Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “İnternetime dokunma”/#sansuredurde

“İnternetime dokunma”/#sansuredurde

Aaron Swartz, ABD’de tekellerin telif haklarını koruma adına, internette iletişim, dolaşım, paylaşım özgürlüğüne kasteden ve büyük bir sansür dalgasına yol açacak olan COICA yasa taslağına ve bu taslağın modifiye edilmiş halinden başka bir şey olmayan SOPA/PIPA’ya karşı küresel düzeyde yürütülen internete özgürlük mücadelesinin önde gelen yürütücülerinden biriydi. Bilgi ve iletişim özgürlüğü için telif ve sansüre karşı yürüttüğü mücadeleyle mali oligarşik diktatörlükten başka bir şey olmayan burjuva demokrasisinin hedefi haline geldi. Mücadelesiyle Big Brohter’in kötücül(!) bakışlarını, davalarını, cezalarını üzerine çeken Aaron Swartz, bu baskı ve kıstırma politikalarının sonucu olarak 14 Ocak 2013’te intihar etti. Ölüm yıldönümüne birkaç gün kala onu ve mücadelesini hatırlamamıza neden olansa, bugün Türkiye’de, yeni bir internet sansür yasa tasarısıyla karşı karşıya olmamız. İnternet sansüründe level atlamak tekelci burjuvazi ve devleti için yakıcı bir gündem haline geldi. Çünkü, Haziran isyanıyla somut bir tehlike olarak gördüğü sınıfsal-toplumsal mücadele dinamiklerini kontrol altında tutmak ve bastırmak zorunda. Bunun yanısıra derinleşen rejim krizi ve burjuva sınıf kesimleri arasındaki egemenlik ve hegemonya mücadelesinin de koşulladığı bir zorunluluk sözkonusu. Biz bu sansür ve yasakların, internet karartmasının doğrudan muhattabıyız. Ve ancak her birimizin öznesi olacağı bir mücadeleyle bu yasa tasarısını paçavraya dönüştürebiliriz.

Aaron Swartz, Temsilciler Meclisi’nde görüşülmekte olan yasa tasarısına karşı yürüttükleri mücadeleyi “kendi hikayesi” olarak anlatıyor. Ama o, bu mücadeleyi “kendi hikayesi” olarak anlatırken aslında sürece katılan herkese de bunu öneriyor. SOPA/PIPA’ya karşı mücadele kazanıldı, çünkü onbinlerce insan internet sansürü saldırısını da, ona karşı verilen mücadeleyi de alabildiğine kişisel bir hikaye olarak deneyimledi. Aaron Swartz’ın farkı ise; aynı zamanda kişisel hikayesini anlatabilmesi, yani kazanmalarının biricik yolunun tam da bu güzergahtan geçerek olabileceğini bilince çıkarmış olmasıdır. Şimdi bizim de düşünce özgürlüğünü, söz ve anlatım özgürlüğünü, iletişim özgürlüğünü ve (Haziran isyanıyla eylem gücü özelliğini hem bizim hem de sınıf düşmanlarımızın bilfiil keşfetmiş olduğu gibi) eylem özgürlüğünü savunmak için “İnternetime dokunma”/#sansuredurde hareketini büyütelim.

Aaron Swartz’ın “kişisel hikayesi”nden kısa bir bölüm:

“Benim için her şey bir telefon görüşmesiyle başladı. Eylül ayıydı, geçen yıl değil, bir önceki yıl, 2010 Eylülü. Arayan, arkadaşım Peter’ dı. “Aaron,” dedi, “dehşet verici bir yasa taslağı var, mutlaka bir bakman lazım.” “Konu nedir?” diye sordum. “COICA adı verilen bir yasa,” dedi, “İnternette İhlal ve Sahteciliği Önleme Yasası.” “İyi de, Pe- ter,” dedim, “ben telif yasalarıyla ilgilenmiyorum. Sen haklı olabilirsin. Hollywood da haklı olabilir. Ama öyle bile olsa, bunun ne önemi var? Telif hakkı gibi incir çekirdeğini doldurmayan bir meseleyle uğraşmak için ömrümü harcayamam. Sağlık hizmetleri, finans sektöründe reform — ben bu tür meselelerle uğraşıyorum, telif hakkı gibi ne idüğü belirsiz şeylerle değil.” Arka planda Peter’ın homurdandığını duyabiliyordum. “Bak, seninle tartışacak zamanım yok,” dedi, “ama şu an için zaten bunun önemi de yok, çünkü bahsettiğim, telif haklarıyla ilgili bir yasa değil.” “Değil mi?” “Hayır, bahsettiğim yasa iletişim özgürlüğüyle ilgili.” İşte o an kulak kesildim.

Peter bana, muhtemelen hepinizin çoktan öğrenmiş olduğunuz gibi, bu yasanın hükümete, Amerikan yurttaşlarının erişimine izin verilmeyecek internet sitelerinin listesini çıkarma yetkisi verdiğini açıkladı. Ertesi gün, bunu sıradan insanlara izah etmeye çalışmanın bir dizi yolunu bulmuştum. Buna büyük Amerikan siber şeddi, dedim. İnternet kara listesi, dedim. İnterneti sansürlemektir bu, dedim. Ancak şimdi bütün bu tabirleri bir yana bırakıp bir adım geri çekilmek ve bu yasanın gerçekte ne kadar kökten bir müdahale içerdiği üzerine düşünmekte fayda var. Elbette hepimizin bildiği gibi, hükümetin ifade özgürlüğünü kısıtlayan kurallar koyduğu pek çok durum vardır. Bir kişinin şahsına hakaret ederseniz, izleyiciye yalan söyleyen bir televizyon reklamı yayınlarsanız, çılgın bir parti verip bütün gece bangır bangır müzik çalarsanız, bütün bu hallerde hükümet gelip size engel olabilir. Oysa burada karşı karşıya olduğumuz durum çok farklıydı. Hükümetin gidip birisine yasadışı bir materyali kaldırmasını söylemesi değildi mevzu, internet sitelerinin tümüyle kapatılması söz konusuydu. Kısacası, Amerikan vatandaşlarının kimi gruplarla iletişim kurması tümüyle engelleniyordu. Amerikan kanunlarında bunun emsali cidden yoktur. Eğer bütün gece yüksek sesle müzik çalarsanız hükümet gelecek iki-üç hafta boyunca çıt çıkarmanızı engelleyecek bir mühür vurmaz kapınıza. Evinizde bundan böyle kimsenin gürültü yapamayacağını da söylemez. Münferit bir şikâyet vardır ve bunu telafi etmeniz istenir, sonra hayatınıza eskisi gibi devam edersiniz.

(…)

Bu noktada ben, korkunç bir gelecekle yüzyüze kalan ve sonucunu kestirmesi güç bir dizi ihtimal ve pek az başarı umudundan başka bir şeyi olmayan naçizane bir küçük adamın her zaman yapacağı şeyi yaptım.

(…)

Üstelik bütün bunlar tekrar yaşanacak. Kuşkusuz başka bir isim altında ve belki farklı gerekçelerle yine karşımıza gelecek ve bu kez başka tür bir tahribata yol açacak. Ama sakın yanılgıya düşmeyin: İletişim özgürlüğüne düşman olanlar ortadan kaybolmuş değil. O siyasetçilerin gözlerindeki ateş sönmüş değil. İnterneti kısıtlamak isteyen çok sayıda kişi var ve bunlar çok güçlü kişiler. Doğrusunu söylemek gerekirse, interneti bu saldırıdan korumaktan çıkar elde edecek olan pek fazla kişi de yok. Büyük şirketlerin, en büyük internet şirketlerinin dahi, küçük ölçekli rakiplerinin sansürlendiği bir ortamdan çıkarı var. Bunun gerçekleşmesine izin veremeyiz.

Size bütün bunları kendi kişisel hikâyem gibi anlattım, çünkü böyle büyük hikâyeler bana kalırsa insan ölçeğinde daha ilgi çekici bir hale bürünüyor. J. D. Walsh güzel hikâyelerin Transformers afişi gibi olması gerektiğini söylüyor. Afişin sol tarafında dev bir kötü robot olur, sağ tarafında ise devasa bir ordu vardır. Ortada, en altta ise, ikisinin arasında kalmış zavallı küçük bir aile durur. Büyük hikâyeler insani gayelere ihtiyaç duyuyor. Ama bunun kişisel bir hikâye olmasının asıl nedeni, hikâyenin geri kalan kısmını araştıracak vakit bulamamış olmam. Gelgelelim işin özü de zaten biraz burada. Biz bu kavgayı kazandık, çünkü herkes kendi hikâyesinin kahramanı gibi davrandı. Temeltaşı niteliğinde bir özgürlüğü korumayı herkes kendine iş edindi, kendisini ortaya attı, elinden geleni ardına koymadı. Durup kimseden izin istemedi. HackerNews okurlarının SOPA’ya destek veren internet sunucusu GoDaddy’yi boykot etmek için nasıl kendiliğinden örgütlendiğini hatırlıyorsunuz, değil mi? Kimse onlara böyle bir şey yapabileceklerini söylemiş değildi. Hatta birkaç kişi bunun kötü bir fikir olduğu kanaatindeydi. Ama ne çare. Senatörlerin hakkı var: İnternet cidden kontrolden çıkmış durumda. Ama biz eğer bunu unutursak, Hollywood’un bu hikâyeyi kendince yeniden yazıp, yasayı durduran gücün Google denen büyük şirket olduğunu yaymasına izin verirsek, bu değişimi yaratanın biz olmadığımıza bizi ikna etmelerine izin verirsek; bu tür işler başkalarına düşer, bize düşen eve gidip biraz mısır patlatmak ve divana kıvrılıp Transformers’ı seyretmektir diye düşünmeye başlarsak… eh, o zaman bir dahaki sefere onların kazanması işten bile değildir. Gelin, buna izin vermeyelim. ” (abç)

(Julian Assange / Şifrepunk kitabındaki “SOPA yasasını nasıl durdurduk” bölümünden http://friendfeed.com/ffebookpaylasimalan/5944270b/julian-assange-sifrepunk-ozgurluk-ve)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*