Home » GÜNÜN İÇİNDEN » Sendikal Güç Birliği Adana Toplantısı kime yaradı?

Sendikal Güç Birliği Adana Toplantısı kime yaradı?

Sendikal Güçbirliği Bileşenleri tarafından organize edilen toplantılardan 5.si olan Adana Bölge Toplantısı 22 Ekim 2011 tarihinde Adana’da gerçekleştirildi. Ağırlığını Belediye-İş, TÜMTİS, Petrol-İş üyesi işçilerin oluşturduğu yaklaşık 500 civarında işçinin katılım gösterdiği toplantıda, kürsüye asılmış “Hükümet Şaşırma Kıdem Tazminatına Dokunma” pankartı dikkat çekiyordu. Toplantı öncesinde salonda sık sık “Uyuyan Türk-İş İstemiyoruz”, “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek”, “Kumlu İstifa” gibi sloganları atılırken, bu sloganlar azalarak da olsa toplantı sonuna kadar devam etti. Toplantı, Tez-Koop İş Genel Başkanı Osman Gürsu, Basın-İş Genel Başkanı Yakup Akkaya, Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin, TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk, Belediye-İş Genel Başkanı Nihat Yurdakul, Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, Türkiye Gazeticiler Sendikası(TGS) Genel Başkanı Ercan Sadık İpekçi salona gelmesiyle başladı. Toplantıda ayrıca Tek Gıda-İş, Kristal-İş ve Deri-İş Genel Merkez yöneticileri de genel başkanları temsilen bulundular. Bu toplantı sonrasında sırasıyla Diyarbakır, Ordu ve Ankara’da toplantılar planlanmış olup son toplantının İstanbul’da yapılması düşünülmüştür.

İşçilerin birliği-halkların kardeşliğine bir darbe de sendikalardan!

Daha önce başka sendikaların yaptığı organizasyon işini bu toplantıda Basın-İş Sendikası üstlenmişti. Dolayısıyla açılış konuşmasını yapmak için Basın -İş Genel Başkanı Yakup Akkaya kürsüye geldi. Bu sırada salondan “Başkanım 24 şehit için saygı duruşu istiyoruz” diyen bir işçinin sesi bir anda salonda soğuk hava estirdi. Bunun üzerine Akkaya, “Oslo ve Habur açılımlarıyla elinde silah tutan teroristi muhatap alan AKP suçludur. Biz ne kadar emekten bahsetsek te bu ülkede terör sorunu var” deyip salondaki işçileri Çukurca’da ölen askerler için saygı duruşuna davet etti. Saygı duruşu ardından İstiklal Marşı da okundu. İstiklal Marşı sonunda “Yaşasın Halkların Kardeşliği” ve “Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği” şeklinde sloganlar atılsa da, salonun sıcak havası bir anda olumsuz etkilendi. Yurdakul, sloganlar sonunda devam eden konuşmasında ülkede fabrikaların kapatıldığı, dışa bağımlılığın arttığını bunun sorumlusunun da AKP hükümeti olduğunu sıkça belirtip, AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından itibaren saldırıların arttığını, Ecevit zamanında çıkarılan İş Güvenliği Yasasının da AKP tarafından işçiler aleyhine yeniden düzenlendiğini vurguladı. Akkaya, temel vurgusunu Anti-AKPcilik üzerine kuran konuşmasını, tüm bu saldırılara karşı sesini çıkarmayan Türk-İş yönetimini eleştirek “Yeni bir sendikal anlayış kurmak için bu yola girdik ve sizin gücünüze ihtiyacımız var” diyerek bitirdi.

“Biz size döneriz…”

Açılış konuşmasının ardından toplantının nasıl işletileceğine işaret edildi. Toplantının “daha sağlıklı” ilerlemesi için işçiler yorum yapmadan soru soracaklardı ve Başkanlar da cevaplayacaklardı! Bunun nasıl olacağı ilk konuşmacı da gösterildi. İlk sözü alan, kapanan Özbucak fabrikasında çalışan TEKSİF üyesi bir işçi idi. İşyerlerinin kapanarak, tazminatlarını bile alamadan kapı önüne konulmuşlardı. “Çalışan bir sendika” istiyordu. Ama konuşması “Sorunuz neydi” diye kesildi. Malum yorum yapma hakları yoktu sadece soru sorabilirlerdi. Toplantının bu şekilde yönetilmesi, kürsüdekilerle işçiler arasındaki uçurumu daha fazla büyütmekten başka bir işe yaramadı.

Toplantıda işçilerin “yorumsuz” soruları ardından, Genel Başkanlar sırayla söz alıyorlar, ilk önce neden bir araya geldiklerini dair uzunca bir açıklama yapıyor ve arkasından sorulara kısa cevaplar veriyorlardı. Bu toplantı tarzı bir süre sonra “Herhangi bir TV programına katılan konuklar ve onlara soru sormak için gelen seyirciler” ortamını doğurdu. “İşten çıktım tazminatımı vermediler ne yapabilirim”, “Ben borcumdan dolayı işimden ayrılmak zorunda kaldım, geçmişe dönük ne yapılabilir”, “Irak’ta 5 yıl çalıştım ama sadece 160 gün sigorta yatırmışlar, ne yapabilirim” gibi sorulara toplantıyı yöneten Basın-İş Genl Başkanı tarafından verilen cevaplarda bir o kadar ilginçti. “Sorununu ve iletişim bilgilerini bir kağıda yaz. Ben ilgilenip sana döneceğim…”

Tüm bunlara rağmen, işçi sınıfının yakıcı sorunlarına dair soru ve öneriler de geldi. Her ne kadar bu sorular Genel Başkanların uzun ve işçilere gaz vermeye dönük konuşmaları arasında etkisizleşse de tabanın sesi olarak kayıtlara geçti. Bunlardan bazıları ve verilen cevaplar şöyle idi:

Limandan işten atılan bir işçi, Liman’da 95 gündür devam eden direnişe Liman-İş’in şimdiye kadar fazla bir katkısı olmadığını, Liman-İş’in bu güçbirliğine katılımı ve direnişe daha fazla destek verme konusunda bir çalışma yapılıp yapılmadığı sorusuna, Petrol-iş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın cevap verdi. Cevabında, 10 sendika olarak birlikteliklerini daha da anlamlı hale getirmek için biraraya geldiklerini, program yapıp, hedefler koyduklarını, bu 10 sendikaya aslında 3-4 sendikanın daha fiili olarak destek verdiklerini söyleyerek şu şekilde devam etti. “Peki biz kimiz? Bizler sendikal anlayışları birbirine benzer olan sendikalarız. Peki nedir sendikal anlayışımız? Biz ne ricacıyız, ne de maceracı bizler mücadeleci sendikal anlayışa sahibiz. Peki ne yapmak istiyoruz? Sendikal anlaışta değişim istiyoruz. Küçülen, itibarsızlaşan sendikayı ayağa kaldırmak istiyoruz. Bunun için değişimi ve yenilenmeyi hedefliyoruz. Değişime de Türk-İş yönetiminde başlayacağız. Sizlerin de desteği ile koltuklarından kalkmayan konfederasyon yöneticilerini altedeceğiz. Yüzümüzü sizlere döndük. Bu süreci sadece tepede genel başkanlar düzeyinde yönetmeyeceğiz. Sadece bizim çabamız yetmez. Asıl siz ayağa kalkacaksınız.” diye devam etti. Uzun konuşmasının ardından işten tazminat bile alamadan atılan Özbucak ve Mersin Limanı işçilerinin sorularına cevap olarak da, “Biraz önce Mersin’den gelen arkadaşın sorusunda olduğu gibi biz bu tür sorunları alıyoruz. İlgili sendikaya aktarıyoruz. İşçiye sahip çıkmasını istiyoruz. Sendikal Güç Birliği içinde olsun ya da olmasın, Mersin Limanında ya da Özbucak işçisinde olduğu gibi işçilerin haklarını alması için desteğimizi de her zaman vereceğiz.” diyerek konuşmasını bitirdi.

Yine Mersin limanından gelen Harun adlı işçinin, sendikalı olmalarına rağmen devam eden, yetki süreci nedeniyle TİS imzalayamadıklarını, hükümetin gündeminden iş kollarının birleşmesi ile ilgili bir yasa tasarısı olmasına rağmen sürekli bekletildiğini, bu yasanın çıkması için Sendikal Güç Birliğinin nasıl bir yardımınız olacağına dair sorusuna TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk cevap verdi. Öztürk cevaben yaptığı konuşmasında, Güç Birliğinin amacının sendikal hareketi ayağa kaldırmak olduğunu, mevcut zihniyetle sendikal hakların alınamayacağını söyleyerek bu durumu Tekel sürecinde de gördüklerini belirtti. Bu tür saldırıların hiçbirinde Türk-İş yönetimini yanlarında göremediklerini, mevcut sendikal anlayışın sadece siyasetçilerle iyi geçinerek bu tür problemleri çözmeye çalıştıklarını vurguladı. En başta bu durumu değiştirmek için bir araya geldiklerini söylediği konuşmasında liman işçisinden gelen soruya da cevap verdi. Ayrıca toplantının başında ki şehit vurgusu ve İstiklal maMrşı konusunda “halkların kardeşliği ve barış” vurgusunu öne çıkararak, her zaman barışı savunacaklarını belirterek konuşmasını bitirdi.

“Dış mihraklar” edebiyatı!

Ardından gelen sorulardan birkaçı ise emeklilerin sorunları ile ilgili idi. Bunlara cevaben söz alan Basın-İş Genel Başkanı topu yine AKP hükümetine atan bir açıklama yaptı. Ardından söz alan Belediye-İş Genel Başkanı Nihat Yurdakul ise konuşmasının başını Çukurca’daki asker ölümlerine ayırdı. Tüm bu saldırıların ve “terörün” arkasında ABD emperyalizminin olduğunu söyleyip, klasik “dış mihraklar” vurgusu yaparak başladığı konuşmasında, emeğe yönelik saldırılara karşı durmanın yolunun işçi ve öğrencilerin mücadelesinin birleşmesinden geçtiğini söyledi. Bunun içinde bir direniş ağı yaratılmasını önerdi. Son olarak söz alan TGS Genel Başkanı Ercan Sadık İpekçi ise konuşmasının büyük bir kısmını tutuklu olan 66 basın emekçisine ayırdı. TGS olarak sadece kendi hakları için mücadelemizi vermediklerini, diğer sendikaların ve kitle örgütlerinin mücadelesinde de köprü görevi gördüklerini belirterek, salondaki işçilerden önümüzdeki kurban bayramında, içerdeki gazeticilere birer tebrik kartı göndermelerini istedi. İpekçi’nin konuşmasında vurguladığı diğer bir konu ise yeni tip örgütlenme direniş biçimlerine yönelik oldu. Artan kuralsız istihdama karşı kuralsız direnişler ortaya çıktığını, bunlara atipik direnişler ve örgütlenmeler olarak tanımlanabileceğini, “kuralsızlığa karşı kuralsız örgütlenme” şeklinde tanımlanabileceğini söyleyerek, işçi sınıfı ve kapitalizmin değişen yapısına vurgu yapan ve buna uygun olabilecek örgütlenme modeli öneren tek Genel Başkan oldu.

Toplantıda önemli ve cevap verilmesi gereken birkaç soru sorulmasına rağmen bunlar aceleye getirilerek geçiştirildi veya görmezden gelindi. Bir liman işçisinin üstte böyle bir birlikteliği çok değerli bulduğunu fakat bu durumun sendika içinde demokrasiye nasıl bir etkisi olacağına dair sorusu Genel Başkanlar tarafından duymazdan gelinirken, yine başka bir liman işçisinin “Madem 10 sendika bir araya geldi. Bundan sonra nerede bir direniş varsa gidip oraya çadırı birlikte kuralım.” şeklindeki önerisi ise zaman darlığı gerekçesi ile toplantıyı yöneten Basın-İş Başkanı tarafından susturulmaya çalışılıp, herhangi bir cevap verilmedi.

Asıl meram Türk-İş Genel Kurul koltukları!

Toplantı süresince dikkat çeken noktalar şöyle idi:

* Toplantı başında “işçilerden yorum yapmadan soru sormaları” isteği, yöneticiler ve yönetilenler şeklindeki ayrımını tüm açıklığı ile gösterdi.

*Salon sıcak ve havasız ortamında etkisiyle, ilk yarım saatte yarı yarıya boşaldı. Bu durum ilerleyen saatlerde Genel Başkanlar tarafından kendilerine yapılmış saygısızlık olarak yorumlandı. Bu durum Petrol-İş Başkanı tarafından “Biz ta İstanbul’dan gelmişiz. Arkadaşların çoğu dışarda. Bu durum beni çok rahatsız etti. Kalkıp gitmemek için kendimi zor tutuyorum” diyerek Şube başkanlarından gidip işçileri içeri çağırmalarını istedi. Yine aynı konuda Hava-İş Başkanı ise “Evet, burası sıcak ama işçi sınıfını daha da sıcak günlerin beklediğini” söyleyerek işçileri kınadı.

*Konuşan bütün Genel Başkanlar bir araya geliş amaçlarının, Aralık ayındaki Türk-İş Genel Kurulunda yönetimi almak olduğunu söylerken, bazıları yönetimi alsalar da alamasalar da Güç Birliğinin secimlerden sonra da devam edeceğini söylediler.

*İşçi sınıfı ve sınıfın gücü sık sık vurgulansa da karşısına açıktan burjuvaziyi ve kapitalizmi koymak hiçbirinin aklına gelmedi. Bazı Genel Başkanlar düşmanı AKP hükümeti olarak gösterirken, yakın hedef olarak da Türk-İş yönetimi gösterildi.

*Genel Başkanların birçoğu, konuşmalarını “sizler ve biz”, “yöneticiler ve işçiler” ayrımı üzerine kurdular. Konuşmalarda, “Siz destek verirseniz”, “Bizimle var mısınız”, “Sizinle gurur duyuyoruz”, “Yüzümüzü sizlere döndük”, “Biz bu süreci sadece genel başkanlar düzeyinde yönetmeyeceğiz, “Türk-İş yönetimine gelince de sizlerle birlikte yöneteceğiz”, “Bu seçimi kazanmak için hepinizin çalışmasını istiyoruz. Bütün delegelerle teker teker ilişkiye geçmenizi istiyoruz”, “Sizleri layıkıyla temsil edecek Türk-İş yönetimini hep beraber yaratacağız” gibi vurgular sıklıkla kullanıldı. Bu, aslında şimdiye kadar sendikaların asıl sahipleri olan işçileri destekçi konumuna ittiklerininin kabulü idi. Bu durumu yıkmak için ne yapacakları ise, bir işçi tarafından sorulan bir soruya rağmen cevaplanmadı ve geleceğe dönük herhangi bir açıklama yapılmadı.

*Salonun başındaki şehit ve İstiklal Marşı vurgusuna karşı tepki olarak değerlendirilebilecek tek karşıt yorum “Biz barışı savunacağız ve savaşa karşı olacağız” diyen TÜMTİS Genel Başkanından geldi.

*Salonda dikkat çeken başka bir nokta kadın işçi sayısıydı. Salonda yok denecek kadar az kadın işçi bulunuyordu.

*Mersin Limanında işten çıkarılan “Liman İşçisiyle Dayanışma Fonu” şeklinde bir stand açarak gelen işçilerden destek istediler.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*