Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Soma’nın gösterdikleri: Taşeronluğa karşı mücadele yakıcı, ücretli köleliğin yıkılması zorunlu!

Soma’nın gösterdikleri: Taşeronluğa karşı mücadele yakıcı, ücretli köleliğin yıkılması zorunlu!

Kapitalizmin mazaret teorileri

Soma katliamından sonra burjuva ve reformist medyada yaygın olarak üretilen ve yaygın alıcı bulan bazı mazeret teorilerine de kısaca değinelim. “Türkiye’nin az gelişmiş ülke, üçüncü dünya kapitalizmi (Ergin Yıldızoğlu, Erinç Yeldan), taşeron kapitalizm” olduğu gelişmiş kapitalist ülkelerde bu tür şeylerin olmadığı, orada yüksek teknoloji ile iş kazaları sorunun çözüldüğü, tüm meselenin AKP, yandaş ve gözünü kar hırsı bürümüş patronlar, özelleştirme, taşeronlaştırma ve denetimsizlikte, AB ve İLO yönergelerinin uygulanmamasında olduğu en yaygın söylemler.

En başta Türkiye’nin iş cinayetleri ve madencilikteki iş cinayeti oranlarında Brezilya ve Güney Kore’nin ardından dünya üçüncüsü olması, Brezilya ve Güney Kore’nin ise hem kapitalist gelişme düzeyi hem de teknoloji kullanımı açısından Türkiye’den daha ileri ülkeler olması, kapitalizm ve teknoloji ne kadar gelişirse iş cinayetleri o kadar azalır, teorisini çökertmeye yeter. ABD’de Katrina, Japonya’da Fukuşima katliam ve skandallarını gördük.

“Batı” ülkelerinde madencilikte iş cinayetlerinin daha düşük görünmesinin örtbas edilen nedenleri basittir. Bu ülkeler stratejik maden alanları dışında, başta kömür olmak üzere, işçi ve doğa katliamının, aynı zamanda işçi sınıfı örgütlenmesi ve mücadelesinin en yoğun olduğu madencilik sahalarını hızla kapatmış ve Türkiye gibi işgücünün daha ucuz, sınıfsal-toplumsal güç dengelerinin daha geri olduğu ülkelere kaydırmıştır. Almanya’da kömür madenlerinde ölen işçi yoktur, çünkü bu ülkede kömür madenlerinin tamamı kapatılmıştır! Son kriz devresinde İspanya, İtalya’da da kömür madenleri -büyük sınıf mücadeleleri içinde- kapatılmaya çalışılmaktadır.

İkincisi sınıfsal-toplumsal güç dengeleri farkıdır.

Üçüncüsü, ABD, AB, Çin dahil pek çok ülkede, ancak üst üste ve büyük maden ve işçi katliamlarının yarattığı büyük sınıfsal-toplumsal infial ve mücadele dalgaları üzerine, ancak iş cinayetlerini azaltan az çok ciddi düzenlemeler lütfen yapılabilmiştir.

Dördüncüsü, bu ülkelerde de -kimilerinin ABD ve Avrupa’nın 3. dünyalaşması dediği- maden gibi ağır ve tehlikeli işlerde çoğunlukla göçmen işçiler çalıştırılmakta, göçmenlerin ne yaşadığı -Türkiye’deki Suriyeliler gibi- gündem olmamaktadır.

cisco-dundeeBeşincisi, ileri teknoloji ve robotlarla insansız maden işletmeciliği henüz bir iki pilot uygulama dışında büyük ölçüde bir şehir efsanesinden ibarettir. (Gerçekleştiği ölçüde de kapitalizmin krizini şiddetlendirir, çünkü karın biricik kaynağı canlı emek sömürüsüdür! Bu yüzden her teknolojik üretkenlik artışı, yanıbaşında emek yoğun kanter atelyelerinin artması ile atbaşı gider.) Otomasyon ancak madenciliğin bazı aşamalarında kullanılmakta, yerin dibindeki makineleri de yine yerin dibindeki işçiler kontrol etmektedir.

Altıncısı, ne kadar ileri teknoloji kullanıldığı kadar, bu teknolojinin sahibinin kim olduğu, dolayısıyla hangi sınıf için, hangi amaçla ve nasıl kullanıldığı asıl önemli olandır. Kapitalizmde üretimde teknolojik yatırım, göreli artıdeğer sömürüsünü artırmak, işçiler üzerindeki sermaye boyunduruğunu artırmak için kullanılır. Daha ileri üretim ve kontrol teknolojilerinin kullanıldığı tüm alanlarda, artıdeğer sömürüsü daha derin, çalışma temposu çok daha hızlı ve yoğundur. İşçilerin patlama, yangın, göçük, ezilme, parçalanma gibi nedenlerle ölmesi belirgin olarak daha az olmakla birlikte, aşırı çalışma hızı, aşırı dikkat yoğunlaşması, aşırı iş stresi ve tükenme sendromu (karoshi) nedeniyle, iş başında ya da dışında kalp, damar, sinir hastalıklarından ölen veya kalıcı olarak çalışamaz hale gelen işçilerin durumu “iş kazası” olarak değerlendirilmemektedir.

Yedincisi, kapitalistlerin “iş kazası ve meslek hastalıkları”na karşı asgari önlemler alması dahi, işçiler için değil, kendi kar-maliyet hesaplarından kaynaklanır. Sık ve ciddi “iş kazaları ve meslek hastalıkları”, işin durmasına, ödenecek tazminatlara, marka ve şirketin piyasadaki imajının bozulmasına, sermaye kaybına, dolayısıyla maliyet artışı ve karlılık azalışına yol açar. Kapitalist işçi yaşamının da kar-maliyet hesabını yapar, iş cinayet, sakatlanma ve hastalıklarının sermayesine olan maliyeti, bunları azaltmak için katlanmak zorunda kalacağı maliyeti aştığı ölçüde, asgari işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini ancak yerine getirir.

En nihayet sekizincisi, Marx’ın Kapital’de net biçimde ortaya koyduğu gibi, kapitalist devletin gönülsüzce yapmak zorunda kaldığı asgari sağlık ve güvenlik düzenleme, uygulama ve denetlemeleri, kapitalist yatırım, işletme ve eğitim maliyetlerini yükseltir ve kapitalistleri mutlak artıdeğer sömürüsü kadar göreli artıdeğer sömürüsünü artırmaya zorlar, en büyük sermaye grupları ve küresel tekeller lehine sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesini hızlandırır. Örneğin hükümetin Soma katliam ve infialından sonra lütuf buyurduğu İLO kozmetiği vaadi, piyasadan Soma Holding gibi neredeyse yatırımsız üretim yapan mutlak artıdeğer köpekbalıklarını ayıklayacak, fakat yerlerine katil balinaları getirecektir. Yani tekelci mali oligarşik sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesi hızlanacak, madencilik alanı daha az sayıdaki sermaye grubu elinde toplanacak ve göreli artıdeğer sömürüsü artacaktır. (Hükümetin madencilik, inşaat, tersane gibi sektörlerde AB ve İLO yönergelerine karşı direnmesinin önemli bir nedeni, bu alanlardan olağanüstü hızlı palazlanan sermaye gruplarını kollamaktır, çünkü yatırım, teknoloji, malzeme, işgücü standartlarını yükselten düzenlemeler yapıldığı anda, tıpkı finans, enerji, otomotiv gibi alanlarda olduğu gibi bu sektörlerin en karlı ve stratejik alanları, 4-5 küresel tekel ve Türkiye’den en büyük sermaye gruplarından oluşan ortaklarının elinde toplanır, diğerlerinin sıçramalı birikim alanı kurur. Sermaye standartlarının yükselmesi, iş cinayetlerini azaltır görünse de, işçiyi içten kemiren ve yıkan tükenme sendromunu şiddetlendirir.)

zincirli-yiginlarTaşeronlaştırma, özelleştirme derhal kaldırılsın! (Ancak bunlar nihai çözüm değil!)

Taşeronlaştırma ve özelleştirmenin kaldırılması, işyerlerinde işçi sağlığı ve güvenliği, doğa sağlığı ve ekolojik güvenlik denetimi işçi sınıfının acil mücadele talepleridir. Neoliberal kapitalist üretim ve emek organizasyonlarının yıkıcı etkisi onyıllar boyunca bir birikim yaratmış, son yıllarda ise Tekel’den Greif ve Yatağan’a özelleştirme, taşeronluk ve güvencesizliğe karşı işçi mücadeleleri bunu gündemleştirmede ve işçilerin sınıfsal mücadele talebi haline getirme doğrultusunda önemli bir ilerleme sağlamıştır. İş cinayetlerinde büyük artış ve çalışma koşullarının ezicileşmesi ile birleşen, Gezi ile etkileşimi ve birbirini besleyişi gelişen, Soma madenci katliamı ve eylemleri ile yeni bir sıçramada kaydebilecek, işçi sınıfı mücadelelerinde de yeni bir döneme girmekte olduğumuzu söyleyebiliriz. Şu kesitte, taşeronluğun ve güvencesiz çalışmanın yasaklanması, işçi sağlığı ve güvenliği için yapılacak her eylem ve kampanya, özellikle de bizzat taşeron ve güvencesiz işçilerin, ağır sağlık ve güvenlik tehditi içeren işkolları ve işyerlerinde çalışan işçilerin yapacağı her eylem ve direniş büyük bir önem taşımaktadır. İşçi eylem ve direnişleri, daha meşru bir sınıfsal-toplumsal zemin üzerinden gelişme ve yaygınlaşma eğilimine sahip olacaktır. Israrlı bir odaklanma ve mücadele kanalına dönüştürüldüğü ölçüde bu alanlarda, daha geniş işçi kitlelerini de sesini yükseltme, örgütlenme ve mücadele cesaretini artıracak somut kazanımlar elde etme olanağı da vardır. Burjuva hükümet ve meclis, kendi tabanındaki işçilerden de gelen basınç ve tepkiyi yatıştırmak, Soma ateşini söndürmek, meşru-fiili bir mücadele kanalının açılmasının önünü kesmek, taşeron işçilerinin gelişen mücadelesini kırmak için- muhtemelen kömür madenleri veya birkaç işkolunda çok kısmi bir iki düzenleme, İLO yönergelerini uygulama, en geri ve kozmetik bir kaç düzenleme yapmaya hazırlanmaktadır. Yeni taşeronluk tasarısı ise, birkaç iyileştirme gösterisi ile birlikte, taşeronluğu alabildiğine genişletip derinleştirmeyi hedeflemektedir. Kiralık işçi büroları, taşeronluğa rahmet okutacaktır. Bu kozmetik düzenlemelere karşılık, başta taşeronluk sistemi, esnek, güvencesiz, kıyıcı çalışma biçimleri olmak üzere neoliberal despotik çalışma rejiminin toptan kaldırılması için çok daha kararlı ve uzlaşmaz bir mücadele şarttır. Bununla birlikte, işçi sınıfının mücadelesini taşeronluk, güvencesizlik, özelleştirmeye karşı mücadele ile sınırlayan yaygın kamucu-reformist eğilimlerle sınırları çok net çizmek, taşeronluk ve güvencesizliğe karşı mücadeleyi, ücretli kölelik sisteminin yıkılması temelinden yürütmek gerekir.

maden-işçileri-650-2Özelleştirme ve taşeronlaştırmanın kaldırılması, kamu denetimi, kendi başlarına çözüm oluşturmaz. 1992′de TTK Kozlu madenlerinde 247 işçi katledildiğinde, maden devlet mülkiyetindeydi, taşeronluk yoktu, katledilen tüm işçiler kadroluydu. Özelleştirme ve taşeronlaştırmayla iş cinayetleri belirgin bir artış göstermekle birlikte, son otuz yılda kömür madenlerinde öldürülen işçilerin çoğunluğunu halen devlete ait madenlerde çalışan, kadrolu işçiler oluşturmaktadır. Kaldı ki kamu da burjuva kamu’dur ve neoliberal “kamu-özel işbirliği” (kamu işletmelerinin de doğrudan kar, rekabet, performans, üretkenlik zihniyetiyle işletilmesi) politikaları, kamu işçilerinin (memurlar dahil) hak, güvence, örgütlülük ve kazanımlarını hızla eritmekte, özel sektöre doğru çözmektedir. Taşeronluğun kaldırılması kritik önemdedir, fakat bu da, kapitalist azami kar/minimum maliyet, azami üretkenlik, azami mutlak ve göreli artıdeğer sömürüsü, azami çalışma temposu işleyişi sürdükçe nihai çözüm olmayacaktır.

somada_isciler_ayakkandi_sendika_baskani_istifa_etti_h170577Kar oranlarının düşme eğilimine karşı sermaye döngüsü ve üretimin durmaksızın hızlandırılması, her kapitalistin en kısa zamanda en düşük maliyetle en yüksek artıdeğer sömürüsünü gerçekleştirme zorunluluğu, sömürü temposunu durmaksızın artırmaya zorlayan kapitalist rekabet, işçilerin kadrolu veya taşeron olmasından bağımsız olarak, iş cinayet, sakatlanma ve hastalıklarını, tükenme sendromunu artıran temel etkenler arasındadır. İsteyen daha sermaye yoğun, daha teknolojik otomotiv, petro-kimya sektörlerindeki, hatta finans alanındaki kadrolu işçilerin çalışma koşullarına bakabilir. Bugün hekimler, hemşireler bile devlet tarafından hedef gösterilerek hasta yakınları tarafından dövülüp öldürülebilmekte, ya da kar-maliyet-performans çevriminde enfeksiyondan ölebilmektedir. Sermayenin değerini koruması ve artırması, emeğin, insanın ve doğanın yıkıcı değersizleştirilmesi temelinde gerçekleştirilmektedir. Emeğin yıkıcı değersizleştirilmesi, kadrolu ve vasıflı işçiler içinde geçerlidir. Emek tahribat ve yıkımı, yalnız bedensel değil, zihinsel ve psikolojik olarak da korkunç boyutlar kazanmaktır. Taşeronluk sistemi toptan kaldırılsa bile, haftada 6 gün, günde 10-12 saat aşırı yoğunlaştırılmış çalışma, esneklik, rekabet ve performans sistemleri sürdükçe, kazanımları oldukça sınırlı kalacaktır. Taşeronluğun kaldırılması ile birlikte iş güvencesi, sosyal güvence, iş saatlerinin kısaltılması, çalışma temposunun azaltılması, üretim ve çalışma koşulları üzerinde tam yetkili işçi kontrolü istenmelidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*