Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Soma’nın gösterdikleri: Yıkıcı proleterleştirme süreçleri

Soma’nın gösterdikleri: Yıkıcı proleterleştirme süreçleri

Soma, Kınık’ın ekonomi politik dönüşümüne ilişkin çok sayıda haber analiz yayınlandı. TZOB’un Soma sonrasında yaptığı açıklamadan özetleyelim:

“Soma’daki madende çalışanların, Manisa’nın, Balıkesir’in, İzmir’in sulu tarım yapılmayan köylerinden geldiğini, kuruda hububat tarımı yapan bu çiftçilerin yeterli geliri elde edemediğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi: Küçük ve verimsiz işletmeler yüzünden tarımda geçimini sağlayamayan çiftçiler, ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamak için maden ocaklarında, inşaatlarda düz işçi olarak çalışıyor. Kırsalda yoksulluk şehirlerden çok daha fazla. Kırsal, ülke milli gelir ortalamasının üçte biriyle yaşıyor. İstihdamda yüzde 23,6 pay alan tarım, cari fiyatlarla ülke gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 7,4’ünü karşılıyor. Maden işletmeleri de tarımdan gelen ucuz işgücünü tercih ediyor. Yıllar itibarıyla baktığımızda tarım sektörünün istihdamdaki payının da azaldığını görüyoruz. 1991 yılında istihdamda yüzde 47,8 pay alan tarımın bu oranı, 2013 yılında yüzde 23,6’ya geriledi. Toplam 22 yılda tarımda istihdam edilen nüfusun oranı yüzde 50,6 azaldı. Bu çok hızlı bir değişim demektir. Yine aynı dönemde tarımdaki istihdam 9 milyon 212 binden 6 milyon 15 bine indi. Bu da 3 milyon 194 bin istihdam azalması demek oluyor. Bu yıl kuraklık, don ve dolu afetleri yüzünden sıkıntılı ve mağdur olan çiftçilerimizde daha fazla göç yaşanmasını bekliyoruz. Öyle görünüyor ki bu yıl mağdur olan çiftçilerimizin her yıl olduğundan daha fazlası tarımı bırakacak. Yıllar itibarıyla hem tarımdaki istihdam hem de kırsaldaki nüfus azalmıştır. Tarım sektöründen diğer sektörlere istihdam kayması ve göç, Türkiye için kaçınılmaz bir süreçtir. Önümüzdeki süreçte milyonlar tarımdan ayrılacak. Tarımdan ayrılanlar, mesleki eğitimleri olmadığı için kalifiye işçi değildirler. Madenlerde, inşaatlarda düz işçi olarak, düşük ücretlerle çalışıyorlar. Bu işyerlerinde iş güvenliği ve işçi sağlığı standardları iyileştirilemezse büyük ölümler kaçınılmaz olacaktır.”(TZOB açıklaması)

thNeoliberal sermaye birikimi ve yıkıcı proleterleştirme süreçleri

Soma’da katledilen maden işçileri arasında, 2 atanması yapılmamış öğretmen, 1 gündüz madende çalışıp gece üniversite eğitimini sürdürmeye çalışan öğrenci de vardır. Emekgücünden başka satacak bir şeyi, yaşamını sürdürecek bir dayanağı bırakılmamak, ücretli köleliliğin tanımıdır. Neoliberal kapitalizm, küçük mülk, küçük statü ve vasıfların, sosyal hak, dayanışma ve örgütlülüklerin yıkımı ile, işçileşmeyi her türlü dayanak ve korunma olanağından soyan çıplak işgücüne, işgücünü de en değersizleştirilmiş, kolayca tahrip ve imha edilebilen bir metaya indirgeyen, yıkıcı proleterleştirme süreçleri üzerinde yükselmektedir.

Neoliberalizmin 30-35 yıllık tarihi, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir yanda olağanüstü sermaye birikimi, diğer yanda dev çaplı mülksüzleştirme ve proleterleştirme süreçleri tarihidir. Giderek daha geniş toplumsal kesimleri kapsamına alıp, giderek daha basık bir işgücü piyasasına yığınlarla fırlatıp atan, orada cinsiyet, ulus, yaşa göre damgalayıp, işsizlik, rekabet ve baskı ile  yoğurup neoliberal çalışma disiplinine sokmaya çalışan yeni proleterleştirme süreçleri: Süregiden toplumsal sarsıntıların, rejim krizinin de arka planındaki temel tarihsel etkenlerden biridir. Öne çıkan pek çok toplumsal-siyasal olgu; Kürt müzakere sürecinin yürütülüş biçimi, kadınlara dönük şiddette patlama, gençliğe, kent yoksullarına dönük baskı ve kontrol politikaları, aile ve eğitim sisteminde derin kriz ve yeniden yapılandırma, toplum ve yaşam mühendisliğinin yeni biçimleri,  hatta Haziran Direnişi dahi, bu dev çaplı yeni proleterleştirme süreç ve mekanizmaları kavranmadan tam anlaşılamaz. (Devlet ve sermayenin dev çaplı borçları, cari açık, zorunlu tasarruf -özel emeklilik ve sağlık fonları dahil- ve fon sistemi bile birer proleterleştirme mekanizması olarak işlemektedir!) Yeni işçileştirme süreçleri ve mühendisliği kavranmadan, işçi sınıfının genişleyen  temelden yeniden oluşumunu ilerletecek politikalar üretilemez.(Bir sınıf stratejisine doğru)

khBurjuvazinin işçi sınıfı üzerinde neoliberal mali oligarşik diktatörlüğü

Ücretli kölelik, finansal kölelik, mekanda ve zamanda kölelik, idari baskılar, devlet baskıları, beyaz terör (bir madende hak aradığı için atılan işçinin diğer madenlerde ve işyerlerinde çalıştırılmaması için kara listeler, yarı mafyatik tehdit ve şantajlar, vd) ile pekiştirilmekte, kölelik zincirine yeni halkalar, baskı ve şiddet biçimleri eklenmektedir. Soma maden işçilerinin tamamına yakının aylık ücretlerinin 10 katından başlayan banka borçları vardır. Borçlandırılma, işçilerin köyde kendi yaptıkları evler, çocuklarını okutabilmek, sağlık sorunları, yani en temel yaşamsal ihtiyaçlar için bile zorunlu hale getirmektedir. Maden işçileri, “biz 200 lira ve sigorta için madende çalışıyoruz” demektedir. Geleneksel küçük tarımdan ayda kazanabildikleri bin liradır ve tarımsal üretimin maliyeti ve borç faizlerini bile karşılamamaktadır. 1200 lira civarındaki ücretler (ki aslında asgari ücretin, ya en ağır ve tehlikeli işlerdeki ya da 12 saate uzatılan işgünündeki halidir) ve sigorta, toplumun en yoksul ve yıkım içindeki kesimleri için ilk elde yaşam olanaklarını bir nebze iyileştirme hayali gibi zehirli bir çekim oluşturmakta, fakat kabusu büyümektedir.

Ve ne kadar daha geniş yığınlar çalışma yeteneklerini satışa çıkarmak zorunda kalırlarsa: Toplumun tüm yaşam enerjisi kapitalistler tarafından o kadar ucuza kapatılır. O kadar hoyratça sömürülür. Ne kadar çok çalışma yeteneği piyasaya sürülüyorsa, kapitalistin de o kadar almama, o kadar süründererek, ücret ve onur kırarak, köleleştirerek alma hakkı vardır. İşgücü piyasası, sermayenin emek üzerindeki diktatörlüğünün temel biçimlerinden biridir.

Çalışma/üretme yeteneğinin toplumsal niteliği ne kadar gelişiyorsa, o kadar metalaştırılması zaten kapitalizmin çelişkisinin ta kendisidir. İşgücü piyasasının tam neoliberalize edilmesi de (işgücünün mutlak biçimde değersizleştirilmesi), bu çelişkinin çözümü değil, son sınırına kadar genelleşip derinleşmesidir.

Ulusal İstihdam Stratejisi, Çalışma yeteneğinin daha kolay alınıp satılmasını sağlar görünür. Fakat neoliberal işgücü piyasası, serbest piyasa filan da değildir. Toplumsal çalışma/üretme yeteneğini kendi isterlerine göre formatlayıp güdümleyen, disipline edip fiyatlandıran küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisidir. Çalışma yeteneğinin satışı da işçi tarafından “serbestçe” yapılamaz, tekelci köle tüccarlığı şirketleri tarafından yapılır. Neoliberal işgücü piyasasının asıl sağladığı işçi ile çalışma yeteneği arasına kat kat daha fazla asalak aracıların girmesi (modern köle tüccarlığı), çalışma yeteneğinin daha sıkı boyunduruk altına alınması, daha kolay ve hızlı değersizleştirilmesi, daha vahşi sömürülmesi, daha kolay atılması, daha kolay ve tahrip ve imha edilebilmesidir.(Bir sınıf stratejisine doğru)

lhMadenci anlatımlarında görülmesi gereken bir diğer yön

Soma madencileri Manisa, Balıkesir, Muğla’nın yoksul köylerinden toplanmakta, madende çalışacakların Soma ve civarında oturması şartı koşulmakta, maden ve köy dışında bir yaşam olanağı bırakılmamaktadır. Mekanda ve zamanda köleleştirme ve yalıtılma en uç noktasına vardırılmaktadır. Maden işçilerin büyük bölümü kent merkezini bile görme olanağına sahip değildir. Bölgedeki yollar kasıtlı olarak yapılmamaktadır, son derece bozuk, taşlı topraklıdır. Bölge ve işçilerin oturduğu köyler bir de bu şekilde tecrit edilmektedir. İşçilerin bir de maden-köy geliş gidişi sırasında içi dışına çıkmakta, ulaşım süresi ikiye katlanmaktadır. İşgünü 8 saat görünmekle birlikte, işbaşı işten çıkış ve yolla birlikte 10-12 saati bulmaktadır. İşçiler yemeklerini bile evden getirmekte, ayakta ve 15 dakika içinde yiyebilmektedir. Vardiya değişimleri bile bir vardiya dışarı çıkmadan, yeraltında yapılmaktadır. Asgari ücret dışında 120 liralık sözde primi, işçi ay boyunca hiç izin, rapor kullanmadığı zaman alabilmektedir. Yalnız hak arayan, itiraz eden işçiler değil, konulan insan üstü üretim kotalarına yetişemeyen işçiler de hakaret, tehdit, dayağa maruz kalmaktadır. Bankalar ve devletle kaynaşmış madencilik holdingleri, bölgede tüm yaşam kaynaklarını kontrol altına alarak bir korku imparatorluğu kurmuştur. Patron da, müfettiş de, sendika da, belediye de, hastane de, okul da Soma Holding’tir.

Maden işçilerinin anlatımları mutlaka ve en kısa zamanda kitap halinde toplanmalı, ücretli köleliğin, neoliberal kapitalist despotik emek rejiminin, yıkıcı proleterleştirme süreçlerinin en çıplak ve amansız biçimlerinden biri olarak tüm işçilerin, herkesin, özellikle de tek bir işçi havzasında, üretim/çalışma alanında etkin ve kökleşen bir sınıf faaliyeti yüretmeden kendine komünist, sosyalist, işçi sınıfı devrimcisi, solcu diyenlerin tekrar tekrar okunması sağlanmalıdır. İşçi anlatımlarında dikkat edilmesi gereken temel bir nokta, sistemin yürüttüğü dev çaplı yıkıcı proleterleşme dalgalarının, dev çaplı yeni işçi kitlelerinin, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel olarak çok katmanlı ve sistematik azami kontrol ve egemenlik altında tutulma mekanizmalarının görülebilmesidir. Madencinin, emeğin katline karşı tepki, öfke, duygudaşlık önemlidir. Fakat neoliberal kapitalizmin dev çaplı yıkıcı proleterleştirme süreçlerini nasıl masettiği, toplumsal emek ve işçi sınıfı üzerindeki tüm yönlü azami tahakküm ve yeni egemenlik biçimlerinin neler olduğu görülmeden ve bunlara karşı daha etkili örgütlenme ve mücadele yöntemleri geliştirilmeden ilerlenemez.

phZor proleterleştirme süreçlerinin ayrılmaz bileşenidir

Tarım emeği, kürt emeği, kafa emeği, eğitimli emek, genç, öğrenci ve çocuk emeği, kadın emeği, göçmen emeği… Toprağa, belli bir mesleğe ve vasıfa bağlılıktan, dar kendine yeterlilikten, geleneksel kişisel bağımlılıktan çözülmektedirler. Bu bir ilerleme ve özgürleşme gibi görünebilir.

“Ama öte yandan, bu yeni özgürleşmiş kimseler” geleneksel toplum yapısının ve tarihsel mücadele kazanımlarının sağladığı “her türlü güvenceler ellerinden alındıktan sonra kendi kendilerinin satıcısı haline geliyorlar. Ve onların mülksüzleştirmelerini (ve proleterleştirmelerini -bn) anlatan bu öykü, insanlık tarihine, kandan ve ateşten harflerle yazılmıştır.” (Marx, Kapital Cilt 1)

Büyük çaplı proleterleştirme süreçlerine her zaman zor eşlik eder. Zorla göçertme, mülksüzleştirme, yerinden etme, kır ve kent arazilerine el koyma, vasıfsızlaştırma, örgütsüzleştirme, sosyal hak ve güvencelerin ortadan kaldırılması… Devlet zoru, idari baskılar, patronlar tarafından beslenen mafya-çetelerin beyaz terörü, özel güvenlik de neoliberal despotik çalışma rejiminin ayrılmaz bileşenleridir.

shYeni proleterleşme biçimleri ve toplumsallaşmış ve siyasallaşmış bir sınıf oluşumuna doğru

“Yoksullaşma deneyimi onların üzerine, kırsal çalışan için ortak haklarının ve köy demokrasisinin kalıntılarının kaybı; zanaatkâr için statüsünün yok oluşu; dokumacı için hayatiyetinin ve bağımsızlığının ortadan kalkışı; çocuk için evde çalışma ve oynamanın sonu; reel ücretleri artan pek çok işçi grubu için güven duygusunun, boş zamanın ortadan kalkışı ve kentsel çevrenin kötüleşmesi gibi yüzlerce değişik biçimde geldi.” (Thompson, İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu)

Bugün de yıkıcı proleterleşme/sınıf oluşumu süreçlerini, çalışma, yaşam, yönetilme koşullarında kapsamlı dönüşümle birlikte ele almalıyız.

Artan sayıda işçi için yılda en az birkaç kez yeniden iş arama angaryasının başlıbaşına bir “iş” haline gelmesi ve dev çaplı bir “köle tüccarlığı sektör”ünün (taşeronluk, özel istihdam büroları, dayıbaşı, elçi vb adındaki işçi simsarlığı) ortaya çıkması,
Sınav köleliği, Meslek lisesi öğrencisinin okulunun işyeri haline gelmesi,
Üniversite öğrencisinin hamburgercide garsonluk yapması,
Eğitimli mesleklerin konum ve özerklik yitimi,
Eğitimde 9. sınıftan başlayan performans/mesleki yeterlilik sistemi, tüm çalışma ve mesleklere yaygınlaştıran performans/yeterlilik sistemleri
Eğitimin, iş bulmanın, çalışmanın her şeyin vahşi bir rekabet ve yarışmaya bağlanması,
Çocuğun ders, ödev, sınav yükünün durmaksızın artması,
“En büyük küresel tehdit” katına yükseltilen görülmemiş genç işsizliği ve gençlerin ailelerine artan bağımlılığı,
Kadına güvencesiz çalışma ve 3 çocuk dayatması,
İş bölümündeki değişmeler ve iş-meta terörü nedeniyle çalışma yeteneğini kaybetmiş ve güvencesiz, dayanaksız hasta, sakat, yaşlı nüfusun hızlı büyümesi,
Çocuk ve yanısıra hasta, sakat, yaşlı, işsiz nüfusun bakımının a-sosyalleştirilmesi ve kadının ev köleliğini ağırlaştırması
Ezilen kesimlerin en alt kademe işlerde yalıtılarak çalışmaları,
Yoksulların sosyal yardımların kaybetmemek için kaçak çalışmak zorunda kalırken en sıkı devlet denetimi ve baskınların (başta kadınlar ve kürtler olmak üzere) yoksulluk yardımı alanlara yapılması,
Ezilen ulus, cins, cinsel yönelim, genç, engelli, yoksul ve göçmenlere dönük şiddet, baskı, engelleme ve kısıtlamalar,
Tarihsel mücadele kazanımları çerçevesinde tüm burjuva iş yasalarında var olan işçinin emekgücü ile kişiliği arasındaki ayrımın da esnek güvencesiz çalışmayla bulanıklaştırılması,
İşçinin beden ve kişilik bütünlüğün ortadan kaldırılması,
Ücretlerin ve hakedişlerin verilmediği angarya ve klasik köleliğe yaklaşan çalıştırma biçimleri,
Emekçi yerleşimlerinin yıkılıp sermayeleştirilmesi, kentsel ortak mekanlara el konuluşu, doğanın yıkımı,
Çalışma ve yaşamın hem zamanda mekanda parçalanması, hem de zaman-mekan cenderesinin giderek daralması, Sosyal yaşam alanlarına ve serbest zamana da artan müdahale ve kısıtlamalar,
Eleştirel düşüncenin eğitimden ve basından tamamen kazınması, mali oligarşik “kamuoyu yönetimi” ve düşünce kontrolü
Banka-kredi kartları ve artan borç yükü ile mali köleliğin de ücretli köleliğin yapısal bileşeni haline gelmesi,
Her türden baskı ve gericiliğin de proleterleştirme süreçlerine içerili hale getirilmesi,
Resmi ve fiili, ifade, toplantı, örgütlenme ve eylem yasakları…

Çalışma koşullarındaki tahammül edilmez ağırlaşma ve güvencesizlikle birlikte, bunların tamamı -ve çok daha fazlası- proleterleşmenin yeni biçimleridir. Dünyada ve Türkiye’de “işçi sınıfının yeni durumu”nun ifadeleridir. Yeniden oluşum sürecindeki işçi sınıfının burjuvazi ve kapitalizmle bütünsel bir karşıtlık bilincinin gelişmesi de, kapitalist üretim ilişkilerinin içindeki uzlaşmaz çelişkilerin tarihsel gelişiminin bu yeni ve genişleyen kapsamından düşünülmelidir. Yoksa işçilik tanımı ve sınıf mücadelesi dar, basık ve tek biçimli olduğu kadar etkisiz bir sendikalizme indirgenmiş olur. Farklı toplumsal kesimlerin farklı proleterleşme biçim ve deneyimlerinin toplumsallaşmış ve siyasallaşmış (sosyalist) proleterya bilincinin oluşumu temelinde bütünleşebilmesi, buna bağlıdır.

10303441_1406568669629366_615537908349622091_nHepsinin temelinde yine ücretli kölelik vardır. Fakat ücretli kölelik de, finansal kölelik, sınav köleliği, performans köleliği, eğitim köleliliği, zamanda mekanda kölelik ile genişleyip derinleşmiştir. Aynı zamanda cinsel kölelik, ulusal kölelik, dinsel kölelik de (düz biçimde ona indirgenemez olmakla birlikte) ücretli köleliğe daha doğrudan ve daha derinlemesine bağlı ve içerili hale gelmektedir.

Bir yanda dar işçilik bilinci, diğer yanda farklı toplumsal bilinç biçimleri olarak cinsel, ulusal, gençlik, öğrenci, yoksulluk, kent, doğa, birey bilinçleri… Ancak genişleyen ve daha yüksek temelden (her birinin özgüllüklerini düzlemeden, fakat dar ve tek yanlı biçimlerini özümseyerek, onlarla zenginleşerek aşan) toplumsallaşmış, siyasallaşmış (sosyalist) sınıf savaşımı bilincinin oluşumu!…(Bir sınıf stratejisine doğru)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*