Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Sınıf savaşımında yeni halka: Mikroçipli beden kontrolü

Sınıf savaşımında yeni halka: Mikroçipli beden kontrolü

cayeli-bakir-isletmelerinde-maden-iscilerine--6777196_x_oSoma katliamının ardından hükümetin açıkladığı sözde önlem paketi içinde, yeraltı maden işçilerinin bedenine mikroçip yerleştirilmesi de vardı. Hükümet, bedene yerleştirilecek çiplerin kaza durumunda işçilerin yerlerinin tespit edilmesi için kullanacağını iddia ediyordu. O dönemki bir yazımızda, işçi bedenlerine yerleştirilecek çiplerin işçilerin sağlığı ve can güvenliği için değil, işçilerin daha sıkı denetlenmesi ve daha çok çalıştırılması için kullanacağını vurgulamıştık.

Bugün Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun 5 madeninden 3’ünde, 5 bin maden işçisine çip takılmış durumda. Çipler işçilerin baretlerine takılıyor. TTK, “Çipli sistemi yakın zamanda diğer madenlerimizde de kullanmayı planlıyoruz” diyor. Bu sayede işçileri yerin dibinde de adım adım takip ediyorlar, işçilerin soluklanma molalarını bile yok edip çalışma/sömürü yoğunluğunu artırıyorlar.

Maraş Belediyesi de temizlik işçileri üzerinde çip sistemini uyguluyor. Belediye başkan yardımcısı, çipleri “çalışanların ek iş, hurdacılık vd” yapmasını engellemek gerekçesiyle açıklamaya çalışıyor. “Mesaiyi yüzde 100 verimli kullandırıyoruz elemanlarımıza”, “çipli sistemle çalışma verimi yüzde 45 artıyor” derken, çiplerin asıl amacını sergilemiş oluyor: Daha sıkı bir emek kontrol rejimi, yüzde 50’ye varan sömürü artışı!

lensÇipler işçi bedenlerini işgal ediyor!

ABD, İngiltere ve Çin’den başlayarak, işçi bedenlerine yerleştirilen dijital kontrol cihazları dayatması giderek yaygınlaşıyor. Bir dizi küresel tekelde ilk uygulamaları yapılmaya başlayan dijital beden/hareket kontrol cihazları ile çalışan işçi sayısı, bir araştırmaya göre, işyerlerinde 2019 yılına kadar 13 milyon kişiyi bulacak. Dijital sensörlü cihazların, işçilerin bileğine, iş giysisine takılan, bedene yapıştırılan, hatta deri altına dikilenleri var.

Vücuda takılan dijital sensörlerin ilk versiyonları, tıp/sağlık alanında risk altındaki hastaların sürekli nabız, kan basıncı, tansiyon, vd ölçümleri için geliştirilmişti. Daha sonra sporcuların performansını artırmak gibi pek çok alanla birlikte, işyerlerine ve çalışma alanlarına yayılmaya başladı. İşçilere dijital beden/hareket kontrol sensörleri takma uygulamaları, ilk elde beyaz yakalı işçiler, ağır ve tehlikeli işlerde çalışanlar, depo ve nakliyat işçileri, kültür işleri/duygusal emek, taşeron işçiler ve sabit mekan olmadan çalışan işçiler arasında yaygınlaştırılıyor. Elektronik, dijital, “akıllı” beden sensörlerini işçilere kabul ettirebilmek için “işçi sağlığı ve güvenliği” için olduğu söyleniyor. Hayır! Madencilik, petrol, kimya gibi ağır ve tehlikeli işler dahil, uygulamalar, kapitalist tekellerin tüm derdinin işçiler üzerinde daha sıkı kontrol ve emek üretkenliğinin/performansın azamileştirilmesi olduğunu gösteriyor.

mikrochip-ymBedene yerleştirilen cihazların bazı tekellerdeki uygulamaları

Elektronik beden sensörlerinin işyerlerinde kullanılmasının başını, BP, Autodesk, Amazon, Tesco, Wall Mart, Foxconn gibi küresel tekeller çekiyor.

Amazon ve Tesco büyük depolarında ürün sayımı, yerleştirme ve getir-götür işinde çalışan depo işçilerinin parmak ucuna yerleştiriyor küçük barkod okuyucuları. Parmak ucundaki elektronik barkod okuyucudan gelen veriler, yine işçilerin ön koluna yerleştiren elektronik terminalde toplanıyor, buradan yerel bir Wi-Fi ağıyla Bluetooth ve diğer “akıllı cihazlar” tarafından merkeze gönderiliyor ve işçiler tekrar yönlendiriliyor. Bir emek araştırmacısı, beden sensörlerinin işçiler üzerindeki etkisini gözlemlemek için sıradan bir işçi gibi, özel istihdam bürosu aracılığıyla Amazon’un Swansea’deki deposunda bir süre çalışır. Koluna ve eline takılan cihazların, dev bir hangara benzeyen depoda bulup getirmesi gereken ürünün kodunu verdiğini, yönlendirdiğini, birkaç saniye içinde bulup getirme hız ve oranını ölçtüğü ve her gecikme ya da yanlışta bipleyerek ceza puanı yazdığını anlatıyor. 11 saatlik vardiyada işçiler “makinalaşmıştı, biz artık robotlaşmıştık, barkod okuyucuların fişi artık makinalara değil bize takılıyordu, iliğimize kemiğimize kadar çalışıyorduk, ama karşılığında hiçbir şey de alamıyorduk. Üzerimizdeki basınç korkunçtu.” diye dehşet içinde anlatıyor. Başka bir işçi, çalışma koşullarını “bir köle kampı gibi” diye anlatıyor. Çalışma koşulları o kadar tahammül edilmez hale geldi ki, işçi sirkulasyonu 3-4 kat arttı, Amazon uygulamayı sürdürebilmek için, işçilere küçük çaplı primler önermek zorunda kaldı.

Benzer bir pilot uygulama için, Tesco İngiltere’deki 300 deposunda çalışan işçiler üzerinde kullanmak için benzer cihazlara 9 milyon dolar yatırım yaptı. İrlanda’daki dağıtım merkezinde, işçilerin kollarına takılan 1 santimlik cihazlar, deponun toplam uzunluğu 15 kilometreyi bulan 3 katlı raflarından arananı bulması için, işçilere kumanda ediyor, tüm hareket ve davranışlarını ölçüp geri besleme veriyor ve her gecikme ve hatayı cezalandırıyor. İşçiler cihazların koyduğu hedefleri yüzde 100 tutturduğu durumda, hedef 2 katına çıkartılıp işçilerin iki kat daha hızlı çalışıp çalışmayacağı sınanıyor. Bir işçi durumu, “etraftaki herkes vargücüyle koşuyor, düşüyor, kalkıyor tekrar koşuyor, soluk bile alamıyor, terden sırılsıklam kalıyor” diye anlatıyor. Depo işçileri, tuvalet molalarını “kollarına” kaydetmedikleri zaman ceza alıyorlar. Yatırım, özellikle depolarda yalın üretim organizasyonu ve verimlilik artışına dönük, tam zamanlı işçilerin sayısını yüzde 18 düşürmeyi hedefliyor.

Olivetti gibi teknoloji tekellerinin yürüttüğü C3PO programı, “daha mutlu ve daha üretken işçiler” sloganıyla, “işçilerin, işverenlerine daha iyi kişisel alışkanlık ve davranışlarla işlerini nasıl geliştirebileceklerini göstermelerini” hedefliyor. Program, işçilerin işte ve iş dışında tüm hareket, davranış, konuşma, yaklaşım, (işçiler arasındaki) etkileşimi kaydedip analiz edebilecek beden sensörleri geliştiriyor. İşçilerin iç dünyasını da algılayıp ölçülebilir hale getirecek, ses tonu, sözsüz jestlerin bile kaydedilip analiz edilmesi dahil. Bu programda, işçilerin yemek yeme, uyuma, gezinme dahil tüm gündelik etkinlikleri merkezi bir veri-sisteminde toplanarak kontrol ve analiz ediliyor. Bu tür teknolojilerin temel hedefi, işçilerin emek sürecinde ve öz yaşamında, daha önce ölçülemez olarak kabul edilen nitel yanları da – ruh hali, zihinsel ve duygusal durum, kültürel etkenler, zaman kullanımı, birbiriyle ilişkiler, vd- sayısallaştırmak. Böylece işçilerin çalışma ve yaşamı, hiçbir boşluk bırakmadan sürekli patronlar tarafından izlenebilecek ve içsel direnç noktalarına varana kadar gündelik direniş ya da kaçış noktaları tespit edilebilecek. Örneğin işçiler arası konuşmalar da takip edilecek, dahası “daha etkin” (performansı artıracak) konuşma ve iletişim biçimleri bu verilerden çıkartılacak!

Bu gibi programlarda, denek olarak kullanılan işçilerin yaşamlarının hiçbir anında vücut sensörlerini çıkarmasına izin verilmiyor, işçi başına haftada 30 GB gibi büyük çaplı dijital veri toplanıyor, kaydediliyor ve analiz ediliyor. Ne için? Bedenlere yerleştirilmiş elektronik sensör ve cihazlar tarafından ölçülen “insan davranışlarının üretkenlik, performans ve boyun eğmeyi nasıl etkilediğini öğrenmek için.” İşçiler nasıl uyursa, hangi aralıklarla ne yerse, başkalarıyla nasıl konuşursa, üretkenlik ve performansı artar gibi konular dahil, tüm yaşam etkinliklerini sayısallaştırarak ölçülüp analiz ediliyor. Araştırma ve uygulamalarda, işçilerin fiziksel davranışlarının ötesinde biyolojik iç süreçleri ve zihinsel ve duygusal “performansı” da, bedene yerleştirilen ivmeölçerler, Bluetooth, üçgen algoritmalar ve kızıl ötesi sensörler aracılığıyla, işyerindeki ve dışındaki yaşamını sayısallaştırarak, patronların önündeki monitörlere yansıtıyor.

Citywatcher.com gibi bazı teknoloji şirketleri, henüz 2006 gibi erken bir tarihten bu yana, çalışanlarını mikroçipleri sürekli bedene yapışmış halde tutmaya, hatta derialtına yerleştirmeye zorluyor. Foxconn ise, bizzat müşterisi Apple için ürettiği akıllı saatlerin, bir versiyonunu çalıştırdığı işçilerin kontrolünde ve sömürü şiddetini artırmada kullanmak için, 6.8 milyon dolarlık bir yatırım fonu ayırmış durumda.

image001198Beden ölçme-kontrol çiplerinin yıkıcı sonuçları

İşçilerin kimliklerini, hareketlerini kontrol eden, üretkenliğini artırmaya zorlayan teknolojik araçlar yeni sayılmaz. “Akıllı kart”lar, göz ve parmak izi okuyucuları, işyerlerindeki kameralar, işçilerin çalıştığı makinelerdeki performans ölçerler, zaten vardı. Yeni olan, teknolojik işçi/emek ölçme-değerlendirme, kontrol, yönetim, analiz araçlarının bizzat işçinin vücudunu işgal etmeye başlaması. Yeni mikro ve nano çiplerle burjuvazinin bir amacı da işçi sınıfının bazı kesimlerindeki emek formlarını diğer işçi kesimleri üzerinde baskı ve rekabet için kullanmaktır. Sadece mikroçip ve sunucu aracılığıyla değil, özellikle beyaz yakalı işçilerde kontrol yazılımları da bu amaçla kullanılıyor. Örneğin çağrı merkezlerinde, işçilerin ses, diksiyon gibi özellikleri de, azami çağrı alma performansına yazılımlarla dahil ediliyor.

Vücuda yerleştirilen ölçüm ve kontrol çiplerinin, tüm uygulamalarda ilk eldeki sonuçları (ve zaten amacı), işçi sayısının azaltılması, çalışma temposu ve sömürünün fizik sınırın ötesinde artırılması, işçilerde büyük çaplı artan stres ve endişe, emek sürecindeki son öznel-özerk kalıntıların kalkması, sanki kendi beyninin içinden yönetiliyormuş gibi vücuduna ve kendine daha derin bir yabancılaşma. İkincisi, çalışmanın işyeri ve iş saatlerinin dışına taşırılıp yayılmasının hızlanması. Üçüncüsü, esneklik ve güvencesizlik, taşeronluk, outsourcing gibi neoliberal çalışma biçimleriyle tekno-beden (ve giderek duygu, zihin) kontrol yöntemlerinin birinin ötekini beslemesi. Dördüncüsü, bilim, kültür, sanat, spor gibi halen az çok nitelikli, öznel veya sabit-kapalı bir mekan dışında yürütülen nisbeten serbest emek biçimlerini de tamamen sayısallaştırması ve sermayenin zapturaptı altına alması. “Yaratıcı” ya da yüksek vasıflı denilen çalışma alanlarında da, bilgi, beceri ve hatta duygu niteliğinin işçilerden sökülüp, makinalara geçmesi.

Önceki dönemde kültür endüstrisinde, nicelleştirme ve rasyonalizasyon mekanizmaları üretim sürecinden ziyade dağıtım tekniklerine uygulanabiliyordu. Günümüz kapitalizmi ise kültürel üretim süreçlerini de sayısallaştırmayı hızla genişleterek rasyonalize etme arayışında. Bu da, örneğin eğitim, sağlık, ulaşım, kültür, sanat, eğlence, spor gibi alanlarda da, bir yandan sayısallaştırılmış dışsal ölçme-kontrol, performans sistemleri, diğer yandan da işçilerin adeta bedeninin, zihninin, duygularının içine monte edilmiş tekno-ölçme, kontrol, performans sistemleri ile iki koldan ilerliyor.

Emek araştırmacıları, emek üzerinde bu yeni azami kontrol ve sömürü teknolojilerini, “neo-taylorizm” olarak adlandırıyorlar. 20. yüzyılın ilk yarısında endüstriyel emek, önce “hareket/zaman etüdü” ile azami üretkenliğe (Taylorizm) bağlanmış, sonra da montaj bantı sisteminin parçası haline getirilmişti (Fordizm). Günümüz kapitalizmi ise, “hareket/zaman” ölçme-kontrol sistemlerini sanayi dışındaki tüm çalışma alanlarına, zihinsel, duygusal, kültürel emek süreçlerine uygulamakla kalmıyor; aynı mekanda olmayan çok çeşitli emek süreçlerini, (dahası çalışma ve çalışma-dışı süreçleri) gözle görülmeyen merkezi dijital bant sisteminin parçası haline getiriyor. Nabızlarından, vücut ısılarına, biyolojik ritmlerine, duygularına ve ruh hallerine, ses tonlarına kadar teknolojik cihazlar tarafından ölçülüp kaydedilen, bilgisayar yazılım ve donanımlarına aktarılan işçiler, fiziksel hareketleri ötesinde, bedenlerinin iç süreçleri, duyguları, düşünceleri ile daha derinlemesine bir dijital-montaj bantının parçası ve makina-insanlar haline getiriliyor. Bu durum, işçinin, bırakalım çalışma arkadaşlarıyla ilişkisini, kendisiyle ilişkisini de daha fazla yabancılaştırıyor, kendi bedenini, duygularını, zihnini, toplumsal-organik süreçlerini, bir bütün olarak yaşamını, daha fazla sayısallaştırılmış çalışma ve üretkenlik tekniklerine uydurup, kendi kendisi üzerinde insanlık dışı bir tekno-disiplin uygulamaya zorluyor.

Beden kontrol teknolojilerinin bir bilim-kurgu filmi değil, küresel tekelci kapitalizmin toplumsal emek ve işçi sınıfı üzerinde azami sömürü, azami egemenlik ve kontrol arayışının temel ve stratejik çizgilerinden olduğunu, şimdiden bir dizi ülkede bir kaç milyon işçi üzerinde uygulandığını, Türkiye’de de ilk pilot uygulamalarından sonra hızla yaygınlaşacağını belirtelim. Türkiye kapitalizmi üretim teknolojilerinde kendi ligindeki ülkelerin bile epey gerisinden gelirken, en yeni emek organizasyon ve kontrol sistemlerini derhal alıp uygulamaya geçirmede hiç geri kalmıyor!

maras_1Bedene yerleştirilen azami sömürü, azami kontrol çipleri, sınıf mücadelesi, sosyalizm

Tıpkı Taylorist-Fordist “bilimsel iş yönetimi”nde olduğu gibi, performans ve bir üst aşaması olan sayısal beden kontrol teknolojileri de, denemeden çıkıp uygulamaya geçtiği çoğu işyerinde direnişle karşılaşıyor. Ücret artışı veya en azından işlerini koruma beklentisiyle buna boyun eğen işçiler, çok geçmeden çok daha ağırlaşmış aşırı çalışma, tükenme, psikolojik-bedensel endişe ve çöküntüyle kendilerini tahammül edilmez bir cendere içinde bulup, işi bırakıyor veya direnişe geçiyorlar. Neoliberal kapitalizm, bunları her zaman olduğu gibi “yeni teknolojilere uyum sorunu”, “kişisel-psikolojik yetersizlik”, “eğitim açığı” gibi demagojilerle örtmeye çalışıyor. Bu direnişler, söz konusu teknolojilerin gelişim hızına oranla işçiler üzerinde uygulanmasını kısmen yavaşlatsa da, direnişlerin tekil işyerleri ve alanlarla sınırlı kalması, kontrol teknolojilerinin derinleşmesini ve yayılmasını durdurmuyor. Ancak performans ve bir üst aşaması olan sayısallaştırılmış beden kontrol cihazlarına karşı mücadelenin de sınıf mücadelesinin kritik cephelerinden biri haline gelmekte olduğunu öngörmek zor değil. (Tabii konunun bir de, e-devlet teknolojileri boyutu var.)

Söz konusu yeni üretim ve emek tekno-organizasyonları, emek-sermaye çelişkisini ve kapitalizmin özsel çelişkisini (emeğin toplumsal-bileşik niteliğine karşılık özel el koyma biçimi) dolayısıyla, komünizm/kapitalizm çelişkisini de şiddetlendiriyor. Eğer işçi sınıfı bu yeni işkence organizasyon ve teknolojilerine karşı çıkmazsa azami sömürü/kontrol mikroçip ve yazılımları köle mührü gibi hızla yaygınlaşacaktır. Deri altı çip yerleştirmeler kadar cep telefonlarının yeni yazılımlarla nanoçipten daha tehlikeli hala dönebilir veya güzel görünümlü akıllı saat, gözlük veya giysiler…

Yeni üretim ve emek organizasyonları, bir yandan emeğin toplumsal-bileşik bütünleşmesini geliştiriyor, tüm bireysel emekleri de toplam toplumsal emeğe daha sıkı bağlıyor ve onun bir bileşeni haline getiriyor. İşçiler arasında yatay ve dikey entegrasyon artarken, işçilerin gerçek etkinliği her zamankinden fazla toplumsal-bileşik bir karakter kazanırken, kapitalizmde işçiler arasında somut-dolaysız bağların olmaması, olanların da durmaksızın parçalanması, işçilerin birbirinin karşısına giderek daha fazla farklı “emek nicelikleri”, “sayılaştırılmış performanslar” olarak çıkartılarak, ölümüne rekabete koşullayarak, gücünü (ve yeni emek kontrol teknolojilerine karşı direncini) kırıyor. Sayısal emek ve beden kontrol teknolojilerinin emek gücünün “sahipliğini”, emek gücünün yeniden üretimini ve dolayısıyla performansı azami özelleştirmesi/kişiselleştirmesi de bizzat bu çelişkiyi derinleştiriyor.

Bu çelişki, kapitalizmin uzlaşmaz iç çelişkilerini ve krizlerini derinleştirirken, bizzat işçi sınıfının kendi içinde de emeğin ikili karakterinden (toplumsal-bileşik somut emek niteliğine karşılık soyut/sayısallaştırılmış rekabetçi emek niceliği) kaynaklanan iç çelişkiyi son noktasına kadar derinleştiriyor. İşçileri, her zamankinden daha gelişkin toplumsal-bileşik işçi sınıfı olarak örgütlenmeye ve savaşmaya zorluyor. Bir yandan emek ve beden üzerindeki sömürü, baskı ve kontrolü son noktasına kadar keskinleştirip işçi direniş ve isyanlarını büyütme eğilimini ortaya çıkartırtıyor. İşçilerin bırakalım üretimi, yönetimi, ülkeyi ve dünyayı kontrol etmeyi, kendi bedenlerini kendilerinin kontrol edebilmesi için bile burjuvazi ve mali oligarşik egemenliği yıkma zorunluluğu daha bir belirginleşiyor. Diğer yandan da yeni ve daha gelişkin bir sosyalist devrim, sosyalist işçi demokrasisi bilinç ve mücadelesinin işçiler içinde zemin bulmasının olanaklarını ve zorunluluğunu geliştiriyor. Sosyalist işçi konseyleri demokrasisi temelinde, toplumsal-bireysel gelişimden çok yönlü dinamik planlama ve organizasyona kadar yeni ufuklar da ortaya çıkıyor.

Tabii kendiliğinden değil! Kapitalist sayısal emek-değerin dünyanın her türlü ilişkiyi belirleyen ve örten iklimi haline gelmesi, bunu yırtmak ve üstüne çıkmak için, komünist devrimci öznel etkenin tayin edici önemini de artırıyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*