Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Reformist soldan Kılıçdaroğlu karşılamaları

Reformist soldan Kılıçdaroğlu karşılamaları

Deniz Baykal‘ın topu topu 15 gün içinde CHP’den paketlenme süreci, neoliberalizmin Çin versiyonu Deng Siao Ping‘in “Fareyi yakaladığı müddetçe kedinin renginin önemi yoktur” sözlerinin güncellenmiş bir örneği oldu. CHP’nin ve burjuva siyaset arenasının yeniden dizaynına dönük olarak ve burjuva siyasetin son derece bildik yöntemleriyle örgütlenen operasyon başarıyla tamamlandı! Operasyonda kullanılan malzeme sadece Baykal’ın düşürülmesinde etkili olmakla kalmadı. Aynı zamanda Baykal, evlilik yaşamı üzerinden sol’dan bir sosyal demokratın “toplumsal hayattaki varlık ve duruşunun” ne olması gerektiğine dair tavsiyeler bile aldı!

Kılıçdaroğlu‘nun rüzgar gibi eseceği, siyasal-toplumsal bakımdan tıkanan CHP’nin önünü açıp sosyal demokratların zayıflamış özgüvenini geri getirerek partiyi kalkışa geçireceği propagandası Doğan medya grubu başta olmak üzere dört bir yandan pompalanıyor. Seçim barajının düşürülmesi dahil koyduğu ev ödevleriyle birlikte TÜSİAD, “kaliteli sosyal demokrat” açılımıyla Devlet Bahçeli, “Buralarda da heyecan yarattınız” sözleriyle Tansu Çiller, en son olarak da onun yeni bir umut havası yarattığını belirterek Demirel, Ergenekoncu Doğu Perinçek AKP’ye karşı Kılıçdaroğlu’na kendi ek hesaplarından kredi açtılar. Bir başka ifadeyle, Kılıçdaroğlu AKP’ye karşı muhalefeti sağından solundan birleştirmiş oldu!

CHP operasyonu, burjuva siyaset arenasında neoliberal burjuva demokrasisi ile CHP’nin taşlaşmışlığı arasındaki mesafeyi parti çizgisi, iç yapısı ve tabanını biçimlendirerek gidermeyi, böylelikle AKP’yi dengelemenin yanı sıra, yeniden şekillenen rejimin dış ve iç politikasına daha uyumlu bir CHP oluşturmayı amaçlıyor. Nitekim Kılıçdaroğlu, kurultay konuşmasında CHP’nin geleneksel kurultay teması olan laiklik yerine yoksulluk, açlık, taşeron işçilik, merdiven altı atölyelerde çalışan türbanlı kızlar gibi AKP’ye yönelik “sosyal tırmalama” gündemlerine ağırlık verdi. Bunu sermayeye yönelik “kamu görevlisi” diye nitelemesiyle birleştirdi ve istihdam yaratan, “üretken” sermayeye yağ çekti; AKP’li belediyelerden ihale alamayan CHP’li müteahhit takımı dahil “Bekleyin geliyoruz” mesajı da verdi. Her ne kadar 500 TL’lik gömleğini “Kendim kazandım kendim aldım” diye savunarak daha ilk anda karizmayı çizdirdiyse de, “sessiz güç”, “Gandi Kemal” gibi sloganlarla büyülenmiş sosyal demokrat taban pek bir anlayışlıydı!

Kılıçdaroğlu CHP’nin mazisinden gelen ağırlıkları köşe yazarları ve televizyon röportajcılarıyla yaptığı “açılım” sohbetleriyle atmaya çalışıyor. “27 Mayıs’ı yapanlar bugün utanıyor” sözleriyle CHP’yi 27 Mayıs darbesinden sıyırtmaya çalışması, saman tadındaki “Etnik kimlik şereftir” ifadeleri, Van’daki patlamada ölen 13 yaşındaki Kürt çocuğu Oğuzcan Akyürek‘in ailesini arayıp başsağlığı dilemeler… bunun ilk acemi örnekleri. Zaten Kurultay’dan hemen sonra, solda ve paralel bir tarzda Taraf gazetesinde yer alan yorumlarda, Kılıçdaroğlu’na kitabın çalışmadığı yerinden yüklenmeler yapıldı. Kürt sorununu ağzına bile almayıp işsizlik sorununa indirgemesi, faşist Onur Öymen‘in Dersim isyanı ile ilgili sözlerine itiraz bile edememişliği, Ergenekon çetecilerine Kurultay salonundan gönderilen selamlar bunların başında geliyordu. Yanı sıra, Kılıçdaroğlu, Önder Sav ve partinin özellikle laiklik konusundaki neoliberal “açılım” politikaları Baykal’la birlikte uygulamaya koyan Gürsel Tekin ekibinin operasyonun arkasındaki isimler olduğu işlenedurdu. Genel olarak devrimci demokratik güçler tarafından bir yandan bunun bir operasyon olduğu yazılırken, bir yandan da bu temalar üzerinden birbiri ardına CHP’de değişen bir şeyin bulunmadığı yorumları yapıldı. Bağımlı tekelci sermayenin ihtiyaçlarına yanıt verecek tarzda iç sarsıntılar öncesine göre azalmış olarak süren farklılaşmanın sadece CHP değil, sendikalar, kitle örgütleri, daha geniş ölçekte sınıflar, cinsiyetler, siyasal-toplumsal aktörler ve bireyler üzerindeki etkisini görememenin bir örneği daha sergilenmiş oldu.

“Bir mektup yazalım Kılıçdaroğlu’na…”

CHP’deki rejim değişikliğinin yaratacağı farkı ilk farkedenler, onunla aynı kulvarda koşan, başta TKP olmak üzere reformist ulusalcı sol muhalefet partileri oldular. Politik ruh ikizliğinin, orta sınıf beyaz Türk tabandaki kesişme ve iç içe geçmelerin, 14-27 Nisan 2007 sürecinde darbe destekçiliğiyle alabildiğine sırıtan taktik kaynaşma Kılıçdaroğlu ile birlikte yeni filizlere durdu. Aynı zamanda da reformist ulusalcı sol’u ne kokar ne bulaşır bir rekabet havası sardı. Yeni CHP çizgisi doğrultusunda oluşturulan yönetim, Kurultay’dan hemen ertesi günü kapısını açtığında karşısında TKP Siyasi Büro’nun mektubunu buldu! Anlaşılan TKP Siyasi Büro, Kurultay gününü “Kemal Kılıçdaroğlu’na Açık Mektup”unu kaleme almakla geçirmişti!

TKP Siyasi Büro’nun saygılı bir dille kaleme aldığı mektubunda, “ … Türkiye’nin yoksulluk, onursuzluk ve baskıya mahkumiyetinden rahatsızlık duyup, umut arayan geniş bir kesimde sizin genel başkanlığınızın yarattığı heyecanın asla küçümsenmemesi gerektiğini de söylemek durumundayız. Bu heyecandan rahatsızlık duymuyoruz. Türkiye’de AKP iktidarında cisimleşen ama asla ona indirgenemeyecek olan karanlık döneme karşı toplumun geniş bir kesiminin ayağa kalkma çabası içine girmesi, içi nasıl doldurulursa doldurulsun bu arayışın ‘sol’da tanımlanması sevindirici bir gelişmedir” deniliyor. Mektupta tabii ki CHP’yi “teşhir” ve mesafe koyma amaçlı kimi serpiştirmeler de, Kılıçdaroğlu’nun niyetini sorgulamamak kaydıyla yapılıyor -aslında bu “Sözüm Kılıçdaroğlu’ndan dışarı” havası, Yürüyüş dergisinde de var. Yürüyüş, CHP operasyonu ile tekeller bağlantısını kurarken, Kılıçdaroğlu için aynı “Kemal Kılıçdaroğlu kişisel özellikleri, inançları, milliyeti ne olursa olsun” kaydını kullanmaya kendisini zorunlu hissetmiş!.

TKP Siyasi Büro’nun “Açık Mektup”unun genel meramını en iyi anlatan ifadeler ise aşağıda yer alıyor:

CHP Genel Başkanı faşizme karşı mücadeleden, yoksulluktan, işsizlikten, emekçi kitlelerin sorunlarından, taşeronluğun kaldırılacağından söz ediyor. ‘Bunları ne hakla ağzınıza alıyorsunuz’ demeyiz… Partinize üye olan, oy veren, ilgi gösteren ya da sizi bir siyasetçi olarak destekleyen geniş kesimler içinde CHP’ye sol adına umut bağlayan küçümsenmeyecek bir bölmenin niyetlerini sorgulamak da bize düşmez. … Bütün bu başlıklara ilişkin atacağınız gerçek adımları ‘bunlar demagoji’ diyerek karşılamayacağımızdan emin olabilirsiniz. ‘Taşeronluğu kaldıracağız’ dediniz; hükümet olmayı beklemeyin, bu konuda gerçek bir çalışma yürütün. Bir mücadele zaten sürüyor, gözünüzü karartıp, sözünüzün arkasında durursanız, bu mücadele size enerji verecektir.

Kılıçdaroğlu’na havada karada enerji dileyen TKP’ye haksızlık etmeyelim.. Reformizm ve onun sosyal demokratik biçiminin dünyada ve Türkiye’deki etkisi, bırakalım işçi ve emekçileri, devrimciler içinde de derinlere işlemiştir. Hatta “Çoğu devrimcinin içinde bir sosyal demokrat aslan yatar” bile diyebiliriz! CHP’ye yedeklenme, bunun ’70’li yıllara dek uzanan biçimlerinden biriydu. Kirli savaş ve darbe savunuculuğu, kemikleşmiş politikalar ve Baykalcı kast yapısı son yıllarda aradaki suları soğutsa da, devrimci ve sol hareketle sosyal demokrat taban, Kürtler değilse de Aleviler arasındaki geçişli ilişki hep varlığını sürdürdü. Devrimciler emekçileri mezhepsel kimlikleri ve doğdukları bölgeler (Sıvas, Malatya, vb vb.) üzerinden ve ekonomik, toplumsal, siyasal dönüşümün bu veriler üzerinde hiçbir etkisi yokmuşcasına tanımlamaktan inatla vazgeçmediler. Orta sınıf beyaz Türklerin CHP’ye yönelimi tepki yaratmakla birlikte, özellikle Alevi emekçilerden CHP’ye kan taşıyan damarların kesilmemiş olması, devrimci demokratik güçlerden reformist sola dek hep bir alttan baskı unsuru ve politika belirleme etmeni olarak kaldı. Bu özellikle TKP, Halkevleri gibilerinin laiklik, seçim, Kürt politikalarında daha belirgin olmakla birlikte geçişliliğin tek unsuru onlar olmadılar. Gelinen durumda, Kılıçdaroğlu “rüzgarı”ndan kısmi bir rahatsızlık duymakla birlikte TKP vd. asıl olarak reformist siyaset arenasındaki durgunluğun kırılmasından ve “sol şeridin açılmasından” duydukları hoşnutluğu saklamaktan da aciz görünüyorlar!

Bunun bir örneği de EMEP… EMEP de, Evrensel‘de yer alan bir yazıda aynı reformist meşrebi kustu. Evrensel’de Cihan Soylu imzasıyla yayınlanan yazı, ileri işçi ve emekçilerin Kılıçdaroğlu CHP’si ile kuracağı ilişkiyi şöyle tanımlıyor:

CHP’nin ‘köklü’ bir düzen partisi olması ve bugüne kadarki politikalarında devleti koruyup kollamayı başlıca temel kaygı edinmesi, onun ezen ve ezilenin olmayacağı insanca ve hakça bir düzen söylemini daha baştan boşluğa düşürse de, halk kitlelerinin onu, ‘Hodri meydan, söylediklerini yap, vaatlerine sadık ol ve yerine getir!’ diyerek yeni bir sınavdan geçirecekleri görülmektedir. İleri ve kendi sınıfının çıkarları ve kurtuluşunun bilincindeki işçi ve emekçinin bu durumdaki sorumluluğu, bu parti ve yönetimini vaatlerine sadık kalmaya çağırmaktır.

Bu durumda Kılıçdaroğlu’nun fazla çabalamasına gerek yok. Nasıl olsa işçilere görev olarak CHP’yi sözlerine sadık kalmaya çağırmayı koymuş durumdalar. İşte size “sazan”dan kılavuz!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*