Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Özel İstihdam Büroları: Çalışma ilişkisinde köklü bir değişim

Özel İstihdam Büroları: Çalışma ilişkisinde köklü bir değişim

Ulusal İstihdam Stratejisi paketleri kapsamında Hükümet, Patron örgütleri ve sendikalardan oluşan “Üçlü Danışma Kurulu”nun 14 Aralık’taki toplantısında Hükümet, “geçici iş ilişkisi (ödünç işçilik/özel istihdam büroları), uzaktan çalışma ve evden çalışma” yasa tasarılarını ortaya koydu.

“Geçici İş İlişkisi (Özel İstihdam Büroları)” tasarısında, 2009’da Cumhurbaşkanı tarafından AB yönergesine uymadığı gerekçesiyle veto edilen torba yasa tasarısı halinden hemen hiçbir farklılık yok. Özel İstihdam Bürolarına, işçi kiralama yetkisi verilmesini öngörüyor. Kişisel bakım ve ev işlerinde, özel güvenlikte süre sınırı olmaksızın özel istihdam büroları tarafından işçi temini öngörülüyor. Bunun dışında patronların kendi işçilerinin izin (askerlik, doğum izni, hastalık, yıllık tatil vd) durumunda, işlerinin “bir anda” artması, ekonomik konjenktür değişikliği, “acil ihtiyaçlar” gibi her kılıfa uydurulabilecek durumlarda, mevcut çalışanların yüzde 20’sini geçmemek ve 3’er aylık sözleşmelerle 6 ayı aşmamak koşuluyla Özel İstihdam Bürolarından kiralık geçici işçi çalıştırabilmesi düzenleniyor. Patronların işten çıkardığı işçileri, 6 ay sonra ÖİB’na bağlı işçi olarak çalıştırabilmesi de düzenleniyor.

Tasarının kiralık geçici iş ilişkisine sözde sınırları, hiçbir sınırın ve denetimin olmamasıdır. Hangi durumlarda ve hangi işlerde kiralık geçici işçi kullanılabileceğine dair muğlaklık aynen sürdürülmektedir.

1- Küresel işçi simsarlığı tekelleri

2003 tarihli İş Yasası ile Özel İstihdam Büroları’nın önü açılınca, küresel tekelci kapitalist köle tüccarlığı şirketleri de Türkiye işgücü piyasasına girdi. Manpower, Randstad, Adeco, Pricewaterhousecoopers gibi her biri çok sayıda ülkede milyonlarca işçiyi kendine bağlayıp pazarlayan küresel tekeller Türkiye şubelerini açıp faaliyete geçti.

IIIIII~1

Bunlar arasında en hızlısı Hollanda merkezli Randstad. 43 ülkede işçi simsarlığı yapıyor. 2012 küresel cirosu 17.2 milyar dolar. ABD, Kanada, AB ülkelerinde yüksek pazar paylarına sahip. En yüksek karlarla çift haneli büyüdüğü ülkeler ise Hindistan, Brezilya, Meksika, Endonezya, Güney Afrika, Polonya, Türkiye gibi yeni gelişmiş kapitalist ülkeler.

Randstad Türkiye Genel Müdürü Altuğ Yaka, “Türkiye’de İstanbul’dan sonra İzmir’de 2. şubemizi açtık. Özel İstihdam Şirketleri arasında ilk 4’e girdik. Son 4 yılda tüm faaliyet yürüttüğümüz ülkeler arasında en hızlı büyüyen Türkiye’deki şubelerimiz” diyor.

Randstad bölge direktörü Kajetan Slonina ise Türkiye’de yeni yasanın çıkmasını iştahla beklerken Polonya örneğini veriyor: “Polonya’da geçiçi iş ilişkisiyle ilgili kanun çıkmadan önce piyasada dönemsel eleman çalıştırmak gri bir alandı. Şirketler dönemsel eleman kullanıyorlardı. Fakat çekingen davranıyorlardı. Kanun 2004’te çıktı. İzinler, kıdemler, ihbar hakları yani elemanla bazı yükümlülükler ÖİB’lere geçti. Ciddi bir büyüme yaşandı. İlk yılda 2004’te Polonya’da kayıtlı dönemsel eleman 54 binken, kanun çıktıktan 9 yıl sonra 500 bini geçti. Kanun çıkmadan önce 70’e yakın ÖİB varken şu anda 4 bin ÖİB var. Randstad Polonya’nın kanundan önce sadece 16 tane şubesi vardı. Bugün 74 tane şubemiz var.”

Randstad Yönetim Kurulu Üyesi Leo Lindelauf, “Hollanda’nın nüfusu 17 milyon kişi. 600 şubemiz var. Türkiye’de yasa çıktıktan sonra 15 yıl içinde binlerce şubemiz olabilir.” diyor.

Türkiye’de şu anda 312 Özel İstihdam Bürosu var. Son 9 yılda 250 bin kişilik kiralık geçici iş ilişkisi bu Özel İstihdam Bürolarının denetiminde gerçekleşti. Bu demektir ki, daha yasa çıkmadan yeni istihdamın yüzde 3-4 civarında bir bölümü Özel İstihdam Büroları aracılığıyla ve denetiminde gerçekleştiriliyor. Polonya örneği üzerinden düşünürsek, Türkiye’de de benzer bir yasal düzenleme yapıldığı durumda, önümüzdeki 10 yıl içinde Özel İstihdam Bürolarının sayısının 312’den 10 bine, bu Bürolara bağımlı çalışan işçi sayısının 250 binden 3-4 milyon kişiye, yeni istihdam içinde kiralık geçici iş ilişkisi yüzde 30-40’a, toplam işçiler içinde ÖİB’lere bağımlı kiralık işçi oranı yüzde 20’ye doğru yükselecektir.

ID231442- Çalışma ilişkisinde köklü değişim

Kiralık geçici işçi ilişkisi, kapitalist iş hukuku ve çalışma ilişkisinde işçinin kendi emekgücünü sa-tarken varolan biçimsel özgürlüğünü bile yok eden köklü bir değişime yol açmaktadır.
Geleneksel çalışma sözleşmesi, işçinin belli bir işyeri, zaman ve işte, belli bir patrona, belli koşullarda çalışmasını bağıtlar.
Kiralık geçici işçilik ise, işçi açısından tüm bu “belli”leri tam bir belirsizliğe dönüştürmektedir. İşçinin hangi işyerinde, hangi işte, hangi patrona, hangi koşullarda, ne kadar süre çalışacağı tek yanlı ve mutlak olarak patronların keyfine tabi hale gelmektedir. İşçinin burjuva iş hukuna göre özel mülkiyeti olarak kabul edilen kendi emekgücünün (çalışma yeteneğinin) satışı üzerinde varolan biçimsel hak ve iradesi bile ortadan kaldırılmaktadır.

İşçi-patron arasındaki çalışma sözleşmesine, işçiyi kiralayan patronun yanısıra bir de kiraya veren patron dahil olmaktadır. İşçinin emekgücü (çalışma yeteneği) kendisi tarafından değil, bağlı olduğu Özel İstihdam Bürosu Patronu tarafından kiraya verilmektedir. İşçinin “belli bir ücret karşılığında başkasına işçi vermeyi meslek edinmiş bir işveren tarafından sırf başkasına ödünç verilmek üzere işe alınma”sı durumu söz konusudur. İşçinin asıl işvereni, ÖİB’dir. İşçi ile asıl işveren; asıl işveren ile ödünç alan işveren; işçi ile ödünç alan işveren arasında olmak üzere” son derece karmaşıklaşmış ve kaypaklaşmış 3’lü bir iş ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Çalışma sözleşmesi, son derece karmaşık, bulanık, her türlü hileye açık 3’lü sözleşmeye dönüşmektedir.

Asıl değişim ise, çalışma sözleşmesinin işçi ile belli bir patron arasında olmaktan çıkmasıdır: İşçiyi kiralayan ve kiraya veren iki patron arasındaki ilişkiye dayalı hale gelmesidir. İşçinin nerede, nasıl, ne kadar ve kime çalışacağına biçimsel karar verme özgürlüğünün yerine, yalnızca iki patron arasındaki sözleşmeyle tayin edilenleri “yazılı olarak onaylama hakkı” geçirilmektedir. Yeni yasa tasarısının şart koştuğu işçinin “yazılı onayı”nın, iki patron arası anlaşmayla çalınan minareye geçirilen bir kılıf olduğunu herkes bilir. Zaten başka türlü çalışma olanağı bırakılmamış işçinin, kendi adına patronlar tarafından alınmış kararları onaylamama şansı yoktur.

Geleneksel burjuva hukuku, işçinin emekgücünü (çalışma yeteneğini) işçinin özel mülkiyeti saydı-ğından, işçinin kendi emekgücü üzerindeki irade ve tasarruf hakkını, biçimsel de olsa tanımak zo-rundadır. Başka deyişle, işçiyi kendi emekgücünün özel mülkiyetine sahip -biçimsel de olsa- bir “özne” olarak tanımak zorundadır.

Kiralık geçici çalışma ilişkisi ise, aslen işçiyi kiralayan ve kiraya veren iki patron arasındaki ilişki olup, işçinin kendi emekgücü (çalışma yeteneği) üzerindeki biçimsel irade ve haklarını bile devre dışı bırakmaktadır. İşçinin kendi emekgücü (çalışma yeteneği) üzerindeki “özel mülkiyet” hakkını alabildiğine sınırlandırırken, patronların işçinin emekgücü üzerindeki kontrol, yönetim ve sömürü hakkını alabildiğine genişletmektedir. İşçinin çalışma ilişkisinde biçimsel de olsa “hak ve irade sahibi özne” olarak tanımlanması tümüyle ortadan kaldırılmaktadır. Canlı emekgücü, patronlar arasında istedikleri gibi alıp satacakları, istedikleri gibi oradan oraya sürecekleri, istedikleri gibi oynayacakları, sıradan bir metaya, herhangi bir nesne derekesine indirgemektedir.

56015_09_27_33

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3- Köle tüccarlığı reklamları

Aşağıda yer verdiğimiz Özel İstihdam Büroları’nın reklamlarında, bu nesneleştirme son derece ba-rizdir. Pazarlanan işçiler, herhangi bir üretim girdisine, ekipmana, nesneye indirgenmiştir.
“Hemen başlamaya hazırdırlar. Çalışkandırlar. Mesaiye kalırlar. Vardiya sisteminde çalışırlar. Ak-şamları, her saatte… Demek istediğimiz aradığınız her şey bizde var.”
“Şirketimiz uluslararası piyasalara sunduğu hizmetlere bir yenisini ekledi. Artık sadece makine, malzeme ve ekipmanları değil insanları da kiralıyoruz.”
“Ödeme için master, viza kartın yanı sıra ödeme çekleriniz de kabul edilir. Kiraladığımız işçinin performansından memnun kalmazsanız, kiralamanın ilk saatinde bizi arayın ve kiralama sözleşmesini iptal edin. Bu ilk iş saati size fatura edilmeyecektir. Hakkında tekrarlayan şikayet bulunan işçilerin firmamızla ilişiği bitirilir.”
İlk reklam açıkça köle tüccarı ağzıyla konuşmaktadır. İkincisi, işçileri de basit birer üretim girdisi, malzeme ve ekipman gibi, değil, olarak pazarlamaktadır. Pazarlanan, insanların çalışma yeteneği bile değil, kendileridir. Üçüncü reklam, kiraladığı işçiler arasında, azami sömürülemeyenleri, “bozuk çıkmış mal” olarak değerlendireceğini belirtmektedir.

4- Çalışmanın karşılığı ödenen kısmına da bir kapitalist daha giriyor

Kiralık işçilik düzenlemesi, işçinin çalışmasının karşılığı ödenen (ücret) kısmı ile ödenmeyen kısmı (artı-değer) arasındaki ilişki de değişmektedir.
Yeni yasa tasarısında, Özel İstihdam Bürosu, kiraya verdiği işçiden ücret talep edemez denmektedir. Özel İstihdam Bürosu, işçileri kiralama “hizmeti”nin karşılığını diğer patronlardan almış görünür. Gerçekte ise, kiraya verdiği işçilerin sosyal haklarını ve ücretlerinin bir kısmını cebe indirir. Kiralık işçinin karşılığı ödenen kısmına da bir kapitalist daha girer. İşçi ücretini de bir kapitalistle paylaşmak durumda kalır. Böylece işçinin çalışmasının karşılığı ödenen kısmının da bir bölümü ödenmez hale gelir, işçinin ücret ve hakları küçülürken, karşılıksız el konulan emeği büyür.
Özel İstihdam Bürosu, kiraya verdiği işçinin fiili ücretinden yasal bir komisyon almakla kalmaz. İşçinin kiraya verildiği patronun yasal olarak ödemek zorunda olduğu gerçek ücret ve hakların da önemli bir bölümünü cebe indirir. Kiraya verilmiş işçi, çalıştığı işyerinden kendisi için gerçekte ne kadar ücret ve sosyal hak ödenmiş olduğunu bile, çoğunlukla bilmez. Kendisini kiraya veren ve kiralayan patron arasındaki sözleşmeyi çoğunlukla göremez bile. Asıl işvereni Özel İstihdam Büro-su’dur; işçinin kıdem, ihbar tazminatları, sosyal hakları ve ücretlerini de ödeyen odur. İşçiyi kiraya verdiği patronların yasal olarak ödemek zorunda oldukları gerçek ücret ve haklarının -işçiye verdiği fiili ücretten aldığı komisyonun ötesinde- yüklüce bir bölümüne de ÖİB’in karşılıksız el koyar.
Böylece kiralık işçiler, kat kat bir sömürü ve soyguna maruz kalır. İşçi kadrolu işçi olsa bile zaten emeğinin büyük bölümüne karşılıksız olarak el konacak, sömürülecektir. ÖİB’e bağlı çalışan işçilerin ücret ve hakları ise, aynı işleri yapan kadrolu işçilerin yarısı ile üçte ikisi arasındadır. Ancak işçi, kiraya verildiği patron tarafından ödenen bu daha düşük ücret ve hakları da alamaz. Bunların da yüklüce bir kısmına, işçinin kiraya verildiği patron ve işçi ile ayrı sözleşmeler yapan ÖİB patronu tarafından el konur. En sonu işçinin eline ulaşabilen ücretin de bir kısmı, ÖİB’in aldığı komisyon olarak kesilir.

IKUR-K~1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

5- Özel İstihdam Büroları ve yeni rolleri

Özel İstihdam Büroları, ilk eldeküçük bir komisyon karşılığında, iş arayan işçilerle işçi arayan pat-ronları buluşturan pek masum “iş ve işçi bulma” aracıları gibi görünürler. Fakat Özel İstihdam Bü-roları geliştikçe ve az sayıda elde yoğunlaştıkça, mütavazı aracılar olmaktan çıkıp, işgücü piyasasını kontrol altına alıp yeniden şekillendiren, işçilerin artan bölümünü emirlerinde bulunduran, çalışma ilişkilerini de değiştiren büyük köle tüccarlığı tekelleri haline gelirler.

Özel İstihdam Büroları’ndaki bu dönüşüm, bankaların dönüşümüne benzer. Bankaların ilk eldeki işlevi de, küçük atıl tasarruflarını borç vererek değerlendirmek isteyenlerle, borç alarak faal serma-yeye, yani kar getiren sermayeye dönüştürmek isteyenler arasında “aracılık” gibi görünür. Bankalar her çeşit atıl para tasarruflarını toplayıp, bunları kapitalist işletmecilerin emrine sunarlar. Fakat ban-kalar gelişip az sayıda elde yoğunlaştıkça, bir yanda para sermaye tekeli ile diğer yandaki üretim araçları tekelinin denetimini kaynaştıran, mali sermaye tekellerine dönüşürler. Bankaların rollerindeki bu dönüşüm, kapitalizmin kapitalist emperyalizme dönüşmesinin önemli bir dinamiğini oluş-turmuştur. Günümüzde ise bankalar, aşırı üretim krizi koşullarında, üretici ile tüketici arasında ara-cılıktan başlayıp, tüketici kredileri ile tüketim piyasasının da kapitalist sınıfın isterlerine göre kontrol edilip yönetilmesinde yeni bir rol daha edinmişlerdir. Bankaların gücü, işçi ve emekçilere daha çok tüketmeleri borç verip mali olarak da köleleştirmeyle daha da artmıştır.

Kapitalizmin beylik hikayesidir. Bizzat kendi eşitsiz, düzensiz, kesintili, çelişkili gelişim ve krizleri, yeni sermaye değerlendirme ve tekelleşme alanlarına çevirir. Bu da kaçınılmaz olarak yeni denge-sizleşme ve krizlere dönüşür.

Özel İstihdam Bürolarının ilk ve asıl işlevi, atıl emekgücünü faal emekgücüne, kapitalistlerin hızla değişen esnek işgücü ihtiyaçları temelinde, değişen sermayeye, kar getiren emekgücüne dönüştür-mektir. Ancak Özel İstihdam Büroları da geliştikçe ve daha az sayıda elde yoğunlaşıp merkezileş-tikçe, mutavazı aracılar olmaktan çıkarlar. Bir ya da birçok ülkedeki toplumsal emekgücünü kontrol eden ve kapitalistlerin hızla değişen esnek işgücü isterlerine göre yönetip şekillendiren, dev çaplı köle tüccarlığı tekelleri haline gelirler. Özel İstihdam Bürolarının yeni rolleri, artık işsize iş ve patrona işçi bulma aracılığı değil, tekelci kapitalizm ve mali oligarşisinin bir bileşeni olarak, toplumsal emekgücünü azami değersizleştirme, azami sömürülmesini sağlama, azami tahakküm ve dakik kontrol, yönetim ve yeniden disayn etmedir.

Dünya çapında yarısı ABD ve AB ülkelerinde olmak üzere 100 bin Özel İstihdam Bürosu vardır. Bu sayı, özellikle işsizliğin de, patronların esnek işçi talebinin de yoğun olduğu orta-ileri gelişmiş kapitalist ülkelere doğru hızla artmaktadır. Hepsi 10 kadar küresel kiralık işçilik tekelinin elinde toplanmaktadır. AB’de yasal yüzde 10 sınırına karşın, işgücünün yüzde 20’si kiralık işçi tekellerinin denetimindedir.
ÖİB’ler küresel mali oligarşik “Aktif İşgücü Piyasası Programı” çerçevesinde hareket etmekte ve “Ulusal İstihdam Stratejisi” benzeri işgücü düzenlemesinin vurucu gücünü oluşturmaktadır. Yasal düzenlemelerden sonra pıtrak gibi tüm ülkeye yayılmakta, hızlı bir yoğunlaşma ve merkezileşmeyle, her biri 100 binlerce işçiyi “portföyünde” toplayan dev çaplı kiralık işçi tekellerine dönüşmekte, küresel tekel zincirlerine bağlanmaktadır. Meslek liseleri, üniversiteler, meslek ve sertifika kurslarına vb dal budak sarıp işgücünü daha kaynağında kontrol altına alıp sevk ve idare eder hale gelmek-tedirler. Öğrencilerin, kadınların, kafa emekçilerinin yıkıcı ve değersizleştirici işçileştirilme süreçle-riyle, azami kar nesnelerine çevrilmesinde önemli bir rol oynamaktadırlar. Yine, ücretsiz aşırı mesai, parça başı işçilik, proje temelli işçilik, mevsimlik işçilik, kısmi zamanlı çalışma, çağrı üzerine çalışma, uzaktan çalışma, evden çalışma gibi en keskin esnek, güvencesiz, kuralsız çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılıp temel hale getirilmesinde büyük bir rol oynamaktadırlar.

6- Özel İstihdam Bürolarının geleceği

Özel İstihdam Büroları neoliberal sermaye birikiminindeki yırtıcı fiililiğin öncü koludur. Başlangıçta tepkiyi azaltmak için belli sınırlar konulur ve düzenlemeler yapılır. Türkiye’de 2003 tarihli iş yasası ile önleri açılmaya başlandı. Büyüyen tepkiler nedeniyle “ödünç işçilik”, “kiralık işçilik” gibi kavramlar, “geçici iş ilişkisi” diye estetize edildi. Bir çok Özel İstihdam Bürosu, işçi kiralama yetkileri olmadığı halde, taşeron şirket adı altında fiili faaliyet yürüttü. 2009’da ÖİB’lere işçi kiralama yetkisini veren yasa tasarısı, AB yönergelerine uymadığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanı tarafından veto edildi. Bu yönergeler ÖİB saldırganlık ve gasplarına bazı biçimsel sınır ve düzenlemeler getirir. Bunların tek işlevi, tepkileri yumuşatmaktır; ÖİB’ler zaten tanımı gereği kurallı çalışma ve denetimin kaldırılmasına ve fiililiğe dayanır. Bizzat AB’de, bu sınır ve düzenlemelerin hiçbirine uyulmamış, yüzde 10 sınırına karşın ÖİB’ler işgücünün yüzde 20’sini kapsar hale gelmiştir.
ÖİB’lerin temel işlevi, atıl emekgücünü azami kar getiren emekgücüne çevirmektir. Bundan anla-şılması gereken “işsizlerin çalışır hale getirilmesi” değildir. Her türden işgücünün toplanıp, patron-ların istediği en düşük ücret ve en yüksek performans ve esneklikle patronların emrine en büyük hızla sunulmasıdır. Diğer taraftan ÖİB, “işsize iş bulmak”tan çok, belli hak ve güvencelerle çalışanı işsizleştirmeye hizmet eder. Çünkü patronlar açısından asıl atıl işgücü, en yüksek karlılığı getirmediği halde, geleneksel sözleşme ve kıdem tazminatı hakkı vd işçi hakları nedeniyle çalıştırmak zorunda olduğu, yani azami sömüremediği işçilerdir. İşçilerin mesai sırasında tuvalette geçirdiği birkaç dakika, bir soluklanma molası, ya da en uzun saatler en yüksek tempoyla çalışmaması, veya asgari ücretin biraz üzerinde ücret ve hak kırıntıları bile, patronlara göre “azami kara çevrilemeyen atıl işgücü” demektir. Bu yüzden ÖİB’ler yalnız çalışmayan işgücünü faal azami artı-değer kaynağına çevirmekle kalmaz, işyerlerindeki diğer işçilerin azami artıdeğer üretmeden geçirdiği saniyeleri de artıdeğere çevirir, ve kadrolu işçileri de adım adım işsize çevirir.
ÖİB’ler olabildiğince çok sayıda büro açarak, olabildiğince çok sayıda ve çok çeşitli meslek, vasıf, yaş, cinsiyet, deneyimden işçileri kendilerine bağlamaya çalışır. Bu işçilere karşı, hiçbir sorumluluğu yoktur. Örneğin işçilere iş bulamadığı zaman herhangi bir tazminat veya ücret ödeme yükümlülüğü yoktur. Bununla birlikte “istihdam edilebilirliğini” sağlamış göründüğü her işçinin ücret ve haklarının yüklüce bir bölümüne el koyacağından, olabildiğince çok sayıda patronla kiralık işçi sözleşmesi yapmak, patronların “kullan at” tarzı her türlü kiralık işçi istemine hızla yanıt vermek zorundadır. ÖİB’ler sayıca arttıkça, aralarındaki rekabet de artar, en çok sayıda ve en çeşitli kesimlerden işçileri, en düşük fiyattan, en hızlı ve en yüksek kiralık performansla servis edebilenler ayakta kalır, diğerlerini yutup işgücü piyasasının artan bölümünü kontrol etmeye başlar.

Birkaç masa, bilgisayar, cep telefonundan ibaret, sahibine hiçbir ciddi maliyeti olmayan Özel İstih-dam Büroları pıtrak gibi çoğalacak, sayıları binleri bulacaktır. Her biri yüzlerce, binlerce işçiyi ken-dine bağıtlayan bürolar arası daha düşük fiyattan daha hızlı kiralık işçi servisi rekabeti, kiralık işçi ücretleri ve haklarını kırma üzerinden yürütülecektir. Rekabet ve hak gasplarına karşı biriken işçi davaları, bir çoğunu batıracaktır. Ücretlerin aylarca ödenmediği olacaktır. ÖİB, en büyük kapkaçcılık alanlarından biri haline gelecek, binlerce işçinin en düşük düzeyde tutulan ücret ve kıdem, ihbar, sosyal hak ödemelerini gasp edip ortadan kaybolan ÖİB’ler furyası yaşanacaktır. Türkiye’nin en büyük taşeron ve kiralık işçi şirketlerinden Orion, en büyük otomotiv, metal fabrikalarına kiralık işçi verdiği halde, 20 bin işçisinin 4 aylık ücret ve toplamı 500 milyon lirayı bulan diğer hakedişlerini ödemeden ortadan kayboluvermiştir.

7- Özel İstihdam Bürolarına karşı savaşım

Özel İstihdam Büroları, geçici, ödünç, kiralık işçilik ilişkisine karşı savaşımın ilk şartı, kapatılmaları, yasaklanmaları, kaldırılmaları için savaşmaktır. Yalnız yeni tasarı kökten reddedilmekle kalmamalı, 2003 tarihli İş Yasası’ndaki ÖİB ve ödünç işçilik düzenlenmesinin kaldırılması da istenmelidir. Her türlü köle tüccarlığı, işçi simsarlığı, hangi ad altında olursa olsun (Özel İstihdam Bürosu, Öğrenci Ajansı, İş Danışmanlığı, elçilik, dayılık, vd) suç sayılmalı ve ağır cezalara mahkum edilmelidir. Sendika bürokratları tarafından ÖİB’lerin şu kadar sözde sınırlama ve bu kadar sözde düzenleme ve denetileme ile kabulu pazarlığının yapılması da işçi sınıfına karşı işlenmiş suçtur.
ÖİB’ler tasarı yasalaşırsa patlamalı biçimde, yasalaşması ötelenirse de giderek hızlanan bir fiilikle yaygınlaşmayı sürdürecektir. Taşeronluk sistemi örgütlenme ve fiili mücadelelerle belli ölçülerde yıpratılmışdır, fakat taşeronluğun en sivri biçimi olan ÖİB’ler konusunda da içinden dışından güçlü bir teşhir ve fiili mücadele deneyimlerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması önemlidir. Bugün metal, sağlık, temizlik ve giderek hangi işkolu olursa olsun, taşeron ve ÖİB işçilerini örgütlemeden bir başarı çok zor hale gelmiştir. ÖİB’lerin Bursa, İzmit, Çorlu, Antep gibi büyük sanayi havzalarında, plaza ve büro havzalarında, üniversitelerde (öğrenci ajansaları) yoğunlaşma alanlarında, bizzat ÖİB’leri kaldırma hedefiyle örgütlenme ve mücadele mümkündür. Belli meslek, işkolu ve alandaki ÖİB işçilerinin çok sayıda işe girip çıkmaları, birbirlerini ve çok sayıda işyerinden başka işçileri tanımaları da, bunu olanaklı kılmaktadır.
Üçüncüsü ÖİB’ler, artık belli bir sabit iş, meslek, işyeri, işkolu, zaman, mekan tanımının bile olmadığı veya belirsizleştiği, tekelci ÖİB’lerin bünyesinde çok çeşitli kesim, nitelik, emek formlarından onbinlerce işçinin olduğu, büyük metal fabrikasında çalışan temizlik işçisinden, hastanede çalışan makine bakım onarım teknisyenine, plazada çağrı merkezi işçisinden, AVM’deki satış işçisine, işye-rindeki iş sağlığı ve güvenliği hekime, üniversitede çalışan öğretim üyesine kadar bulunur. Bu yüz-den ÖİB’ler aynı zamanda kaçınılmaz olarak işçi sınıfının toplumsallaşması ve toplumun işçileşme-sinin dinamikleridir. Onbinlerce farklı kesim, vasıf, meslek, işkolu, eğitim düzeyinden işçinin tek bir patrona, ve aynı işçinin çok sayıda farklı patrona çalışıyor olmasıyla, çalışma ve işsizliği iç içe geçirmesiyle, işkolu, meslek, işyeri örgütlenmesi gerekliliğini ortadan kaldırmamakla birlikte, bun-ların bölge örgütlenmesiyle, sınıf bütününden gelen örgütlenme biçimleriyle birleştirilmesi zorunlu-luğunu ortaya koyar. ÖİB bünyesinde örgütlenme de ancak toplumsallaşmış ve siyasallaşmış bir sınıf örgütlenmesi olabilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*