Anasayfa » BASINDAN » Salgın ve Sınıfsal Karantina: Çıkış Kapılarını Kim Açacak?

Salgın ve Sınıfsal Karantina: Çıkış Kapılarını Kim Açacak?

Küresel salgın nedeniyle asılan İspanyolca bir pankartta şöyle yazıyor: “Karantinanın romantize edilmesi sınıfsal bir ayrıcalıktır!” Görmek isteyenler için, kapitalizmin yarattığı eşitsizliğin derinleştiği bir zamandayız. İnsan sağlığını küresel ölçekte tehdit eden bir virüs, hayatın akışını durdurmuş görünüyor. Oysa sistem kendisini, kriz koşullarına adapte ederek yeniden üretiyor. Gündelik yaşamın öğrenilmiş “normalliği” içinde gizlenen sömürü ilişkileri ve adaletsiz dünya düzeni, hiç bu kadar aşikâr olmamıştı. Bu pandemi, bir yandan sınıfsal eşitsizliği gizleyen ideolojik perdeleri tüm dünya düzleminde çekip alırken; bir yandan da yakamıza yapışarak hayatın gerçek yaratıcılarına işaret ediyor.

Çin’de vahim bir tablo yarattıktan sonra hızla dünyayı saran yeni tip Corona virüsü, sınır tanımadan yayılırken gerçekten insan ayrımı yapmıyor. Devlet başkanları, başbakanlar, sinema oyuncuları, ünlü sporcular, sanatçılar ve daha nicelerinin pozitif çıkan test sonuçları, günlerdir hem geleneksel hem sosyal medyayı meşgul ediyor. Bu haberler ve herkesin zorla ya da gönüllü ev hapsine girmesi; virüsün ırk, cinsiyet, sınıf ayrımı yapmadığı ve insanlığın tamamını eşit oranda tehdit ettiği yolunda yanlış bir söylemi besleyip durdu. Oysa, tarih boyunca tüm savaşlar, çatışmalar, doğal felaketler ve ekonomik krizlerde olduğu gibi, son yüzyılın en tehlikeli küresel sağlık krizinden en çok zarar gören yine proletaryadır.

Hayat Kimin İçin Durdu?

Bazı evlerden bakıldığında hayat durmuş görünse de aslında milyonlarca işçi o evlerin konforunu sağlayabilmek için canhıraş çalışıyor. Gıda, sağlık gibi zorunlu alanlar dışında tüm işkollarının asgari işgücüyle sürdürülmesi gerekirken, emekçiler tercih şansları olmadığı için fazla mesai yapmaya zorlanıyor. Maskelerin, kolonyaların karaborsaya düştüğü koşullarda, kendi imkanlarıyla korunmaları mümkün değil. Salgın nedeniyle en riskli işkolu haline gelen hizmet ve perakende sektörü çalışanları her gün sayısız insanla muhatap oluyor. Cirosu bir günde ona katlanan kasasının başından mola için bile kalkamayan kasiyer, “müşterilerde, hasta izlenimi bırakmaması için” maske takamıyor.

Başta sağlık çalışanları olmak üzere, altyapı hizmeti verenler, belediye, inşaat, lojistik, kargo, ulaşım, maden işçilerinin, çağrı merkezindeki yüz binlerin “evde kal”mak gibi bir lüksü yok. Sabah evlerinden çıkarken, birçoğunun aklından kriz nedeniyle işsiz kalabileceği geçiyor. Kapanan işletmelerin ücretsiz izne çıkarılan çalışanları, ne kadar süreceğini bilmedikleri bu krizde hayatta kalmayı umuyor. Çoktan işsizler ordusuna katılan yevmiyeli işçilerinse evlerinden başka gidecek yerleri zaten yok. Bu arada, online ticaret gibi talebin zirve yaptığı alanlarda, geçici sözleşmelerle işe alınan binlerce kişi de uzun mesailer sonunda işten atılacak.  Faal işgücünün asgari seviyeye çekilmesi gerekirken, üretimin aralıksız sürdüğü fabrikalardaki koşullara isyan eden işçiler, dünyanın çeşitli yerlerinde iş bırakma eylemleri ve grevler yapıyor.

Sağlık sisteminin özelleştirilmesiyle kronikleşen sorunlar ve kamu kurumlarının krizle de kötüleşen koşullarında, sadece korunma değil tedavi sürecinde de eşitsiz bir sürecin işleyeceğini öngörmek zor değil. Parası olan ile yoksul hastanın sağlık hizmetlerine erişiminin eşit olması, gerçekçi olmayan bir temenni olarak kalıyor. Kapitalizm bir yandan insan hayatını yüzdelik oranlara indirgediği grafikleri yayıp bir yandan pişkince sükûnet ve verimlilik telkin ediyor. Krizi fırsata çeviren saldırgan kâr döngüsü ve zararın faturasının emekçiye kesilmesi, sınıflar arasındaki eşitsizlik uçurumunu her geçen gün derinleştiriyor.

Dünyanın tüm ezilenleri, yoksulları, emekçileri; sınırlarda unutulmuş mültecileri, enformasyon fırtınası olarak tanımlayabileceğimiz çok kaynaklı haber/bilgi/yorum akışı içinde, hayati ve bilimsel bilgiye erişimi en kısıtlı olanlardır. Olağanüstü dezenformasyon ortamında, temel bilgi akışının, ana akım medyanın her şeyi magazin/sansasyon sosuna bulayan mutfağına bırakılması durumun vahametini artırır. Siyasal iktidarların şeffaf  biçimde, vatandaşlarına sürekli ve doğru bilgi aktarımında bulunmadığı koşullarda; insan davranışlarında etkili ve sürekli değişimler beklemek adil olmaz. Halkın kendisini ve başkalarını korumak yönünde tedbir almamasını, onların “duyarsızlığına” indirgemek acımasız bir küçümseme içerir. Çoğunlukla “mizah” görünümünde ifade bulan bu kibirli küçümseme, en nihayetinde yaşlıları da hedef alan suçlama ve hakaretlerden, ırkçı söylemlere kadar uzanıyor.

Salgın, kapitalizmin süregiden yapısal krizini daha da kötüleştirerek, küresel düzeyde ekonomik yıkımlara neden olacak. Sermayenin bu büyük yıkımdan dersler çıkaracağı ve sistemin uzun vadede “insancıl” reformlar yapmak zorunda olacağı yönünde hayalci yorumlar yapılıyor. Oysa, iktidarların ve şirketlerin tutumları, geleceğin bugünden de karanlık olacağını gösteriyor: İngiltere hükümeti, hastalığın yayılmasına karşı başlangıçta herhangi bir önlem almadan “sürü bağışıklığına” ulaşmak amacıyla milyonları riske atarken; ABD Başkanı Donald Trump, Almanya’da bir şirketin ürettiği aşının patentini Amerikan halkının kullanımına özel satın almaya soyunuyor. Etik olmayan uygulamalarıyla sürekli eleştirilen ilaç şirketlerinin borsa hisseleri uçuşa geçerken; finans danışmanları, fırsat bu fırsat piyasadan toplanacak ucuz hisseleri açıklıyor. Sermayenin, bu krizden çıkaracağı derslerin yanına kar kalacağı ve örneğin uzaktan satış konusunda yatırımlara ağırlık vereceği, turizm gibi ciddi darbe alan bir sektörde bile hijyenik, inziva konaklaması gibi alternatiflere kafa yoracağı ortada. Güvencesiz ve esnek çalışmanın yeni biçimlerinden biri olan, işçilerin örgütlenme haklarının önünü kesen “evden çalışmanın” da, bu provanın ardından hızla yaygınlaşacağını öngörmek zor değil.

Can Sıkıntısı Ekonomisi

Pencerenin dışında bunlar olurken, maskelerini, gıdasını, temizlik malzemelerini ve çerezini çoktan stoklamış orta sınıf, evinde yapabileceği aktivitelerin listesiyle meşgul. Can sıkıntısından kendisini internet alışverişine veren kitleler yüzünden, satış platformu Amazon 100 bin kişiyi işe alacağını açıkladı. Jetlerine atlayıp, yanlarında özel doktorlarıyla inzivaya çekilen hiper zenginlerin haberlerine; evinde tedavi gören ünlülerin neşeli görüntüleri ekleniyor. Marketler ve eczaneler birbirlerini ezen insanlar tarafından boşaltılırken, Amerikalı bir anne, bebeğine bez bulamadığı için çaresizlikle ağlıyor: “Benim sadece bir tane alacak param var, ama siz neden hepsini aldınız?”.

Hayat keşke herkes için küçük bir azınlığın ferah balkonlarından göründüğü gibi olsa… Oysa her fırtınada olduğu gibi makine dairesindeki işçiler gemiyi kurtarmak için kan ter içinde çabalıyor. Hayatı sırtlanan o işçiler, gemi batarken filikalara ulaşmayı bırakın kendilerine bir can yeleği bile bulamayacak olanlardır. Salgın küresel olarak gerilediğinde, günlerdir konfor içinde gizlendiğimiz evlerin perdelerini aralarsak virüsün en fazla kime zarar verdiğini göreceğiz: Hastalanmadıysa işini kaybetmiş, borca batmış, evsiz kalmış, ruh ve beden sağlığı bozulmuş milyonlar… Yaşamı bugün burada gerçekten durduracak güce tek sahip olan da o milyonlardır. Proletarya ancak elindeki bu gücü fark ettiğinde ve sistemin kendisine biçtiği olağan kurban rolünü reddettiğinde dünyayı tepetaklak edebilir.

Kapitalizmin tüm dünya halklarını hapsettiği bu distopik gerçeklikten ancak örgütlenme ve dayanışma ile kurtulabiliriz. Bugün olduğu gibi gelecekte de kapıları ardına kadar açıp hepimizi özgürleştirecek olan budur. Günümüzün zincirleme cereyan eden afallatıcı krizlerini, henüz gerçekleştiği sırada tüm tezahürleriyle tahlil edebilenler yarını da kolaylıkla inşa edebilir. Kendinde saklı gücü fark eden emekçilerin şimdi kurmaya başlayacağı gelecekte;  yeryüzündeki canlı cansız tüm varlıkları tehdit eden; onları yağmalayan, sömüren ve şifasız hastalıklara, savaşlara, yok oluşa sürükleyen kapitalizm virüsüne yer olmayacak.

Gamze Rastgeldi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*