Anasayfa » GÜNDEM » Stratejik derinlikten serbest düşüş

Stratejik derinlikten serbest düşüş

Musul’da Türkiye Konsolosluğunun IŞİD çeteleri tarafından basılıp başkonsolos dahil 49 kişinin rehin alınması Türkiye’nin Ortadoğu’daki lider ülke hayallerine vurulmuş son darbe oldu. Stratejik Derinlik’in Osmanlı bakiyesi topraklarda tarihsel kültürel kökleri üzerine yeni bir hegomanya inşa etme bütünsel politikaları da bu darbeyle çöktü. Ekonomik, siyasi, askeri gücünün gerçekliğinin çok ötesinde olduğu yanılsamasına kapılması, Irak işgalinin (2003) ardından emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi’nde ‘ılımlı İslam’ modeli olarak vitrine konulmasını, kendisine görece bir hareket serbestisi tanımasını unutmasından kaynaklandı. Bu ‘unutkanlık’ sonucu bölgede yaşanan kaosu (krizi fırsata çevirmek için) emperyalizmin politikalarının dışına taşarak, zorlayarak değerlendirmeye çalışması, uyarıları dikkate almaması Musul krizini doğurmuştur.

Arap Baharı’yla birlikte bölgede ortaya çıkacak toplumsal-siyasal değişim ve dönüşümü okuyamaması, krizlere karşı çelişkili tutum takınması, dış politik bütünsellik oluşturamaması Türkiye devletini ne yapacağını bilemez bir hale soktu. AKP hükümeti, Libya’da ve Mısır’da Kaddafi ve Mübarek diktaları devrilirken kısa süre içinde görüş değiştirebildi. NATO’nun Libya’ya müdahalesine ‘olur mu öyle saçmalık’ diyen Başbakan bir hafta sonra NATO’yu müdahaleye çağırdı! Libya’nın ardından emperyalizmin Suriye’yi hedefe çakması karşısında Kaddafi’nin sonuna bakarak, oradan elde ettikleri öngörülerle Esad’a üç ay ömür biçtiler! Sünni ve Şiiler arasında tarihsel bir derinliği bulunan rekabete gönderme yaparak sünni mezhepçilik kusan “Şam’da Emevi Camiinde ikindi namazı kılacağız” dediler. İddialarının büyüklüğü 3 yılın sonunda büyük bir hayal kırıklığına yol açtı.

Özellikle Türkiye, S.Arabistan ve Katar gibi bölge ülkeleri Esad’ı devirmek için seferber oldular. Dünya’nın bütün uğursuz güçlerini Esad’la savaşmaları için bölgeye çektiler. Askeri, lojistik, mali açılardan büyük bir desteği seferber ettiler. Körfezin petro-dolar milyarderlerinin sponsorluğunda Allah için cihada gelen şeriatçı çeteler bölgeyi kan gölüne çevirdiler. Yaptıkları vahşetin düzeyi arttıkça Esad’ın koltuğu sağlamlaştı.

Suriye’de iç savaşın beklentilerin aksine Esad’ın lehine gelişecek şekilde uzaması bölgedeki mezhepsel ayrım, çelişki ve husumetleri de yeniden uyardı. Savaş uzadıkça Esad’ın karşısında sünni mezhepçiliğin özellikle kışkırtılması çatışmayı bölgeselleştirdi. Bugün Irak’ta arkasında bir kan gölü bırakarak ilerleyen IŞİD çetesinin yapıp ettiği şeylerin bir yönü (hepsi değil tabi) Suriye iç savaşının sonuçlarıdır. Suriye’de ortaya çıkan mezhep çatışması dinsel bir muhtevayla anlatılmaya çalışılsa da perdenin gerisinde sermaye ilişkileri vardır. İktidar mücadeleleri mezhep ayrımları üzerinden, onların çatışmasından geçerek verilse de bu bölgeler de, esasta bu mezhepler de kapitalize olmuş, bölgenin kendine özgü yapısında sermaye kesimlerinin iktidardan, dolayısıyla ekonomik ranttan pay alabilmeleri için işçi ve emekçileri yönlendirmelerinin bir aracı olmuştur. Sermaye kesimleri arasındaki mücadele mezhep ayrımları üzerinden ifade edilmektedir.

IŞİD denen gerici çetenin Irak’ta sünni nüfusun ağırlıkta olduğu bölgeleri böyle kolaylıkla ele geçirebilmesi işte bu mezhep taassubu nedeniyle olabilmektedir. Maliki yönetiminden rahatsız olan, ABD emperyalizminin 2003′teki işgali sonrası egemenliklerini yitiren Sünni kesimlerin IŞİD’le işbirliği yaparak bölgedeki haritaları yeniden çizme çabasına girdikleri görülmektedir. Sünni-Şii ayrımında en azından Sünni bölgelerde özerk yönetimler elde etmeye çabalayacaklardır. Sünni kartını bölgesel düzeyde oynayan Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkeler bu yeni durumun ardındaki muhtemel güçlerdir. Mısır’da İhvan’ın darbeyle (yine S.Arabistan- Katar ortak yapımı) devrilmesinin ardından eli zayıflayan Türkiye’nin Suriye’de ittifak ilişkilerinin bozulduğu S.Arabistan’la ilişkileri daha fazla gerilmiştir. Musul’da Türkiye konsolosluğu basılıp 49 kişinin rehin alınmasının arkasında bölgesel güç mücadelesi veren, IŞİD’i destekleyen güçler vardır. Bu darbeyle Türkiye’yi bölgesel denklemden tamamen çıkarmak istemektedirler.

Türkiye devletinin, AKP hükümetinin aldığı Musul darbesinin şokundan çıkamadığı görülüyor. Bölgede uçan kuştan haberimiz var böbürlenmesi, IŞİD’e verdikleri destek nedeniyle böyle bir saldırı beklememeleri şokun esas nedenidir. Stratejik Derinlik’in dış politik kulvarda hareketli güç dengelerini, bölgesel ve emperyalist güçlerin koşulların değişmesiyle politikalarının da değişebileceğini çok fazla hesaba katmaması nedeniyle serbest düşüşe geçtiği görülüyor. Emperyalizmin tanıdığı opsiyonlarla göreli serbest alan açılması yanlış değerlendirildi. Bölgede artık oyun kurucuydu o. Ne diyordu neo muhafazakar başbakan ve stratejik derinlik mimarı Dışişleri Bakanı ”Türkiye artık başkalarının oyunlarında figüran bir ülke değildir. Türkiye artık oyun kurucu bir devlettir.” Suriye’de yaşadığı başarısızlıktan ders almadığını görenler, Musul’da ciddi bir tokat atarak onu gerçekliğiyle başbaşa bıraktılar.

Şimdi bir çıkış yolu aranmaktadır. Mısır’da şeytan ilan ettiği darbeci Sisi’ye ”seçim başarısını” kutlama telgrafı göndermiş, IŞİD ve El-Nusra gibi şeriatçı çeteleri terörist listesine almış, göründüğü kadarıyla desteğini gevşetmiştir. İç politakada ulusalcı Kemalist blokla barışma yoluna girmiş ve hapishanelerdeki darbeci subayların tahliyesinin önünü açmıştır. AB ve ABD’yle bozulan ilişkilerini bu ataklar üzerinden düzeltmeye çabalayarak, emperyalist kapitalizmin bölge politikalarına uyacağını, çıkıntılık yapmayacağını göstermeye devam edecektir. Muhtemelen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından oluşacak tabloda daha büyük adımlar atarak uyum sürecini yeniden rayına oturtmaya ”gönüllülüğü” artacaktır. Eğer ayak direr gerçeklikle bağı kalmamış neo-Osmanlıcı politikaları Sünni mezhepçilik üzerinden sergilemeye devam eder, İslami vurgularda emperyalist-kapitilizmle mesafesini açarsa daha şiddetli uyarılarla karşılaşacaktır.

Bölgede yaşanan çatışmaların sonuçları AKP’nin geleceğinde daha yakıcı sonuçlar doğuracaktır. Ortadoğu’nun bir petrol denizi üzerinde olması bölge halklarının yaşamını güzelleştirmek yerine, bitmek bilmez din-mezhep görünümlü kapitalist çatışmalarla kabusa çeviriyor. Emperyalizm ve bölgenin tüm gerici devlet ve güçleri ranttan daha çok pay almak uğruna bölge emekçi halklarının kanını akıtmaktan çekinmiyorlar. Yaşanan bu çıkar çatışmalarında faturayı yine halklar ödeyecektir. Bölge haritasını değiştirmeye aday son çatışmalar çok daha büyük katliamların habercisidir. Emperyalist kapitalizm, sermaye ilişkileri kan ve gözyaşı demektir. O yok edilmeden bu savaşlar son bulmayacaktır.

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*