Rojava’da bir yandan çatışmalar sürerken diğer yandan bölgesel ve küresel burjuva güç odaklarının politika geliştirme arayışları, hamleleri belirginleşiyor. PYD, Kürt ulusal siyasetinin sınırları dışında bir dizi diplomatik çaba, destek odağı üretmeye çalışırken, Rojava Kürtlerinin kazandığı stratejik konum Türkiye’de süren neo liberal barış süreci ve Türkiye’nin güç kaybeden Ortadoğu politikası dahil bir çok politik döngüyü sıkıştırıyor yeniden yapılanma zorunluluğunu dayatıyor. Hızlı alt üst oluşa, krizin dinamizmine yanıt veremeyen, eski güç ilişkilerine dayalı politikaları sürdürmek isteyenler hızla güç ve konum kaybı yaşıyor. Tüm bunların yanında Rojava Kürtlerinin savaşarak kazandığı ve koruma mücadelesini verdiği otonominin geleceği Kürtlerin talep, istek ve beklentilerinin çok uzağında kurulan bölgesel kapitalist entegrasyon temelinde küresel diplomasi masalarında tartışılıyor, yazılıp çiziliyor. İslamcı paramiliter çeteler eliyle bastılıp, yokedilemeyen Kürtler küresel mali oligarşiyi oluşturan güç öbeklerinin bölgesel hegemonya planlarına yedeklenme tehlikesiyle karşı karşıya. Kürt Ulusal Kongresi’nin toplanma hazırlıklarının sürdüğü bugünlerde, kongre Rojava’daki güç ilişkilerine dönük önemli bir virajı oluşturuyor. Diğer yandan, Kürt siyasetinin diğer parçalarının güncel Rojava politikasının oluşmasında kongrenin yaklaşmasının ve her aktörün kongreye bir çok hesapla gidiyor oluşunun payı büyük.

PYD lideri Müslim geçtiğimiz günlerde ABD’nin kendileriyle ilişki kurmamasını anlamsız bulduğunu, PYD’nin ABD ile hiç bir sorunu olmadığını söylemiş, ABD’yi Batı demokrasisinin temsilcisi, tüm dünya için demokrasi ve özgürlük savunucusu ilan etmiş, bölge açısından da Batı demokrasisinin en ideal model olduğunu kendilerinin de bu gelecek ufkunu paylaştığını açıklamıştı. Müslim’in küresel mali oligarşi ve onun siyasal temsilcilerine olan ilgisi uzunca zamandır yürüyen diplomatik temaslar ve görüşmelere dair bilgilendirmelerinden de görünüyor. Suriye’de süren siyasal kriz ve eski diktatörlüğün otorite boşluğundan da faydalanarak ancak esas olarak Rojava halkının gücüne dayanarak kazanılan konumun temsilcisi PYD’nin, Rojava Kürtlerinin kaderini bölgesel-küresel güç odaklarıyla bütünleşik bir çizgide belirleme eğilimi, savaşta kazanılan konumun masada törpülenmesi sonucunu da içeren bir geleceği şekillendirecek.

Suriye denkleminde, hem Esad hem de ÖSO cephesi ile sınırlarını çeken konum alış, iki güç odağınca da baskılanmak istenen Kürt insiyatifinin zorunlulaşan tavrıydı. Hem ABD-AB ve kendi bölgesel güç marjını yukarıya çekme amacıyla bütünleşik Türkiye’nin bölge politikası hem de Esad ve Suriye’de mevcut ekonomik etkinliğini ve siyasal çıkarlarını koruma, güçlendirme derdindeki Rusya-İran’ın Suriye taktiğinde Kürtlere yer yoktu. Rojava, bu süreçte bir çok kurguyu da parçalayarak kendi insiyatifiyle stratejik anlamda önem kazanan bir bölgeye dönüştü. Bugün PYD’nin halen bölgesel burjuva diplomasisinde belirgin bir yere yerleşmemesi, bir yandan islamcı paramiliter çeteler yoluyla bastırılma çabasının sönümlenmemiş olmasıyla öte yandan belirginleşen Kürt varlığına karşın bölgesel güç odaklarının tasarımının sallantılı bir süreçten geçmesiyle, taktiksel esneme konusunda yaşadıkları krizlerle bağlantılı okunabilir. Bölgede pragmatik bir hareket olarak bilinen PYD’nin, zorunlu güncel konumu dışında ABD’den Türkiye’ye, Güney Kürdistan’dan Rusya’ya bir çok burjuva aktörün de içerisinde olduğu, kendi konumunu güçlendirecek bir politik zemin belirleme çabası da görünürdür.

“Türkiye’nin bölgesel hegemonya hamleleri ve Rojava” (http://devrimciproletarya.info/turkiyenin-bolgesel-hegamonya-hamleleri-ve-rojava/) başlıklı metinde Türkiye’nin Rojava’da yükselen Kürt insiyatifine karşı ikili bir taktiksel konumlanışa geçiş yapmaya zorlandığından ve bunun ilk görüngülerinin açığa çıktığından bahsetmiştik. Bunun birinci yönünü halen süren islamcı çetelerin yaşadığı sıkışma sonucu yöneldikleri saldırı ve katliamları PYD’nin etki alanını ortadan kaldırma çıkar ortaklığıyla desteklemesi diğer yönünü ise süregelen Suriye taktik hattının yaşadığı belirgin güç kaybına karşı PYD ile müzakereyi de gündemleştirmesi, Rojava’yı Suriye’deki hegemonya emellerinin bileşiği olarak yapılandırmayı, PYD’nin hareket alanına ise sınırlar çekmeyi istemesi oluşturuyor. Son dönemde gerçekleşen, Türkiye-PYD-KDP görüşme hattı iki yönlü politik esneklik isteminin bir yansımasıydı. Bununla birlikte, Türkiye için PYD-PKK ekseni ile uzlaşma hiç bir zaman birinci seçenek değildir. BU gerçekleşecekse de PYD-PKK’nin alabildiğine güç kaybetmesi, pazarlık masasında hareket alanının daralması Türkiye’nin doğal refleksidir. Bu yaklaşımla KDP’nin Rojava’da etkinlik alanını arttırma planlarıyla ortaklık içerisinde yeni hamleler de geliştiriyor.

El Parti olarak bilinen Suriye Kürd Demokrat Partisi, KDP’nin Suriye’deki uzantısı. Rojava’da ciddi bir taban desteğine sahip değil. Buna karşın Rojava’da yaşanan çatışmalar döneminde Güney Kürdistan’ın gücünü kullanarak PYD’yi sıkıştırmaya çalışan başka bir aktördü. Rojava’da katliam yaşanırken Barzani uzunca dönem buna sessiz kaldı, destek bir yana çatışmalar sırasında önemi artan Semelka sınır kapısını kapalı tutarak Rojava Kürtlerini zor duruma düşürdü ve bu yolla PYD’yi uzlaşmaya zorlamayı hedefledi. El-Parti’yi taşeron olarak kullanan KDP’nin Rojava’yı PYD ile bölüşme, bir parçasını ele geçirme planı yaptığı biliniyor. Türkiye de güvenilir müttefiki KDP’nin Rojava üzerindeki toplumsal tabanı olmayan istemleri ile ortaklaşıyor. Barzani, Rojava çatışmalarının ilk bölümünde Kürt kamuoyunda da tepki yaratan bu rolü oynadı ve dolayımlı olarak El Nusra’nın saldırılarından faydalanmak istedi.

“Rojava’daki masum sivil Kürtler’in korunması için gerekirse bugüne kadarki tüm kazanımlarımızı feda etmeye hazırız.” Bu söz de Barzani’ye ait. Keza Barzani Rojava katliamlarındaki rolünü örtülü oynamak zorunda. Semelka sınır kapısının kapalı olduğu PYD kaynaklarınca defalarca kez söylenirken, Güney Kürdistan yönetimi yetkilileri bunu reddediyor zaman zaman kamuoyu baskısı nedeniyle ambulansların geçişine izin vermek zorunda kalıyor bunu da televizyonlarda yayınlayarak PYD’yi gerçekleri çarpıtmakla suçluyorlardı. Öte yandan Serakaniye ve Tırbesbiye’de süren çete saldırılarına karşın Rojava’nın direnmeyi sürdürmesi ve yıllarca süren ağır kölelik koşullarına karşı kazandığı zemini kolayca terketmeyeceğini göstermesi KDP’yi de Türkiye gibi, aynı zamanda Türkiye ile bağlantılı bir esnekliğe gitmek zorunda bıraktı. Günler sonra Kürt Ulusal Kongresi Hazırlık Komitesi’ne yazı göndererek Rojava hakkında araştırma istedi. Adım gibi görülen bu gelişmenin, katliamın boyutları ayan beyan ortadayken araştırmayı yeni gündeme taşıması yönüyle diğer politik hesaplara içerili bir ilgisizlik hali olduğu söylenebilir. Öte yandan KDP, sınır kapısının açılması, Rojava kürtlerine yardım edilmesi başlıklarını da kendi çıkarlarıyla birlikte ele alıyor. PYD’nin çatışmalarda güç kaybetmesi, Kürt özsavunma aygıtlarının işlevsizleşmesi büyük bir istekle bekleniyor. Bu durumda Barzani peşmergeyle birlikte denkleme kurtarıcı rolünde girmeyi hesaplıyor. Böylece El Parti sahip olmadığı toplumsal tabana karşın öne çıkarılabilecek, peşmergenin Rojava’ya girmesi sağlanacak ve varlığı meşrulaşacak. PYD’ye dayatılan Rojava’yı paylaşma planı da daha güçlü bir biçimde gündeme taşınabilecek. Türkiye’nin bölgesel yaklaşımının hemen her kıvrımında uyum sağladığı KDP’nin Rojava’da güç kazanmasını, YPG güçlerinin etki alanının kırılarak peşmerge etkinliğinin artmasını olumlu karşılayacağı açık. Tüm bu yönleriyle islamcı çete saldırılarının ilk hedefi olan Rojava’yı ezmek dışında, görünürleşen bunu başaramama halinde Rojava’nın yeniden dizaynı için iklimi uygunlaştırmak gibi bir yönü de bulunuyor.

Barzani’nin sınır kapısını kapatan, Rojava’yı görünmezleştiren birinci rolü Kürt kamuoyu açısından da tepki çekiciydi. PYD’nin direnişi, KDP’nin Rojava politikasını da Suriye de yıkım ve tahayyül edilen yeniden inşa sürecindeki kar imkanlarına gözünü çeviren diğer burjuva politikaları gibi sıkıştırdı, masadaki hesap çatışmaya uymadı. 15-16-17 Eylül tarihlerinde düzenlenecek Kürt Ulusal Kongresi öncesinde Barzani’nin yaşadığı prestij kaybı hem kongrenin fiili liderliğine oynayan KDP, hem de Kürt Ulusal Kongresi’nden çıkacak en iyi sonucun KDP hegemonyasının tesisi olacağını bilen Türkiye açısından can sıkıcıydı. KDP-Türkiye’nin bir yandan çatışmanın her sonucunu kendi etkinlik alanlarının artmasına bağlamaya çalışan taktikleri diğer yandan Kürt Ulusal Kongresi öncesi sıkışan Rojava politikasının sonuçlarını tolere etme ihtiyacı Barzani’nin üstteki açıklamasını, Kürt mültecilere sınır kapılarının açılmasını, Barzani’nin nihayet Rojava’da bir şeyler olduğunu anlamasını doğurdu.

Bunların yanında, Rojava kazanımlarının PYD-PKK’nin bölgesel gücünü, bölge yeniden organizasyonu planlarındaki stratejik konumunu ve dengenin yeniden kurulması süreçlerindeki çatışma-pazarlık ikilisi içerisindeki etkinlik alanını oldukça arttırdığını eklemeliyiz. Sıkıştırılmaya çalışılan düzlemine karşın askeri olarak moralli ve yeni güçler kazanan, toplumsal olarak Rojava’da onyıllardır süren ağır köleliğe karşı sonuna dek kazanımlarını korumaya dönük konum almış tabana dayanan, bölgedeki çoklu sermaye girdisi ve farklı ulus-klikten burjuva güç odakları arasında hareket kabiliyeti kazanmaya başlayan, askeri olarak koruduğu zemini yoluyla politika üretme alanını genişleten bir noktada bulunuyorlar. Rojava, Türkiye’nin salt saldırgan Suriye politikasını değil neo liberal barış sürecini de doğrudan etkileyen, onunla bütünleşen bir konumda. Güncel durumda neo-liberal barış programının yaşadığı sıkışmalar, Rojava bağlantısını da sonuna dek içeriyor. Türkiye, PKK-PYD’nin güç kazanımından tedirgin oluyor, bölge kapitalist yeniden organizasyonunda sözü geçen taktik kırılım ve esneme zorunluluğu, çabalarının arasında gitgeller yaşıyor, Mısır’da gerçekleşen darbe ile liberal islami demokrasi temelinde bölge siyasal yapılanması düşününün darbelenmesinin, Gezi direnişi ile iç politikada sahip olduğu tatlı su atmosferinin dağılmasının sonucunda düzenli süreç yönetimi imkanını yitiriyor. AKP içi de dahil Türkiye burjuvazisinin yaşadığı iç gerilimler, Türkiye’nin hem çıkarlar hem de organik olarak bileşiği olduğu küresel mali oligarşinin yaklaşımı, Türkiye’nin bölge yeniden dizaynında yeniden yeşertmek istediği etkinlik, güç alanı, bunun ihtiyaçları kurulmak istenenin aksine Türkiye’nin bölge politikasını kaotikleştiriyor. Bu kırılan önceki denge durumunun yeniden üretimi sürecinin doğal karakteridir. Türkiye’nin bu arkaplanda neo-liberal barış sürecini de beklenen tempoda ilerletemediğini aynı zamanda güç kazanan PKK’nin basınç yaratmaya başladığını görüyoruz. Türkiye’nin çok sayıda seçeneği biriktirmeye çalıştığı Rojava denklemindeki pozisyon alışı, neo liberal barış sürecinin ilerleyişini de doğrudan etkileyecektir. Burjuva uzlaşma programına dönüştürülmesi hedeflenen anayasa sürecinde AKP’nin sınırlı düzeydeki Kürt ulusal-kültürel hakları konusunda dahi tutarlı adım atmaması, PKK-BDP’nin istemlerini zorlayıcı bir zemine çekme gayreti olarak görünürleşen sıkışmanın arka plan öğelerinden biri de Rojava’da PYD’nin kazandığı ve tümüyle korumak istediği ekonomik-siyasal-toplumsal güç ile Türkiye’nin ve çıkar ortaklığı içerisindeki KDP’nin saldırı ve pazarlığı içeren bu gücü kırmaya yönelmiş çabalarıdır.

Kürt Ulusal Kongresi’nin yaklaştığı dönemde Barzani ve bağlantılı El-Parti’nin PYD ile diyaloğa açık pozisyona geçiş yapmasının yanında Rojava denklemine müdahil olmak isteyen başka bir güç odağı da kendini gösterdi. Geçtiğimiz günler Müslim’in İran ziyareti bir tanışma toplantısı olarak açıklansa da Esad rejimini destekleyen İran’ın Rojava’daki duruma dair müdahalelerde bulunmak istediği görünüyor. İran El Kaide tandanslı çetelerin saldırılarına karşı PYD ile ortak bir zemin bulmak niyetinde. Bunun yanında Müslim, İran’ın kendileriyle dayanışma içinde olacağı vurgusunu yaptı. İran’ın El Kaide çetelerine karşı PYD ile ortak zemin arayışının diğer bir halkasını da elbette İran’ın Esad diktatörlüğü ile çıkar ortaklığı zemininde önemsediği Suriye’nin parçalanmaması vurgusu oluşturuyor. Müslim’in toplantı sonu demecinde İran’la bu konuda hemfikir oldukları da yer alıyor. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Rojava’daki saldırılara ilişkin farklı zamanlarda iki açıklama yapmış, Kürtlere yönelik katliamların varlığından söz ederek BM’yi göreve çağırmıştı. Rusya-İran’ın konum alışının ana yönünü, Suriye’de küresel bağlantılarıyla devam eden çatışma sürecindeki denge durumuna 2.Cenevre Konferansı öncesi kendi lehine bir girdi yaratmak oluşturuyor. Bunun yanında ABD-AB bölge politikasının çatlaması, Türkiye’nin basınç altında yaratmaya çalıştığı hamlelerin Rojava’da etkinlik kurmasını engellemesi ile oluşan mali oligarşik hegemonya boşluğu bu eksence doldurulması, önemli bir parçaya dönüşen Rojava’nın Rusya-İran’ın bölgesel çıkar planlarında yer bulması yönünde birikim oluşturulmaya çalışılıyor. PYD, bugün bu tür görüşmelerin tümüne Rojava’daki etkinliğini koruduğu ölçüde açık.

PYD-PKK’nin burjuva pragmatik -ulusal zemin ve güncel üretim, siyaset, toplum ilişkileri bağlamında doğallaşan- karakteri, Kürdistan’da kazanılan gücün korunmasını ve bunun bir dizi bölgesel burjuva aktörle tam, yarı, geçişli biçimlerde kurulacak ilişkilerle bütünleşik sağlanmasını beraberinde getiriyor ve getirecektir. Çoklu burjuva diplomasisinin doğrusal sonucu, Rojava’nın geleceğinin Rojava Kürtlerinin taleplerinin değil, bu taleplerin bölgesel güç odaklarının bölge programına entegrasyonu temelinde şekillenmesidir. Müslim’in Türkiye ziyaretinin, özerklik seçeneğinin baskılanması ve PYD’nin hareketine sınır koymaya çalışmasının, İran dahil bir dizi odakla Suriye’nin bütünlüğü kaygılarının paylaşılmasının, ABD ve AB’ye Kürt burjuvazisinin Kürdistan çıkarları bağlamında kendilerini de dikkate değer bir güç olarak ele alması ve emperyalist kapitalist bölgesel entegrasyona dahil olma isteklerinin çıkış noktasını Rojava toplumunun özgür geleceğini inşa etme isteği değil, topluma dayanarak elde edilen gücün üzerinde bölgesel burjuva güç odağı olarak şekillenme, burjuva programlarına entegre olarak kendi çıkarlarını koruma düşüncesi oluşturmaktadır.

Açıktır ki bu süreç, sadece ulusal talepler ekseninden dahi düşündüğümüzde fiilen kazanılanın törpülenmesini doğuracaktır. PYD ve El-Parti’yi küresel-bölgesel güç odakları açısından bir aktöre dönüştüren, Rojava’da geri dönülmez bir etkinlik sağlayan Rojava yoksul halkının yıllardır boynunda taşıdığı kölelik zincirine olan öfkesi, ağır yoksulluk koşullarından kurtulma isyanıydı. Politika masası, ise bu insani yaşam ve özgürlük talebinin bağımsız politikasıyla, hem Esad hem de Türkiye ve küresel mali oligarşinin sınırlarını da parçalayan bir direnişle kurulmuyor. Suriye’nin ya da neo-liberal barış sürecinde olduğu gibi Türkiye’nin parçalanmasına karşı kaygıları kabul eden tarafın, savaşı veren, katliama uğrayan, kanı pahasına içerisinde bulunduğu önceki cendereyi parçalayan Rojava halkı olmadığından emin olabiliriz. Kürdistan’ın her parçasında yıllardır köleliğe, esarete karşı mücadele veren Kürt işçilerinin, emekçilerinin, Rojavalı kır yoksullarının karşısında yeni bir soru belirginleşiyor. Rojava’nın geleceğini gün durumunu yaratan olduğu gibi kendi talep, istemleri, bölgesel, enternasyonal temelde dünya işçi sınıfıyla birleşen çıkarları mı belirleyecek? Yoksa kazanımlarının üzerine kurulan burjuva güç ilişkileri diplomasisi, Rojava’yı bölge programının parçasına mı dönüştürecek? Biri ulusal, sınıfsal, cinsel köleliğe karşı özgürlük dünyasını, diğeri alabildiğine sömürü özgürlüğünü vaadediyor.