Anasayfa » BASINDAN » Sınıf mücadelesini masaya yatırdı

Sınıf mücadelesini masaya yatırdı

Cumhuriyet Pazar Dergi – Esra Açıkgöz

“Patronun öldü, ama yeni patron da aynı şeyleri yapıyor. Sorunların ahlaksız bir patrondan değil, patronar sınıfından kaynaklandığını anlamaya başladın. 2 varlık”, “Az önce işten atıldın. Kendini, diğer etnik gruplardan işçileri ya da dış rekabeti suçluyorsan, 2 kare geri git. Kapitalistleri suçluyorsan, 2 kare ileri git”, “Geçen hafta bulaşık yıkamadıysan veya akşam yemeği hazırlamadıysan 2 kare geri git (Kadın-erkek ayrımı kapitalist sınıfa hizmet eder)”, “Sendika kurma hakkı kazandın!”…

Hayatın herhangi bir yerinde karşınıza çıkabilecek bu cümleler, bir masa oyununun yönlendirme kartlarından. “Sınıf Mücadelesi”, Marksist felsefeci, siyaset bilimci, New York Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Bertell Ollman’ın keşfi. Yordam Kitap tarafından Türkçeye çevrilen oyun, artık Türkiye’de de satılıyor. Bu sadece bir oyun değil, Marksist öğretinin masaya dökülmüş hali. Sizleri Ollman’la ve oyunla tanıştırayım da buna siz karar verin:


– Marksizmle nasıl tanıştınız?

– Wisconsin Üniversitesi’nde öğrenciydim, o dönem Amerika’daki tek Komünist Gençlik Kulubü bizim üniversitedeydi ve ben onlardan nefret ederdim. İlerici Sosyal Demokrat Kulubü’nün başkanı olarak onlarla 3-4 büyük münazara yaptım. Marks’a dair çok çok az biliyordum, ama iyi bir münazaracıydım. Onlarsa iyi bilseler de kötü tartışıyorlardı. Ben kazandım. Tezim, Marksizm üzerine düşmanca eleştirilerle ilgiliydi. Bir yıl Marks’ın ne kadar yanlış, aptal olduğunu anlatan kitaplar okudum. Tam bir anti-Markist uzmandım. Oxford’da doktora yaparken bunla övünüyordum. Komünistlerse, “Marks’ın karşısındaki her şeyi biliyorsun, ama kendisini okumamışsın” diyordu. Haklıydılar. İki yılımı sadece Marks okuyarak geçirdim. Garipti, çünkü Kapital’in ne diyeceğini ve niye yanlış olacağını okumadan biliyordum, ama sayfayı her çevirişimde aslında eleştirilenden başka bir şey söylendiğini gördüm. Keşfettiğim Marks’a hayranlık duymaya başladım. Böylece yavaş yavaş Marksist oldum.

– Tanınan bir Marksist felsefeci, ödüller almış bir siyaset bilimcisiniz. New York Üniversitesi’nde politika dersi veren bir profesörün “oyun”la işi ne?
– Keşke ben de bilsem (gülüyor). Yazar bir arkadaşımla burjuva kültürü üzerine çok tartışırdık. Masa oyunları da konularımızdandı, çocuklar ve gençler dünyayı bu oyunlarla anlamaya çalışıyor ve çoğu zengin olmak üzerine. Düşünün, “Yalan söyle, aldat ve çal” adında bir oyun vardı. Bunun alternatifi olmalı, diye düşündük. O zaman komünist ülkeler vardı. Rus bir arkadaşıma sorduğumda, “Evet, ‘Amerikalıları Aya En Hızlı Kim Götürecek?’, adında bir sosyalist oyunumuz var” dedi. Macaristan’daki arkadaşımsa “Var, adı da; En hızlı kim Dacia marka araba alacak?” dedi (Gülüyor). Bunları duyunca, sosyalist oyun nasıl olabilir, diye tartıştık. Ben daha ileri gidip 4-5 sene tatillerde notlar aldım. Karım ve oğlum, delirdiğimi düşünüyorlardı. Oyunu hazırladığımdaysa, artık delirdiğimden emindiler.


– İlk onlarla mı oynadınız?

– Sosyalist oyun hakkında konuştuğum arkadaşım, eşlerimiz ve onun kızıyla oynadık ilk. Arkadaşım, kapitalisti oynadı, on yaşındaki kızı işçileri. Kızına karşı çok acımasızdı, iyi bir kapitalistti yani, ama işçiler kazandı. Herkes çok eğlendi. Ama annesi, yatma vakti geldi, dediğinde küçük kız “Tüm güç işçilerde” diye direndi. O an, “Ben ne yaptım” dedim (gülüyor). Platon’un “Yasalar” kitabında oyun keşfedenler hakkında bir bölüm vardır, “Dünyadaki en tehlikeli insan oyun keşfedenlerdir, çünkü insanlar, özellikle çocuklar oyundan öğrenir” der. Bunu okuduğumda komik gelmişti, ama şimdi emin değilim.

– Oyunu piyasaya çıkarabilmek için de epey uğraşmışsınız…
– Büyük oyun şirketlerine yolladım, bakmadılar bile. Sonunda 12 profesör arkadaşımla Sınıf Mücadelesi AŞ’yi kurup kendimiz yaptık oyunu. Çok popüler oldu. New York Times gibi gazetelerde bir senede 300 haber yayımlandı. Yarım milyon sattık. Oyuncak işindeki bir arkadaşımız, oyun satanlar çok muhafazakârdır, sosyalizm başlıklı oyun almazlar, hatta onu üreten firmanın diğer oyunlarını da almazlar, demişti. Doğru çıktı. Kanada’da büyük bir zincir 500 tane alıp bir haftada sattı, ama başka almadılar. Nedenini sorunca genel müdür “Baştan almamız hataydı, bu oyunu alan herkes cehenneme gidecek” dedi.

– Yine de şimdiye kadar beş dile çevrilip satıldı oyun. Şimdi de Türkiye’de.
– İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca ve İtalyanca’ya çevrildi. İtalya’da oyunu büyük bir zincir sattı, ama çok korkuyorlardı. Oyunu tanıtmaya İtalya’ya davet ettiklerinde büyük basın toplantısı düzenlediler. Bir arkadaşımı tercümeyi kontrol etmesi için çağırdım. Çünkü genel müdür, gerçek hayattaki sınıf mücadelesine girme, eğlenceli kısımlarını anlat, deyip duruyordu. Sınıf mücadelesi hakkında söylediğim hiçbir şeyi çevirmemişler. Umarım şimdi söylediklerim çevriliyordur (gülüyor).

– Oyunun Marksist mücadeleye nasıl bir katkısı olabilir?
– Sınıf mücadelesini sosyalistlerin kazanması için, sınıf bilincinin oluşması ve kapitalizmi reforme değil, alt eden, işçi sınıfını temsil eden bir parti şart. Oyun da bu rotada ilerliyor. Yoğun mücadele noktalarına işçiler, partileri olmadan girerlerse kesin kaybediyor. Bu yüzden oynayan çocuklar şunu anlıyor ki, başarı için işçi sınıfının partisi olmalı. Evet, bu bir oyun, ama aynı zamanda bir eğitim. Oyun kılavuzu bir kitap gibi. Yarım milyon satıldığını ve birini altı kişinin oynadığını düşünürsek, Marks ve Engels’in kitaplarından sonra en çok okunan Marksist kitap. Bununla büyük gurur duyuyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*