Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Samsung, Guinness ve Erdil’e notumuz var

Samsung, Guinness ve Erdil’e notumuz var

Önce haberi okuyalım. Sabah gazetesi.

HABER: “Dünyanın En Büyük Karikatürü/İstanbul, 13 Ocak 2012 – Ünlü karikatürist Erdil Yaşaroğlu,

Samsung Electronics Türkiye ile gerçekleştirdiği “Galaksiye Notumuz Var!” projesi ile dünyanın en büyük karikatürünü çizerek, Guinness Dünya Rekorları listesinde yerini aldı.
Kırklareli’nin Pınarhisar ilçesinde çizimi gerçekleştirilen karikatür, yaklaşık 2 futbol sahası (10.952,055 m2) büyüklüğüyle, Guinness Dünya Rekorları’na kayıtlı en büyük karikatür oldu. Erdil Yaşaroğlu’na Guinness Dünya Rekoru sertifikası; Samsung Electronics Türkiye Cep Telefonları Pazarlama Müdürü Cem Sezer ile birlikte, Guinness World Records Türkiye Temsilcisi ve Tescilli Hakemi Şeyda Subaşı Gemici tarafından takdim edildi.

İlham kaynağı: GalaxyNote (not: bunlar orijinal haberin ara başlıkları)
Erdil Yaşaroğlu “Galaksi’ye Notumuz Var!” projesinin ilham kaynağının, Samsung’un son dönemde satışa sunduğu lider ürünü GalaxyNote olduğunu belirtti. Teknoloji ve mizahı harmanlayarak, iki buçuk futbol sahası büyüklükteki karikatürü yaratan Yaşaroğlu “Bunu evinizde sakın denemeyin. Şaka bir yana; Samsung’un bu özel projesi için birlikte çok çalıştık, çok eğlendik ve sonunda torunlarımıza bırakabileceğimiz neşeli, faydalı, kocaman bir proje gerçekleştirdik. O kadar kocaman oldu ki, rekor kırdık Guinness’e girdik. Hayalle başlayıp rekorla biten bu maceramız bizi mutlu etti. Umarım onu görecek bütün insanları ve uzaylıları da mutlu eder” dedi.

“Galaksiye Notumuz Var!”

Samsung, karikatür alanını park haline getirecek…
Samsung Electronics Türkiye Cep Telefonları Pazarlama Müdürü Cem Sezer, Türkiye’nin önde gelen sanatçılarından Erdil Yaşaroğlu ile böyle bir projede bir araya gelmenin mutluluk verici olduğunu, projenin rekorlar kitabına girmenin yanı sıra bir sosyal sorumluluk projesi olarak algılanması gerektiğini ve karikatür alanının yeşillendirileceğini belirterek, “Alan sosyal medyadaki takipçilerimiz ve projeye destek verenler adına 4.000 fidanlık bir ormana, daha sonra Pınarhisar Belediyesi’nin de desteğiyle özel bir parka dönüştürülecek. Bu yolla dünyanın en büyük karikatürünü ölümsüzleştirirken, galaksiye çevre bilincini vurgulayan bir not göndermek, hem de bölgenin ve ülkenin tanıtımına katkıda bulunmak istiyoruz” dedi.

Dünyanın en uzun boylu adamı, en kısa boylu kadını, en fazla beton blok kıran adamı, ilk kadın savaş pilotu ve daha birçoğu… Türkiye, 1955 yılından bu yana basılan “Guinness Dünya Rekorları” kitabında farklı alanlardaki rekorlarıyla dikkat çekiyordu. Merkezi İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Guinness Dünya Rekorları ofisinin girişinde tanıdık bir sima sizi karşılıyor. 2 metre 51 santimetrelik boyuyla dünyanın en uzun boylu adamı rekorunu elinde tutan Sultan Kösen’in dev kartondan resmi, ofisin girişinde bulunuyor. Kitapta en çok rekor kıran ülke, 5 bin 187 rekorla ABD. ABD’yi, İngiltere (2176) ve Almanya (624), takip ediyor.

Mimar Sinan Üniversitesi Heykel Bölümü mezunu olan ve henüz 12 yaşındayken karikatür çizmeye başlayan Erdil Yaşaroğlu’nun ilk profesyonel karikatürleri 1989 yılında Güneş gazetesinde yayımlandı. Yaşaroğlu, aynı yıl Limon dergisine girdi ve dergi Leman adını aldıktan sonra da 2002 yılına kadar orada çizmeyi sürdürdü. 1990 yılında Plastip Show adlı programla televizyon dünyasına da adım atan çizer, Laf Lafı Açıyor, Televizyon Çocuğu, Beyaz Show gibi 50’ye yakın televizyon programında görev aldı. Yaşaroğlu’nun, 1999’da kurduğu komikaze.net adında bir web sitesi ve 20 tane karikatür kitabı bulunmaktadır. 2002 yılında arkadaşlarıyla Penguen Mizah Dergisi’ni kurdu. Yaşaroğlu halen Penguen dergisinde çiziyor, heykel çalışmalarına ise yurt dışı ve yurt içinde devam ediyor.

Guinness Dünya Rekorları, merkezi Londra’da bulunan ve farklı ülkelerden amacı “en” olmak isteyen yılda ortalama 70 bin kişinin müracaat ettiği bir çeşit “tescil etme” kuruluşudur. Çoğunlukla sıra dışı “başarıları” sayfalarına taşır. Yılda ortalama 3000 rekor tescil edilmektedir. Daha fazla bilgi için; www.guinessworldrecords.com

Proje hakkında detaylar
• Hazırlıkların tamamlanması için geçen süre: 24 gün
• Proje için çalışan kişi sayısı: 68
• İstanbul-Pınarhisar arasındaki uzaklık: 211 km.
• İstanbul-Pınarhisar arasında toplam seyahat sayısı: 33
• Kat edilen toplam mesafe: 14200 km.
• Çizimin yapıldığı alanın büyüklüğü: 11200 m²
• Karikatürün kapladığı alan: 11000 m² (10952 m² tam olarak)
• Toplam çizgi uzunluğu: 3057 m.
• Toplam çember sayısı: 22
• Çizim sırasında kullanılan iplerin toplam uzunluğu: 250 m.
• Çizim alanının iyileştirilmesi için harcanan toprak miktarı: 3000 ton
• Hafriyat için kullanılan kamyon sayısı: 200
• Alanın genişletilmesi için kullanılan iş makinesi sayısı: 6
• Araziye dikilecek olan fidan sayısı: 4000
• Hazırlıklar sırasında arazide geçirilen toplam süre: 318 saat
• Çizim sırasında arazide geçirilen süre: 13 saat
• Kullanılan boya miktarı: 1200 kg.
• Vinç ile çıkılan yükseklik: 40 m.
• Uzaktan kumandalı helikopter ile çıkılan yükseklik: 221 m.
• Helikopter ile çıkılan yükseklik. 840 m.
• Çekimde kullanılan kamera sayısı: 8
• Yağmur altında çalışılan toplam süre: 45 saat
• 0 C° altında çalışılan toplam süre: 124 saat
• Organizasyon için yapılan toplam telefon görüşmeleri süresi: 800+ saat.” (sabah.com.tr/medya/2012/01/13/dunyanin-en-buyuk-karikaturu-445283972846) (Bu habere dair uzunca bir video çekimi de var!)

HABER BİTTİ; şimdi mikrofon bizde:

Can Erdil! Yaptığın karikatür projesi biz hava işçilerini gururlandırdı, umutlandırdı, ufkumuzu açtı. Aynı zamanda kahretti, nefret ettirdi, sermayeye olan öldüresiye nefretimizi daha bir biledi.
Can Erdil! Söylediklerimizden gocunmayasın, çünkü senin de bir yanın, tıpkı bizim gibi işçi, sen şu an hangi sınıfın içindesin tam olarak bilmiyoruz ama en azından bir zamanlar, sen de bizim gibi işçiydin; karikatür işçisi. Sen, karikatür işçisi yanınla, bizi onurlandırdın, güçlendirdin, gururlandırdın, ufkumuzu uzaylaştırdın evrenselleştirdin; canımızsın bizdensin bizsin, sağ olasın var olasın. Bu karikatür projesindeki emeğin ile, tıpkı biz nasıl uçaklaşan, uçuşlaşan emeğimizle dünya çapındaki toplumsal proletaryanın bir iç bileşeniysek, sen de öylesin, canımızsın.
Bu projeye yönelttiğimiz öldüresiye sınıfsal nefretimiz de, tıpkı bizim ürettiğimiz uçurduğumuz o dev uçakların Boeingleşip Airbuslaşıp Lufthansalaşıp THYleşip DHMİleşip Sivil Havacılıklaşıp, karşılıksız el konulan kolektif emeğimiz olup, bizi ezen sömüren insanlıktan çıkaran sermayeye dönüşmelerine yönelik korkunç nefretimiz gibi; senin bu harikulade karikatürünün de Samsung tarafından karşılıksız el konularak, seni de bizi de ezen sömüren sermayenin bir iç bileşeni olan Samsung tekelinin Note adlı marka telefon metasının pazarlama canlı aracına dönüştürülmesine nefretimizdir. Asla sana değil, sakın üzerine alınma!

Can Erdil! Bizdensin, bizsin. Gel seninle, senin şu karikatür projene biraz daha yakından bakalım şimdi. Ohooo, neler var neler; küçük insansız helikopterler, büyük insanlı helikopterler, bilgisayarlar, telsizler, gelişkin boyama makineleri, boya, kocaman bir arazi, bulutlu yağmurlu bir hava, 24 gün, 33 seyahat, 14 bin 200 kilometre, 3 bin 57 metre çizgi, 3 bin ton toprak, 200’ü kamyon 206 iş makinesi, 318 saatlik hazırlık, 8 kamera, 45 saat yağmur yeme, 124 saatlik dıdı dıdı üşüme, 800 saatin üstünde telefonla konuşma, 4 bin fidan, 68 kişi.
Yav, ne tatlı herifsin sen yahu: Biz projeye katılan malzemeleri az biraz neşeli hale getirip aktaralım derken, senin neşe alimi olduğunu unutmuşuz, çok mahcup olduk özür diliyoruz; bu konuda elini öpüyoruz: “Yağmur altında çalışılan toplam süre: 45 saat, 0 C° altında çalışılan toplam süre: 124 saat”, diyerek bize nanik yapmışsın bile!

Can Erdil, canımız Erdil! Sen dahil, senin şu karikatür projene katılanlar var ya; boyasından ipine, helikopterinden fidanına, zamanından mekanına, soğuğundan yağmuruna, uzaklığından toprağına, telefonundan iş makinesine kadar, bunların hepsi biziz; hepsi bizim, toplumsal proletaryanın sermaye tarafından el konulmuş kolektif emeği, toplumsal proletaryanın ta kendisi.

Ancak projeye doğrudan dolaylı olarak katılan bizim insanlarımızın sayısını da; insan olmayan, sermaye türünden gelenlerin sayısını da tam olarak hesaplamaktan yoksunuz (hesaplayabileceğimiz gün de yakında gelecek, merak etme sen!): İnsan olmayan, sermaye türünden gelenler arasında, Samsung Türkiye Pazarlama Müdürü var, en başta! Sayılarını bilemediğimiz projeye doğrudan dolaylı katılan bir sürü yaratık daha var: Örneğin iş makinelerinin sahibi olup bu makineleri kullanan sınıf kardeşlerimizi sömüren patronlar; örneğin helikopteri kullanan sınıf kardeşimizi sömüren patronlar; örneğin ekilecek fidanların sahibi patronlar; sermayenin sermayeleşmiş belediyesinin sermayeleşmiş belediye başkanı; boya işçilerini sömüren kapitalistler; sahayı düzleştirmek için harfiyat yapan işçileri sömüren patronlar; proje hazırlığı sırasında yenilen yemekleri üreten işçileri sömüren kapitalistler; ip üreten işçileri sömüren yaratıklar; …

Canımız Erdil! Komik, en neşeli yanlarımızdan biri Erdil! Bizim en neşeli hallerimizden biri Erdil! Bizim neşesi, kahkahası sermaye tarafından boğazlanmış hallerimizden biri Erdil! Sadece senin bu projedeki emeğin değil, karikatür projesindeki projelendirme emeğimizin kendisi dahil, bu projeye katılan kolektif emeğimizin her bir bileşenini bir araya getiren emek organizasyonu emeğimiz dahil, bu projeye katılan kolektif emek bileşenlerimizin (ölü emeğimiz/üretim araçları olarak vinç, kamyon, helikopter, bilgisayar vb.; canlı emeğimiz olarak senin karikatür emeğin, kamyon şöförlüğü yapan işçinin emeği, helikopter pilotunun emeği vb.; sömürülen işgücümüz/emek gücümüz olarak senin karikatür yeteneği becerisi işgücün, boya üreten işçinin boya üretme becerisi, Samsung’un Çin’deki sömürühanelerinde sömürülen çekik gözlü kardeşlerimizin ayakta durmaktan varisleşen bacak damarları, üretim bandının temposunu karşılamak için taşikardileşen yüreği, molaya kadar tutmak zorunda kaldığı için çatlayan sidik torbası, maliyetleri azaltmak için insana zararlı olup olmadığının, besleyici olup olmadığının hiç iplenmediği tatsız tuzsuz leş yemekleri yemek zorunluluğundan kaynaklı mide yangıları vb. olarak sömürülen işgücü vb.) oluşturduğu bütünlük olarak “Galaksiye Notumuz Var!” projesi, bizim insanlıktan çıkışımız!

“Galaksiye Notumuz Var!” projesi, toplumsal proletarya olarak bizim kendimizi sömürtmemiz. Bizim kendimizi ezdirmemiz. Bizim kendimizi hapsetmemiz. Bizim kendimizi kendi ellerimizle boğazlamamız. Bizim özgürlük yoksunluğumuz. Bizim insanlık yoksunluğumuz. Bizim, kendimizi ürettiği, kendi kendimize can düşmanlığımız. Bizim, özgür yaşama, özgür yaşamaya en çok en yakıcı ihtiyaç duyan bizim, özgürlüğümüzü kendi ellerimizle yok etmemiz…

Can Erdil; sen orada toplumsal açıdan faydalı bir proje yaptığını sanıp kendini kandırmaya çalışıyorsun. Ancak lütfen n’olur bizi kandırmaya çalışma! Çünkü biz de kanarsak aldanırsak, seni bu kendi kendini aldatma halinden kurtarıp özgürleştirecek kimse kalmaz! Sen istediğin kadar kendini kandır; istediğin kadar projenin toplumsal yararlılığı olduğuna kendini kandır; senin projen sermayenin “sosyal sorumluluk projeleri”nden biri!
Dahası, çok daha beteri de var can: Senin projenin tasarlanıp uygulanması sırasında geçen zaman var ya, hani senin de hesaplamaya çalışırmış gibi yapıp kendini kandırdığın ancak bizi asla kandıramayacağın şu geçen zaman var ya… İşte o zaman içinde, projeyle doğrudan bağlantılı şu kadar işçi, dolaylı bağlantılı şu kadar binlerce on binlerce işçi yüz binlerce işçi milyonlarca işçi, sırf senin bu projeni gerçekleştirebilmek için kendini öldüresiye sömürttü ezdirdi yok etti. Sadece ve sadece senin bu projen için!
Ve can kardeş; sırf senin bu projen, Samsung emperyalist kapitalist tekelinden başlayarak, ancak sadece onda da kalmayacak şekilde, pek çok taşeron ağlar içinden kapitalist bağlar içinden emperyal hiyerarşik piramidler içinden sermaye birikimine yeni birikimler kattı; onların azami karlarına dağlar, bizim kölelik zincirlerimize daha bir zor sökebileceğimiz halkalar kattı.

“Galaksiye Notumuz Var!” projesi, sermayenin bir iç bileşeni ve mülkü olan toplumsal proletaryanın, yani bizim, dünyanın ardından Samanyolu’muzu, giderek evrenimizi sermayeleştirip sömürteceğimizin notu olarak, evrene, evrendeki tüm canlılara ilanımız. Galaksimizi de, evreni de, tıpkı kendimiz gibi sömürtüp ezdireceğimizin ilanı, meydan okuması…

Canımız, neşemiz, öfkemiz, kara mizahımız, en öfkeli, en sınıf nefretli, en sınıf yumruklu hallerimizden biri Erdil! Şimdi şu an hangi sınıfın içinde, hangi sınıfın hangi sınıfa krizli iki yönü de açık geçişi içindesin bilmiyoruz. Belki sapına kadar bizdensindir; ne güzel! Belki o “çok satan” kitaplarından kitap tekellerinin kazandığı azami karlardan sana da düşen sadakalardan sebeplenip küçük burjuvalığa “terfi” eden, mizahi “entelektüel sermaye”nin birikimi için hiçbir insani sınır tanımayan; bir mizah kobisi açmaya heveslenen, bu kobinin sermaye birikimi için biz dahil tüm çevreni de “toplumsal sermaye”ne dönüştürmeye çalışan, bu nedenle de sınıf düşmanımıza dönüşmekte olan, dönüşen yaratıklaşan biri olmuşsundur, kimbilir!?
Ancak, biz seni yine olduğun ya da kaldığı kadar bizden biri, biz biri olarak kabul etmeyi sürdürelim şimdilik: Can kahkahamız!

Can cin hin oğlu hin kahkahamız! Çok sevdiğimiz, kahkahadan gözlerimiz yaşararak takip ettiğimiz Erdil! Sınıfsal gelişimi, sınıfsal mücadelesi, sınıfsal yaşantısı, sınıfsal geçişliliği olarak da heyecanla umutla merakla acıyla öfkeyle, kendi sınıfsal yetersiz sınırsız yetersiz örgüsüzlüğümüzden nefret ederek ancak bu nefretimizi enerjiye örgümüzü geliştiren enerjiye dönüştürerek, senin gelişen sınıfsal ihtiyaçlarına şimdilik karşılık gelemediğimiz için kahrolarak kendi kendimizi dişleyerek, kahkahalarla izlediğimiz Erdil!

O güzelliği sınırlanmış sakatlanmış kötürümleştirilmiş “Galaksiye Notumuz Var!” projesi var ya… Aslında o proje, sen dahil bizim, proje üretkenliğimiz dahil bugünkü sınırımızdır. Sermaye tarafından boğazlanarak sınırlandırılmış sınırsızlığımız, sonsuzluğumuzdur.

Sevgili boğazlanmış kahkahamız. Kendisi gibi projesi de boğazlanmış neşemiz. Kendisi gibi, projesi gibi, galaksimize mesajı da boğazlanarak uzlaşmaz sınıf karşıtına dönüştürülmüş cinimiz, canımız.

Kahrolası çok yaşayası Erdil! Bak neler diyorsun: “Bunu evinizde sakın denemeyin. Şaka bir yana; Samsung’un bu özel projesi için birlikte çok çalıştık, çok eğlendik ve sonunda torunlarımıza bırakabileceğimiz neşeli, faydalı, kocaman bir proje gerçekleştirdik. O kadar kocaman oldu ki, rekor kırdık Guinness’e girdik. Hayalle başlayıp rekorla biten bu maceramız bizi mutlu etti. Umarım onu görecek bütün insanları ve uzaylıları da mutlu eder”.

Seni kahrolası, kahredeceğimiz: Konuşmanın içine bile reklam alacak (Samsung, Guinness) kadar düşkünleştiriyorsun kendini. Projeni geçtik, bizimle konuşmanı bile reklama dönüştürerek kepazeleştiriyorsun kendini. Kendine, bizim en neşeli hallerimizden birine nasıl kıyıyorsun, sen nasıl böyle yaratıklaşıyorsun, canavarlaşıyorsun? Ayaklı canlı komik reklam yaratığı olarak içimize karışmanı hoş görmek ne, asla izin vermeyiz, asla bağışlamayız, bunu iyi bilesin! Senin içindeki, senin toplumsal ilişkilerindeki, senin bizimle ilişkilerindeki bu yaratığı, burnunun ucunu gösterdiği anda yerde boğazlarız gebertiriz; bunu iyi belleyesin!

Seni çok yaşayası, bizleri çok yaşatası seni: Ne diyorsun: “Çok çalıştık, çok eğlendik!”
Ah can, çalışmana da eğlenmene de, bu ikisinin çokluğuna da ne çok sevindik bilemezsin. Ancak, vah can, söylediğin yaşadığın gibi, bu ikisinin bu iki çokluğun projende bir ölçüde birbiri içine geçmesine karşın, yine de çokça ayrı kalmalarına, daha çokça da birbirini dışlamalarına, birbirlerine daha daha da çok yabancı olmalarına çok üzüldük çoook kahrolduk çooooook dövündük durduk şimdilik. Ancak sen hiç çok merak etme çok can!
Şimdiki emek üretkenliğimizin sınırı hapishanesi bu. Geçici! Zaten sermaye de buna, emek üretkenliğimizi bizi çok daha fazla sömürüp ezmek için, abanıyor da, fena krizli onunki; biz krizli. Ho ho; eskiden sermayenin krizi geçici sermaye kalıcı ve mutlaktı; bugün ise sermaye geçici ve mutlak olarak yok olucu, sermayenin krizi ise kalıcı ve mutlak oldu; he he; gidinin sermayesi seni! Geçici! Çok yakında bu sınırlar, çalışma ile eğlencenin sınırları; kendilerini, birbirlerini ve birleşmelerini engelleyen sınırlar da; bu yabancılaşma ve rekabet de, tıpkı sermaye gibi, tıpkı senin kendini sermaye reklamına dönüştürmen gibi, yaktığımız ateşlerde cazır cuzur kavrulup duman olacak. Kalıcı: Sömürüsüz pazarlamasız özgür özgürleştirici çalışma/emek ile sömürüsüz pazarlamasız özgür özgürleştirici eğlence/emek, özgürce birbirini daha bir özgürleştirmek için bütünleşecekler… İşte o zaman, ancak o zaman, içimizdeki dışımızdaki aramızdaki tüm ayrımlar dolayımlar sınırlar kalkacak; evrensel düzeyde özgür bütünsel insanlar olabileceğiz. Evren, senden alıp geliştirip evrenselleştirdiğimiz kahkahalarla daha bir büyüyecek…

İşte ancak o zaman, “hayalle başlayıp rekorla biten bu maceramız bizi mutlu etti. Umarım onu görecek bütün insanları ve uzaylıları da mutlu eder” olabilecek, olabileceğiz. Çünkü ancak o zaman, hayal başlangıç bitiş rekor bu biz umut görme macera mutluluk bütün insanlar uzaylılar evrensel özgür bütünlüğü kurulabilmiş olabilecek; ve ancak o zaman, hiçbir virgüle, hiçbir noktaya, hiçbir büyük harfe, hiçbir “ve”ye, hiçbir “çünkü”ye, hiçbir “ancak”a, hiçbir tırnak işaretine ihtiyacımız kalmayacak…

Hiç üzülme sakın Erdil! Biz istersen ki mutlaka isteyeceksindir seninle, mutlaka seninle, sensiz asla olunmaz seninle, olabildiğince seninle, kalabildiğince seninle birlikte, senden geriye bir şey kalmadıysa zamanında kucaklayamadığımız için kahrolarak öz eleştirisini kendimizi en acıtıcı bunu asla bir daha tekrar etmeyecek düzeyde vererek sensiz, evrenselleşen özgür mesajımızı, evrenselleşen neşemizle, kahkahalarımızla evrene yollayacağız…

Evrenden gelen, evrenin özgürleşmesine bizim özgürleşmemizi de özgürce kabul edişini bizi evrensel düzeyde kucaklayarak ifade eden mesajı da, hangi sınıfın içinden ölmüşsen öl, illa ki mezarının başına gelip, evrenselleşen kahkahalarımızla sana okuyacağız…

Sınıfsal ağrılarımızı öfkeye, neşeye dönüştüren canımız Erdil! Hala oradaysan, bizdeysen, bizsen eğer; koş gel hemen: Senin rekorunu aşma denemesi yapacağız burada. Seninki, sadece iki futbol sahalık bir karikatürdü, bizimki pistler boyunca otobanlar boyunca tarlalar boyunca E-5ler boyunca, tüm kara deniz tren kara hava yolları boyunca olacak! Sensiz olmaz!

Şimdi sana gelelim, sermayenin Samsung’unun pazarlama olmuş koltuklaşmış kişilik kazanmış sermayesi (dahasını da nefret dolusu söyleriz de şimdilik seni mahkemede de morartmak için zaman harcamaya değmezsin): Ne geveliyorsun bakalım: “Türkiye’nin önde gelen sanatçılarından Erdil Yaşaroğlu ile böyle bir projede bir araya gelmek mutluluk verici. Projenin rekorlar kitabına girmenin yanı sıra bir sosyal sorumluluk projesi olarak algılanması gerekir. Karikatür alanını yeşillendireceğiz. Alan sosyal medyadaki takipçilerimiz ve projeye destek verenler adına 4 bin fidanlık bir ormana, daha sonra Pınarhisar Belediyesi’nin de desteğiyle özel bir parka dönüştürülecek. Bu yolla dünyanın en büyük karikatürünü ölümsüzleştirirken, galaksiye çevre bilincini vurgulayan bir not göndermek, hem de bölgenin ve ülkenin tanıtımına katkıda bulunmak istiyoruz.”

Of be, ne çok şey söylüyorsun! Hani biraz daha konuşsan, işçilerin onları çok zorlayan Kapital’i okumalarına gerek kalmayacak! Senin konuşmanı alıp, atölye çalışması yapmamız yetecek valla! Tükürme iç güdümüzü bastırabilsek, sövme dürtümüzü savuşturabilsek, üstüne yürüme iç itilimimizi gezmeye çıkarsak, sana teşekkür bile edeceğiz neredeyse.

Canımız ile bir araya gelmekten mutlu olduğunu söylüyorsun. Canımız da böyle söylediği için yedi paparayı zaten! Ancak canımızın bizden yediği paparayla, senin yiyeceğin papara arasında nitelik farkı, sosyalist devrim farkı var. Canımız bizim canımız olduğu için, candan papara yedi; izi geçer yarası kapanır, bu candan paparayla güçlenir mutlanır özgürleşir canlarımız. Senin yiyeceğin paparaysa, sen canımızdan can koparıp, kopardığın bu canları mülk edinip, mülk edindiğin bu canlarla canımızı bitirdiğin için, senin yiyeceğin papara da kuşkusuz yine can ile ilgili olacak; ancak tersinden! Sermayenin canını alacağız; sermayeyi öldürüp, ölü emeğimizi canımıza katarak canlandıracağız.

“Sosyal sorumluluk projesi” kusmuşsun. Bu konuda da önce Erdil canımızı yaktık ucundan; çünkü o da kendini kandırarak, bu projeye toplumsal yararlılık atfediyordu; fena haşladık canımızı. Senin “sosyal sorumluluk” dediğin halt, tıpkı Sovyet devrimimizden hemen sonra fena tırsan ölümüne paniğe kapılan sermayenin sosyal demokrasiyi keşfedip can simidi gibi sarılması gibi; bugün komünizme bir an önce kavuşmaya pürtelaş koşturan sosyalizmin dünya çapındaki amansız basıncını duyan zavallı sermayenin, dünyada toplumda yaşamımızda benliğimizde ruhumuzda hayalimizde rüyamızda sosyal olan ne varsa katliamlarla yok eden sermayenin, tırsıp dehşet panikleyip “sosyal sorumluluğu” keşfedip can simidi gibi sarılmasından ve bu sarılışını da kara, pazarlamaya, Erdil canımız dahil bizi kandırmaya dönüştürmesinden ibaret.

Gelelim şu 4 bin fidanlık orman konusuna. Ne o tırstın galiba, “korkma la biziz halk!” (Gezi’mizden; polise yönelik yazılmış bir duvar yazısı); şimdilik konuşuyoruz; daha dur sen hele; daha neler edeceğiz sana, senin gibilere ohoooo….
“Yeşillendireceğiz” demişsin; aslında senin gibileri yeşillendirip oraya dikmek gerekiyor ama sizin gibiler zaten toprağımızın en büyük can düşmanlarısınız: Sizin hiçbir yere/yerde kök salmanıza izin vermeyeceğiz artık! Bırak kök salmanıza izin vermeyi, kökünüzü kurutacağız.
O araziyi babanızın sermaye malı sanıp hallaç pamuğu gibi attınız! Binlerce ton toprak. Canına okudunuz güzelim toprağımızın. Boyalarla falan milyarlarca trilyonlarca böcük kardeşimizi katlettiniz. Katiller! Katiller! Pınarhisar Belediyesi’ni daha bir sermayeleştirip, sermayeleşmiş belediye meclisini daha bir palazlandırıp, can Erdilimizin can projesini sermayenin belediyeleşmiş halinin “sosyal sermayesine” dönüştürdünüz. Sizin gibi insanlık doğa düşmanları, kimbilir o canımız fidanlara onları tohumdan fidana “büyütürken” ne korkunç işkenceler yaptınız; ne korkunç! Tıpkı tavuk, inek, öküz, at, eşek, manda, katır, köpek vb. kardeşlerimize yaptığınız gibi. İşkenceciler! İnsanlık hayvanlık doğa düşmanları. Katiller, işkenceciler! Bir de “çevre bilinci” diye höykürmüyor musunuz; zıvanadan çıkmak işten bile değil. Sizin “sosyal medyadaki takipçileriniz” olan bizlere yönelik olarak da bir sosyal medya mesajımız var: Canlar, siz kimi neyi ne için nereye kadar ne olarak takip ettiğinizin farkında mısınız; hey canlar! “Bölgenin ve ülkenin tanıtımına katkıda bulunmak” istiyormuşsunuz; öyle mi! Bu tanıtımı biz layıkıyla yapıyoruz zaten: Bakın Kobanemize, bakın “Bahar ayaklanmalarımıza”, bakın nice diktatörü tepe taklak eden grevlerimize, militan eylemlerimize, Tahrir’imize … İşte biz böyle tanıtırız ülkeleri bölgeleri kendimizi; nasılsın, yusuf yusuf musun ha? Daha dur sen, hele bir dur, daha neler neler neler edeceğiz sizlere, ohoooo….

“Ve size de güzel devrimler bayım. Kahire’den canlı. Geri döndük ve daha önce hiç olmadığımız kadar heyecanlıyız.” “Bugün Mısır’daki ruh hali farklı. Birçok insan hala köle zihniyetine minnet duyuyor. Bu çok sinir bozucu.” “Bin kadar Mübarek yanlısı gösterici şu anda Tahrir’e doğru yolda. Asker geri çekiliyor. İşler hızla çinkinleşecek.” “Şu anda Tahrir Meydanında çatışmalar sürüyor. Mübarek, eşkıyalarını protestoculara saldırmaları için seferber etti.” “Sivil kıyafetli eşkıyalar –polisler- şimdi atlarının üzerindeler. Ellerindeki kırbaçlarla Tahrir Meydanı’na saldırmaya çalışıyorlar!” “Göstericiler Tahrir’in tüm giriş noktalarına barikatlar kuruyorlar.” “Tüm bölgenin umudu şu an tek bir halk meydanında!” “Kalabalık çok çok kızgın. Maskesi düşmüş bir güvenlik görevlisi gördüm, kalabalık neredeyse onu öldürecekti.” “Mısır Müzesi tarafında birçok yaralı var. Yardıma ihtiyaçları var.” “Sadece tekrar özetlemek istedim: Dün Mısır’da, değişim isteyen bir milyondan fazla insan sokaktaydı. Şiddet yoktu. Bugün, Mübarek yanlıları dışarıda ve meydan savaş alanına döndü.”, “Ele geçirdiğimiz her eşkıyanın kimliğinde polis yazıyor. Polisler Mısır’daki tek Mübarek yanlıları.”, “Ben iyiyim ama ciddi saldırı altındayız ve buradan çıkış yok. Sonuna kadar dayanacağım. Zafere kadar daima.”, “Bu bizim devrimimiz ve kimse onu bizden alamaz.”, “Özgürlük meydanı cesur bir gençlik tarafından korunuyor. Az sayıda olmamıza rağmen eşkıyaları yeniyoruz. Onları buradan kovacağız!”, “Kasr-ı Nil köprüsü tarafındaki tanklar ateşe verildi!”, “Atılan taşlar yüzünden bacağımdan ve kafamdan yara aldım ama ciddi bir şeyim yok. Şu anda en önemli şey: Tahrir’e bir kez daha akın ediyoruz”, “Tahrir Meydanı hala elimizde”, “Bu gece Tahrir’i terk etmeyeceğim. O yüzden bana bunu söylemeyi kesin! Şu anda Tahrir’de daha çok insana ihtiyacımız var!! Özgürlüğümüz için buraya gelin!!!!”, “Tahrir’de kadınların rolü çok büyük: Su temin ediyorlar, yaralıları alana taşıyor yardım ediyorlar, hatta büyük taşları bile kırıyorlar”, “Mübarek destekçileri binaların tepesinden Tahrir protestocularının üzerine ateş ediyor. Çok yaralımız var”, “Dökülen kana çekilen acılara rağmen alanın ruhu çok yüksek. İnsanlar taş atarken marşlar söylüyor”, “Az önce ağlayan bir kadın yanıma geldi şunları söyledi: ‘Lütfen oğlum, meydana girmelerine izin vermeyin. Bana ve çocuklarıma ne yapacaklarını biliyorsun’ diye yalvardı”. (Tahrir Meydanı’ndan Tweetler/Paloma Yayınevi/2014, 250 sayfa!)

Bizim tanıtımımız böyledir işte. Öf bu ne koku be, iğrençsin, çabuk pantolonunu değiştir de gel; daha sizin tanıtımınızdan konuşacağız…

Siz buraları, oraları, bölgeleri dünyayı kimin için kime karşı kime neyle nasıl tanıtırsınız? Turistler için mi! Ha ha ha yeme bizi yeriz seni; sen şuna emperyalist kapitalist turizm sermayesi ve piyasası desene!
Örneğin Tayland’da çocuk fuhuşu turizmi sermayesi için, Afganistan ve Türkiye’de uyuşturucu turizmi sermayesi için, Meksika’da köle işçi turizmi sermayesi için, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda bavul içinde Türkiye’den çalınan endemik bitki turizmi sermayesi için, Türkiye’nin TOMA ihracatı turizmi sermayesi için tanıtım,..
Of be, turizmde ne kadar da uzmanlaşmışsınız! Yılışma, yıvışma! Toplumsal proletaryanın karşısındasın! İnsan gibi duramayacağın belli zaten, bari dik dur. Tamam tamam titremeyi kes, al şu sandalyeyi otur.

Sana gelince, Guinness misin nesin her ne haltsan; bil ki sana da geleceğiz! Ancak, her ne kadar nokta com’san da (guinessworldrecords.com), meta olup reklam alıp bir fiyatın var olup sermayenin bir bileşeniysen de; sana şimdilik pek dokunasımız yok. Ne de olsa, hoş pek çoğu saçma sapan zibidice şeyler olsa da, yine de bizim kendi sınırlarımızla keyifli boğuşmamızın çarpık da olsa yansımasısın. Tuttuğun bu arşiv nedeniyle yırttın yani! Yoksa bilesin vaydı sana da.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*