Anasayfa » BASINDAN » Salgın ve hemşirelik: Virüs kapma kaygısı ile değersizlik hissini bir arada yaşadık – Meçhul Hemşire

Salgın ve hemşirelik: Virüs kapma kaygısı ile değersizlik hissini bir arada yaşadık – Meçhul Hemşire

Hemşirelik mesleği kutsallık, vicdan, merhamet gibi kavramlarla genelde tartışmaya kapatılan, temel hakları için mücadelede bu tür kavramlar öne sürülerek toplumsal şiddete de maruz bırakılabilen bir meslek. Özlük haklarımızı istediğimiz için eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun “Bu meslek, parayla maddi olarak karşılanabilecek bir meslek değil. Bu milletin dualarıdır bunun karşılığı” açıklaması ile eski Başbakan Binali Yıldırım’ın “Artık acil servislere kız bakmaya gidiliyor” gibi fütursuz çıkışları bu şiddet örneklerinden yalnızca ikisi.

Çok ciddi hayati problemleri olan bu mesleği neresinden tartışmak gerek? Görünmeyen emek mi, nöbetli çalışmanın zorluğu mu, kreş problemi mi, liyakate dayalı bir çalışma ortamının olmaması mı, ne yapsan yerinin olmadığı çalışma ortamı mı, doktor ve diğer sağlık çalışanı tabiri mi?

Sanırım bizi en iyi anlatacak kelime: Ötekiler. Sağlık Bakanlığı’nın ötekileri. Bir iş düşünün iyi olan her şey, her başarı erke ait. Oradaki güç kimse ona ait, kötü, eksik yolunda gitmeyen her şey de hemşireye. Hemşire takip etmemiştir, hemşire görmemiştir, hemşire uyarmamıştır, hemşire eksik yapmıştır, hemşire hemşire sonsuz sıralanabilir…

Bu bahsettiğimiz eksiklik insan hayatı söz konusu olunca, aslında bize yaşatılan şiddetin çok başka, çok derin bir hali var. Salgının başında aslında herkesin tek problemi toplumsal olarak bu süreci nasıl sırtlayabiliriz, neler yapabiliriz şeklindeyken, bütün kurumların tek adam rejimine döndüğüne şahit olduk. Bütün meslek grupları ile ilgili verilen tüm karalarda yalnız birinin imzası oluyor ya da alttan sopa gösteriliyordu ötekilere…

Doktorlar ile aramıza 15 kat fark koydular
En başta, “salgın herkesin problemi” söylemi yerini öfke ve kırgınlıklara bıraktı. Salgın döneminin başlangıcında her akşam alkışlatılan, “minnettarız” dedikleri sağlık çalışanları her zamanki gerçeklikleri ile yine karşı karşıya kaldı. Ne çalışma listeleri adaletli yapıldı ne çalışma saatlerine yeni bir düzen getirildi ne de alandaki muamele değişti.

En son Sağlık Bakanlığı hemşirelere olan minnet borcunu “yüzde 100” dediği performans ile ödedi. Ne kadar mı? Net sayılarla yazmak gerektiğini düşündüğümden aynen yazmak ihtiyacı hissettim. Aynı işi yapan yoğun bakım hemşiresi 600 lira alırken lisans mezunu hemşire 1500, 20 yıl ve üstü çalışan hemşire de kıdem farkından 1900 lira aldı. Performans deyince “diğer ötekiler” kapsam içine dahi alınmıyor zaten.

Doktorlar ile aramıza bu salgın döneminde dahi 15 kat fark koydular, evet yazdığım rakamların 15 katı. Bu arada doktorlar arasında da çalışan çalışmayan ayrımı yapmadılar. Ayda sadece 1 nöbet tutan uzman da, aktif çalışan uzman da aynı miktarı aldı. Şimdi aslında para mevzusunu konuşmak dahi utanç vermesi gereken bir durumken, performansı gündemimize sokan da, yarattıkları ayrım ile motivasyonumuzu düşüren de, bizlere kötü hissettiren de bakanlığın kendisi. Herkesin bir amaç için birleştiği bir dönemde çalışma barışı ve motivasyonu bir anda yerle bir edildi. Sağlık çalışanlarının, yok sayılanların ağzından öfke ve düşmanca sözler duyulur hale geldi sayelerinde. Virüs kapma kaygısına “değersizsiniz” hissini de eklendi sonuç olarak.

Bu utanç size yeter
Salgında yaşanılan en belirgin durumlar şöyle gelişti: Çalışma alanlarımız değişti, çalıştığımız hasta grupları, ekiplerimiz değişti. Hiç görmediğiniz insanlarla ekip olmaya çalıştık bu süreçte, bir sürü farklı karakterle, hem de yeni bir hastalıkla mücadele ederken. Koruyucu ekipmanlarla çalışmaya, sık sık el yıkamaya (ellerimiz kuru, çatlar halde artık), yüzümüzde çıkan izlerle çalışmaya alıştık.

Salgın günlerinde insanlar birlik olmaya çalışırken çalışma barışını bozanlar, sağlık çalışanları arasında ayrım yapanlar; “onlar alıyor, yapsınlar bu işleri” cümlelerini kurdurdular bu insanlara. Sağlık Bakanlığı’nın fikri neyse uygulaması da o oldu. Ama sağlık çalışanlarına yönelik bu ayrımcı tutumu tersine çeviren de yine sağlık çalışanları oldu. Nasıl mı? Birçok hastanede uzmanların bazıları kendi aralarında para toplayıp temizlik personellerine destek oldu. Bu utanç size yeter.

Sağlık çalışanları her zaman riskli bir ortamda çalıştı. Bulaşıcı hastalıklar bir yandan, şiddet riski bir yandan. COVID-19 yeni bir şey ve bu salgın, sağlık çalışanlarının öneminin ilk kez böylesine kavrandığı bir durum yarattı. Sağlık çalışanları bu salgın ile mücadele ederken kendi ortamlarında salgın koşullarında hiç olmaması gereken zorluklar yaşadı. Bir sürü arkadaşımdan gelen geri dönüşlerden yola çıkarak söyle sıralamak isterim:

  1. Nisan ayında ekipman eksikliği problemleri ile uğraştık. Kendi kendimize ekipman sağladık. Siperlik yaptık, bez maske, bone diktik, kendi önlemimizi almak için ekstra çaba harcadık. Belirli bölümlerde ekipman sıkıntısı hala devam ediyor.
  2. İmza karşılığı günde 1 cerrahi maske ile sürece başladık, o kadar acı başladık sürece. Şu anda hala sayılı, 3 maske veriliyor. Temizlik personellerine verilip verilmemesi gerektiği hala dillerde dolaşıyor.
  3. Nisan başına kadar çalışma listeleri oluşturulamadı, sürekli telefon üzerinden değişik kliniklerde nöbet tutularak başlandı sürece. Hemşirelikte çok önemlidir kliniği tanımak, malzemelerin yerini ezbere bilmek. Bu durum hastaya da zarar verecek kadar risk yaratabilir. Kötü gidişatın kurbanı da bellidir!
  4. Nöbet listelerinin yapılması ile ilgili sürekli krizler yaşandı. Kimileri kalabalık çalışırken, kimilerine inanılmaz yük yüklendi. Kendi içimizde de bir birlikten bahsetmek zor. Mazereti var denilip iş yükünü paylaşmayan, meslektaşına yükleyen hemşire sayısı çok fazla… Nöbet listeleri yöneticilerin onayından geçtiği halde daha adil listeler için mücadele edilmek zorunda kalındı.
  5. Görevlendirmelerle başka hastanelere gönderilen hemşireler en yoğun yerlerde çalıştırıldı. Bu durum sorumlularla görüşüldüğünde makul olmayan gerekçeler öne sürüldü. Görevlendirmeler ev-hastane mesafesi hiç önemsenmeden yapıldı.
  6. Her ağzını açan hemşireye provokatör denildi. “Klinikler soğuk üşüyoruz” dedik, provokatörlük yapmayın dendi, “Nöbet listeleri adil değil” dedik provokatörlük yapmayın dediler. Konuşan, daha adil bir organizasyon isteyen her hemşire sorunlu ilan edildi. Konuşma cüreti dahi gösteremeyenler çok ayrı bir konu.
  7. Enfeksiyon kontrol komitesinde olan hemşireler hasta bakımına girmedi, kişilerin, enfeksiyondan korunma ve önleme önlemleri ile ilgili hiçbir eğitim verilmedi.
  8. 1-2 yıllık hemşireler sorumlu hemşirelik yaptı, 45 yaş ve üstü hemşirelere hasta baktırıldı. Sorun ne mi? Birincisi deneyimleri az olunca enfeksiyonu kontrol etme becerileri olmuyor, ikincisi iletişim becerileri ve ekip olma anlayışı çoğunda oturmamış oluyor, yasa ve yönetmeliklere hakim olmadıkları için ne yapacaklarını bilmiyorlar, en önemlisi liyakate uygun olmayan seçimlerle orada olmaları. Neye göre bir kişi ölümle sonuçlanacak bir virüse maruz bırakılırken birileri masa başında oturtuluyor? Yılların sorumlu hemşirelerine ne oldu? Resmi yazıları olmadığı halde nasıl oluyor da buyurgan tavırlarla o masalarda oturtuluyorlar? Yaşı ileri olanların da gençlere “iş yüklediği” şeklinde dönüşler yapıldı.
  9. Aralıklı çalışmaya bir çok hemşirenin talebi, ısrarı ile geçildi, fakat bütün kliniklerde uygulanmadığı görüldü. Sorumlu hemşirelerin insafına bırakılmış gibiydi.
  10. Enfeksiyonu yönetmekle ilgili eğitimler verilmeyince kliniklerde hasta odalarına giriş, çıkış, nelere nasıl dikkat edilmesini birbirimize öğrettik, bizler de videoları izleyerek öğrendik.
  11. Çocuğundan, ailesinden bulaş riski nedeniyle ayrılmak zorunda kalan yüzlerce sağlık çalışanı oldu. Duygusal anlamda da zorlamaların yaşandığı bir süreç oldu. Ya da gidecek yeri olmayınca ailesi ile yaşamaya devam etmek zorunda olanlar. Onlar da sürekli “Aileme bulaştırır mıyım?” kaygısı taşıyarak geçirdi süreci.
  12. Bütün çalışanların mutfak masraflarının, faturalarının arttığı bir dönem oldu. İyi beslenmek, bağışıklığı güçlendirmek için alışveriş sıklığı ve masrafı arttı, özellikle her nöbet sonrası yıkanan çamaşır vs ile de faturalarla ilgili çok şikayetler yazıldı gruplarımıza.
  13. Hastanelere yemek, içecek bağışı ile menümüze eklenenler oldu, hastane yemeğinin kalitesinde bir değişiklik olmadı.
  14. İBB hem hastalara hem çalışanlara her gün su yolladı. Onlar yollamasa hastaların artan su ihtiyacı hemşireye iş yükü, tartışma ya da vicdan muhasebesi ile geri dönecekti.
  15. Sağlık çalışanları toplu taşımayı kullanmaya devam etti.
  16. Bazı sorumlu hemşireler 24 saat nöbet tutan meslektaşları dinlendiği için kendi meslektaşlarına tehditlerde bulundu.
  17. Doktora maske verip hemşireye vermeyen sorumlu hemşireler, kendileri tam ekipman giyinip temizlik personellerini ekipmansız odaya sokmaya çalışan, girmiyorum deyince onları tehdit eden hemşireler yazıldı gruplarımıza.
  18. Kliniklerin belli alanlarının dolaplarla kullanıma kapatıldığı, kimilerinin sözel olarak arka odaları kullanmayın dediği kiminin asma kilit vurduğu bir ortamda salgınla mücadele edildi. Sağlık personellerinin dinleyeceği temiz alanlar çok azken salgınla mücadele edildi!Bazı kliniklerde dinlenme odaları hiç ayarlanmadı, hala olmadığı yazıldı gruplarımıza.
  19. Enfeksiyon, göğüs, anestezi, acil uzmanlarının aktif görev aldığı, diğer uzmanların dolaylı görev aldığı, asistanlara da daha çok yük yüklenen bir salgın yönetimi yaşandı.
  20. Enfeksiyon kontrol komiteleri, idari birimler ve Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nden (TRSM) hemşireler alana çekilmedi, esnek çalışmanın olabilirliği mümkün iken bunun üzerinde durulmadı. TRSM’ler psikologlarla çalışabilecekken, kendi hemşireleri ile esnek çalışmaya devam ettiği yazıldı gruplarımıza. Aslında sağlık çalışanlarının da birbirinin çıkarını gözetmediği, bu durumdan rahatsız olmadıkları, yönetimlerin de bu durumlara kulak kapattığı bir süreç yaşandı. Kamuda esnek çalışma izni verildi salgın döneminde. Ortalıktaki hemşireler alana çekilseydi, aylık çalışma saatinin altında çalışmak mümkün olabilirdi. Bu da sağlık çalışanlarını koruyan, viral yüke maruziyeti azaltan olumlu bir adım olabilirdi.
  21. Temas olmadığı sürece sağlık çalışanlarına test yapılmadı, hala yapılmamaya devam ediyor.
  22. Bu süreçte yalnız hisseden hastaların yükü tamamen hemşirelere kaldı. Yine en ulaşılabilir olmanın getirdiği yüklere, istekleri yerine gelmeyen hastaların sözel şiddetine maruz kalındı.
  23. En son performans ile yaratılan uçurumda risk aynı dendi. Aktif çalışan branşlar dışında COVID-19 servislerinde risk aynı değil. Hastaya daha çok temas eden hemşirenin temizlik personelinin riski odaya dahi zorda kalmadıkça girmeyenlerden kat kat çok fazla.
  24. Süt izni kullanamadığı için ücretsiz izin talep eden hemşireye hakaret eden, suçlayan, kronik hastalıkları olan hemşireleri sahaya süren, temizlik personelleri ve güvenlikleri haftada 60 saat çalıştıran yöneticilerle yönetilmeye çalışıldı süreç. Enfekte olan, hayatını kaybeden her sağlık çalışanında payları var çok açık ve net.

Sorun şu ki, salgın döneminde yaşanan ruhsal yüklerle birlikte sürekli bir savunma hali, hak arama mücadelesi içinde buldu sağlık çalışanları kendilerini. Bu süreçte tek moral çeşitli kurumların nezaket içeren dayanışma güzellikleri, yanınızdayız mesajları oldu. Son olarak şunu belirtmek isterim ki COVID-19’a yakalanan her sağlık çalışanından, süreci bu şekilde yönetmeye çalışanlar sorumludur! Ortada iyi kötü bir başarı hikayesi varsa erk olan kimse kendisine pay biçmesin. Çünkü salgındaki tek başarı bütün bu yaşattıklarınıza rağmen yaşamak ve yaşatmaktan için mücadele eden sağlık emekçilerine aittir.

* Yazar, güvencesizlik nedeniyle adını gizli tutmak istemiştir. Yazıda anlatılanlar hemşirelerin genel durumunu yansıttığı ve sağlık hizmeti üretiminde en önde olan bu meslek grubu aynı zamanda hiçe sayılan, değersizleştirilen bir kesimi oluşturduğu için “Meçhul Hemşire” müstearı tercih edilmiştir.

Sendika.Org

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*