Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Siirt: Bu bir “utanç davası” mı?

Siirt: Bu bir “utanç davası” mı?

Hatırlayın: Siirt’te 100’den fazla erkek, ilkokul öğrencisi 4 kız çocuğuna 4 yıl boyunca tecavüz etti.

Hatırlayın: Bu 100’den fazla’nın tamamı, şehrin sınıfsal, siyasal, askeri, dinsel, eğitsel egemenleriydi. Askerler, polisler, bürokratlar, yerel burjuvalar, tarikat şeyhleri, eşraf, devlet memurları…

Hatırlayın: Olay medyaya yansıdığında Erdoğan “Aradan zaman geçmiş, niye gündeme getiriyorsunuz?” dedi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ve Kadın ve Aile Bakanı Aliye Kavaf, “Çocuklar koruma altına alındı, daha ne istiyorsunuz?” türünden açıklamalar yaptılar.

Hatırlayın: Hepsinin suçu ismi cismi adresi sabit bu 100 seri tecavüz canisinin yalnız 23’ü tutuklu, 13’ü tutuksuz yargılanıyor.

Hatırlayın, çünkü ilkokul öğrencisi kız çocuklarına bu sürü halinde seri tecavüz davası, erkek egemenliğinin bu en çürümüş biçimi davası tam 1.5 yıldır sündürülüyor, unutturulmaya, üstü örtülmeye çalışılıyor. İşte bu davanın bugün 10. celsesi görülüyor.

100 bin üyesi olan liberal “Haklı Kadın Platformu”, dava üzerine dün bir deklarasyon yayınladı. Diğer tecavüzcülerin de yakalanmasını, yasalarda mümkün olan en üst düzeyden ceza verilmesini istiyor. NÇ davası skandalı içtihat olmasın, “utanç davası” bu kez sonuca götürülsün, bu konuda duyarlı olan herkesi göreve davet ediyoruz, diyor. Şimdiki Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Fatma Şahin’e övgüler dizip onu da göreve çağırıyor.

“Nefret suçları”, “utanç davaları”… Bu liberal jargonu iyi biliyoruz. İşin içinde birinci dereceden devletin olduğu katliamcılık, ırkçılık, tecavüzcülük gibi suçları bile “ahlaki, vicdani” bir soruna indirger. Erdoğan ve önceki bakanlarının kaba saba bir bastırma ve örtbas etme çabasını, sistemin liberal özürcülüğü ile inceltilmiş biçimde yapar. Kapitalizmin bu gibi “arızaları”nın neoliberal demokrasisi tarafından “düzeltileceği” mesajı verilir. Neoliberal demokrasiyi kim “düzeltecek” peki? Tabii ki, onun bir parçası, “katılımcı yönetişim” aracı ve özürcüsü olan burjuva sivil toplum!

“Haklı Kadın Platformu”nun sözcülerinden, Siirt davası deklarasyonuna da köşesinde yer veren Milliyet gazetesi yazarı Meral Tamer … Aynı Meral Tamer, aynı köşesinde, daha 1 ay önce, küresel mali oligarşinin kadınları “dünyanın en büyük yükselen pazarı” ilan etmesini coşku ve huşu içinde alkışlamıyor muydu? Kadınların böylesine pervasız biçimde nesneleştirilmesi, metalaştırılması, burjuva liberal vicdanları hiç rahatsız etmiyor nedense. Ama bunun için, kadınlar ve çocuklar üzerindeki bu kadar vahşi, bu kadar pervasız, bu kadar saldırgan erkek egemenliği ve despotizminin biraz inceltilmesi gerekir, tabii. Kapitalizmin ve erkek egemenliğinin “utanç davaları”, kapitalizmin ve erkek egemenliğinin özürcülüğü davalarına dönüşsün. Bütün kadınlar “yükselen pazar” ve neoliberal demokrasiye entegre olsun. Neoliberal demokrasi biraz yontulmuş ve burjuva sivil toplumla “tamamlanmış” biçimiyle, dev çaplı bir kadın sığınma evi, yani cinsel köleliliğin sınıfsal kölelikle tamamlanması olsun!

Şehrin neredeyse bütün burjuva, eşraf, tarikat, devlet, bürokrat, memur sınıf ve kesimlerinden erkeklerin, 4 ilkokul öğrencisi kız çocuğunu cinsel köleleri haline getirerek, 4 yıl boyunca sürü halinde tecavüz etmeleri, ve bunun üstünün örtülmeye çalışılması, yalnızca ve basitçe bir “utanç davası” mıdır?

Hayır! Cinsel, sınıfsal, siyasal, ulusal, toplumsal sömürü ve egemenliğini koruma ve sürdürme davasıdır. Kız çocuklarına sürü halinde tecavüz gibi erkek egemenliğinin en vahşi ve en çürümüş biçiminin, sömürücü ve yönetici sınıf ve kesimlerin egemenliğinin tüm diğer biçimleriyle nasıl iç içe geçmiş ve kaynaşmış olduğunu gösterir. Yerel burjuvalar, eşraf, tarikatlar ve dinci gericilik, devlet ve baskı ve kirli savaş aygıtları, ezen ulus şovenizmi… Ve ilk kez Siirt’ten milletvekili seçilerek başbakan olan Erdoğan’ın, bu tecavüzcü Siirt yerel egemenlerine olan teşekkür borcu, bu tecavüzcüler sürüsünü koruması ve kollaması, açık suç ortaklığı davasıdır.

“Haklı Kadın Platformu”, Erdoğan’ı, devleti, doğrudan hedefe koyuyor, ondan hesap soruyor mu? Hayır, Erdoğan’ı geçen yıl bu konuyla ilgili medyaya baskı yapmakla eleştirdikten sonra, şimdi “kadın ve aile sorununun patronluğunu Fatma Şahin’e bırakması, bu konuda konuşulabilir hale gelmesi, camilerde kadın sorununda vaazlar verilmeye başlanması” gibi gerekçelerle, onun da liberal özürcülüğüne soyunuyor!

“Haklı Kadın Platformu”, kız çocuklarına cinsel istismara ilişkin yasa maddesinin, “nüfuzunu kullanma, aldatma-kandırma, soy-akrabalık ilişkisi, öğretmen-öğrenci ilişkisinde otoritesini kullanma, faillerin sayısının çokluğu ve aralarındaki ilişkinin niteliği…” gibi etkenlerin varlığında ceza artırımı öngeren bendinin işletilmesini istiyor. Oysa bu maddeye göre verilebilecek “cezanın” en fazlası “nüfuzunu kullanarak tecavüz şebekesi” oluşturmaktan olabilir. Sınıfsal, cinsel, ulusal kurtuluş ve özgürlük mücadelesi ekseninden bir bakışla ise, tecavüzcü sürüsünün çokluğu ve aralarındaki ilişkinin cinsel, sınıfsal, siyasal, toplumsal niteliği, gerçekte olduğu gibi, Başbakan ve hükümet, devlet bürokrasisi ve baskı aygıtları, asker, polis, burjuvazi ve eşraf, tarikatlar, din, şovenizm, eğitim sistemi ve erkek egemenliğinin en çürümüş biçiminin kaynaşmışlığı olarak konulduğunda ise, bunun mantıki sonucu, bu çürümüşlüğün tepeden tırnağa zor yoluyla “feshedilmesi, dağıtılması”dır!

Tabii, ne geri düzeydeki ve tekçi erkek egemenliğinin en çürümüş biçimleriyle bile içinde sürdürülmeye çalışıldığı neoliberal demokrasi ve onun yasaları, yargısı, hükümeti, devleti, onları bütünleyen burjuva sivil toplumu böyle bir şey öngörür, ne de isterse bunu “düzelteceği” iddiasındaki -tecavüzlerin azalmadığı arttığı- “daha ileri” burjuva demokrasisi olsun, böyle bir şey öngörür. İkincisi, birincisinin biraz inceltilerek sürdürülebilir kılınmasıdır. “Vicdanlar rahatlatılsın yeter!”

Erkek egemenliğinin çürüyüşü ve çürümüşlüğünün bu en pervasız biçiminin, ondan “vicdanı”, yani “para kasaları” pek rahatsız olan küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisinin kadını “dünyanın en büyük yükselen pazarı” yapmasıyla “düzeltilebileceğini” düşünenler, kadınları “nüfuzlarını kullanarak ve aralarındaki küresel tekelci kapitalist azami sömürü ve azami egemenlik ilişkisinin niteliğiyle”, “geri” bir tecavüz biçimine karşı “daha ileri” bir küresel tekelci kapitalist tecavüz biçimine boyun eğmeleri için aldatmaya çalışanlardır.

Tıpkı Hüseyin Üzmez davası, N.Ç davası gibi Siirt davasından da -sonucu ne olursa olsun- asıl işlevi, ezilen cins ve işçi sınıfının fiili gerçek hesap sorma ve bu çürümüşlüğü yıkmak için cinsel-sınıfsal kurtuluş ve özgürlük mücadelesi bilincini geliştirmek olmalıdır.

Bir yorum

  1. bu yazıyı çok iyi bir teşhir yazısı. tşkr…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*