Anasayfa » GÜNDEM » Tecrit

Tecrit

Dün olduğu gibi bugün de devrimci tutsaklara uygulanan tecrit politikası son hızıyla devam ediyor. Covid-19 salgını gerekçesi ile tekrardan gündeme getirilen ancak devrimci tutsakları devre dışı bırakan yeni uygulamanın kimleri salıverdiğini izliyoruz. Bu uygulamanın sınıfsal durum tesbiti ve karşılığında gösterilen, gösterilecek olan devrimci iradeyi anlatan güncelliği nedeniyle Ercan Akpınar’ın hapishane günlüğünden bir bölümü daha okurlarımızla paylaşıyoruz.

Tecrit

Tecrit ve onun tutsaklar ve toplum üzerinde ne gibi etkiler yarattığı üzerine çok söz söylendi, halen de söyleniyor. Tecrit varlığını korudukça söylenecekler söylenmeye devam edecek elbette. Söz-eylem bütünselliğinin birlikte ömrünü tükettiğinde zaten tecrit zaferini ilan edecektir. Sınıf mücadelesinin toprağının, geleneklerinin güçlü olduğu toplumlarda ise tecrit ne kadar koyulaştırılırsa koyulaştırılsın başarı kazanamıyor. Belli darbelemeler yapsa da, zamanla onunla mücadele etmenin yeni araç ve yöntemleri de ortaya çıkıyor. Tutsakların hem toplumdan, hem de birbirlerinden soyutlanması fiziki mimari yapıyla sağlanmış olsa da, bununla yetinmiyorlar hiç. Buradan başlayarak, esas soyutlanma dayanışma, duygu ve düşünce birliğini koruyup güçlendirme olanaklarının yok edilmesiyle yapılmaya çalışıyorlar. Fiziki yalnızlık ile düşünsel yalnızlığın, içselleştirilmiş yalnızlığın iç içe geçmesi isteniyor, bekleniyor. Emperyalist kapitalistlerin 100 yılı aşkın süredir tecrit üstüne ‘bilimsel’ deneyler yaptığı biliniyor. Toplumu, bireyleri kontrol etmenin önemli bir aracı olarak geliştirdiler bu sistemi. Bireyci, egoist kapitalist ilişkilerin ruhuna da uygundur aynı zamanda. Toplumsallık ancak bireyin gözünden görülür, görülmek istenir. Yaratılmak istenen toplumun prototipini önce cezaevlerinde görmek isterler hep. Hani ünlü sözdür, bir ülkenin nasıl ve hangi sistemle yönetildiğini anlamanın en kısa, en kolay yolunun o ülkenin hapishane sistemine bakmak olduğu söylenir ya, aynen öyledir. Hapishaneler biraz önden gider, toplumun geleceğini gösterir. Bunun farkında olmak önemlidir. Tecrite karşı buradaki direnişin bugünden çok geleceği şekillendireceği iyi kavranmalıdır. Yalnızlaştırıp, yok edilmek istenen tutsak ve onun şahsında sosyalist bir toplum düşüncesi ve eylemidir. Kimlik ve düşünsel sistemdir. En çok saldırıya uğrayan yanımızı demek ki daha çok savunacağız. Onun etrafına duvarlar örerek değil ama. Var olanı koruyarak, korumaya çalışarak gelişimin dinamiği olabilmek mümkün değildir. Hedef bugünü savunarak geleceği kazanmaksa; geleceğe dönük birikimlerinde sürekli tahkim edilip, güçlendirilmesi, çoğaltılması gerekir. Tecrit koşullarında erişebildiğin tüm olanakları kullanarak ve yenilerini sürekli yaratmaya çalışarak ayakta kalabilirsin ancak. Yoksunluk kıskacına karşı sorunlarına sahip çıkarak, onun altında kalmadan, üzerine çıkarak mücadele yürütmek gerekir. Ve unutulmaması gereken şey ise parçası olduğumuz bütünün varlığı ve size duyulan ihtiyaçtır. Ve sizin onlara, o bütüne duyduğunuz ihtiyaç. Karşılıklı etkinin birleştirici gücü. Temas olanakları ne kadar kısıtlı olursa olsun kolektifin parçası olduğunu unutmamak. Kör hücrelerde ayakta tutabilecek irade gücünün kaynaklarıdır bunlar. Ama esas güç kişinin kendi içindedir her zaman. Dinamon, direnç kaynağın içindedir. İdeolojik, politik, teorik, felsefi,…gelişimin çabası içinde olmak, zihnini ve bilincini koruyabilir. Zamanın tüketici etkisi ancak bu şekilde kırılır. Ki tecrit mahpusları sonuçta devrimci tutsaklardır. Dünyayı değiştirmekle yazgılılar, zorlukların farkındadırlar. Öyle olmalıdırlar. Sonuçta kimse gül bahçesi vaat etmedi kimseye. Bu iş biraz zorlayacak; kaslar daha çok gerilmeli; beyin hücreleri daha çok çalışmalı. Öyleyse Tahsin yoldaşı tekrar edelim: “…Hücrelerin paslı demirleri, önümüzde er geç eğilecek…”

Ercan Akpınar

Mart 2010

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*