Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Sınıfsal ve toplumsal sağlık reçetesi

Sınıfsal ve toplumsal sağlık reçetesi

Dönüşüm adı altında yıkım politikaları: Politik mücadelenin yeni dinamiği

2011 Aralık ayında Türkiye’de “Sağlık çalışanları köle değildir”, “Sağlık haktır satılamaz” pankartları taşındı. Ocak başında Yunanistan’da sağlık emekçileri ve eczacılar 24 saatlik genel greve gitti. Ocak ortasında Romanya’da halkın öfkesi sokaklara taştı. Arabalar ateşe verildi, çatışmalar oldu. SMURD’un (acil kurtarma hizmeti) özelleştirilmesine karşı eylemlerde “Hırsızlığa son bize yalan söylediniz” sloganları atıldı. 11 Mart 2012 günü, emekçi sınıfların farklı kesimlerini bir araya getiren Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi toplandı. “Sağlık haktır” temel sloganıyla sağlıkta yaşanan yıkım politikalarına karşı mücadele kararı aldı.

“Marksizm için bir reçete”!

IMF’nin eski baş ekonomisti Prof. Kenneth Rogoff’un 2005 yılında Foreign Affairs’e yazdığı makalede söylenen şu: “Sosyalizmle kapitalizm arasındaki gelecek büyük çatışma insan sağlığı üzerinden yaşanacak…” Bu yazının başlığı ise “Marksizm için bir reçete”! IMF’in eski baş ekonomistinin sözleri ne bir kehanettir, ne de büyük bir öngörüdür. Sağlık alanında dönüşüm adı altında yıkım politikaları uygulanmaktadır. 1980′lerden itibaren tekelci sermayenin birikim kanallarını genişletmek için geliştirilen politika ve saldırılardan birisi de öncesinde artıdeğer üretiminin sınırlı ve dolayımlı olduğu sağlık ve eğitim alanlarının artan ölçüde metalaştırılması, tekelci sermayenin dolaysız artıdeğer üretimi ve kar alanı haline getirilmesi oldu.

İnsan sağlığıyla ilgili her alan ve konu tekelleştirildi. Öncesinde makine ve ilaç alanındaki tekelleşmeye hastaneler, sigorta sistemi dahil edildi. Önceki hastane ve sosyal sigorta sistemi de çökertildi. Her iki alan da yeniden yapılandırıldı. Sağlık alanı mali sermaye oligarşisinin banka-sanayi-sigortacılık sisteminin bir parçası olarak yeniden örgütlendi. Dev sermayeli hastane zincirleri, mahalle aralarına kadar açılan özel hastaneler, özelleştirilen hastaneler, döner sermayeli üniversite hastaneleri, spa merkezleri, çocuk ve yaşlı bakım evleri… Bununla iç içe, profesör, doktor, hemşire, hastabakıcı hepsi kitlesel olarak işçileştirildi. Üretimin ve emeğin örgütlenmesi değişime uğratıldı. İşin temposu ve yoğunluğu arttı. Çalışma esnekleştirildi. Hastalar müşterileştirildi. Ticarileştirilen hastanelerle sağlık alanında tekelci rekabet arttı. (Türkiye yetmediği için hastane zinciri rekabetleri bölgesel düzeye, Avrupa’dan müşteri kapmaya sıçramış durumda. Erdoğan’ın tam desteğiyle, üniversite hastaneleri, bu rekabete insan sağlığını hiçe sayarak dört kol, dört bacak, iki kafa ameliyatlarıyla “dünyada ilk defa”yı jeneriklere çekerek girdiler. Aynı anda jeneriklere çekilmiş, izleyici rekorları kıran “İstanbul’un Fethi” filmiyle birlikte onlar da tıp alanında dünya rekorunu kırıverdiler! Sağlık sektörü, büyük miktarlarda artıdeğer ve kar üretilen alanlardan birisi haline geldi. Bugün, IMF ve DB’nın sağlıkla ilgili herşeyi metalaştıran, giderek pahalılaştıran Reform Pandemisi denilen neoliberal sağlık reformları politikası uygulanıyor. Bu sistem, doktoru da, hemşireyi de, hastabakıcıyı da işçileştirip kendi içerisinde bölüp parçalayıp atomize ederek bireye doğru çözer, aralarındaki rekabeti artırır, artıdeğer sömürüsünü azamileştirirken, tanı, tedavi, ameliyat, bakım, ilaç vb. ile ortaya çıkan ürünün fiyatını da tekelcileştiriyor. Bütünüyle kar odaklı hale getiriyor. Azami kara çeviriyor. Sağlıktaki tüm alanları kapsayan ve yeniden örgütleyen tekelci dönüşüm, sanıldığı ya da ileri sürüldüğü gibi sadece sosyal sigorta sisteminin çökertilmesiyle ortaya çıkmış değildir. Sosyal sigorta sisteminin çökertilmesi, “Paran varsa doktora gidebilirsin, tedavi olabilirsin, yoksa öl” politikasını açık hale getirdi. Bununla birlikte asıl köklü değişim, gelişen yeni üretim teknolojileriyle birlikte sağlık alanının tekelci sermayenin azami artıdeğer ve kar üretimi alanlarından biri olarak hastanelerin ihtisaslaşmış, özel nitelikli ve fabrika-süpermarket biçimiyle yeniden yapılandırılmasıdır. Ekmek, araba, bardak, sandalye gibi elle tutulur maddi ürün meta biçimiyle üretilen ürünler dışında eğitim, sağlık gibi alanlarda “faydalı sonuç” yaratma niteliğine sahip olan emeğin artıdeğer üretebilme özelliği, mali sermayenin yeni büyük ölçekli birikim, sömürü ve kar alanı haline getirilmiştir. Daha önce ilaç, ameliyat makinaları vb. yapan, birkaç büyük hastaneye sahip olan tekeller sağlık alanına sermayenin yeni ve hızlı birikim alanı olarak geniş ölçüde el attılar. Sağlık alanından başlayan ve hızla büyüyen hastane zincirlerine sahip tekeller ortaya çıktı. Nispi ve mutlak artıdeğer sömürüsünü yoğunlaştıracak kitlesel bir yeni işçileştirme, işçileştirilenlerin daha yoğun sömürülmesi gerçekleştirildi.

İşçi sınıfının durumu

Bu gelişim, dün işçi olmayan, ya da gizil işçi durumundaki profesörü, doktoru, hemşireyi de önceki konumunu tümden sarsıp yıkarak kitlesel olarak işçileştirmekte; artıdeğer sömürüsünün nispi ve mutlak biçimleriyle azamileştirilmesiyle -göreli ayrıcalıkları ve sosyal haklarından da hızla yoksun bırakılmaları ve birbirleriyle rekabete dayalı prim sistemiyle- sınıfsal-toplumsal konum kaybı, rekabetçi yozlaşma daha büyük sarsıntılarla ve şiddetli olarak yaşanmaktadır. Profesörün, doktorun, hemşirenin, hastabakıcının önceki nispeten güvenceli durumunu ortadan kaldırmakta, daha ağır koşullarda ve daha çok çalışmaya, işin temposunun artırılmasına, başlarını kaşıyacak, tuvalete gidecek zaman dahi bulamamalarına, çıplak ücretle ve gitgide daha düşük ücretlerle çalışmaya zorunlu bırakılmalarına yol açmaktadır. Sınıfsal ve toplumsal konumlarını bütünüyle değiştirmekte, önceden sahip oldukları statü ve ayrıcalıkları tümden kaybettirmekte, mesleki niteliklerine uygun düzeyde vasıflı emek gücünün karşılığının dahi ödenmediği çok daha geri koşullarda çalışmaya ve yaşamaya mahkum edilmektedirler. Bir hemşirenin, doktorun, hastabakıcının yapabileceğinden çok daha fazla işi yapması istenmekte, işiyle ilgisi olmayan, angarya niteliğindeki işleri yapmaya zorlanmakta ve mecbur bırakılmaktadırlar. Hem nispi hem mutlak artıdeğer biçimiyle azamileştirilen artıdeğer sömürüsü, işçinin sadece ücretlerinin düşmesine değil çalışma koşullarının ağırlaşmasına da yol açıyor. Geriye doğru eşitleyerek sınıf içerisindeki ayrımları siliyor. Onlara “ya rekabetçi yozlaşma, ya mücadele” dışında bir yol bırakmıyor. İşçileşen hemşirenin, doktorun, hastabakıcının, profesörün, intörnlerin, tüm sağlık çalışanlarının her kesiminden yükselen “Köle değiliz” isyanı sağlık da içerisinde olmak üzere çalışma ve yaşam koşullarının ağırlaşmasına karşı gelişmekte olan tepkidir. Sarsılan ve yıkılan önceki sınıf -küçük burjuva, ara sınıf- konumuyla yeni sınıf konumu bilinç sarsılmalarıyla, alt üst oluşlarıyla, eskisini geri getirme nafile çabalarıyla yeni sınıf konumu içerisinden düşünme ve hareket etmeye başlamayla, giderek ikincisinin ağır basacağı biçimde gelişiyor. “Köle değiliz” sloganında ifade edildiği gibi işçi sınıfının kapitalizm içerisindeki durumunu belirten “ücretli kölelik”, sadece komünistlerin kullandıkları ajitasyonal-propagandif bir tanım olmaktan çıkıp emekçi sınıfların öz yaşam koşullarının, çalışma koşullarının açık ifadesi haline geliyor.

Hastanın müşterileştirilmesi, paran kadar sağlık

Sağlık alanında yararlı etki sağlayan emek gücünün ve emek ürününün artan ölçüde metalaştırılması, büyük ölçekli sermaye birikimine, tekel karına araç kılınması, işçi sınıfının ve tüm toplumun, herbirimizin sağlığında büyüyen bir tehdit ve tehlike haline geliyor. Azami artıdeğer sömürüsü ile kapitalist pazarın genişletilerek ve derinleştirilerek karın kitlesel büyütülmesi, sağlıkla ilgili her şeyin artı değer ve kar üretiminin konusu haline getirilmesi içiçe geçmiştir. Ki bu ikisi birbirine bağlıdır. Sağlıkta muayene, tanı, tedavi, ameliyat, bakım, iyileşme olarak ortaya çıkan “faydalı sonuç” oluşturan bir ürün olarak da ürünler meta biçimiyle ve azami kar sağlayacak biçimde, tekel fiyatıyla satılıyor. Üstelik emek gücünün fiyatının düşürülmesi ile çok daha ucuza da maledilmişken! Sosyal sigorta sistemi çökertilmiş, muayene ve tedavi için katkı payları artırılmış, bireysel sağlık sigortası ile banka-sigorta tekellerine yem olarak sunulan, hastane kapılarında inletilen, ömrü tedavi ve ilaç paralarını ödemekle geçen, önleyici ve koruyucu sağlık ve tedavi imkanları olmayan, bütünüyle güvencesizliğe terkedilen, ücretlerin bastırılması, çalışma ve yaşam koşullarının ağırlaştırılması, mezarda emeklilik yasalarıyla daha kötü koşullarda yaşamaya mahkum bırakılan emekçi sınıflar, büyüyen sağlık sorunlarıyla karşı karşıya. Sağlıkta dönüşüm politikasıyla muayene, tedavi ve bakımda sınıf ayrımı derinleşmektedir. Burjuvazi için özelin de özeli, ihtisaslaşmış çok özel hastaneler, hastalığı önleyici sağlık-spa merkezleri oluşturulurken emekçi sınıfların çalışma ve yaşam koşulları ağırlaştırılmakta, hasta olduklarında da sürünerek yaşama noktasına itilmektedirler. Muayene, tedavi, ameliyat, bakım, ilaç fiyatları pahalandırılmıştır. Bireysel sağlık sigorta sistemiyle, sigorta-banka tekellerinin önüne yem olarak atılmaktadırlar. Ki genel sağlık sigortası dahi yeterli olmayacaktır; tamamlayıcı ikinci bir sigorta zorunlu hale gelmektedir. Sermayenin neoliberal tekelci kapitalist birikim biçimine bağlı olarak işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları da büyümüştür. İş kazaları, iş cinayetleri, daha uzun süre çalışmanın, daha tempolu ve riskli çalışmanın, esnek ve güvencesiz çalışmanın yıkıcılıkları arttığı gibi, emek gücünün toplumsal bakımdan yeniden üretilebilirliğinin koşulları gitgide zorlaşmakta, işçiler fiziksel, düşünsel ve ruhsal olarak kısa sürede yıpratılıp tüketilmekte, yeni meslek hastalıkları, stres eklenmekte, kilit konumdaki çok sınırlı çekirdek bir işçi grubu dışında esnek çalıştırmayla işçi sağlığı ve iş güvenliğini hiçe sayan “Kullan at, attığın sürünsün, sağlıklı olan yenisini al” politikası uygulanmaktadır. Bunu olanaklı kılan taşeronluk sistemine, şimdi de köle işçi ticareti büroları sistemi eklenmektedir. Bulunulan kriz koşulları, emek gücü fiyatının düşürülmesi saldırısını derinleştirmekte, kapitalistler için sigorta maliyetleri tümden ortadan kaldırılmaya girişildiği gibi, kullanılan emekgücü kısa sürede işe yaramaz hale getirilerek kağıt mendiller gibi sokağa atılmaktadır.

Toplumsal sağlık

Sağlık sorunu, sadece tek tek bireylerin sağlık durumlarıyla ilgili bir sorun olmaktan da çıkmakta, büyüyerek toplumsallaşmakta, sağlıklı ve güvenli yaşam, toplumsal sağlığın kazanılması sorunu ve mücadelesi olarak ortaya çıkmaktadır. 10-12-14 saati bulan çalışma süreleri, işin temposunun artırılması, ücretlerin bastırılması, en yaşamsal ihtiyaçların karşılanmasının dahi zorlaşması, robotlaşma, yalnızlaşma, rekabet savaşları, gelecek güvensizliği, amaçsızlaşma ile strese dayalı hastalıkların, intiharların artması, büyüyen toplumsal sağlık sorunlarını göstermektedir. İsviçre gibi beden sağlığı ve tedavisinin, önleyici ve koruyucu tedavinin ileri düzeyde gerçekleştiği ülkelerde psikolojik rahatsızlıklar had düzeydedir. Japonya’da deprem ve tsunami travmatik bir toplumsal çöküş yaratmış, depremden bu yana geçen sürede 30 bin kişi intihar etmiştir.

——————————————————

Sağlık politikası ve sağlık güvencesi

Sağlık toplumsal sağlıktır. Sosyalist toplumun üyelerinin düşünsel, bedensel ve ruhsal sağlığı sağlam bir toplum yapısının güvencesidir.
Sosyalizmde, yalnızca tedavi edici, yalnızca koruyucu ve önleyici sağlık politikası değil, aynı zamanda tüm toplumsal çalışma, yaşam ve ilişkilerin sağlıklı hale getirilmesini içeren bir sağlık politikası uygulanır.
Toplumsal-bireysel, parasız, tam sağlık güvencesi, koruması; tüm çalışma, yaşam ve ilişkilerinin sağlıklı olması hakkı temel bir haktır. Sosyalist anayasa ile güvence altına alınır.” (KDÖ Platformu sf. 217)

—————————————————-

Birleşik mücadele dinamikleri

Sağlık alanındaki tekelleşme, işçi sınıfına yeni katılan bölükler dahil işçi sınıfının farklı işkollarında yer alan kesimlerini geriye doğru eşitleyerek gitgide açık hale gelen çelişki ve sorunların ortaklığıyla, birbirine yakınlaştırmakta; sınıf mücadelesini birleşik geliştirebilmenin, hastabakıcı, temizlik işçisi, hemşire, intern, doktor, profesörün aynı zeminde, aynı doğrultuda birlikte hareketi ve eyleminin olanaklarını artırmaktadır. Bunun karşısında ise, kapitalist üretim ve emek organizasyonlarıyla, sınıf parçalanmışlığı içerisinden gelişen rekabet, işsizlikle terbiye etme, prim, kardan pay, konum ve ayrıcalık teşvikleri yer almaktadır. Profesörler, doktorlar, hemşireler, kapitalist işletme niteliğindeki hastaneler arasındaki rekabetin birer parçası haline gelmektedirler. Bununla birlikte eğilim sınıf birliğinin ve sınıfın birleşik mücadelesinin -işkolu düzeyinde, içiçe geçmiş işkolları arasında- gelişmesi yönündedir. Kriz iki eğilimi daha açık bir şekilde karşı karşıya getirecek, sınıfın birleşik mücadele eğilimini güçlendirecektir. Sağlık alanındaki tekelleşme ve bu alanın tekellere azami kar sağlayacak, artıdeğer sömürüsü ve karın kitlesel olarak büyütülmesini gerçekleştirecek biçimde yeniden düzenlenmesi, üretimi gerçekleştiren çalışma ve yaşam koşulları ağırlaştırılmış işçiyle, üretilen üründen yararlanamayan, ancak ücreti kadar satın almakla karşı karşıya bırakılan hastayı -işçileri, kent ve kır yoksullarını, küçük burjuvaziyi- bu politikalara karşı yönde birleştiriyor. Sağlıkta daha açık olarak ortaya çıkmış olan bu ilişki, proletaryanın kurtuluşu sorunu ile genel toplumsal kurtuluş ve özgürleşmenin içiçe hale geldiğini ve toplumsallaşan sağlık sorununun proletaryanın kurtuluşu sorununa bağlı hale geldiğini gösteriyor. İşçi sınıfının -sağlık işçilerinin- istemleriyle ucuz ve parasız tedavi isteyen toplumun -işçiler, kent, kır yoksulları ve küçük burjuvazi- mücadelelerinin birleşme noktasını -diğer birçok konu gibi- oluşturuyor. Çalışma ve yaşam koşulları ağırlaştıkça ücretli kölelikten kurtulma özlem ve isteği doğuyor, gizli gizli büyüyor, sağlık, eğitim gibi yaşamsal ihtiyaçların dahi azami ölçüde metalaştırılması ve tekel karlarıyla satılmasıyla da eğitimin, sağlık ürünlerinin paralı olmaktan çıkartılması -parasız muayene, tedavi, ameliyat, bakım, ilaç- özlem ve isteği gelişiyor. İkisi birleşiyor. İşte “Köle değiliz”, “Sağlık haktır satılamaz” sloganları birbirini bütünleyen slogan ve istemler olarak tam da buradan, tekelci kapitalist sömürünün azamileştirilmesinden doğuyor. Emek gücünün yeniden üretiminin kapitalist toplumsallaştırılması, neoliberal toplumsal yıkım politikaları, bireye doğru doğru çözme biçimiyle gerçekleşiyor. İşçinin sınıf olarak bireye doğru çözülmesiyle, hastanın ancak bireysel sağlık sigortasına- hatta ikinci bir sigortaya- mahkum edilmesi aynı sistemin ve politikanın iki ayrı yöndeki işleyişi. Bu durum, işçiyi çalışma ve yaşam koşullarında daha fazla köleleştirdiği; güvencesiz, uzun süre ve yoğun tempoyla riskli ve sağlıksız çalışmaya mahkum ettiği, yalnızlaştırdığı, nesneleştirdiği, hiçleştirdiği, alıklaştırdığı, sınıf kardeşleriyle rekabete soktuğu, yozlaştırdığı, düşkünleştirdiği gibi, hasta olanın tedavi olamamasına, ameliyat olması gerekenin ameliyat olamamasına, ilaç parası bulamamasına, dökük dişlerini yaptıramamasına, borç harç bulduğu hastane ilaç paralarını ömrü boyunca ödemek zorunda kalmasına, hastane önlerinde bitimsiz kuyruklarda ağrılar içerisinde beklemesine, istatistikleştirilmesine, birkaç dakikaya sığdırılan tanı ve tedavilerle geçiştirilmesine, doğru dürüst bir tedavi ve bakımın gerçekleştirilmemesine… bir dizi yıkıcı sonuca yol açıyor. İnsanın sağlıklı, güvenli ve mutlu yaşam hakkı tümüyle elinden alınıyor, sermayenin tekelci karlarına bağlı ve bağımlı kılınıyor. Doktorun, sağlıkçının, hastabakıcının yararlı etki sağlayıcı emeğinin emek gücü olarak dahi karşılığı ödenmediği gibi, bu emeğin sahibi olarak da onu yetkin, üretken, yararlı olacak biçimde uygulamaları da önleniyor, gün içinde 100’ü aşkın hastaya bakmak, tanı ve tedavilerini gerçekleştirmekle, hatta meslekleriyle ilgili olmayan angarya işleri yapmakla karşı karşıya bırakılıyorlar. Hakarete, saldırıya uğruyorlar. Can güvenlikleri tehdit ediliyor. Emek gücü fiyatının daha düşük olduğu ülkelerden doktor ve hemşire, çocuk ve yaşlı bakıcıları getirilerek birbirleriyle rekabet içerisine sokuluyorlar. Taşeronlaştırılarak, şimdi de köle işçi ticaretiyle sosyal sigorta, tatil, emeklilik haklarından tümüyle yoksun bırakıldıkları, ücretler aşağıya çekildiği, güvencesizliğe mahkum edildikleri gibi işin niteliği de düşüyor. Bir hemşire, bir doktor, bir hastabakıcıya çok sayıda hasta düşüyor. Muayene, tedavi, bakım koşulları kötüleşiyor. Sağlık işçisi de, hasta da tehdit altına sokuluyor. İnsan sağlığı gibi yaşamsal bir alandaki çok değerli bir emek türü, tekelci sömürünün, artı değer ve değer yasasının saldırısıyla değersizleştiriliyor, işçiyi yaptığı işle ilişkisinde nesneleştirerek, robotlaştırdığı, yabancılaştırdığı gibi, işçiyi de işini hem yapamaz hem de ondan nefret eder hale getiriyor. Emeğin ücretli emek biçimiyle tekelci kapitalist kullanımıyla, tekelci sermayenin azami artıdeğer sömürüsü ve azami kar odaklı oluşuyla -tekelci kapitalist kara ve işçilerin birbirleriyle rekabetine bağlı hale getirerek- işçinin emeğini artan ölçüde değersizleştirip kendisini gerçekleştirmekten bütünüyle uzaklaştırıyor. İşçi sınıfını ücretli emek olmaktan kurtulmadıkça kurtulamayacağı bir noktaya taşıyor. Sadece bu dahi, işçi sınıfı mücadelesinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi ile sınırlı kalamayacağını ve kalmaması gerektiğini, artıdeğer sömürüsünü sonlandırma ve bütünüyle ücretli emek olmaktan kurtulma mücadelesi olması gerektiğini gösteriyor.

Sınıfsal ve toplumsal sağlık reçetesi

Sağlık işçisi köle değildir/Kahrolsun ücretli kölelik düzeni

Tekellerin azami sömürüsü ve egemenliğinin olduğu yerde sağlıklı kalabilen bir işçiden, sağlıklı bir toplum ve birey yapısından söz edilemez. İşçinin sağlığı, iş güvenliği, çalışma ve yaşam koşullarının iyileşmesi, tekelci kapitalist egemenliğin yıkılmasına, bir bütün olarak kapitalizmin yıkılmasına ve kapitalizmden kurtulunmasına bağlı hale gelmektedir. Bugün sağlık işçilerinde- ve işçi sınıfının diğer kesimlerinde- “Köle değiliz” sloganı sınıfsal bir öfke ve tepkiyle dile geliyorsa, bu sınıfın içerisinde bulunduğu çalışma ve yaşam koşullarından doğmaktadır. “Kahrolsun ücretli kölelik düzeni” dediklerinde dahi az sayıdaki bilinçli öncü işçi dışında bu slogan sisteme açık karşıtlık ve onu yıkma bilincinden değil, içerisinde bulundukları durumdan kurtulma özlem ve isteği olarak atılmaktadır. Komünistlerin görevi bu özlem ve isteğin sistem karşıtlığı bilincine, kapitalist sistemi yıkma istek ve mücadelesine çevrilmesidir. Sağlık işçisi köle değildir/Kahrolsun ücretli kölelik düzeni. Hasta: Kapitalizm/Tedavi: Sosyalizm

Emeğin korunması

Sağlık alanında tekelci egemenlik arttıkça, işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları kötüleşmekte, iş güvenliği ve işçi sağlığı sorunları büyümektedir. İşçinin emeği, artıdeğer üretimine, azami kara, kapitalist üretim ve emek organizasyonlarına bağlanmış olarak değersizleştirilmekte ve daha da sağlıksız koşullara mahkum edilerek, beslenme, tedavi, bakım olanakları daha da azaltılarak çürütülmektedir. Emeğin değersizleştirilmesi ve çürütülmesine karşı emeğin ücretli emek -ücretli köle- olmaktan kurtulmasını da içerecek, niteliği ve kapsamıyla her bakımdan kendisini gerçekleştirme ve geliştirme etkinliğine dönüşeceği; işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarıyla ilgili her konu ve saldırıyı bir mücadele konusu ve hedefi haline getiren bir emeğin korunması mücadelesi. Hak gasplarıyla, taşeronlaştırmayla, esnek çalışmayla, son olarak da köle işçi ticareti bürolarının açılmasıyla sigortasız çalıştırmanın tümüyle hakim kılınmasına karşı öncü işçi kurulları, işyeri meclisleri ve sendikalar, “tam güvenli sosyal sigorta hakkı” mücadelesini yükseltmelidirler. Bireysel sağlık sigorta sistemi, “Ancak paran kadar tedavi olabilirsin, paran yoksa sürün ve öl” demektir. Fabrika ve işyerlerinde iş cinayetleri, kötü ve ağır çalışma koşulları, mesleki hastalıklar, güvencesizliğe karşı “işçi sağlığı ve iş güvenliği” mücadelesi. İşyeri komite ve meclislerinin bu nitelikteki her sorunun üzerine üzerine gitmesi, mücadele konusu haline getirmesi, fiili kontrol ve denetimi. İş cinayetlerini gerçekleştirenlerin teşhiri ve cezalandırılması. Sağlıkta sağlık işçilerine emek niteliklerine uygun ücret, güvenli çalışma ve gelecek güvencesini sağlayan çalışma koşulları. Bir doktorun, bir hemşirenin, bir hastabakıcının 100 hastaya bakmak zorunda kalmaktan, angarya işler yapmaktan kurtulması için mücadele. Sadece emek gücünün fiyatının düşürülmesine ve güvencesiz çalışmaya yol açmayan, işin niteliğini de düşürerek hastanın sağlığını da tehdit eden Taşeron sistemi yasaklanmalıdır. Muayene ve tedavide katkı-katılım paylarının artırılmasına karşı “Sağlıkta katkı-katılım payının artırılmasına hayır/Silahlanmaya, savaşa, diyanete ayrılan bütçe sağlık ve eğitime!” Bu konuyu burjuva partilerin dini politikalaştırmalarına ve Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaşa karşı mücadeleyle içiçe geçirmeliyiz. Ağırlıklı olarak Kürt halkının, özellikle de Kürt yoksullarının, emekçi kadınlarının yararlandığı “yeşil kart” uygulamasının kaldırılarak GSS primi ödemek zorunda bırakılmaları, Kürt halkının anadilde sağlık hizmeti alması da kesinkes mücadelemizin konusu olmalıdır.

Sağlıklı yaşam haktır, satılamaz

Sağlık alanında tekelci egemenlik arttıkça, emekçi sınıfların sağlık koşulları kötüleşmektedir. Toplumsal sağlık, güvenli yaşam sorunları büyümektedir. Bu koşullarda bir özlem ve istem olarak doğan, sağlığın alınıp satılamayacağı, ücretli ve fahiş ücretlere dayanan sağlık politikalarının sona erdirilmesi yönlü istemler de sağlık gibi yaşamsal bir alanda ürünün metalaştırılmasına karşı bir tepki olarak gelişmektedir. Tekellerin metalaştırma saldırısının sağlık alanında en basit toplumsal ve insani ahlaki değerleri dahi hiçe sayan yıkıcılığına karşı sağlığa eşit, parasız erişim hakkı istem ve özlemi şekillenmektedir. Ki bu emekçi sınıfların yaşamsal ihtiyaçlarıyla ilgili bütün konu ve sorunlarda aynı düzeyde olmasa da artarak, yer yer ve şiddetlenerek ortaya çıkmaktadır. Tekelci kapitalizm koşullarında, kapitalist meta üretim biçimi ve ilişkilerinin sadece sömürücü niteliğiyle kalmayıp yıkıcı, çürütücü, hiçe sayıcı, ezici niteliğiyle açığa çıkması, sağlıkta ve diğer yaşamsal ihtiyaç alanlarından başlayarak meta üretim düzenine, her şeyin satılıp alınmasına karşı bunlardan kurtulma isteğini de ortaya çıkartıyor. Sosyalist propagandanın üzerinde yükseleceği temellerden birisi de budur. Sermaye egemenliği yıkılarak, kapitalist özel mülkiyet toplumsallaştırılarak emek gücü meta olmaktan kurtulma sürecine girmedikçe, ürünler de meta olmaktan kurtulamaz. Kapitalist tekeller toplumsal sağlığın düşmanıdırlar. Sağlıklı yaşam haktır, satılamaz. Herkesin ücretsiz sağlığa erişim hakkı. Doktora gitme, tanı, tedavi, bakım, ilaç,
ameliyat, hastalık sonrası bakım, önleyici tedavi, çocukların gelişimi ve yaşlıların bakımının güvence altına alınması. Tam güvenceli bir sosyal sigorta sistemi. Sağlıkta dönüşüm değil yıkım! Hastane, sigorta, sanayi ve banka tekelleri, sağlık alanından elinizi çekin! Sağlık alanında ortaya çıkmakta olan sağlık işçi meclisleri, girdikleri yolda ilerlemeli, sadece kendi sınıfsal hakları için değil bir bütün olarak toplumun “Sağlıklı yaşam ve güvenceli gelecek hakkı”nın savunucusu olmalı, mücadelesini yükseltmelidirler. Katkı, katılım payının artırılması adı altında artırılan muayene, tedavi, ameliyat, bakım, ilaç paralarına karşı ödememe kampanyaları, fiili blokajlar gerçekleştirilmelidir. Bireysel sağlık sigorta sistemine son verilmeli; toplumun ve her bireyin özgür, sağlıklı, güvenceli, mutlu yaşam hakkı, hak olarak açıkça tanımlanmalı, toplumca güvence altına alınmalı, Sosyal sigorta sistemi, sağlığa parasız erişim, sağlıklı yaşam ve güvenceli gelecek hakkı Anayasa düzeyinde de bir hak olarak kabul edilmelidir. Birleşik mücadelenin sağlık işçisiyle hasta işçi ve emekçilerin birliğini gerçekleştirerek gelişmesi, sağlık işçilerinin tecritine karşı en etkili yol olduğu gibi, işçi sınıfının diğer emekçi sınıfları bilinçlendirerek ve birleşik eylemle önderlik etmesinin örneği de olacaktır. Sağlık işçi meclisleri, sağlık alanındaki tekelleşmenin yıkıcı toplumsal sonuçlarını gösteren etkili bir teşhir ve mücadele geliştirmeliler. Fahiş karları, insanlık dışı uygulamaları, muayene, tedavi ve bakımdaki sınıfsal ayrımlaşmayı açıklamalıdırlar. (Ki bu alanın tüm bilgisine içinden sahiptirler.) İnsan sağlığı alanının artan ölçüde meta üretimi ve azami kar alanı haline getirilmesi, meta üretim düzeninin yıkılması sorununu işçi sınıfının ve tüm emekçi sınıfların önüne yakıcı bir sorun olarak koymaktadır. Sınıfsal ve toplumsal sağlığın güvencesi sosyalizmdir. Sağlıklı yaşam ve güvenceli gelecek ancak sosyalizmle olanaklıdır. Sağlık alanındaki –ve her alandaki- tekelci kapitalist sermaye toplumsallaştırılmalıdır. Komünistlerin programı sağlığı, günümüz insanının zorunlu bir gereksinmesi ve temel hakkı olarak görmektedir. İşçilerin iktidarında sağlık politikası, sağlık alanındaki işçi konseyleri, hastalar tarafından oluşturulacak, genel toplumsal onaya sunulacaktır.

Sağlıklı bir yaşam, güvenceli bir gelecek sosyalizmde!

Toplumsal emek üretkenliğindeki gelişme, bilimin yeni bulgularıyla üretim teknolojilerinin gelişmesi, genetik tedavi imkanları -kalp, kol, bacak, yüz, kök hücre nakilleri- sağlık alanında sadece hastaların iyileştirilmesini değil hastalıkların olmasını, ortaya çıkmasını önleme, etkisizleştirme, kontrol altına alma imkanlarını muazzam ölçüde geliştirmiştir. Bilim ve teknolojinin ve toplumsal emek üretkenliğinin sıçramalı biçimde geliştiği alanlardan birisidir sağlık alanı. Ölüme yol açan birçok hastalık ölüm nedeni olmaktan çıkmıştır. Hastalıkların genetik düzeyde tedavi edilmesi imkanlarına ulaşılmıştır. En karmaşık ameliyatlar yapılabilir hale gelmiştir. Çok sayıda yeni ilaç bulunmuş, üretilmiştir. Beslenme, barınma, yaşam koşulları itibariyle gerçekleşen toplumsal emek birikimiyle ve gelişkin bileşik toplumsal emekle kimsenin aç ve açıkta kalmaması, açlıktan ölmemesinin koşulları fazlasıyla olduğu gibi yaşam süresini uzatmanın koşulları ve olanakları da vardır. Ve yaşamı her bakımdan mutlu ve sağlıklı bir şekilde yaşamanın, emeğin ücretli kölelikten kurtulması ve çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkarak kendisini gerçekleştirme ve geliştirme etkinliğine dönüşmesiyle de yaşamın yepyeni bir temelde örgütlenmesinin olanakları bulunmaktadır. Ki bu ilk elde işçinin emeğinin sömürülür olmaktan kurtulmasıyla, çalışma sürelerinin azaltılmasıyla, üretim ve emek organizasyonlarının kökten değişimiyle başlayarak gerçekleşecektir. Ne aç ve açıkta kalma, ne işsizlik korkusu, ne uzun süre çalışmanın, yoğun çalışmanın ve stresin oluşturduğu yıkımlar, intiharlar olacaktır. Ne de gelecek güvensizliği. Toplumun ve bireylerin yaşamla kurdukları ilişki kökten değişecektir. Bunlar bugün olanaklıdır. Bunlar bugün olanaklıyken tekelci kapitalistlerin hastane, banka, sanayi, sigorta zincirlerinin artı değeri ve karı azamileştirme politikaları işçi sınıfının ve toplumun sağlığında büyüyen bir tehdit oluşturmaktadır. Tekelci kapitalistler, işçinin sadece fizik gücünü değil beynini ve ruhunu da sömürmekte, ezip çiğnemekte, yaşam sürelerinin uzamasını emeklilik yaşının 70′e çıkartılmasının -mezara gidinceye kadar sömürmenin- gerekçesi yapmaktadırlar. Bu durumda, işçi sınıfının, kent ve kır yoksullarının önünde tek yol kalmaktadır: Sadece sağlıklı bir yaşam, güvenceli bir gelecek için dahi kapitalizmi yıkarak ondan kurtulmak!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*