Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » TEKEL işçileriyle konuştuk… (Röportaj)

TEKEL işçileriyle konuştuk… (Röportaj)

İstanbul’dan gelen işcilerle türküler halaylar horonlar arasında sohbetimize başladık. 4C’den madur istanbul’daki işci sayısı yaklaşık olarak 1000 kişi.

İstanbul’dan TEKEL direnişcisi Filiz Yavuz’un dilinden:
2004’den bu yana sürekli eylemlerimizi sürdürüyoruz şu anki eylemimiz en büyügü artık son noktadayız. Daha önce de Ankara’ya geldik ama 2 gün durduk geri gittik. Açlık grevi devam etmeliydi ama sendika böyle bir karar verdi. Birliğimiz bozulmamalı biz mücadeleyi sürdüreceğiz

DP: Konuşmamız sırasında valinin yolladığı tebligattan bahsediliyor. Vali çadırların kaldırılması gerektiğini yoksa yıkılacagını söylemiş…
Tekel işçisi: Şu anda hükümetten cevap bekliyoruz o yüzden ölüm orucuna devam etmedik. 26 Ocak’tan sonra ölüm orucuna devam edeceğiz eğer cevap almazsak.
4B bizim için 4C’den çok farklı değil sadece ücreti biraz daha yüksek. Yine sözleşmeli olacagız. Sendika da 4B’den yana değil. Biz sadece var olan haklarımızı istiyoruz. Biz çadırlarımızı kaldırmayacagız. Bizim kavgamız ekmek kavgası. Bizimki ekmeğini almaya çalışan herkesin ideolojisi.
26 Ocak’ta hükümetin geri adım atacagına inanıyoruz. Atmazsa ölüm orucuna başlayacagız. Hiç olmazsa onurumuzla öleceğiz.

İstanbul’dan bir başka işci anlatıyor:
26 Ocak’a kadar hükümetin tavrını kestiremiyorum ama sendikaların hükümetin olumsuz tavrı noktasında işçilerin beraber hareket edeceğine, buna zorunda olduguna inanıyorum. Bir çok kazanım elde ettik. 40. güne kadar kendimize güvenimizi kazandık, kazanmamız gerekenlerin başında da sokaktan geçen insanlara durumu anlatmak, hükümetin politikalarının iç yüzünü anlatıp, kamuoyunu duruma dair bilinçlendirmek geliyor. İşciler geri gitmek gibi bir şeyi aklından bile geçirmiyorlar. Sendikanın geri adımları bizim sendikaya karşı atacagımız adım demek. Gelişmeler dahilinde savaşı büyütmekten çekinmeyeceğiz. Bıçak kemiğe dayandı kazanmadan dönmeyecegiz.
Son olarak biz söz söylemek istiyorum onursuz yaşamaktansa onurlu mücadele edip ölmeyi tercih edeceğiz, ölmek var dönmek yok.

TEKEL işçileri bu 40 gün süresince birlik ve dayanışma içinde direnişi büyüttüler, ürettiler;




BAŞBAKANA SESLENİŞ
Makamına güvenme sen kendini şaşırdın
Özlüğüm onurumdur sen bile alamazsın
Korkum bile değilsin ecelim olacaksın
Tekelciler kabusun olacaktır başbakan…

Aynurum Ankara’nın sıcaktır yüreği
Eksi altında bile üşütmüyor bizleri
Amcalar ve teyzeler, çaycısı, simitçisi
Unutmayacak asla sizi TEKEL işcisi…

Aynur Işık Erbaş
Adıyaman TEKEL işçisi






DP: Direnişin 39 gününü geride bıraktık. Nasıl geçti bu 39 gün?
– “Direnişin 40. günü Ankara’da onurlu bir mücadele verilmektedir. Bu bir inanç meselesidir. Bir insan onuru, şerefi, namusu, inancı ve ekmeği için yaşar. Zor şartlarda ailelerden uzak, soğuk hava şartlarıyla mücadele ediyoruz. İnancımızı asla yitirmedik ve yitirmeyeceğiz. Geceleri kadın arkadaşlarımızın bu koşullarda çocuklarından uzak olmaları onları daha da duygusallaştırıyordu. Bu beni çok etkiledi. Ankara halkı, sivil toplum örgütlerinin duyarlılığı bize haklı davamızda destek sağlıyordu. Zıt kutuplardaki konfederasyonların birbirine gelmesini sağladık. Bu da işçi sınıfı için önemli bir şey.

DP: Konfederasyonların bir araya gelmesi neticesinde, hükümete verilen süre olan 26 Ocak’ta çıkan karar karşısında sendikanın nasıl bir tutum izlemesini bekliyorsunuz, sizin tutumunuz ne olacaktır?
– “6 tane konfederasyonu bir araya getirdik. Toplantıdan çıkan, 26 Ocak tarihine kadar hükümete karar verme süresi verildi. 26’sından sonra radikal karar alınması en az 1 gün genel grev yapılmasını ve bunun da 27’si, 28’i gibi kısa bir sürede yapılmasını istemekteyiz. Hayatı durduracak 1 günlük genel grev sonrasında sınıfın gücünü anlamaları, hala geri adım atılmazsa süresiz genel grev istiyoruz. Binlerce TEKEL işçisi olarak da ölüm orucu için hazır beklemekteyiz.

DP: Sizi buraya getiren, TEKEL’in özelleştirilmesi sürecini kısaca anlatır mısınız?
– “TEKEL çalışanları, başbakanın söylediği gibi yan gelip yatmadı, yetim hakkı yemedi. TEKEL, Türkiye’nin en ücra köşesine kadar yayılmış bir kamu kuruluşudur. En büyük darbeyi tütün ekici çiftçilerimiz yedi. Özelleştirmeyle bu kuruluş talan edildi ve kendi yandaşlarına peşkeş çekildi. Dönemin maliye bakanı Kemal Unakıtan “babamın öz malı gibi satarım, kimse de bir şey yapamaz” demişti.

DP: Bu güne kadar direnişin size kazandırdıkları nelerdir?
– “Direniş sürecinde kazandığımız bir çok şey var: Sınıf dayanışması ve sınıf bilincine ulaşma yolunda adımlar atılması ve mücadele inancı. Türkiye’deki bütün sivil toplum örgütlerinin ve Ankara halkının bu haklı mücadelemizde yanımızda olması bizim için büyük kazanımdır. Bu mücadele sadece TEKEL işçilerinin değil, işçi sınıfının ve halkın gerçekleri görme yolunda başarı sağlamıştır. Ankara’da halktan, diğer işçi kardeşlerimizden ve devrimci yoldaşlardan büyük destek gördük, bu bizim direnişimize güç veriyor. Bu roportajı verirken arkadaşlarımın attıkları sloganda olduğu gibi İş ekmek yoksa, barış ta yok!

DP: Direniş kararı çıktığında, Ankara’da nasıl bir ortam bekliyordunuz ve neyle karşılaştınız?
Ben TEKEL işiçsi olarak, Diyarbakır’dan Ankara’ya gelirken bu kadar kalabalıkla karşılaşacağımı beklemiyordum. Ama burada binlerce insan bir araya geldik ve Türkiye’nin her yöresinden mücadele arkadaşlarımızla tanıştık. Hepimizin istediği şey iş ve aştır. Her yöreden gelen dava arkadaşlarımızla dil, din, ırk gözetmeksizin, battaniyemizi, yemeğimizi ve bir çok şeyimizi paylaştık. Bu paylaşma olduğu sürece bu direniş devam edecktir. Başarı elde etmden bu eylemliliğimizi bırakmayacağız.

DP: Üç günlük açlık grevinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz açlık grevi kararı alırken, çok zorlandık, özellikle de sayı belirlerken. Binlerce TEKEL işçisi açlık grevi için gönüllü oldu. Ama açlık grevine sendika 100 işçinin katılabileceğini söyledi. Bu şanslı 100 işçiden biri de bendim. Türk-İş’in sendika binasında açlık grevini başlattık. Sendikanın açlık grevi eylemimizi 100 kişi ile sınırlandırması ve bunda ısrarcı olmasına rağmen, bizle birlikte aynı zamanda bir çok arkadaşımız çadırlarda açlık grevi başlattılar. Bunun karşısında sendika, bu arkadaşlarımızdan 50 tanesini daha içeri, bizim yanımıza almak zorunda kaldı. Bu arada şunuda belirteyimki, açlık grevi için 3200 arkadaşımız gönüllü oldu.
Açlık grevine başladığımız yer nemliydi, kapalıydı. Bu zor koşullara rağmen kararlıydık ve hedefimiz ölüm orucuydu. Ama sendikanın aldığı karar 3 günlük bir grev kararıydı, yine de içimizden 2 arkadaşımız ölüm orucuna başladı. Şekerli su ve tuzlu su içtik. İçeride mücadele havası hiç zayıflamadı. 2. gününde çoğu arkadaşımızda tansiyon sorunu çıktı, fenalık geçirdiler. Ambulanslarla hastaneye naklediler, buna rağmen hastanede tedaviyi red ederek, tekrar aramıza döndüler. Bu, mücadelemizde kararlılığımızın en büyük göstergelerinden biridir. 3. güne geldiğimizde, hükümete iyi niyet göstergesi olarak konfederasyondan çıkan açlık grevini bırakmamız yolundaki kararı, sendika bize söylediğinde biz bunun sürdürülmesi gerektiğini direttik. Ancak Tek-Gıda İş başkanı Mustafa Türkel bizim yanımıza gelerek bunun böyle olması gerektiğini söyledi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*