Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Siyasal gündemler üzerine birkaç not…

Siyasal gündemler üzerine birkaç not…

CHP milletvekili Aytun Çıtay, Meral Akşener’in kuracağı neo-faşist partiye geçti. Meral Akşener’in partisi böylece daha kurulmadan 5. milletvekiline sahip oldu.

Çıtay, daha önce DYP’den ve ANAP’tan milletvekili adayı, Demokrat Parti genel merkez başkanı adayı olmuş, seçilemeyince kapağı CHP’ye atmıştı.

Ancak mesele Çıtay gibilerin burjuva siyaset fırıldaklığı değil. Zaten CHP de kelimenin burjuva anlamında bile “sol” (sosyal-demokrat vb) bir parti değil.

Daha önce Cumhuriyet yazarlarından, şair ve solcu eskisi Ataol Behramoğlu’nun Akşener’e “apaydınlık kadın, samimi, bilgili, açık sözlü, zarif, cesur, esprili” diye yağcılık yapması, arka planda daha derin siyaset mühendisliği manevralarının çevrildiğine işaret ediyor. Akşener’in parlatılmasının Behramoğlu ve Çıtay gibilerle sınırlı kalmayacağı anlaşılıyor.

Erdoğan-AKP’nin yaşadığı belediye başkanlığı krizi de bir diğer siyasel gündem olmaya devam ediyor. Erdoğan’ın 6 büyükşehir belediye başkanının istifasını istemesi ve savurduğu ağır tehditlere karşın Gökçek vbnin  ayak diremesi ve bu işin yılan hikayesine dönmesi… Erdoğan’ın bir kez daha kadir-i mutlak olmadığını gösterdi, karizmasını çizmekle kalmadı, burjuva faşist iktidar krizinin kendi yarattığı büyükşehir mafya-rant imparatorlukları boyutunu ortaya çıkardı.

Erdoğan’ın derdi tabii ki büyükşehir belediye başkanların kendisi gibi bir dönem Gülencilerle sarmaş dolaş olması veya belediyelerde toplam milyar dolarları bulan yolsuzluk ve çakallıklar değil. Erdoğan asıl büyükşehir belediyelerinin daha önceki küresel mali oligarşik ve AB yönergeleriyle sahip olduğu neoliberal kısmi özerkliklerini ortadan kaldırmak ve bu vesileyle iç ve uluslar arası sermaye bağıntılarını ve yerel siyasal güçlerini tek elde merkezileştirmek istiyor.

Dolayısıyla Erdoğan ile büyükşehir belediye patronları arasındaki kriz, aslen AKP içinde de süregiden tekelci oligarşik burjuva sermaye kesimleri arasındaki bir güç ve paylaşım mücadelesidir.

Osman Kavala’nın gözaltına alınması ve Ömer Koç’un Abdülhamit koleksiyonu sergisine saldırı da, burjuva tekelci oligarşik güçler mücadelesinin başka bir belirimi. Kavala’nın burjuva neoliberal “sivil toplum” organizatör ve finansörlerinden biri olduğunu herkes biliyor. Gözaltına alınması yalnızca Almanya, AB, ABD’ye karşı kendince mesaj değil, aynı zamanda CHP’nin adalet yürüyüşünden itibaren arka planda farklı burjuva neoliberal alternatifler oluşturma girişimlerine karşı bir savunma reaksiyonu. Akşener’in yıkanıp yağlanması, CHP’nin arada bir hareketlendirilmesi, Abdullah Gül gibi bir kaç eski ismin köşede ısıtılması ve hatta Kerkük sorununa dair açıklamalar yapması, vb, “bir kısım kapitalist güçler”in her ağzını açtığında “OHAL kaldırılsın” demesi, alttan alta yürüyen kapitalist güçler çekişmesini gösteriyor.

Bunlardan ne çıkar? Yalnızca liberal halkçı sol ve liberal reformistlerin, liberal aydınların Kavala’ya, Koç’a, Akşener’e, CHP’ye açık örtük destek çıkması ve yedeklenmesi ve daha beter liberal demokrasi fantazilerini kitlelere yayması çıkar. Bir cam işçileri direnişinde İş Bankası’na, Tüpraş işçilerinin direnişinde ve Tüpraş’taki işçi katliamında, İş Bankası ve Koç’a bile toz kondurmaması çıkar.

Sınıf bilinçli işçilerin bu çürümüş kapitalist düzen batağındaki kapitalist güçler arası çamur güreşlerinden bekleyeceği bir şey yoktur. Fakat kendi kendini kemiren bu çürük düzen karşısında kendi bağımsız sınıf gücünü ve ufkunu inşaa etme sorunu vardır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*