Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Seçimin Şifresi

Seçimin Şifresi

Seçim zamanı! Televizyon haberleriyle, mahallemizdeki seçim bürolarının gürültüsüyle, olmadı çatkapı arsız ziyaretleriyle evlerimize doluyorlar. Konuşun diyorlar, şimdi söz sizin… Oy kutsaldır diyorlar, sandık başına, oyunuz boşa gitmesin… Korkmayın, yaklaşın, demokrasi var artık. Şimdiye dek yok sayılanlar, görünmeyenler, önü kesilenler, kadınlar, Kürtler, Aleviler, gençler görünür olacak. Evlere hapsedilen engelliler, yaşlılar, çocuklar görünür olacak. İnsan odaklı, demokratik, katılımcı yöntemle hazırlanacak özgürlükçü bir anayasa, insan odaklı ekonomi, yoksulluğa karşı aile sigortası, yerel özerklik için kullanın oylarınızı. Oylarınızla ortaya koyun sivil toplumun gücünü, onaylayın ki, kapatalım demokrasimizin açığını… İşsizlik ve yoksulluk mu? Onu da bölgesel siklet merkezi konumundan dünyanın 10. büyük ekonomisi olma hedefiyle, işgücünü esnek yapılandırarak, yaşam boyu eğitimle vasıflandırarak, genç, kadın ve engelli işgücünü destekleyerek aşalım. Oylarınızla onaylayın istihdam dostu büyümeyi.

12 Haziran sabahına kadar dinleyeceğimiz burjuva partiler korosu, ton farklarına rağmen işte bu şarkıyı söylüyor. Nereden gelinirse gelinsin, söze nereden başlanırsa başlansın, yollar burjuva demokrasisinin kutsanmasına, ideal sistem olarak sunulmasına, onaylatılmasına çıkıyor. Kime? En genç kuşağı bile 27 Nisan muhtıra deneyimine sahip, ailede, işyerinde, siyasette, sendikada, okulda demokrasiye susamış emekçi sınıfa; işçilere, gençlere, kadınlara, Kürt kır ve kent yoksullarına. Burjuva sınıf egemenliğinin kemiklerini ve ruhunu ezdiği işçi ve emekçilere! İşsizliğin utancını sanki kendi suçuymuş gibi taşıyan, “Ya işsiz kalırsam” korkusuyla ömrünü tüketen, sınıf kardeşiyle rekabete koşulan işçilere!

Bu seçim burjuva demokrasisini ve onun anayasasının neoliberal ruhunu onaylatma seçimiyse eğer, sınıf bilinçli işçilere tek bir yol kalıyor: Eskisiyle yenisiyle önüne çıkan tuzaklara karşı uyanıklığını korumak. Kendisine umut gibi, acılarının sonu gibi sunulan burjuva demokrasisinin, tekelci kapitalistler için azami egemenlik ve özgürlük, kendisi için ise yalnızca azami kölelik olduğunu sınıf düşmanının suratına çarpmak! Seçimlerde sınıfa karşı sınıf yolunu tutmak!

Kürdüyle Türküyle işçi sınıfının, kent ve kır yoksullarının, emekçi kadınların, gençlerin özlemleri ve talepleri burjuva demokrasisine sığmaz! Onların özgürlük olarak gösterdikleri yerde bizim boynumuzu ücretli kölelik mengenesi sıkar. Tuğla gibi seçim bildirgelerinde de hiç saklamadan bize vadettikleri istihdam dostu büyümenin anlamı, güvencesizlik, 12-14 saati bulan mesai, mezarda emeklilik, hafta sonu tatilini unutmaktır. Onların demokrasisi, işsizlik kırbacıyla madenlere, tersanelere, OSTİM’lere gömülmemizin demokrasisidir.

Hangi özgürlük?! Yelkenlerini şişirmek için yarıştıkları burjuva parlamentolar, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, bizim kurtuluşumuzun değil, tekelci kapitalizmin egemenliğini daha geniş temellerden örgütleyip tahkim etmesinin araçlarıdır. En küçük sınıfsal talebimiz işte bu yüzden karşısında pervasızca gaz ve copu bulur. Kapitalizmin karı ve güvenliği için her hareketi kaydedilen, sendikal girişimlerinde ikna odalarına tıkılan, sesi çok çıkan orta sınıflar değil, biz işçiler olur.

Burjuva demokrasisi işçi sınıfını, kent ve kır yoksullarını kapsama alanı dışında bırakır. Önümüzdeki yıllar bize bunu çok daha fazla gösterecektir. Bu savaşım içinde pişecek, örgütlenecek ve siyasal özdeneyimlerimizle olgunlaşacağız. Sosyalist devrim için, işçi sınıfının devrimci iktidarı, sosyalist konseyler demokrasisi için savaşmayı da öğreneceğiz. Biz üretiyorsak biz yönetmeye, eni sonu devleti, sınıfları, sınıflı toplumun en küçük tortusunu bırakmaksızın sonsuz özgürlüğü yudumlamaya yürüyeceğiz.

12 Haziran seçimleri, sınıf bilinçli işçiler için bu savaşımın bir durağı olarak elbette ki anlam taşır. Sınıf bilinçli işçi ne seçimlere, ne de sınıf kardeşlerinin burjuva ideolojisi ve burjuva demokrasisi tarafından baştan çıkarılmasına kayıtsız kalacaktır. Bunun için o, 12 Haziran seçimlerine katılan siyasal parti ve adayların hiçbirinin kendisinin sınıf çıkarlarını temsil etmediğinin bilinciyle sandık başına gitmeyecek, hiçbir parti ve adayı desteklemeyecektir.

Seçime katılan güçler içerisinde işçi sınıfının destekleyebileceği hiçbir politika yoktur. Şimdiden iki oydan birini cebinde sayan AKP mi? İşçi sınıfı ve emekçiler, Kürt emekçiler, kadınlar, gençler mücadele yönünde adım attıklarında 9 yıldır karşılarında AKP hükümetini, badem bıyıklı bürokratlarını görmüyorlar mı? Maden cinayetlerini takdiri ilahi ilan eden kim? Şifre marifetiyle 2 milyona yakın öğrencinin kaderiyle oynayan kim? Kadınlara “3 çocuk yapın” fetvasını veren kim? İşçi sınıfının, Kürt emekçisinin, gençliğin AKP’den beklentisi olabilir mi? Elbette ki hayır!

Fakat sınıf bilinci ne tek tek patronlara ne de hükümetlere karşı mücadeleye sığabilir. Hele hele biraz Ergenekoncu safrası attı diye paklandığını sanan, ama her akşam televizyonlarda “Ben Kemal Kılıçdaroğlu… Zengin fakir ayırmam” diye TÜSİAD’a secde eden CHP zokasını kimse yutmamalıdır. CHP, orta sınıfların, hatta solun bir kesiminde umut yaratabilir, ama işçiler için olsa olsa eşeğin boyanmış halidir!

Seçimin “şifresi”, tek tek patronlara ve hükümetlere karşı mücadelenin, umudunu bir burjuva partisinden diğerine taşımanın çıkışsızlığını, sistem içiliğini sınıf kardeşlerimize anlatmaktır. Elbette ki bu ne kolaydır, ne de bir hamlede yapılabilir. Burjuva demokrasisi, zaten hiçbir zaman emekçiler içerisinde ortadan kalkmayan parlamenter hayalleri yine harladı. Bıkmayacak, usanmayacağız, bu hayallerle çarpışacağız!

Peki ya Emek Demokrasi Özgürlük Bloku? Liberallerden işçi sınıfı politikası yaptığını iddia edenlere dek azımsanmayacak bir kesim, Kürt sorununun öneminden çıkış alarak bağımsız adayları desteklediklerini açıklıyorlar. Parlamentoya girerek orayı emeğin ve demokrasinin kürsüsü olarak kullanacaklarını ilan ediyorlar.

BDP’ye ve Kürt halkının iradesine koyulan ipoteğin, yüzde 10 barajının kaldırılması elbette ki demokratik taleplerimizden biridir. YSK’nın bağımsız adayların seçime girmesini önlemeye yönelik en son hamlesi ve yasağın sokaklarda paçavraya çevrilmesi bile bu taleplerin kazanılması için ne amansız bir mücadelenin verilmesi gerektiğini ortaya koydu. Fakat Kürt sorununda sınıf politikası seçimlerde de “ulusal birliğin” savunulması değil Kürt işçi ve emekçilerinin sınıf konumlarından hareket etmeyi gerektirir. Blok, burjuva sınıf egemenliğine, Kürt burjuvalarına, kır kapitalistlerine toz değdirmeyen, ulusal sorunda da reformcu bir seçeneğin temsilcisidir. Blokla ilgili bu gerçeği, onun Kürt işçilerin, kent ve kır yoksullarının ne sınıfsal ne de ulusal taleplerini, özlemlerini karşılayamayacağını vurgulayacağız. Kendisine sınıf devrimcisi diyen küçük burjuva solun “Politikalarını eleştiriyoruz, ama adaylarını destekliyoruz” bahanesiyle aynı burjuva demokrasisinin sol muhalefet kulvarına boylu boyunca yerleşmekte olduğunu göstereceğiz.

Devrimci proletarya, parlamento ve yerel yönetim seçimlerine katılmak ve bu gibi mevzileri işçi sınıfının devrimci özdeneyimini yükseltmek için kullanmak dahil hiçbir mücadele biçimini reddetmez. Sınıf ve kitle hareketinin yeni bir mayalanmaya rağmen devrimci bir yükseliş halinde olmadığı, kitleler içerisinde parlamentonun yeniden çekim etkisi kazandığı mevcut koşullarda “boykot” sloganını kullanıp onu yozlaştırmaz.

Seçimlerde oy kullanmamakta ifadesini bulan sınıfa karşı sınıf çizgisi işte bu yüzden “boykot” değildir.“Sermaye için değil işçiler için demokrasi” bayrağının yükseltilerek burjuva demokrasisinin karşıt kutbunda yer alınması, işçi sınıfına sosyalist işçi demokrasisi özlem ve idealinin taşınması, emeğin korunması, Kürt sorunu, sınıfsal-toplumsal özgürlük sorunu, kadın ve gençlik sorunu… gibi her bir temel gündeme dair kendi taleplerinin yükseltilmesidir.

12 Haziran seçimlerinin sosyalist devrim savaşımında anlam kazanabilmesi, sınıf düşmanının karşısına çıkıp katiline “Seni tanıdım!” diyebilmesine, burjuva demokrasisinin çekim etkisine tam karşıt cepheden politika ve taleplerle yürüyebilmesine bağlıdır. Sınıf bilinçli işçiler, akıma karşı yürüme gücünü attıkları her adımda büyütmekle yükümlüdürler.

(İşçi Meclisi’nin 9. sayısında yayınlanmıştır)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*