektif kritere dayanmadan grevleri yasaklama, erteleme yetkisi veren; sonra da zorla uzlaşmaya sürükleyen bir yasa, bizim istediğimiz çağdaş, demokratik ve özgürlükçü bir yasa değildir ve asla olmayacaktır.

Ø ILO özellikle grev yasağı konusunda ana kıstaslar olarak işler bazında devlet otoritesini kullanan devlet memurları ve -kelimenin tam anlamıyla- hizmetin kesintiye uğraması halinde yaşamı, kişisel güvenliği ve toplumun tamamının veya bir kısmının sağlığını tehlikeye düşürebilecek temel hizmetlerde grevin yasaklanabileceğini belirtmektedir. Bu hizmetler ve işlerin dışındaki hiçbir grev yasaklaması kabul edilemez.

Ø “Genel sağlığı ve ulusal güvenliği bozucu nitelikte” gibi muğlak, son derece geniş çerçevede yorumlanabilecek ve objektif kriterler yerine, idari makamların keyfine ve inisiyatifine kalmış gerekçelerle grevlerin yasaklanmasına; başlamış ya da başlamamış bir grevin ertelenebilmesine imkan tanıyan düzenlemeler kaldırılmalı ve ILO normlarına uygun düzenlemeler yapılmalıdır.

Ø Cezalar hafifletilmeli, cezalarda sendikaların kurumsal sorumlulukları kaldırılmalı, radyo ve televizyon kurulmasına olanak sağlanmalı, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu” özgürlükçü bir biçimde yeniden düzenlenmelidir.

Türkiye’nin, sendikal hak ve özgürlükleri evrensel, çağdaş bir düzeye taşıyan ve demokratik gereklere uygun şekilde düzenlenmiş bir Toplu İş İlişkileri Yasası’na mutlak bir şekilde ihtiyacı vardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin imzasını koyduğu, taraf olduğu uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler ve mevcut Anayasa’nın gerekleri derhal yerine getirilmeli, sendikal hak ve özgürlükleri kısıtlayan, sendikalaşmayı engelleyen tüm yasal düzenlemeler tek tek ayıklanmalıdır.

Özgür ve demokratik bir yasa tasarısı kapalı kapılar ardında, bazı çevrelerin çıkarlarını ve arzularını korumak adına yapılamaz ve yapılmamalıdır. Bu bir yasa konusu değil, demokrasi sorunudur.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Basın- İş Sendikası
Petrol-İş Sendikası
Belediye -İş Sendikası Tekgıda-İş Sendikası
Deri- İş Sendikası Tez Koop-İş Sendikası
Hava-İş Sendikası Tümtis Sendikası
Kristal–İş Sendikası Türkiye Gazeteciler Sendikası

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*