Anasayfa » GÜNDEM » Sınırların savaş ve direnişle çizildiği günler

Sınırların savaş ve direnişle çizildiği günler

Sınırların savaşla çizildiği tarihi günleri yaşıyoruz. Ortadoğu’daki ayaklanmaların ne yazık ki demokratik sosyalist bir devrimci dalgaya dönüşmediği türbülans koşullarında, karşıdevrimin Irak ve Suriye özelinde ortaya çıkardığı özel bir Selefi İslamcı oluşum olan “İslam Devleti” ilerlemesini kanla sürdürüyor.

IŞİD bilindiği üzere Suriye’deki iç savaşta parçalanan merkezi yönetime karşı dış destekle toplanan ÖSO vb. gevşek çıkar koalisyonlarını zaman içerisinde dağıtarak Sünni tabanı büyük oranda kendisinde merkezileştirdi. Bununla kalmadı, Irak’taki Şii-Kürt-Sünni sacayağında kurulan dağınık kuvvetler birliğinin girdiği paylaşım kavgasından doğan sistem krizinden faydalanarak Saddam döneminden bu yana güç kaybı yaşayan reaksiyoner Sünni kesimleri de kendisine çekti. İki ülkenin Sünni nüfusunun yaşadığı toprakları hızla ele geçirerek bir virüs gibi son derece hızlı gelişen, kan ve fetihle ilerleyen reaksiyoner bir karşıdevrimci hareketle karşı karşıyayız. Bu karşıdevrimci, işçi ve emekçi düşmanı hareketin yaptığı cihat çağrısı, taşıdığı İslamcı ideolojinin pratikte ele geçirdiği alanlarda hızla devletleşerek yerleşmesi, sınırların mezhepler temelinde yeniden şekillendiği coğrafyada güçlenmesinin önünü açtı. Bununla kalmadı, çeşitli ülkelerdeki tarikat oluşumları üzerinden facebook vb. sosyal medyanın kullanımıyla çeşitli ülkelerden IŞİD’e doğru bir mücahit akışını yarattı. Doğu ve Güneydoğu’nun çeşitli illerinden, Antep’ten, İstanbul’dan, Almanya ve Fransa’dan, Ortadoğu’dan mücahitler İslam devleti hayali peşinde IŞİD’e aktılar. Ele geçirilen her yerde kendilerinden olmayan erkekleri öldüren, kadınları seks kölesi olarak kullanan, cephe gerisini en gerici feodal İslami kurallara, cepheyi coğrafyanın Osmanlı’dan tanıdığı fetih ve yağma kurallarına göre yöneten bu karşıdevrimci gerici hareket ilginçtir cihadının yönünü Irak ve Suriye’nin merkezi yönetimlerine doğru değil, başta demokratik özerkliğini yeni kurmuş olan Rojava olmak üzere Kürt yönetimlerine doğru çevirdi. Musul’un fethinin ardından Kerkük’e yürümeye başlamasıyla birlikte olay petrol kuyularında geçmeye başladığı için “dünya kamuoyu” denen emperyalist kapitalist sistemin bütününün gündemi haline geldi. Taraflara bakalım:

ABD ve diğerleri: Bir süredir toplantı üstüne toplantı yaparak ABD öncülüğünde bir koalisyon oluşturarak müdahale etme hazırlığına girdiler. Amerikan emperyalizmi IŞİD hedeflerini Irak’tan sonra Suriye’de de havadan savaş uçaklarının yanı sıra Tomahawk füzeleriyle vurmaya başladı. Bölge gericiliklerinden Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Bahreyn’in aktif desteğini alan oluşum, Katar ve Türkiye’yi de sıkıştırarak IŞİD’i ister istemez “terörist” ilan etmek ve koalisyona pasif destek vermek zorunda bıraktı. Planlarında doğrudan bir emperyalist işgal yok, çünkü bunun pahalı bir yöntem olduğu en son Irak dahil bir çok cephede kanıtlanmış durumda. Öte yandan IŞİD’i de bir kara harekâtı olmadan yerinden sökmek olanaksız gözüküyor. Irak ordusu diye bir şey kalmadığına, Esad henüz, İran ise hiçbir zaman seçenek olamayacağına göre geriye Suriye’deki direnişçi Kürt hareketi ile Barzani güçleri kalıyor. Burada da ÖSO’nun yalan olması, Türkiye devletinin PKK çizgisindeki YPG güçlerine desteğe veto çabaları ve Barzani’nin “caş”ça PYD ezilmeden parmağını kıpırdatmama tercihi dışarıdan içerideki güçleri destekleme konusunda bir çıkmaz doğuruyor. Fatura yine yüzbinlerce Ezidi ve Kürt emekçi yoksul köylünün, kadın ve çocuğun göçü ve sefaletiyle Türk devletinin sınırlarında birikiyor.

Türkiye: Ortadoğu’da politika yalan-dolan, küçük hesap ve çıkarlar, arkadan dolanmalarla karakterize olagelmiştir. Türkiye de Davutoğlu dönemiyle birlikte siyasetin bu yürütülüş biçiminin cevval bir çapsız örneği olmaya hak kazandı. Ortadoğu’da kitle hareketlerinin patlamasıyla Sünnilerin bölgedeki hamisi olma topuna giren Türkiye burjuvazisi, bu mezhep politikasının Suriye’de berbat bir tıkanmasını yaşadı. Ne ÖSO’yu adam edebildi, ne de bir dönem dışarıya iddia ettiği üzere sonradan IŞİD’i oluşturan güçleri zapturapt altına alabildi. Örtük savaş ilan ettiği Esad rejimi karşısında kendi ülkesinde 2 milyon Suriyeli sığınmacıyı bulduğuyla kaldı. Emperyalist metropoller nezdindeki başarısızlığını sıvarcasına, rüzgârın tersten esmeye başladığı dönemde bu kez IŞİD’e ev olmaya, lojistik sağlamaya, gıda ve mühimmat desteği, tıbbi destek sağlamaya, petrolünü satın almaya, örgütlenme ağına izin vermeye devam etti. Musul’da rehineleri ellerine teslim edişiyle İslam devletine karşı tutum alma gönülsüzlüğüne bahane bulmakla kalmadı, IŞİD’in ilerleyişinin ulusal özgürlükçü Kürt güçlerini bastırmasını ummayı sürdürdü. Tüm bunları içeride Kürt ulusal sorununa reformist müzakere sürecine helal getirmeden ve cumhurbaşkanlığı seçimini kazasız belasız aşarak sürdürdüğü için sevinçle gerdan kıvırırken, geçtiğimiz hafta önce okulların açılmasıyla karşısında Kürtçe eğitim direnişini, ardından da IŞİD saldırıları sonucu sınıra yığılan yüzbinlerce Kürt emekçiyi buldu. Şimdi IŞID için kevgire çevirdiği sınırlarını Kürt ulusal güçleri için gaz bombaları ve kurşunlarla kapatmaya çalışmakla uğraşıyor. Bir yandan da çelişkilerin bunca sertleşmesine karşın Öcalan nasıl olsa müzakereye mahkûm düşüncesiyle rehinelerin geri satın alınmasını iç politik şova çevirmekle ve devlet okullarında türbanı yerleştirmekle meşgul.

Kürt hareketi: PKK iç savaş karanlığı içerisinde kendi özgüçlerine dayanarak Suriye’de Kürt emekçiler için geçici bir ulusal özgürlük penceresi araladı. Şu an Rojava ve Kobanê IŞİD işgali altında var olma-yok olma savaşı veriyor. Jeopolitik çıkar hesapları gereği ABD’nin sınırlı desteğine dayanarak bölgede tutunabilmesi mümkün gözükmüyor. Barzani güçleriyle bir ulusal koalisyon adımları atılmasına karşın burada da Barzani’nin yeni bir aktörün doğuşunu darbeleme çabası tüm çabaların havanda dövülmüş su misali boşa düşmesini getiriyor. PKK’nin Suriye’deki oluşumu YPG’yle beraber IŞİD’e karşı savaşmaya hazır bir askeri güç an itibarıyla yok. Kürt ulusal hareketi kendi özgüçlerine dayanmak zorunda. Demirtaş’ın Kürt gençlerine Suriye’de savaşma çağrısı bu noktada anlam kazanıyor. ABD’nin ve Türkiye’nin yardım etmemesini eleştirmesi de! Bilindiği üzere Demirtaş hükümeti koalisyona “aktif bir şekilde desteğe” davet etti. Nazmi Gür, NATO’nun Kürtlerle işbirliği yapması gerektiğini söyledi. HDP milletvekilleri bir yandan Kürt güçlerinin geçişlerinin sağlanması için sınırda elde taş Türkiye devletinin ordu güçleriyle serhildanı andıran kitlesel çatışmalara katılırken, öte yandan PYD lideri Salih Müslim’in ABD’ye işbirliği çağrısıyla örtüşen açıklamalar yapıyorlar. Bu açıklamalar HDP içerisinde yedeklenen sol güçlerde mecburiyetten lafzen bir sınır çizme ihtiyacı doğuruyor. Burada demokratik-devrimci bir mücadele geçmişine sahip ulusal hareketlerin devletleşme süreçlerinde yaşadıkları sistem içi sıkışmanın bir yeni örneğini görüyoruz.

İşçi ve emekçi sınıfların bölgesel, enternasyonal çıkarı: Bu sistem içi sıkışma ancak yeni bir sistem, yeni bir dünya, yeni bir yaşam çağrısının işçi sınıfının önderliğinde yükseltilmesi ve bu perspektifin güç bulmasıyla aşılabilir. Kürt ulusal hareketinin Suriye’deki imhasına, Kürtlerin sırf Kürt oldukları için yerlerinden edilerek IŞİD çetelerince infazına sessiz veya tarafsız kalınamaz. Türkiye devletinin Kürt göçmenleri tecridi ve sınırlaması, bu felaket karşısında sınırlarını denetleme çabası kabul edilemez. Devletlerin yapay sınırlarının aşılarak demokratik bir Kürt ulusal birliğinin sağlanması, en azından Rojava’da elde edilmiş mevzilerin korunması için silah başına koşan Kürt gençlerin haklı mücadelesine gözler kapatılamaz. İşçi sınıfının enternasyonal çıkarları Suriye ve Irak’ta savaşın son bulmasından, bu da mevcut durumda önce karşıdevrimci IŞİD çetesinin ezilmesinden geçer. İşçi sınıfının bölgesel çıkarları Türkiye devleti ve burjuvazisinin içeride ve dışarıda Sünni İslamcı bir hat doğrultusunda atıldığı maceradan burnunun sürtülerek geriletilmesini şart koşar. Bizim çıkarlarımız sınırların yeniden kanla ve savaşla çizildiği bu tarihsel kesitte demokratik Kürt ulusal hareketinin Suriye’deki var olma mücadelesinin desteklenmesinden geçer. Tutumumuz bu desteğin küresel ve bölgesel kapitalist devletlerin yardım ve inayetine tam karşıt biçimde, işçi sınıfının emekçi Kürt halkıyla dayanışmasıyla somutlanmalıdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*