Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Soma Raporu 1.Bölüm

Soma Raporu 1.Bölüm

Sosyal Haklar Derneği tarafından hazırlanan 15 sayfalık Soma raporunu iki bölüm halinde yayınlıyoruz. Sermayenin en büyük işçi katliamlarından biri olan Soma iş cinayetinin hesabı hala sorulamadı. Bizler işçi sınıfının acılarının ve ödediği bedellerin ancak ve ancak sosyalizm geldiğinde sorulacağını biliyoruz. Soma ne ilkti nede son olacak işçis sınıfı toplumsal bir devrim için örgütlenip bu düzeni yıkmadıkça daha çok öldürüleceğiz. Maden’de, inşatta, plazada, kampüste ve kürdistanda yaşanan kanlı savaşta.
SOMA’DA NE OLMUŞTU
Soma’da Türkiye tarihinin en büyük iş cinayetlerinden birisi yaşandı. 13 Mayıs 2014 günü, Soma Kömürleri A.Ş. tarafından işletilmekte olan Eynez Maden Ocağı’nda yaşanılan faciada 301 işçi hayatını kaybederken 162 işçi hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandı. Yaşanılan facia, ilk günden itibaren toplumun duyarlı kesimlerinin gündemine oturdu.
mmmm-640x360
Olayın yaşandığı gün madenden sağ kurtulan işçinin ambulansa bindiğinde “çizmeleri çıkarayım mı, sedye kirlenmesin” demesi ana haber bültenlerinde “insanlık dersi” diye aktarılsa da, aslında maden ocağında çalışan işçilerin ne denli baskı altında çalışmak zorunda bırakıldığını ortaya koyan ilk işaretlerden bir tanesiydi. Siyasi iktidar temsilcilerinin “en iyi maden” diye övdüğü Eynez Maden Ocağı’nda yaşanılan facia, kimilerince “fıtrat” olarak nitelendirilse de; yaşanılan facianın göz göre göre geldiği, işveren tarafından para hırsı ile insan hayatının hiçe sayıldığı dosyayı ve süreci takip eden herkes tarafından bilinmektedir.
13 Mayıs 2014’ten bu yana Soma’da ekonomik ve sosyal açıdan çok ciddi ve çeşitli problemler yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Yaşanılanların daha iyi anlaşılabilmesi için, Soma’nın ne şekilde “maden”le yaşayan bir kent haline geldiğine göz atılması ger
ekmektedir.

 

MADEN KENTİ SOMA
Soma havzası, önemli bir tarım alanı iken 1980’li yılların başından itibaren uygulanan tarım ve enerji politikaları sonucunda, bölgedeki tarım sona ermiştir. Özellikle Tekel’in özelleştirilmesinden sonra bölge halkı ürettiği tütünü aracı şirketler vasıtasıyla uluslararası şirketlere satmak zorunda kalmış ve ürettikleri ürünün fiyatını belirlemek noktasında hiçbir pazarlık gücü elde edememişlerdir. Tarım arazilerinin bölünemezliği kuralları da eklenince, zaten ürettiği üründen para kazanamayan halk, miras yoluyla intikal eden tarım arazilerini değerinin çok altında elden çıkarmak zorunda kalmıştır.
_17-640x360
Son olarak aynı politikaların sonucu olarak zeytincilik bitme aşamasına gelmiş ve hatta Yırca’da zeytin ağaçlarının kesilmesi halkın tepkisine neden olmuştur. Uzun yıllara yayılan sistematik neo-liberal politikalar sonucunda, bölgede tarım yapılamaz hale gelmiş ve bölge halkının tek geçim kaynağı olarak madencilik kalmıştır. Soma maden faciası dosyası, madende çalışmak zorunda olan halkın, bundan sonra daha sağlıklı koşullarda çalışabilmesi açısından hem kamu otoritesinin hem de işverenlerin alması gereken önlemler ve sorumluluklarının ortaya konulması açısından da ayrı bir önem taşımaktadır.
MADEN OCAKLARINDA SORUMLULUK
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Maden Kanunu uyarınca, ülke içinde bulunan bütün madenler devlete aittir. Devlet, maden ocaklarının işletilmesini hizmet satın alınması veya rödovans yöntemi ile devretmektedir. Gerek madenlerin devlete ait olması gerekse de iş güvenliği mevzuatı ile devlete yüklenen denetim görevi nedeni ile maden kaza(!)larının tamamında devletin ve kamu görevlilerinin birinci derece sorumluluğu söz konusudur. Soma maden katliamının gerçekleştiği Eynez Maden Ocağı ile ilgili olarak, devlet ile şirket arasında yapılan sözleşme gereğince, devlet madenden çıkartılacak bütün kömürü alma garantisi vermiştir. Satın alma garantisi, şirketin kâr hırsını daha da arttırmış ve bütün planlama üretim öncelikli yapılmış insan hayatı yok sayılmıştır.
Çok tehlikeli işyeri sınıfında yer alan madende, uluslararası düzenlemelere göre “bilimsel kuralların gerektirdiği bütün önlemlerin” alınması zorunlulukken, işveren tarafından ulusal mevzuatın zorunlu kıldığı nispeten “cılız” önlemler dahi alınmamış, her şey kağıt üstünde ve göstermelik yapılmıştır. Maliyet doğuracak olması nedeni ile iş güvenliği önlemleri alınmamış, havalandırmanın çok ciddi derecede sorunlu olduğu bilinmesine ve çok ciddi sorun yaşanacağı öngörüsü ile havalandırma revize planı hazırlanmasına rağmen bu plan hayata geçirilmemiş, gazmaskelerinden işçilere verilecek eğitimlere kadar bütün aşamalarda iş güvenliği önlemleri alınmaksızın sadece üretim düşünülerek hareket edilmiştir.
Soma Maden Faciası ile ilgili olarak, bakan, müsteşar ve üst düzey bürokratlardan başlayarak denetim görevini tam olarak yerine getirmeyen en alt seviyedeki iş müfettişine kadar, ELİ ve MİGEM görevlileri de dahil olmak üzere kamu görevlilerinin sorumlu
olduğu tartışmasızdır. Dönemin enerji bakanı Taner Yıldız, sorumlu olan kamu görevlilerinden sadece bir tanesidir. Soma Holding’e ait kömür ocağı açılışına katılan Taner Yıldız, konu ile ilgili sorumluluğunu kabul etmediği gibi ısrarla katliamın yaşandığı maden ocağının güvenli olduğu yönündeki açıklamalarına devam etmiştir.
alp_853
Kamu görevlileri hakkında yapılan suç duyuruları, ilgili mevzuat uyarınca alınması gereken “soruşturma izni” verilmediği için sonuçsuz kalmıştır. Soruşturma izni verilmemesine dair kararlar Danıştay tarafından iptal edilmiş olmasına rağmen, devlet,
kamu görevlilerini korumaya devam etmekte ve kamu görevlilerinin yargılanmasını yargı kararlarına rağmen engellemeye devam etmektedir. Soma Maden Faciasının hemen ardından, neredeyse tüm gün süren ve televizyon kanallarından canlı olarak yayınlanan basın toplantıları yapan Soma Holding A.Ş.’nin fiilî patronu Alp Gürkan da henüz yargı karşısına çıkmayan sorumlular arasında yer
almaktadır.
Facianın hemen sonrasında yaptığı açıklamada şöyle demiştir Alp Gürkan; “Ben şuan 76 yaşının içinde olan bir jeoloji mühendisiyim. 49 senedir bu mesleğin içinde jeolog olarak başlayıp maden işletmecisi oldum. 1984’den itibaren Soma bölgesinde
Küçükkömür Maden işletmesini alarak madenciliğe başladım. 30 sene zarfında 150 kişinin çalıştığı küçük bir işletmeden 6 bin kişi civarında çalışanı olan büyük bir işletmeler grubuna dönüştük. … Ben bu şirketin patronuyum. Hala da patronuyum. Aktif görevden ayrılmış olmam patronluğumu engellemiyor”
Alp Gürkan’ın fiilen şirketi yönetmeye devam ettiği, hakim ortak olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Sadece ve sadece, faciadan çok kısa bir süre önce yönetim kurulu başkanlığı görevini devretmiş olması bahanesi ile Alp Gürkan “sanık” olmaktan kurtulmuştur. Hakkında yapılan suç duyuruları üzerine verdiği ifadede, patron olduğunu bir kez daha kabul etmiş ancak cezaive hukuki sorumluluğu olmadığını beyan etmiştir. Patron ve hakim ortak olan, jeoloji mühendisi olması nedeni ile madencilik ile ilgili teknik bilgisi olan ama her nedense (!) bir türlü yargı karşısına çıkartılamayan bir sermaye sahibi var karşımızda. Hem kamu görevlilerinin hem de şirketin fiilî patronu Alp Gürkan’ın yargılanabilmeleri ve sorumlulukları nedeni ile cezalandırılmalarını sağlamak için hukuk mücadelesi devam etmektedir.
Sürecek…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*