Anasayfa » GÜNDEM » Sultanahmet Katliamı ve Bahara Doğru Siyasal Durum

Sultanahmet Katliamı ve Bahara Doğru Siyasal Durum

Şeriatçı faşist çeteler bu kez İstanbul-Sultanahmet’te bir turist katliamı yaptı.

Tetikçi canlı bombanın Suudlu, katledilenlerin Alman turistler, katliamın yapıldığı yerin Türkiye-İstanbul’un en merkezi-turistik bir alanı olması… “Katil bahçıvan gibi görünüyor, ama aslında evli ev sahibesinin gizli aşk yaşadığı zengin sevgilisi” türünden bir film senaryosunu andırıyor.

eylemdirenic59fIŞİD’in tetikçisi olduğu, daha önceki Diyarbakır, Suruç, Ankara ve Paris katliamlarının, bölge çapındaki tekelci oligarşik güçler arasındaki “uluslar arası diplomasi”nin “başka araçlarla sürdürülmesi”nin bir ifadesi olduğunu belirtmiştik. Tıpkı “Rus uçağının düşürülmesi” veya “Suud’un Şii bir din adamını idam etmesi” ve ardından yaşanan uluslar arası sarsıntılar gibi!

Emperyalist, bölgesel tekelci kapitalist vb güç odakları arasında jeo-stratejik ve jeo-ekonomik önemi büyük olan bölgenin mali oligarşik yeniden dizaynı ve paylaşımında kullanılan “uluslar arası diplomasi”nin yeni dili de, işte böyle bir şey! (Yoksa siz hala emperyalist ve bölgesel tekelci kapitalist “uluslararası diplomasi”nin dış işleri bakanları ve bürokratlarının telefon görüşmeleri, ülke ziyaretleri, masa başı toplantılarında filan yapılan bir şey olduğunu mu sanıyordunuz? Onların “uluslararası diplomasi” de birbirlerine ve ama asıl işçi sınıfı ve halklara karşı kullandığı kirli, karanlık, çürümüş “güç yansıtma”, “caydırma”, “dizayn” yöntemleri de aynen kendilerine benzer.)

Sonuçta, Diyarbakır, Suruç, Ankara, Paris katliamları, Rus uçağının düşürülmesi, Suud’un şii din adamını idam etmesi, en son Sultanahmet katliamı, bölgedeki tekelci oligarşik güçler çekişmesi ve yeniden dizaynı çerçevesinde gerçekleştirilen, aynı olaylar dizininin halkalarıdır. Ve hiç kimsenin kuşkusu olmasın, bölge ve dünya çapında bu kirli, karanlık belaltı vuruşlar “diplomasisi” ve bundan kaynaklanan siyasal, toplumsal, uluslararası sarsıntılar önünümüzdeki süreçte artarak devam edecek!

Şu basit nedenle ki, BRİC ve orta ileri gelişmiş kapitalist ülkelerde, taşları bir kez daha yerinden oynatacak yeni bir kriz dalgası nüksederken: Bir yandan ABD-AB, diğer yanda Rusya-Çin eksenleri, ve bunların bölgede iç içe olduğu, bir yanda İran-Irak-Suriye, diğer yanda Suud-Türkiye (arka planda İsrail) ittifakları arasında kanlı bir satranç oynanıyor. Kaldı ki “eksenler” ve “ittifaklar” da sabit değil oldukça sorunlu, dinamik ve değişken. ABD emperyalizmi, bir yandan kendisine bir dizi konuda kafa tutan Almanya ve Fransa’ya (Volkswagen skandalı, IŞİD katliamları, vd) “ayar çekip” kendi eksenine boyun eğdirmeye çalışıyor… Diğer yandan da bölgede yaşadıkları ciddi sıkışma ve derinleşen rejim krizlerine karşın “özerk” tutumlarını sürdürmeye çalışan ve ayak direyen Suud-Türkiye’yi “ıslah etmeye”, kendisine daha sıkı bağlamaya çalışıyor. En bi öteki taraftan da, Suud-Türkiye’yi Rusya-İran eksenini dengeleyip sınırlamakta kullanmaya çalışıyor. Yani halkların kanı, dinci, mezhepçi, şovenist histerilerin ve yayılmacılığın körüklenmesi üzerinden yürütülen mali oligarşik kapitalist güçlerin kirli “oyunu”, düşünüldüğünden çok daha karmaşık.

gezi-parki-bilancosu-agirlasiyor-110901Sultanahmet katliamının, aynı zamanda AKP-Erdoğan’ın Ortadoğu politikasındaki derin kırılmanın, dönüp onu da altında bırakacak şekilde yüzüne çarpmasının en son ifadesi olduğuna kuşku yok. Şu anda bölgede tüm “kuyruğu dik tutma” ve “dayılanma” çabalarına karşın en köşeye sıkışmış, Ortadoğu politikalarında ağır bir kırılma, aynı zamanda derinleşen birer rejim krizi ve ekonomik sıkışma yaşayanların Suud ve Türkiye kapitalist güçleri olduğuna da kuşku yok. Sultanahmet katliamı da “birilerinin” onların bu zayıf karnına çalışmaya devam ettiğini gösteren kanlı diplomasinin yeni bir halkası sadece.

AKP içinde başgösteren iç güç mücadeleleri son günlerde medyaya da yansımaya başladı. Fehmi Koru’nun Haber Türk’ten atılması, bugün Hürriyet’te AKP-Erdoğan borazanlarından Akif Beki’nin bile “terörün yükselişine” mal edip özürcülüğünü üstlenirken AKP-Erdoğan yönetimindeki “aşırı otoriterlikten” ciddi rahatsızlık belirtmesi, bunun apaçık ifadeleri. Ve tabii “Beyaz Şov” histerileri, Dinayetin gericiliği en hayvani içgüdülere kadar kökleyen fetvaları, vb. Erdoğan’ın Sultanahmet katliamını 30 saniyede geçiştirip üstünü örtmeye çalışarak, bunun 30 katı süre boyunca “aydınlar bildirgesi”ne karşı linç tamtamları çalma çabası da, artık son noktasıdır.

AKP-Erdoğan derin bir sıkışma ve tıkanmışlık içindedir. TÜSİAD’ın dayattığı “neoliberal reform” vb programlarını da rafa kaldırmış durumdadır. Elindeki tek “politika” aracı, yine baltayı taşa vurduğu, Kürt ulusal direniş hareketine karşı kirli savaşı tırmandırmak, her şeyi buna bağlamak ve bununla örtmek olarak kalmış görünmektedir.

eskisehir_fordAKP-Erdoğan tüm yönlü köşeye sıkışmış görünmektedir. Ve bu durumda daha önce yaptığı gibi, linç histerisi güruhlarının düğmesine basması da olasılık dahilindedir. “Beyaz Şov” ve “Aydınlar Bildirgesi” konusunda koparttığı histerik yaygaralar bunun sinyalleri olabilir. Çok kritik bir süreçten geçiyoruz, her şeye hazırlıklı olalım.

Bizim, AKP’nin zayıf karnına çalışan emperyalist kapitalist güçler vbden hiçbir beklentimiz olamaz, böyle bir medet ummacılığa karşı da her zaman en kesin ve net tutumu aldık, alırız. Türkiye’de şimdi yeniden siyasal-toplumsal sarsıntılarla kaldığı yerden derinleşen rejim krizinin, yalnızca bölgedeki tekelci oligarşik güçler dizayn ve çekişmesi değil, asıl olarak Kürt ulusal direniş hareketi, Gezi, işçi sınıfının büyüyen mücadele ihtiyaç ve istemlerinden kaynaklandığını bir çok kez belirttik. Bastırılıp engellendikçe şiddetlenen bir sınıfsal, toplumsal, cinsel, ulusal, ekolojik mücadele istemleri (doğrudan dolaylı, aktif veya pasif) volkanıdır, siyasal-toplumsal kriz ve sarsıntıların asıl nedeni.

25kasim2014_8Koç’un “kapitalizm mırın kırın, eşitsizlik sürdürülemez hale geldi, neoliberal reformlar” türünden gayet iyi hesaplanmış beyanatları da, hem bu patlama korkusundan, ama hem de artan toplumsal basınç ve arayışı yedekleyip aynı zamanda AKP-Erdoğan’a dolaylı bir basınç hamleleri olarak görülmelidir. İşçi sınıfı ve Kürt ulusal hareketinin bu fırsatçı mali oligarklardan bekleyeceği hiçbir şey olamaz. Onların Kürdistan’daki yeni büyük yatırım girişimleri Kürt hareketinin mücadelesine toslayınca, Kürt halkına karşı nasıl saldırganlaştıkları, kirli savaşa tam destek verdiklerini, 3 kuruşluk asgari ücret zammını bile pazarlık konusu yaptıklarını, direnen işçilere karşı nasıl benzer kirli bastırma politikaları izlediklerini gayet net gördük.

Şu an en önemli şey, salt dar anti-AKPcilik/anti-Erdoğancılıkla da sınırlanmadan, tekelci oligarşik burjuva diktatörlüğüne karşı kitlelerin mücadelesini, örgütlülüğünü, bilincini, eylemini yükseltmektir. En kritik halka, kuşkusuz ki Kürt ulusal direniş hareketi ve ulusal demokratik direniş istemleri ile aktif dayanışma ve ilerletmedir. Kürt ulusu, halkı, emekçileri, gençleri ölümü gözünde küçültürek elinden geleni yapıyor, sorun bahar ayları yaklaşırken Türkiye cephesinden işçi sınıfı ve kitlelerin öz hareketini ve dayanışmasını geliştirmektir. Türkiye’den ve uluslararası aydın ve akademisyenlerin, çeşitli kitle örgütlerinin açıklamalarının, bütün geri, bulanık, zayıf yanlarına karşın yarattığı etki, AKP’nin asıl zayıf karnını ve son tutumak noktaları olarak dinci-gerici ve şovenist hezeyanları, onun köşeye sıkışmışlığını gösteriyor. Buna dinci-şovenist hezayan ve saldırganlığa karşı çok net bir karşı duruş içinde olmak, onun kırılganlığını artıracak örnekleri asıl sokaklardan, işçi sınıfı, gençler, kadınlar içinden, Kürt halkının mücadelesiyle de ikirciksiz bir dayanışmayı eylemli olarak yükseltmek en önemli şeydir. Kürt hareketinin gerçek ulusal birlik ve demokratik mücadele kazanımları, Türkiye’de de sınıfsal-toplumsal mücadelenin yeni bir düzleme doğru ilerlemesinin önünü açacaktır. Ancak Kürt halkının tek düşmanının AKP değil, Türkiye tekelci oligarşik burjuva güçler olduğunu, bunların işçi sınıfının, emekçi kadınların, gençlerin de sınıfsal-toplumsal düşmanı olduğunu, mücadeleyi bu eksenden yükseltmek gerektiğini unutmayalım!

Sarsıntılar ve çatırtılar büyüyecek gibi görünüyor, her şeye hazırlıklı olalım. Baharı, Kürt baharıyla birlikte, kadın baharı, gençlik baharı, işçi sınıfının baharı olarak örgütleyelim!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*