Anasayfa » BASINDAN » Sanat piyasasının para bağımlılığı: 300 milyon dolara Gaugin

Sanat piyasasının para bağımlılığı: 300 milyon dolara Gaugin

Gauguin’in, şimdiye kadar satılmış en pahalı resim rekorunu kırması ve Richter’in 30,4 milyon sterline fırlamasıyla, sanat dünyasında bir kere daha para hırsı, iğrenç bir şekilde yaratıcılığı kararttı.

Bizim orada, eğer birine işinin sanatla ilgili olduğunu söylersen, herkes hemen nakitten bahsetmeye başlar. Sıradan insanlar arasında sanata dair en ilgi çekici şeyin para değeri olması kuşkusuz doğru. Ne var ki, bu kanıyı sanat dünyasındaki en güçlü kişiler de paylaşıyor. Öyle ki, sanatı insanın aydınlanmasıyla, toplumsal gelişmeyle veya diğer hassas ideallerle bağlayan bütün inançlar alaya alınıyor.

Salı akşamı Sotheby’s müzayedesinde oluk gibi para aktı. Gerhard Richter’in Abstraktes Bild tablosu 30,4 milyon sterline sattı. Bu fiyat, 1945 sonrası dönemin en pahalılarından biri haline gelen Alman sanatçı için bir rekor. Aynı müzayedede, Lucio Fontana’nın 23 yerden biçtiği bir tuali de 8,4 milyon sterline gitti. Anlaşılan kesik sayısı arttıkça fiyat da yükseliyor! Francis Bacon’ın bir oto-portresi ise 14,7 milyon sterline satıldı.

Sanat piyasası gerçekten tiksindirici. Bu paralar budalalık ötesi. Yaratıcılığa hakaret. Hayal gücünün en içten, en harika eserleri burada dev bir ticari makinenin dişlilerine indirgeniyor.

Geçen geceki de dahil, güncel müzayedeler üzerine yazılanlar, büyük müzayede evlerinin, piyasa sanki şişiyormuş gibi bir etki uyandırmak için çevirdikleri dolapları vurguluyor. Alıcılar müzayede öncesinden ayarlanıyor; Richter, Bacon gibi satacağına güvenilen eserler öne çıkarılıyor… Aslında, müzayede, ‘sürpriz’lerin ince ince önceden hesaplandığı girift bir tiyatro. Sanat ticareti öyle muazzam ve amansız bir şekilde sürüp gidiyor ki, yeni sanat eserlerinin üretimini cüceleştiriyor.

Piyasa hayranları, bu gidişin sanat için iyi olduğunu söylüyorlar ama Londra örneği bunun aksini kanıtlıyor. Yirmi yıl kadar önce, daha az galerinin ve koleksiyonerin bulunduğu Londra’nın son derecede heyecan verici bir sanat dünyası vardı. Rachel Whiteread’den Lucian Freud’a kadar, gerçekten güçlü birçok sanatçı ortaya çıkıyordu. Bugün ise Londra, küresel sanat piyasasının en büyük merkezlerinden biri. Kültürel hayatı Frieze fuarları gibi ticari olaylarla belirleniyor. Peki, Londra’nın yerli sanatı bu geçen yirmi yılda daha mı yaratıcı oldu? Tam aksine, tıkandı. Her geçen yıl Turner Ödülü için tatmin edici bir aday listesi çıkarmak daha da zorlaşıyor. Sanat dünyası, kocayan Hirst-çağı isimleri, medya şöhretleri ve bir dolu gelip geçici genç tipin oluşturduğu tatsız tuzsuz bir kokteyl.

Ama doğrusu, piyasa iyi iş yapıyor. Modern sanatın büyük paralara satan bu kadar üstadı dururken kim yeni sanata ihtiyaç duyabilir ki?

makale: the guardian
çeviri: e-skop.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*