Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Otomotiv-metal işçilerinin büyük direnişi: “Yaşasın tam bağımsız işçi kardeşliği!”

Otomotiv-metal işçilerinin büyük direnişi: “Yaşasın tam bağımsız işçi kardeşliği!”

11201107_1613679715584926_6750440445556783323_nTürkiye’de 2000’li yılların en önemli işçi direnişi yaşanıyor. Bursa’da başta Renault, Tofaş olmak üzere 30 binin üzerinde otomobil ve yan sanayi fabrikası işçisi fiili kitle grevine gitti. Fiili işbırakmalar, Eskişehir, Ankara, Gebze gibi diğer büyük metal-otomotiv fabrikalarının olduğu şehir ve organize sanayi bölgelerine doğru yayılıyor. Başta grevleri yasaklanan Birleşik Metal üyesi metal işçileri olmak üzere, sınıf dayanışması ve eylemleri metal sektörünün bütününe ve diğer işkollarına yayılma eğilimi gösteriyor.

Kabuklaşmış ve tabutlaşmış sendika taşları yerinden oynuyor!

Otomotiv-metal işçilerinin fiili kitle grevi, Türkiye işçi sınıfının lokomotif gücü olan metal işçilerinin baş belası faşist Türk Metal çete “sendikası”nı iliklerine kadar silkeleyip belini kırma noktasına getirdiği için önemlidir. Sermaye ve devlet güdümlü çürümüş “sendika” korucularına karşı işçilerin artan tepki ve eylemlerini, daha önce Tekel, Antep Tekstil, Soma, Greif, Boydak gibi bir çok işçi direnişinde gördük. Hatta Birleşik Metal üyesi metal işçilerinin grev yasağı ve Birleşik Metal’in sınırlarını nasıl fiili grev ve işgal girişimleriyle zorladığını gördük. Bu birikimden gelen metal işçileri çıtayı öyle bir yükseltti ki, artık sarsılan yalnızca Türk Metal korucu çetesi olmakla kalmayacak. Zaten güçlü bir tarihsel birikim ve zemini olan bu fiili grevin şok dalgaları, Türk-İş, Hak-İş ve hatta DİSK ve KESK’i de doğrudan ve dolaylı olarak etkileyecek. Bundan sonra çürümüş, işbirlikçi, uzlaşmacı, kabuklaşmış, tabutlaşmış sendika patronları, işçileri satmaya kalkışırken 3 kez yutkunacak!

Bu dalga kabuklaşmış ve tabutlaşmış sendikacılığı bir çırpıda süpüremeyecek olsa bile, ayaklarının altındaki zeminin giderek kaymaya başladığını gösteriyor. İşçi sınıfı mevcut bürokratik sendika koruculuğu barikatını bir hamlede tümden yıkamayacak olsa bile, artık bunun tek nedeni, gerçek taban inisiyatifine ve fiili mücadele iradesine dayalı militan bir sınıf sendikacılığı kanalının halen olmaması. Ancak onun da yolu böyle kanırta kanırta açılacak. Türk Metal her zamanki gibi uzantısı olduğu MESS ve kapitalist devlet efendilerine sığınarak ağır zaiyatla paçayı kurtarmaya çalışsa da, sınıf mücadelesinde artık taşların yerinden oynamaya başladığı yeni bir dönem açılıyor. Bundan sonra yapılması gereken, işçi sınıfının artık sığmayacağını apaçık gösterdiği tabutlaşmış sendikacılığa veryansın etmenin ötesinde, gerçek işçi komite ve meclislerine, bölgesel ve sektörel işçi kurullarına, işçi sınıfının aşağıdan öz mücadele inisiyatifine, işçi demokrasisine dayalı ve bunu bütünleyip geliştirecek gerçek bir toplumsallaşmış ve siyasallaşmış fiili sınıf sendikacılığının ne ve nasıl olacağını -bizzat geniş işçi kitleleriyle birlikte ortaya koymak ve fiili mücadeleler içinde pratik olarak yolunu açmak, örneklerini yaratmaktır.

İşçi sınıfının öz savaşım organları, fiili eylem biçimleri

Otomotiv-metal işçilerinin büyük direniş hareketi, yalnız mevcut kabuklaşmış ve tabutlaşmış sendikacılığı sarstığı için değil, işçi sınıfının mutlak örgütsüzlük içindeki yüzde 90’ına, milyonlarla büyümüş yeni işçi kitlelerine tutulacak mücadele yolunu gösterdiği için önemlidir. Bu yol, aşağıdan öz savaşım organlarına, işçi komite, meclis ve kurullarına ve fiili kitle grevlerine dayalı sınıf savaşımı yoludur. Eğer sanayi işçileri üsttenci, despotik, lobici, sözde TİS (satışcılığı) sendikacılığına sığmaz hale gelmişse… Ofisleri, plazaları, hizmet sektörünü, tarım alanlarını, üniversite ve meslek liselerini doldurmuş milyonlarca işçi ve yeni işçileşme sürecinde olan kesimler hiç sığmaz. Tüm bu işçi kesimlerinin yapması gereken, zaten bürokratik bir kabuktan başka bir şey olmayan bir tabela sendikasına “üye” olmak için didinip durmak değil, kendi işyeri, işkolu ve bölgesinden başlayarak enformal ilişki ağları geliştirmek, işçi komite ve meclislerini, işyerleri arası işçi kurullarını sabırla oluşturmak, adım adım fiili grev ve direniş biçimlerine hazırlanmaktır. Bırakın sendikalaşma arkadan gelsin!

İşçi komite ve kurullarına, fiili mücadele biçimlerine dayanmayan bir sendika engelden başka bir şey değildir! Gerçek işyeri komite ve meclislerine, işçi kurullarına, bizzat işçilerin seçtiği ve gerektiğinde görevden alabildiği temsilciler kurullarına dayanmayan sendika bürokratik bir engelden başka bir şey değildir! Eğer halen yaşam belirtisi gösteren sendikalar varsa bu şekilde dönüştürülecek, ancak her halükarda yeni ve daha gelişkin bir işçi sendikacılığının, yeni sendikaların yolu bu şekilde açılacaktır. Kendini hala “sendikalı” ve “sendika üyesi” sanan işçi kesimlerinin de, kamu emekçileri dahil, ilk yapması gereken, kendi temsilcilerini seçme, işyeri komiteleri ve temsilciler kurullarından başlayarak taban örgütlülük ve inisiyatiflerini fiilen, sendika bürokrasileriyle dişe diş mücadele ederek oluşturmaktır. Bu yapılmadığı durumda, TİS dönemi yapılan bir iki göstermelik açıklama ve eylem, sendika bürokratlarının iç bayıltıcı nutuklarını dinlemek için çağrıldıkları “uyarı grev”lerine talim etmeye devam edeceklerdir. Otomotiv-metal işçilerinin fiili grev ve fiili TİS atılımından sonra, halen bu küf kokan bürokratik kukla tiyatrosunu oynamaya devam eden “sendika üyesi” işçi ve kamu çalışanlarının artık yakınmaya hakkı yoktur! Artık sendikal harekette yalnız iki yol vardır: Ya aşağıdan öz inisiyatif ve fiili direnişlerle kendi sorunlarını kendi ellerine alarak bir sınıf öznesi olma, ya da çürümüş bürokratik tabutun bir parçası olma!

İşçi demokrasisi

Otomotiv-metal işçilerinin kitle grev ve direniş hareketi, aşağıdan işçi sınıfı demokrasisinin bir belirimi olduğu için önemlidir. İşçiler en büyük otomobil fabrikalarından başlayarak kendi aralarında enformal ağlar oluşturmaya başlamışlardır. Yüzlerini sendika bürokrasisinden birbirine çevirmeye başlamışlardır. Enformal yatay işçi ağları, Bosch’ta ne oldu, Birleşik Metal grevinde ne oldu, Boydak’ta ne oldu diye, işlemeye, her bir direniş biri ötekinden güç almaya başlamıştır. Otomotiv işçileri, Türkiye’nin son dönem işçi tarihinde hiç görülmeyen bir şeyi, hiçbir sendika, kurum ve siyasetin öncülüğü, çağrısı, organizasyonu olmadan, Bursa Kent Meydanı’nda bir kitlesel mitingi, Gezi’den esinlenerek, göstere göstere kendi kararlarını alıp kendileri organize ederek gerçekleştirmişlerdir. Gerisi de çığ gibi büyüyerek gelmiş, fabrikalar arası dayanışma köprüleri, ortak işçi kurulları, birleşik eylemler, iş bırakmalar gelişmeye başlamıştır.

Otomotiv-metal işçilerinin aşağıdan örgütlenme ve fiili direniş dalgası, durgun gökte çakan şimşek değil, aşağıdan işçi demokrasisi ve fiili işgal, grev, direniş örneklerinin yeni ve bir üst düzeye çıkmaya başlayan bir halkası olarak, bu yönde güçlenen bir tarihsel iç dinamizmin ifadesidir. “Demokrasi” denince aklına gelen son “şey” işçi sınıfı olan sınıf kaçkınları, “demokrasi”yi liberal parlamenterist ezilenci demokratik-toplumculukta araya dursun! 2013’deki metal eylemleri sürerken, Gezi patlayınca, hemen en büyük Gezi şampiyonu olup uzlaşmaz emek-sermaye karşıtlığını ve ücretli kölelik kavramını defterden silmek için acele edenler, bulutların üstünde uyuya dursun! Gezi, önceki bir dizi işçi grev ve direnişinden beslendiği ve kendi içinde de yeni işçi kitlelerinin sınıf oluşum dinamiklerini taşıdığı gibi, işçi sınınıfın aşağıdan fiili mücadele ve örgütlenme inisiyatifine, despotik-bürokratik sermaye kurumlarına aşağıdan müdahalesine, yeni bir itilim kazandırmıştır. Daha Gezi sırasında bunu öngörmüş ve şöyle yazmıştık:

“İstediği kadar neoliberal kapitalizm, kentsel dönüşüm, çürümüş sendika bürokratları, dahası antiemperyalist ulusalcılık ve antifaşist halkçı demokratizm tarafından görünmezleştirilmiş olsun, işçi sınıfındaki mayalanmanın bu (Gezi-bn) direniş ve isyanın üzerinde ve içinde bir etkisi olduğu gibi, Haziran Direnişi de önümüzdeki süreçte işçi sınıfının fiili grev ve direnişlerine yeni bir yaygınlık ve derinlik kazandıracaktır.” (Ve Biz Bilmezdik Taksim’in Bu Kadar Özgür Olduğunu Yasaklanmadan Önce, 9 Haziran 2013. Devrimci Proletarya. Aynı yazı, Gezi kitabımızdan da okunabilir: Derken Karanfil Elden Ele: Haziran Direnişi, sayfa 96)

Otomotiv-metal işçileri, adeta kendi Gezisini, daha bir proleterleşen Geziyi yaratmıştır. İşçilerin istemi yalnız ücret artışı değil, Türk Metal çetesinin fabrikalara girmesinin yasaklanması, işten atılmaların yasaklanması, kendi seçtikleri temsilcilerin ve komitelerinin fabrika patron ve idareleri tarafından tanınması, ücret ve çalışma koşullarının belirlenmesine aşağıdan kendi seçtikleri öz organ ve temsilcileriyle katılım, tepeden inme dayatmalara karşı fiili işbırakma hakkıdır. Bu tarihsel süreç, neoliberal despotik çalışma rejimi dayatmalarına karşı, Gezi’nin, Somaların birikimlerini özümseyerek, ilerleyen süreçte, işçi denetimi mücadelesine evrilme potansiyeli de taşımaktadır.

Toplumsallaşan işçi sınıfına doğru

Otomotiv-metal işçilerinin fiili kitle grev ve direniş hareketi, sıcak genel seçim sürecine denk geldiği için, önemlidir. Daha siyasal bir anlam kazanmıştır. AKP Hükümeti’nin Gezi’den, Rojava’dan sonra, bir çizik de, çantada keklik sandığı sanayi işçilerinin toplumsal emek üretkenliği en yüksek kesimlerinden yediği kesindir.

Seçim popülizmiyle hemen metal işçilerine destek açıklaması yapan HDP ve CHP’ye gelince, taşeronluk kalkacak ve asgari ücret 2 katına çıkacak gibi vaatlerinden önce, kendi yönetimlerindeki belediyelerde bile taşeronluğu niye kaldırmadıklarını, asgari ücreti 2 katına çıkarmadıklarını açıklasınlar. Kimse kendini ve işçileri kandırmaya çalışmasın, taşeronluğun kaldırılması da, asgari ücretin yükseltilmesi de, çalışma saatlerinin kısaltılması da, işçi sağlığı ve güvenliğine dönük gerçek kazanımlar da, taban inisiyatifine dayalı sınıf sendikacılığı da, ve tüm bunlar ve daha fazlası için daha güçlü ve fiili bir işçi hareketinin kendi yolunu açması da, toplumsallaşan ve siyasallaşan, örgütlenen ve bilinçlenen işçi sınıfının, yeni bir temelden mücadele içinde oluşum sürecinde olan işçi sınıfının kendi eseri olacaktır. Hiçbir hakkın lütfedilmeyeceği, bahşedilmeyeceği, iğne ucu kadar bir kazanım için bile ağır bedellerle, inatçı, sert ve fiili isyan ve direnişlerle yolun açılabildiği bir dönemdeyiz.

Halen çok geniş bir kesim, tüm meseleyi AKP ve Erdoğan’dan ibaret görüp, liberal reformist parlamentarist hayallerini onun üzerinden aklamaya çalışsa da, meselenin AKP’den ibaret olmadığını, yaşananın salt bir hükümet veya siyasal rejim krizi de olmayıp, bir sistem krizi olduğunu, kitlelerin yalnız bu neoliberal siyasal rejime değil, neoliberal despotik çalışma rejimine de sığmaz haline geldiğini, yıkıcı proleterleştirme ve çalışmayı değersizleştirme süreçlerinin, yıkıcı geri dönüşünün de geleceğini kimbilir kaç kez vurguladık. İşte o sürecin belirimleri de kendisini henüz sınırlı ve mütavazi de olsa göstermeye başlıyor.

Eskiyi yıkmadan yeni ve daha yüksek bir sınıf oluşumunun önü açılamaz; ve yeninin Gezi gibi belirimleri olmadan da eski yıkılamaz. Bu sınıf ve toplum, giderek kadın, kürt, genç, eğitimli yeni işçi kitleleriyle toplumsallaşan işçi sınıfı, artık bu deli gömleğine sığmaz hale geliyor. Yalnız hükümetine değil, seçim sistemine, mali oligarşik neoliberal demokrasisine, aile kurumuna, eğitim sistemine, sendikalarına ve hiçbir sömürü/egemenlik kurumuna sığmaz hale geliyor. Çünkü sınıfsal, toplumsal, cinsel, ulusal, bireysel ihtiyaçlar ne kadar büyüyorsa, bu neoliberal despotik cendere o kadar daralıyor… Bu ihtiyaçlar belki halen büyük zaferler kazanacak kadar geniş ve şiddetli hissedilmiyor, ama Gezi gibi, Metal işçilerinin direnişi de, bu yönde basıncın giderek arttığını gösteriyor.

Bugün için öne çıkan AKP-Erdoğan ve Türk Metal gibi en pervasız ve sivri uçlar olabilir, onların bile kanırtılması için ne büyük bedeller ve mücadeleler gerektiğini görmek gerekiyor. Fakat liberal ezilenci demokratik toplumculuğun onca küçümsediği ve kenar süsü saydığı işçi sınıfının lokomotif metal işçileri bölüğü, en azından sorunun sadece Türk Metal olmadığını, onun arkasında Türkiye’nin en vahşi, en pervasız mali oligarşik sermaye örgütü MESS’in olduğunu biliyor! MESS’le mücadele edebilmek için Türk Metal’i tepelemesi gerektiğini, aşağıdan savaşım örgütlerini geliştirmesi ve fiili grev ve direnişler örgütlemesi gerektiğini biliyor. Tüm sorunu AKP’ye indirgeyen, Gezi’nin birikimini de parlamenterizme havale etmeye çalışan liberal reformizm ise, AKP’nin arkasında ve içinde, veya hükümette kimler olacaksa, arkasında ve içindeki burjuvazi ve mali oligarşisini, Koçları, Sabancıları, Doğuşları, Ülkerleri, TÜSİAD’ı ve MÜSİAD’ı, küresel tekelci kapitalizm ve mali oligarşisini bile göremiyor!!

Metal işçilerine seçim popülizmiyle genel geçer “destek” açıklamaları yapan HDP ve CHP, “Bu ülkede AKP kadar Koç grubunun, AB ve ABD merkezli emperyalist kapitalist tekellerin burnu sürtülmeden demokratik ilerleme sağlanamaz” türünden bir açıklama yapsın da görelim!

Sınıf dayanışmasına, işçi komite ve meclislerine, fiili direnişleri yaygınlaştırmaya

Otomotiv-metal işçilerinin mücadelesi çetin. Kolay bir zafer yolu yok. Dişle tırnakla kopartılması gerekiyor. Kendiliğindenliğin iç sınırları da var. Sınıf düşmanı, geri adım atsa bir türlü atmasa bir türlü, her zamanki cellat-papaz taktiğini oynayacaktır. Şu anda en önemli şey, tam da Soma’nın yıldönümünde olduğumuz, Gezi’nin yıl dönümüne yaklaştığımız, işçi sınıfının 12 Eylül karanlığının delinmeye başlamasında önemli rol oynayan Bahar Eylemlerini çağrıştıran bu süreçte, fiili, eylemli sınıf dayanışmasıdır. Fiili iş bırakmaların yaygınlaşmasıdır. İşçi sınıfının öz savaşım organlarının, işçi komitelerinin, kurullarının yaygınlaşmasıdır. Fiili kitle işgal, grev, direnişlerin yaygınlaşmasıdır. İnsanca yaşanacak ücret, işçi sağlığı ve güvenliği, ve “sermaye için değil işçiler için sendika” (Soma işçilerinin sloganıdır), sermaye demokrasisi değil işçi sınıfı demokrasisi sloganlarıyla eylemli sınıf dayanışmasına! Yalnız metal işçilerine “destek” vermek için değil, tüm işçilerin kendileri için sınıf olarak örgütlenmesi ve eylemine!

Yazımızı, fiili direniş sürecindeki bir otomotiv işçisinin facebook’taki son derece naif ama inanılmaz güzel sloganı ile bitirelim:

Yaşasın tam bağımsız işçi kardeşliği!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*