Home » GÜNDEM » Seçenek…

Seçenek…

Coğrafya küçüldü iki gümbürtü ardından ve Diyarbakır, Suruç, Ankara aynı gözyaşına sığıverdi.

Coğrafya küçüldüğünden ki; Bağdat’taki pazaryerinde patlayacak bombanın sesi, artık bana da tanıdık gelecek birçokları gibi. Moloz kalkacak ve onlar kaçınçı kez gömdükten sonra sevdiklerini; sabah işe gitmek için kalkacaklar, kana bulanmamış domatesleri evlerine götürecekler, yaşamaya devam edecekler. Ya biz kaç kez gömdük sevdiklerimizi?

“Arabalardan uzak durun, altında bomba olabilir…”

Tınısını unuttuğum bir bağrıştı bu uyarı. Duvar dibinde hıçkırığıyla boğulmak üzere olan bir kadın, bir hat boyunca ileri geri koşan bir genç, olanca panik, olanca öfke, olancalığından kat be kat fazla gözyaşı, zamanın durduğu o anlarda belleğimde kalanlar. Donan zamana tüm soğukanlılığıyla balyoz indirenler ölüme inat yaşamı örgütlediler, örgütlüyorlar, örgütleyecekler. Acelesi yok gibi duran biri vardı o kaosun içinde, o kaosun içinde biri, iki yaralı arasında ruhunu tedavi edip , kemerden turnike, flamadan yastık, pankarttan sedye yapıp, paniği güce, gücü hayata dönüştürüyordu. Sessizce örgütledi bizi, sessizce çöktük yaralıların yanına, çıkardık kemerlerimizi erteledik gözyaşlarımızı…

Arkadaşın ayakkabısında et parçaları, korkuyorum pantolunu sıyırıp ayağına bakmaya, anlıyoruz sonra, ona ait değil o parçalar. O gün bir çok insan kimi saçında kimi bacağında kimi sırtında başkasından bir parçayı alıp da çıktı alandan. Çerkezin, Kürtün, Arabın, Türkün kanı, canı, eti gibi ağıtları da birbirine karıştı.

Korkmaz’ın cenazesi için Batıkent’e gidiyoruz. Oğlu henüz morgda olan bir Kürt anamız da geliyor Korkmaz’ı uğurlamaya. Metroda tek ses anamızın yaktığı türkçe ve kürtçe ağıtlar oluyor. “Dolma yaptım da getirdim, yiyemedin, yiyemedin. Ankara böylemi ağırlar misafirini. Gelin Diyarbakıra görün nasıl misafir ederler sizi. ”

Mahçupuz işte. Bir şeyleri başaramadığımız için bunları yaşıyoruz gibi geliyor. O mahcubiyetin içinden çıkmaya çabaladıkça daha da bükülüyor boynum. Kimse saklamıyor gözyaşlarını birbirinden. Utandığımız şeylerin en gerisinde kalıyor ağlamak. Bu sefer de Korkmazın babası örgütlüyor bizi. Sesinde titreme olmadan, babası olarak değil yoldaşı olarak binlerce kişiye kavga sloganları attırıyor.

“Taşlaştık galiba, içimde akacak gözyaşı kalmadı gibi…”

En son İdil’i uğurladık ve arkadaşın duygusunda ortaklaştık. Daha kısa bir an önceye kadar her anımızda göz yaşı eksik olmamışken başka bir duygu yeşermeye başlamış gibiydi içimizde.

Mücadelenin mayasına karışmış ezgilerden biri geliyor aklıma; ”Yangınlara fazla bakan gözler yaşarmaz, alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz, döğüşenler ölenlerin tutmaz yasını”. Bir asır önce Mustafa Suphilerin ardından onların umutlarını kavgasını öncelleyip yaslarını erteleyenlerin mücadeleleri olmasaydı muhtemel ki Mustafa Suphiler, Onbeşler daha zayıf bir yer tutacaktı belleklerimizde.

Belleklerde kalmayı hakeden onlarca insanı kaybettik Ankara’da, ve Nazım’ın dediği gibi vaktimiz yok onların matemini tutmaya; öyle ya barbarlığın ne olduğunu yaşadık o gün, ve öyle ya başka bir seçeneğimiz yok; ya barbarlık ya sosyalizm.

0 Reviews

Write a Review

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*