Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Sendikalarıyla, G-20

Sendikalarıyla, G-20

Bugünlerde savaş alanına dönen Toronto’daki G-20 Zirvesi öncesinde, sendikalar, G-20’ye ortak bir çağrıda bulunmuşlardı. Bizim sosyal liberaller de; liberalliklerinin sınırını alabildiğine genişletirken, uzlaşmaz sınıf karşıtlığı sınırını eritip yok ettiklerinden; hemen atlamışlardı! Ortak çağrıda bulunan sendikaları, kucaklayıverdiler…

Kucaklasınlar; yakışır! Böylece, biz onlarla daha bir ayrışırız: Sınıfsal ayrışma! Böylece, onlar, sermayenin sendika bürokrasisi ile daha bir kaynaşırlar: Sınıfsal bütünleşme! Kendi çürümüşlüklerine, sınıf işbirlikçiliklerine, işçi sınıfını da çağırmaya; alet etmeye kalkarlar; savaşırız: Sınıf savaşı!

Sürdürülebilir bir toparlanma: G-20!
Şu, “ortak çağrıya” bir bakalım…
Sınıf işbirlikçiliği, daha “ilk” adımda; daha doğrusu adım atmaktan bile ödü kopmakta başlıyor. Bildiri yayınlıyorlar; hepsi bu kadar! Ne bir uyarı grevi; ne de işçilere eylem çağrısı. “Kitlesel” bir basın açıklaması bile değil. “Dünyanın önde gelen 12 sendikası”; milyonlarca işçinin örgütlü olduğu sendikalar; işçi sınıfı eyleminin en asgarisinden dahi korkuyorlar. En “olay çıkmadan dağılındı”sından dahi korkuyorlar. Fakat, sadece korkmuyorlar. Onların sınıfsal sorumluluk ve görevi, işçi sınıfı eylemini en asgari sınırlara hapsetmek, mümkünse yok etmek! Aynı zamanda; sermayenin, hapsedilmiş, teslim alınmış işçi sınıfı üzerindeki, içindeki eylemini; yani emperyalist kapitalist sömürüyü, ezmeyi, talanı da, azamileştirmek!

Ortak bildiride, özetle şunlar söyleniyor: “(…)Küresel krizin sorumlularının işsizliğe bakışı, halen ve bundan sonraki sürece yönelik olarak, değişmiyor; eskisi gibi… G-20’nin, istihdamda sürdürülebilir bir toparlanmayı sağlamak için gerekli adımları atmasını istiyoruz… Ülkelerden istenen sıkı mali tedbirler, işçi çıkarmaya imkan veriyor. Buysa, sosyal sorunlara yol açabilir. Bunun ilk örneği de Yunanistan’da yaşanıyor… Dünyada kayıtlı işsizlik, krizin başlangıcından bu yana 34 milyonu aşmış halde ve yükselmeye devam ediyor. İstihdamda, kriz öncesine dönebilmek için, en az 300 milyon yeni işin yaratılması gerekir (…)”

Aklama, paklama bildirisi
Türkiye’de olduğu gibi, işsizlik, G-20 sendikalarının da, G-20’nin de temel gündemlerinden birini oluşturuyor. Sınıf mücadelesinin, sermaye açısından da, işçi sınıfı açısından da, temel, en yakıcı gündemlerinden biri.

Bildiri; emperyalist kapitalizmi krizden aklamakla başlıyor! Emperyalist kapitalizmin krizi, bütünselliğini ortadan kaldırıyor. Emperyalist kapitalizm ile krizi birbirinden ayırıyor. Krizi, emperyalist kapitalizmin sorumluluğu, görevi, işi, nedeni ve sonucu; kısacası ta kendisi olarak koymaktan kaçıyor; cız! “Münferit vaka” gibi, “havadan seken kurşun” gibi, dışlaştırıyor; raslantısallaştırıyor. Krizi, nereden geldiği, kimin çıkardığı belli olmayan, kaynağı belirsiz bir yıkım haline getiriyor. Bununla da, işçi sınıfında bir yanıyla kökleşmiş olarak bulunan metafizik idealist burjuva bilinci, geliştirerek yeniden üretiyor. İşçi sınıfını, krizin kaçınılmazlığına ve krize katlanılması gerektiğine koşulluyor. Fakat, bu kaçınılmaz ve katlanılması gereken krizin, “herkesin fedakarlığı” ile hafifletilebileceğine, koşulluyor. Hatta, “fırsata” dahi dönüştürülebileceğine…

Sonra, işçi sınıfı içinden, kurduğu bu barikatı aşabilenlerin çıkabileceğini de öngörerek; ikinci barikatı kuruyor: Tamam, diyor; krizin sorumluları vardır herhalde! Üçüncü barikat geliyor: Var, diyor; işte Soroz gibi spekülatörler; işte “sıcak para” vb. Sonunda, sömürüden bağımsızlaştırdığı krizi; sömürünün sürekliliğini kesintiye uğrattığı için suçluyor! Kriz olmasa, bu kadar işsizlik de olmaz, diyor. Kriz olmasa, bizim bu bildiriyi yazmamıza da gerek kalmaz, diyor.

İstihdamda “sürdürülebilir bir toparlanma”, ne demek? Bu sermaye dilini, bu sınıf işbirliği dilini, işçi sınıfının diline çevirirsek: İşsizliğin mutlak ve kalıcı olduğunu, söylüyor. Azalmasının söz konusu bile olmadığını. Çok daha fazla artmasının ivmeli ve sıçramalı gelişmesinin bir ihtimal az biraz yavaşlatılabileceğini. Fakat bu yavaşlatabilme ihtimalinin bile sürekliliğinin olmayabileceğini vb., söylüyor. Sonuç olarak; rezilce, şunu söylüyor: İşsizliğin çok daha fazla artmasının ivmeli ve sıçramalı gelişmesinin bir ihtimal az biraz yavaşlatılabileceği ihtimalinin bile sürekliliğinin olmayabileceğini bildiklerini; ve bunu bildiklerinin, G-20 Zirvesi tarafından da bilinmesini istediklerini, söylüyor… Bunun için dahi, kendilerinin hiçbir şey yapmayacaklarını söylüyor; G-20’nin “gerekli” adımları atmasını, istiyor.

G-20’nin, işbirlikçi sendikaların istemesine hiç hacet yok; atacağı ve atmakta olduğu “gerekli” adımların neler olduğunu; işçiler, Türkiye’den de biliyorlar: İstihdam paketleriyle birlikte, işçiyi tüm kazanılmış haklarından, biçimsel de olsa sosyal haklarından soyundurup, mutlak ve çıplak işgücüne indirgeyen, ulusal, bölgesel, dünya çapındaki, “istihdam stratejisi belgeleri.”

Bildiri; emperyalist ülke ve tekellerin, bağımlı kapitalist ülkeleri daha da bağlamak, daha da içerden haraca kesmek için “istediği” “mali tedbirlere”, karşı çıkmıyor. Tersine, destekliyor! Sadece, bu kadar sıkılanmamasını; birazcık gevşetilmesini; yoksa, “sosyal patlamalara” yol açacağını, açtığını, söylüyor. Bunun ilk örneğini Yunanistan oluşturuyor, derken, işkembeden atıyor. Fakat, kriz ve yeniden yapılanma süreciyle birlikte, sınıf mücadelesinin oluşmakta olan yeni düzleminden söz ettiği ölçüde de; haklı!

Son olarak da; işçi sınıfını ileriye, geleceği kazanmaya yöneltmek, yerine; geriye dönük, elde kalmış kimi hak kırıntılarına sarılmaya çağırıyor. Bunlarla avunmaya çağırıyor.

Mal sahibi olarak, işçi sınıfı için, 300 milyon iş ısmarlıyor. Fiyatı mı? Ben sorumluluğumu yerine getirdim, görevimi yaptım, diyor; o da, işçi sınıfının sorunu; faturayı ona gönderin, diyor…

G-20 sendikaları: İşçi sınıfının kendiliğindenliği
Sınıf işbirlikçisi, sermayenin sendika bürokrasisiyle, amansız mücadele edilecek. Burada ve her yerde, onlar tepelenmeden; yol alınamayacak…

Fakat, sorun sadece sendika bürokrasisi, burjuvalaşmış işçi kesimi olsaydı; kolaydı! Tarihsel gelişme içinde çokça yaşandığı gibi, ezilir geçilirlerdi. Yine ezilip geçilecekler, üstelik yakındır! Fakat, sorun, bu kadar kolay aşılamayacak…

Çünkü, yukarıdaki bildiri de, çağrı da, G-20 sendikaları da; aslında, işçi sınıfının kendiliğindenliğinden başka bir şey değil!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*