Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Özgecan´lar mücadeleye çağrıdır!

Özgecan´lar mücadeleye çağrıdır!

Gözlerim buğulanarak, öfkeyle yazıyorum; sevgili ÖZGECAN´ın BARBARCA bir saldırıda katl edilişinin haberlerini okuyorum. Yüreğim göğüs kafesimi parçaliyor. Bir kadin olarak, bir kürt olarak, bir komünist olarak öfkem ve isyanım uzayın tüm boşluğuna yayılıyor. Emektar anacığımı babam dövdüğünde tıpkı Özgecan gibi bağırmıştı. Berlin’de karnındaki bebeğiyle bıçaklandığında Maria, Özgecan gibi bağırmıştı. Rosa, Mirabel Kardeşler, Tanya… tıpkı Özgecan gibi sessizce bağırmışlardı. Eylemlerde, gözaltılarda,´terörle mücadele´nin işkencehanelerinde kadınlara yapılan işkence, taciz ve tecavüzlerin çığlıklarını tekrar işitiyorum. Tıpkı ÖZGECAN gibi bağırmışlardı. Biz toplumlar tarihinde var olduğumuzdan beri hep bağırdık. Ama çığlık var çığlık var! Rosa, Mirabel Kardeşler, Tanya… ve BİZ; anacığım, Maria ve ÖZGECANLAR çığlık atmasınlar diye çığlık atıyoruz. Eminim ki Rosa’dan sonra da bu son olsun, Mirabellerden sonrada bu son olsun! Maria dan sonra da… sonra sonra da son olsun, dedik! Peki oldu mu? neden olmadı? nasıl olacak?

“Ayakta ölmek, dizlerinizin üzerinde yaşamaktan daha iyidir.” Ve “korkak karısı olmaktansa, yiğit dulu olmak yeğdir” diyordu Dolores, kadınları Franco diktörlüğüne karşı savaşa çağırırken. Ve Kızıl Orkestra Kadınları; Kızıl Orkestra” hedefini Hitler Almanya’sına karşı savaşmakla sınırlamıyordu, aynı zamanda sosyalist hedefler doğrultusunda çalışıyordu. Onları biraraya getiren unsur halk cephesi düşüncesi olmuştu. Nitekim bu direnişte komünistler, sendikacılar, sosyal demokratlar, partisizler, ateistler, dindar insanlar, kadın, erkek, genç, yaşlı, işçi, bilim insanları, öğretmenler, sanatçılar, memur ve esnaf, asker ve subaylar sınıf diktatörlüğüne karşı birlik oluşturmuştu.

Schulze-Boysen/Harnack örgütü 1938/39’da KPD (Alman Komünist Partisi) ve farklı demokratik ve ilerici anti-faşist direniş gruplarının birleşmesiyle oluşur. Örgütün direniş biçimi ve yöntemi çok yönlü olup, sürekliliği olan marksist-leninist eğitimi, faşist rejime ve savaş politikasına karşı ajitasyonu, muhalif güçleri birleştirmek hedefiyle anti-faşist yayının yaygınlaştırılmasını, tutsak anti-faşistlerin ailelerine maddi ve manevi destek sağlamayı, yabancı köle işçileri ve savaş tutsaklarıyla birlikte eylemler yapmayı, savaş sanayisinde sabotajlar düzenlemeyi ve Sovyetler Birliği’ne Hitler’in saldırı planları üzerine bilgi ulaştırmayı kapsamaktaydı. Alman Demiryolları’nda çalışan işçiler, sadece askeri araçların nakliyatı ve hedef yerleri hakkında bilgi toplamazlar, aynı zamanda trenlerin gecikmesini ya da Nazilerin nakliyat planlarını alt üst etmesiyle sonuçlanan yanlış yollara yönlendirilmesini sağlarlar. Fabrikalarda ise direnişçi işçiler “yavaş-çalış-hareketi”ni örgütlerler.

31 Ağustos 1942’de başlayan tutuklamalarda 130’dan fazla direnişçi ele geçirilip, işkence edilir. 49 direnişçisi hakkında ölüm cezası verilir. 31 erkek ve 18 kadın direnişçi Berlin-Plötzensee, Halle, Brandenburg ve Berlin-Tegel alanında ya asılarak ya da başları kesilerek katledilir. Gözaltına alınan direnişçilerden yedisi Gestapo’nun sorgulamalarında öldürülür, yedisi Nazi ölüm kampına gönderilip, geri kalanlar ise ağır hapis cezalarına mahkûm edilir.

İdam edilen “Kızıl Orkestra” üyesi kadın direnişçiler Liane Berkowitz, Cato Bontjes van Beek, Erika von Brockdorff, Eva-Maria Buch, Hilde Coppi, Ursula Geotze,Mildred Harnack, Else Immen, Anna Krauss,Ingeborg Kummerow, Klara Schabbel, Rose Schlösinger, Oda Schottmüller, Libertas Schulze-Boysen, Elisabeth Schumacher, İlse Stöbe, Marie Terwiel, Frida Wesolek.

Sovyet devriminde yerini alan milyonlarca kadından biri o günleri şöyle anlatıyor: “Hiç korkmadım diyen birine asla inanmam. Almanların geldiğini, size doğru ilerlediğini ve beş ya da on dakika sonra bir saldırı olacağını görüyorsunuz. Korkudan titremeye başlıyorsunuz… Ama bu ilk silah atışına kadar sürer. Emri duyar duymaz belleğinizde herşey silinir ve ayağa kalkıp diğerleriyle birlikte ileri doğru koşmaya başlarsınız. Ve artık korku kalmamıştır. Ama ikinci gün de uyuyamaz ve yine korkarsınız. Her şeyi tüm ayrıntılarıyla hatırlar ve ben de ölebilirdim der, dehşete düşersiniz. Bir saldırıdan sonra hemen insanların yüzüne bakmamanız gerekir. Tamamıyla farklı olurlar. Sanki o yüzler insan yüzü değildir. Bunu kelimelerle anlatamam. Herkeste bir anormallik göze çarpar. O yüzler bakılamayacak kadar korkunçturlar.” (Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları, Svetlana Aleksiyeviç Evrensel Basım Yayın sf 136.)

Zafer gününü görebilenlerin yanında elbette pek çok yurtsever Sovyet kadını da yurt savunmasında hayatlarını kaybetti. Bunların hepsinin anısına bir tanesi Tanya… Almanlar Moskova bölgesinde, Vereya kasabası yakınlarında genç bir gerilla kızı yakaladılar. Nazilerin en şiddetli işkencelerine maruz kalmasına rağmen ağzından tek bir kelime çıkmamıştı. Gerçek adını bile söylemeyip isminin “Tanya” olduğunu söyledi.

“Tanya”nın gerçek adı Zoya Kosmodemyanskaya idi. Onun kahramanca ölümüne tanık olanlar, son anlarında, sağ kalıp düşman hattı gerisinde savaşanları nasıl canlandırma ve yüreklendirme gücü bulduğunu anlattılar. Ve bu anlatılanlar romanlara, şiirlere konu oldu…

Neden olmadı? Nasıl olacak? Çığlıksız yenı bir yaşamın tüm aciliyeti ve yakıcılığıyla her kadın kendi romanını ve şiirini yazmak için kolları sıvadığında,´bırak evi bok götürsün´, sınıf hükümranlığınızı beynim ve bedenimden def ediyorum dediğimizde cevapları da yöntemi de bulmamız zor olmayacak.

Devrimci Proletarya okuru

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*