Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Plazalarda, ofislerde, mağazalarda tüketilmeye ve çürütülmeye karşı 1 Mayıs’a

Plazalarda, ofislerde, mağazalarda tüketilmeye ve çürütülmeye karşı 1 Mayıs’a

Aşağıdaki yazıyı diken.com’dan aldık. Yazı büyük kentlerde plaza, ofis, hizmet sektöründe günümüzde son derece yaygınlaşan, aşırı çalışma ve iş stresinden kaynaklanan “tükenme sendromu”na ilişkin ansiklopedik bilgiler veriyor.

Tükenme sendromu’nun, kapitalizm tarafından milyonların tüm yaşam enerjisini, son damlasına kadar soğurulup tüketilme sendromu olduğunu ise sessizlikle geçiştiriyor.

Yazının sonunda bir “uzman”a verdirtilen öğüt ise, kapitalizmin tüm yaşam enerjisini emdiği işçilerle alay eder gibi: “İş hayatından kopmadan yaşamın güzelliklerine dahil olun” diyor. Ki kapitalistler için “sürdürülebilir tüketilmeniz” mümkün olsun der gibi bir şey!

Günde en az 9-10 saat aşırı tempo ve stres altında patrona daha fazla kar üretmek için insanın kendini zorlaya zorlaya en anlamsız işleri yaparak tüm fizik, mental, duygusal yetilerinin tüketilmesi, yolda geçen bir iki boğucu saat daha, ardından insanın kendine gelebilmesi için dahi bir kaç saat daha… ve geriye yaşamın hangi güzellikleri kalıyor?

Günde 9-10 saat çalışan bir plaza işçisinin, hafta içi işten evine geldikten sonra akşamları kitap bile okuyamaz halde olduğunu, okumaya çalıştığında dahi okuduğunu anlayamaz durumda olduğunu, bilmeyen, bilmezden gelen bu “uzman” neyin ahkamını kesiyor bize?

Yazının ve uzmanın derdi işçilerin daha gencecik yaşlarında tüm yaşam enerjilerinin ve sevinçlerinin ve umutlarının tükenmesi değil; “Normalde bir saatte bitireceği bir işi günlerce, haftalarca erteleyebilirler. İşe gitmek yerine, görevlerini yapmak yerine başka şeylerle zaman geçirirler.” diyebiliyor yüzü kızarmadan! Asıl derdi, tükenen işçilerin işlerini yeterince hızlı yapamaz hale gelmesi! Patronların karı!

Bu gibi uzmanların “yaşamın güzellikleri”nden anladıkları metalar alemi olsa gerek. İşten sonra AVM’lere gidilsin, alışveriş yapılsın, barlara gidilsin, metalar tüketilip geyik yapılsın, ki ertesi günkü tüketilmeye hazırlanılsın, tüketilme “sürdürülebilir” hale gelsin!!

İş saatleri kısaltılmalı, çalışma günü içindeki molalar artırılmalı, çalışanlar işleri üzerinde söz karar sahibi olmalı, işyerlerinde çalışanların kendi sorun ve ihtiyaçlarını konuşabilecekleri ortamlar ve mekanlar sağlanmalı, yıllık ve haftalık tatiller artırılmalı, parasız metasız sosyal yaşam ve aktivite olanakları sağlanmalı… bile diyemiyor yazı ve “uzman”!

Siz boşverin bu “sürdürülebilir tükenme” uzmanlarını!

Kentlerde, plazalarda, ofislerde, hizmet sektöründe, işyerlerinde, fabrikalarda milyonların içine itildiği tükenme/tüketilme sendromu, günümüz emek-sermaye çelişkisinin en keskin ve yaygın belirimlerinden biridir. Çaresi de çalışma dışında metalar alemine sarılmak değil, insanın çalışma yeteneğini kölece meta olmaktan çıkarmak için örgütlenmektir.

Birkaç haftalık bir tatil köyü hayaliyle bütün yıl bu işkenceye katlanmak yerine, önce hayallerimizi genişletelim. 6 saatlik işgününden, işyerlerinde işçi denetiminden, herkesin sevdiği işleri yapabilmesinden ve kendi toplumsal emeği ve ihtiyaçları üzerinde söz karar sahibi olmasından, çalışma dışında genişleyen serbest zaman ve mekandan, çok yönlü sosyal yaşam ve yetilerini geliştirebilmesinden, böyle bir yaşam özleminden bahsedelim.

“Çalışma sürelerinin 6, 4, 2 saat olması bir hayal değildir. İşçinin ömrü boyunca kapitalistlere, bir işe bağlı ve bağımlı olmaktan kurtulacağı, kol ve beden gücüne duyulan gereksinimin azalacağı, tasarım, planlama ve üretimin bütünleşeceği, işin bilimselleşeceği ve estetikleşeceği, işçinin üretimin nesnesi değil öznesi olacağı, tüm yeteneklerini birçok yönden birden geliştireceği, bilinen biçimiyle (zahmetli ve stresli, nesneleştirici, sömürücü-bn) çalışmanın son bulacağı, emeğin özgüçlerini geliştirme etkinliğine dönüşeceği, insanın insanla ilişkisinin her türlü (meta vb) ilişkinin önüne geçeceği, birbiriyle rekabet, sömürme ve tüketme değil, birbirini geliştirme ilişkisine dönüşeceği komünist zamanlar hayaller değildir.” (KDÖ Mücadele Platformu)

Plazada sahil kasabası hayal edenlerin ortak hastalığı: Tükenmişlik sendromu
diken.com.tr/28/04/2017

Büyük kentlerde, yoğun çalışma koşullarına sahip insanları saran, bir sahil kasabasında sakin bir hayat hayalleri kurduran ‘genel mutsuzluk hali’ büyük bir kitlenin gizli hastalığı haline gelmiş durumda.

Ve bu durumun bir adı da var: Tükenmişlik sendromu.

Peki gerçekte yaşadığınız şey nedir? Depresyonda mısınız yoksa tükenmişlik sendromu mu yaşıyorsunuz?

Amerikan Psikoloji Derneği’ne (APA) göre, kişilerin uzun bir zaman boyunca bitkinlik hissetmesi, enerjisinin düşük olmasından yakınması, çevrede olup bitenlere karşı ilgisinin azalması, hiçbir işe başlayamaması ya da başladığında bitirememesi yani gözle görülür bir performans düşüklüğü tükenmişlik sendromunun başlıca belirtileri.

Literatürdeki tanımı ilk kez 1970’lerde ABD’li psikolog Herbert Freudenberger tarafından yapıldı. Freudenberger bu terimi; şiddetli stresin ‘enerjisizlik, başarısız olma, yıpranma’ gibi sonuçlarıyla tanımlamıştı.

Tükenenler nasıl hisseder?

Tükenmişlik sendromu, uzun süre boyunca hayata karşı kendisini yorgun hisseden, sürekli erteleyen ve enerjisi bitmiş gibi hissedenler, sürekli bir mutsuzluk ya da yaşama karşı tatsızlık hissedenler için ciddiye alınması gereken bir durum.

Bu rahatsızlığın nedenleriniyse uzakta aramaya gerek yok. Yoğun bir çalışma temposu, rekabet ortamı içinde baskı altında hissetme, devam eden stres yükü, aile ve yakınlarının sorumluluklarıyla yaşama, özel hayata ve kişisel ihtiyaçlara zaman ayıramamak, yalnızlık gibi nedenler, tükenmişlik sendromuna neden olabilir.

Dolayısıyla tükenmişlik, uzun süreli strese karşı gelişen bir tepki olarak tanımlanabilir.

Nasıl anlaşılır?

Tükenmişliğin semptomlarının tam olarak anlaşılması ise biraz zor. Genel bir mutabakat olmasa da en çok kabul gören görüş Christina Maslach’a ait.

Maslach’a göre yoğun tempoda çalışanlar, uzun süreli iş ilişkileri ile yaşamını belirleyenlerde, duyarsızlaşma, başarısızlık hissi ve duygusal tükenme olarak ortaya çıkar.

Tükenmişlik teşhisinde kriter olan belirtileri üç ana başlıkta toplamak mümkün:

Fiziksel belirtiler: Dermansızlık, sürekli devam eden bir halsizlik hali söz konusudur. Yorgun uyanmak, anlamsız bir bitkinlik, uyuşukluk halleri hissedilebilir. Uykusuzluk, baş ağrıları, kaslarda rahatsızlık hissi kendini gösterebilir.

Psikolojik Belirtiler: Tükenmişlik sendromu yaşayan insanlar, sürekli bir gerginlik halini yaşarlar. Somut bir sebep bulamasalar da belli belirsiz bir gerilim hissinden şikayet ederler.

Rahat değillerdir, bir huzursuzluk ya da sanki bir şeyler eksik duygusu, özgüvende azalma hissederler. Motivasyon düşüktür, tatminsizlik, kaygılar ve kendini soyutlanmış hissetme şeklinde duygular yaşayabilirler.

İşlerini giderek daha stresli ve sinir bozucu bulurlar. Aynı zamanda, giderek kendilerini duygusal olarak iş yerinden uzaklaştırabilir ve çalışmalarıyla ilgili hissizleşmeye başlarlar.

Davranışsal Belirtiler: Sürekli bir erteleme davranışı hakimdir. Normalde bir saatte bitireceği bir işi günlerce, haftalarca erteleyebilirler. İşe gitmek yerine, görevlerini yapmak yerine başka şeylerle zaman geçirirler.

Tepkisel, sinirli ya da alınganlık artmıştır. Çalışma koşulları ve meslektaşları hakkında lakayt olmaya başlayabilirler.

Tükenmiş olan insanlar işlerine ve görevlerine karşı hoşnutsuzdur, zor konsantre olurlar, dinleyemezler, şikayet etseler de zamanın boş geçmesinin farkındadırlar ve bu durumlar öz bakımlarına da olumsuz yansıyabilir.

‘Tatile çık ya da işten ayrıl’

Tükenmişlik sendromu ile depresyon aynı şey midir?

Değildir.

Tükenmişlik için tipik olarak kabul edilen belirli semptomlar depresyonda da görülür. Bunlar arasında, aşırı tükenme, keyifsizlik, hüzünlü hissetmek ve performans düşüşü gösterilebilir.

Tükenmişlik sendromunun belirtileri, depresyonda da görülmektedir. Fakat kişisel ihtiyaçlarını uzun süre ihmal ederek yoğun çalışma temposuna uzun süre devam eden bir insana uzun bir tatil yapması veya işten ayrılması önerilebilir. Yalnızca işten dolayı tükenmişlik sendromu yaşayanlar bu tavsiyeye uyarlarsa kendilerini toparlayabilirler.

Ancak depresyonu olan kişiler bunu yaparsa, durumlarını daha da kötüleştirebilirler. Çünkü ihtiyaç duydukları yardım ciddi bir psikoterapi veya psikiyatrik müdahale gibi çok farklı tedavi şekilleri olabilir.

Sorunlar iş kaynaklı

Yine de tükenmişlik sendromunun bazı özellikleri çok özgüldür. Örneğin, tükenmişlik sendromunda sorunlar iş kaynaklıdır. Depresyonda, olumsuz düşünceler ve duygular yalnızca çalışma ortamından değil, yaşamın her alanıyla ilgili olabilir, travma temelli olabilir.

Uzman Klinik Psikolog Mehmet Başkak, bu belirtileri gösterenlere şu tavsiyelerde bulundu: “Bireysel olarak yapılması gereken en önemli şey pilimizin bittiğini hissetmeye yakın kendimize yaşamın başka alanlarından deneyimler katmak olmalıdır. Bir yandan iş hayatımıza devam ederken bir yandan yaşamın güzelliklerine dahil olmalıyız, anlamlı ve eğlenceli bir akışı önemsemek gerekiyor.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*