Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Tekrar buluşacağız Ali…

Tekrar buluşacağız Ali…

Canım Alimiz!
Seninle yaşadıklarımız, senin sevişimiz, seninle neşemiz, seninle özgürleşmemiz, senin bize kattıkların, yaşattıkların, öğrettiklerin, sevdirdiklerin, dinlettiklerin, duyumsattıkların, düşündürdüklerin, tartıştırdıkaların, sorgulattıkların, dürtmelerin, zorlamaların, sevgin sevgin sevgin olmasa bunca acıya dayanmak zor cok zor olurdu.(oluyor!) Korkunç derecede acılar içindeyiz ve korkunç derecede mutlu. Senin gibi biriyle rastlaşmış olmanın sonsuz pırpır sevinci ve bedeninle vedalaşmanın acısı.
Konu sensen ne yazsan, ne anlatsan, ne dinlesen, ne kadar gülsen, ne kadar ağlasan az kalıyor. Nerden başlamalı seni anlatmaya? Belki sondan… Dokunduğun herkesin orda olmak isteyeceği veda töreninden belki. Ölümü hiç düşünmediğinden, yaşama olan tutkulu bağından olsa gerek hiç konuşmadık veda törenini. Bildiğimiz şey şuydu ki farklı, neşeli, tutkulu yaşantına eş bir buluşma isterdin. Müzikli, neşeli, umutlu, genç, canlı, gelecekli, şiirli, çiçekli, kedili, jaglerli bir buluşma. İstemeyeceğin olsa olsa bolca gözyaşımız, acımız, kederimiz, yasımız, kendi umutsuzluğumuz olurdu. Ne yapalım o da bizden olsun. Bu kadarına dayanırsın. Aklımıza captain fantastic filminin son sahnesindeki veda töreni geldi. Ve açtık müziği (https://www.youtube.com/watch?v=0PyecG4Tt2k)
Ali hangi şarkıyı sever birlikte söyleyelim dedik. Ne mümkün. Ali öyle herkesin bildiği şarkıları dinlemezdin. Dünya müziklerini araştırır bulurdu. Duyguları, düşünceleri yumuşatmak istemez, ille de yaşadığımız çelişkilerin sertliğine uygun gümbür gümbür metal, rock vb. “System of down” diye bir grup sevdiğini söylemiştin ya son son… Onu açtık. (https://www.youtube.com/watch?v=CSvFpBOe8eY)
Sonra Enginimiz sevdiğin bir şakıyı söyledi güzel sesiyle. Muhtemelen sen o şarkıyı değil Enginin söyleyişini severdin. Merak edenler için ( ilhan ilhan ) şarkının ismi.
Şiir kitaplarını önümüze attığın günü anlattık. “ Alın epey şiirsiz kalmış görünüyorsunuz” dediğin günü. Sonra abla senin için şiir okudu. ‘Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…’
Gizem; o çok sevdiğin, hep gençliğin gelecek olduğunu düşündüğün, hasta yatağında bile birlikte bir şeyler yapmayı hayal ettiğin gençlerden biri şiir okudu. Aziz Nesin’den ‘Son istek’ şiirini.
Sıra Yücel’de… “Seminer başlıyoo” diye dalga geçtiğimiz Yücel’in yüreğindeki acı, sesine yüzüne kelimelerine dökülüyordu. “Çağın çok ötesinde bir insandı. Potansiyelleri, yetenekleri, yaratıcılığı olağan üstüydü. Dünya çapında biri olma potansiyeline sahipti. İsteseydi …”. Biraz da bunun için üzgün tabi. Hepimiz biliyorduk senin ruhunun, düşüncelerinin, duyumsamanın çok çok farklı olduğunu. Bu zamanın çok ötesinde olduğunu. İşte Yücel bunun çok daha fazla açığa çıkmış olmasını istediğini ifade ediyordu.
Sonra sıra Özlem’de… Hep sahnelere çıkarmadın mı bizi? Kendi hayatımızın, kendi sahnemizin, hikayemizin oyuncusu yapmadın mı? Bugün de bir şeyler, çok şeyler söylemeli. Ama kafamız, yüreğimiz darma duman. Ama konuşmasak olmaz. Ali ile öyle doluyuz, dostlarla yoldaşlarla bunu paylaşmalıyım dedik. Ha gayret! Kelimeler aktı, sözcükler, duygular, düşünceler, gözlerde uçuşan anılar. Öyle çok öyle çok şeyler, kediler, minik serçeler, neşeler, kahkahalar, direnişler, ilişkiler, eylemler, etkinlikler…
‘İnsanları geliştirme, ilişkileri zenginleştirme, dünyayı değiştirme tutkunun cisimleştiği anılar öyle çok ki. Bu kısacık ana bir kaç anı sıkıştırmak zor. Hani o uyarladığın çocuk tiyatrosunu sahnelediğimizde okullardan mini minnacık çocuklar otobüslerle gelmişlerdi, tiyatroyu izleyecekleri salona, Yunus Emre Kültür Merkezi bahçesinden geçerek gidiyorlardı. Sen coştun da coştun. Çocukları mıncırmak kucaklamak istiyordun, aralarına daldın sakallı gözlüklü büyük adam… onlarla nasıl da çocuklaştın! ne kadar da mutlu olmuştun. Hastane çalışanları ile yaptığımız “sargı bezi” oyunu, havaalanındaki tiyatromuz… Canımızı okumuştun ya bizim. Huysuz ve tatlı adam olarak kaldın. Hem her şeyi eleştirir hem de en küçük şeyden büyük mutluluk duyardın. Nasıl eleştirmeyesin ki senin dünyanda metaların hiç yeri olmadı ki değişim ilişkisini bilmedin ki sen. Sömürü ilişkisinin insanı ne hale getirdiğini nasıl insanlıktan çıkardığını ve köleleştirdiğini biliyordun ama. Ve biliyordun bütün bu sermaye düzeninden kurtulduğumuzda; birbirimizle metalar dünyası, iktidar, sömürü, rekabet ( yani ölü kabuk) olmadan dolayımsız ilişkiler kurduğumuzda insan asıl o zaman insan olacak. Komünist bir birey olmayı derinlemesine düşündüğün hatta iliklerine kadar duyumsadığın bir gün ‘Duyuyorum Özlem, çiçekler benimle konuşuyor, insanlar, ağaçlar konuşuyor benimle. Özgür olduğumuzda böyle oluyor, duyuyorum ‘ demiştin. O koca gözlerin gözlüklerin arkasından dünyaya bambaşka bakıyordun, içinde bir müzik… dans ediyordun çiçeklerle, kedilerle, insanlarla. Özgürlük tutkunu Ali.
Bizim moralimiz her bozulduğunda dünyaya dair; eylemler, etkinlikler büyük sonuçlar versin, parmağımızı kıpırdatalım dünya değişsin istediğimizde ve olmadığında sana sığınırdık. Tarihsel pozitifimizdin sen bizim. Hep umutlu şeyler söylerdin romantikçe değil (romantikçe de elbette) ama aynı zamanda bilimsel. İşin yasalarını anlatırdın. Değişimin zorluğunu ve ama zorunluluğunu da. Sen biliyordun bu yol uzun soluklu bir yol. Düşersek kaldırırdın. Hiç vazgeçmedin. Kanserken bile. Doktorların sana biçtiği bir yıl ömrü bilmiyordun ‘yedi yıl yaşayacağım ‘dedin, sonra ‘yok yok beş dedin’ üç yıl mücadele ettin Alicim. Yılların ne önemi var de mi? Her ömür de böyle dolu yaşanmıyor. Üç yılın içine yine üretimlerini sığdırdın. Tellerle yaptın Flormar işçilerini, kadınların taleplerini yazdın bezlere ve tellerle yaptığın kadınlara tutturdun, havaalanı işçilerini yaptın. (fotolar ekte)
Sonra seramikler… (fotolar ekte)
’Herkes bardak, çanak yapıyor, çıkın o mutfaktan diyorum ‘ dedin . Ben de dalga geçtim ‘ya acaba seramik bardak, çanakta yapsan olmaz mı diye? ‘ güldük. Sen yine ‘Geçinemiyoruz’u anlattın, sarı yelleklileri, boşluğu, özgürlüğü ..seninle ilgili konuşacaklar bitmezmiş anladım. Herkesin seninle ilgili söyleyecek bir şeyleri, bir anısı var. Seninle ilgili belki senden ziyade umudumuz, inancımız, kendimizde özlediğimiz bir şeyler ile ilgili…seninle yitirdiğimiz değil seninle hatırladığımız şeylerle ilgili…belki bir Ali günü mü yapsak ? Ali günü demek bizim hayallerimiz, tutkularımız, hatırladıklarımız özlediklerimiz günü olur olsa olsa. Sanırım herkes ister böyle bir günde seninle, kendiyle buluşmayı.’
Müzikli, şiirli, kedili, hayalli, devrimli, çocuklu, kadınlı, işçili, tiyatrolu, danslı bir Ali günü….
Tekrar buluşacağız Alicim…Seni düşünmediğimiz bir saniyemiz geçmiyor.
Özlem ve Ümit….

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*