Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » Siyasal süreç ve işçi sınıfının rolü

Siyasal süreç ve işçi sınıfının rolü

Kriz, işçi sınıfı için işsizlik, ücretlerin düşmesi, çalışma koşullarının ağırlaşıp iş cinayetlerinin artması, güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması demektir. İşçinin onurunun zedelenmesi, yaşam enerjisi ve gelecek güvencesinin sermaye tarafından amansızca talan edilmesidir. Kriz koşullarında sermayeye karşı mücadele etmeyen işçi, ne işini, ekmeğini, kazanılmış haklarını, ne yaşamını ne de onurunu koruyabilir.

Kriz = Uzlaşmaz sınıf karşıtlığı!

Kriz, burjuvazinin sermaye birikimini artık eskisi gibi sürdürememesidir. Burjuvazi, sermayesini koruyabilmek için bile büyütmek, daha üst bir birikim düzlemine geçmek, yeni yüksek karlı sömürü alanları bulmak ve dış pazarlara açılmak, eldekileri daha yoğun sömürmek, bunun için de, işçi sınıfı ve emekçilerin direncini kırmak zorundadır.

İşte bu, uzlaşmaz sınıf karşıtlığıdır! Bir yanda burjuvazi, diğer yanda işçi sınıfı. Bir yanda sermaye birikimi, diğer yanda sefalet birikimi. Bir yanda daha geniş, uluslararası temelde örgütlenmek zorunda olan burjuvazi. Diğer yanda emeğini bile önceki gibi koruyamaz hale gelen, daha geniş ve yeni biçimlerde örgütlenmek zorunda olan işçi sınıfı.

Krizle birlikte burjuvazinin sömürü ve egemenliğinde kapsamlı bir dönüşüm yaşanıyor. Bağımlı Türkiye burjuvazisi nasıl ki artık önceki ulusal ekonomik, toplumsal, siyasal, anayasal, kültürel kurumlaşmaların kabına sığmıyorsa, işçi sınıfı da artık kabına sığmadığı bilinç, örgütlenme, mücadele kurumlaşmasını aşıp bir üst düzlemden mücadele içinde yeniden oluşturmak zorundadır.

Dev çaplı saldırı dalgası!

İşçi sınıfına karşı dev çaplı saldırı çoktan başladı. Enerji, ulaşım, sağlık, eğitim, su… en keskin özelleştirme, sermayeleştirme, taşeronlaştırma dalgası… Kıdem tazminatının, memurların iş güvencesinin kaldırılması, kiralık işçi şirketleri, bölgesel asgari ücret, yetişkin işçiler yerine 1 milyon stajyer genç-çocuk işçinin çalıştırılmasına hazırlık, üniversitelerin doğrudan sermayeleştirilmesi ve öğrencilerin işçileştirilmesi, düz liselerin yerine meslek liselerinin geçirilmesi, çok sayıda işkolunun “ağır ve tehlikeli işler” kapsamından çıkartılması ve kadın ve çocuk işçilerin çalıştırılması… vb.

Hepsinin özü, yaşamın her alanının daha doğrudan ve derinlemesine sermayeleşmesi, işçi sınıfının ise her türlü tarihsel ve kurumsal kazanım, hak ve güvenceden soyularak çıplak emekgücüne indirgenmesi, emek-sermaye çelişkisinin her şeyin merkezine yerleşmesidir. Sınıfa karşı sınıf: Tüm mücadelelerin temel ekseni işte budur. İşçi sınıfı yalnızca elinde kalmış hak kırıntılarını korumak için değil, sınıfa karşı sınıf mücadelesi talepleriyle sermaye köleciliğinin üstüne yürümelidir.

Neoliberal burjuva demokrasisine karşı sosyalist işçi demokrasisi

Bu süreçte, siyasal planda da önemli dönüşümler yaşanıyor. Burjuvazi işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki egemenliğinin daha sinsi biçimi olan neoliberal demokrasisine geçti. Burjuva demokrasisi, sermaye için demokrasi, işçiler için diktatörlüktür. Hak kayıplarına karşı mücadele veren, sendikal örgütlenme mücadelesi veren işçiye dahi gaz ve cop demokrasisidir. Burjuvazi, sömürüsünü şiddetlendirecek düzenlemelerini, işçi sınıfı ve mücadele dinamiklerine karşı zor uygulamadan gerçekleştiremez. Bununla birlikte, CHP’yi de ordu ve yargıya dayalı siyaset yapan bir elitler partisi olmaktan çıkarmak, kitleler için bir çekim merkezi haline getirmeyi, böylelikle “iki buçuk partili” bir burjuva parlamenter demokrasiyle burjuva sınıf egemenliğinin etkisini artırıp toplumsal tabanını genişletmeyi hedefliyor. Dahası DİSK gibi işbirlikçi sendikaların da yedeklendiği “sivil toplum”, “sosyal diyalog” gibi yönetişim mekanizmaları oluşturuyor. Bunlar, neoliberal burjuva demokrasisinin birbirini bütünleyen egemenlik yöntemleridir.

Bir yanda sermaye, bir yanda sefalet birikimini yeni bir düzleme çıkarmanın da aracı olan burjuva demokrasisinin karşısına, işçi sınıfı ancak sınıfa karşı sınıf, burjuva demokrasisine karşı işçi demokrasisi, sosyalist demokrasi mücadelesiyle çıkabilir.

Kürt ulusal hareketine ise operasyonlar ile neoliberal açılımlar kıskacı altında tasfiye dayatılıyor. Türk burjuvazisi ve devleti Kürt sorununda önceki durumun sürdürülemezliğini iyi biliyor. Asıl dip akıntılarına bakıldığında ise, gelişmenin yönü görülüyor: Güney Kürdistan’la onmilyarlarca dolarlık yatırım ve ticaret anlaşmaları, Kuzey Kürdistan’da bekleyen milyarlarca dolarlık yatırım, diğer kutupta Kürdistan’da burjuvaziyi “pek üzen” dev çaplı işsizlik ve yoksulluk (yani sermayeye artıdeğer üretmeyip sorun kaynağı da olan atıl işgücü!), en önemlisi, Türkiye burjuvazisinin bölgesel açılımlar için Kürt sorununu stabilize etme zorunluluğu!

İşçi sınıfı, Kürt halkına karşı saldırının aleti olmamalı, Türk-Kürt işçilerin birliği halkların kardeşliği mücadelesini yükseltmelidir.

Burjuvazinin bölge gücü politikalarına karşı enternasyonalist proletarya

Bu kriz aynı zamanda, iç pazarın kabına artık sığmaz hale gelmiş bağımlı Türkiye tekelci burjuvazisinin, daha doğrudan uluslararası birikim sürecine açılma -”açılım” budur zaten- sancılarının krizidir. Bölge ülkeleriyle ekonomik, ticari, diplomatik ilişkilerde görülmemiş bir artış var. Burjuvazi, yine emperyalist burjuvazinin ve bölge stratejilerinin yörüngesinde, kendi dansını yaparak bölgesel etkinlik ve ve payını artırmaya çalışan bir bölge gücüdür. Hükümetin İsrail’le gerilim politikası, Filistin halkının kara gözleri değil, işte tam da bunun içindir.

Türkiye işçi sınıfının, burjuvazinin bölge politikalarından, bölge ülkelerinin işçi sınıflarıyla etkileşimini artırması dışında kazanacağı hiçbir şey yoktur. Tam tersine, sermayenin varlık koşulu olarak bölgesel-uluslararası birikim düzeyine çıkması, sermaye yoğunlaşması ve merkezileşmesi, uluslararası rekabetin şiddetlenmesi, işçi sınıfı için yine sömürünün katlanması demektir. İşçi sınıfı burjuvazinin bölge politikalarına karşı çıkarken bölge ülkeleri işçileriyle birleşik mücadele arayışını güçlendirmelidir.

Proletarya-burjuvazi karşıtlığı, çelişkilerden bir çelişki değil, diğer tüm çelişkileri içinden belirleyen çelişkidir. İşçi sınıfı, sınıf düşmanının, orta sınıfların planlarına tabi olmamalı; devrimci rolünü sonuna dek oynamalıdır.

İşçi Meclisi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*