Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Orta sınıflar üzerine

Orta sınıflar üzerine

Ekonomik krizler ve neoliberal kapitalizmin yönelimleri sonucu ekonomik toplumsal tam olarak konum kaybı yaşayarak hızla prolateryanın saflarına katılan ota sınıflar için Caracas’ın proleter semtlerinin girişlerine “Hoşgeldin orta sınıf” pankartları asıldığı rivayet edilir.

Dünya pazarının bir eğilim olmaktan çıkıp nesnel bir duruma dönüşmesiyle birlikte küresel kapitalizmin neoliberal politikları sonucu toplumların proleterleşme süreçleri hiç olmadığı kadar hızlandı. Toplum proleterleşirken proletarya toplumsallaştı. Bu toplumsal değişim ve dönüşümün sınıf mücadelelerine, ideoloji ve siyasete yansımaları ise kriz-arayış bağlamından henüz kendini özgürleştiremediğinden proletaryanın devrimci siyasetiyle buluşamadı.

Kapitalist birikimin mutlak genel yasası zenginlik ve yoksulluğun sürekli karşıt uçlarda büyüyeceğine işaret eder. Zenginlik ve yoksulluk birikimi ilişkisi ters orantılıdır. Sermaye-zenginlik sürekli daha az sayıda kişinin elinde birikerek merkezileşirken, yoksulluk alabildiğine toplumsallaşır. Marx bu durumu sermaye arttıkça toplumdaki proleter sayası da artar diye ifade etmiştir.

Bu dikey ilişki, proletarya açısından nicelik olarak toplumsallaşmayı getirirken üretici güçlerin gelişmesiyle birlikte onun sınıfsal kapsam ve içeriğinde de değişimlere yol açar. Benzer bir süreç tekelleşmeyle birlikte sermaye açısından da yaşanmaktadır. Sermayenin azami kar ihtiyacı, kar orantılarının düşme eğilimi yasası nedeniyle sürekli baskılanmaktadır. İşçi sınıfının mutlak ve göreli sömürüsü, yeni artı-değer sömürü alanlarının ortaya çıkarılması, bu nedenle sermaye açısından olmazsa olmazıdır. İşte bu maddi koşullar orta sınıfların da kaderinde bir kırılmaya yol açmıştır. Emek gücüne ödediği ücreti sürekli daha aşağıya çekmek isteyen sermaye orta sınıfları, özellikle beyaz yakalıları, dünün “prestijli” meslek gruplarını standardize ederek tüm ayrıcalıklarını ellerinden alarak proleterleştirmiştir.

Toplumsal konum kaybı yaşayarak proletaryanın saflarına katılan orta sınıflar, küçük burjuva kesimler, özellikle beyaz yakalı işçiler bu durumun konjoktörel olduğunu, eski konum ve itibarlarını yeniden kazanabileceklerini düşünüyorlar ve siyasi duıruşlarına çoğunlukla bu beklenti yön veriyor. Bu umutsuz bekleyişin ne kadar süreceğini henüz bilemesek de, kentlerin eylem alanlarını geleneksel kesimlerin yanına “orta sınıf” üyelerinin de doldurması bu sürecin çok da uzun sürmeyeceğini işaret ediyor. Kapitalist sistem içerisinde ücretli işçi olduklarını, beyaz yakalı olmalarının bu ilişkideki konumlarını değiştirmeyeceğini bilince çıkartacaklarını gösteriyor.

Kapitalist emperyalist sistemin içsel dönüşümünü tüm alanlarda bir yeniden organizasyonu, içsel birliği sağlama çabası zorunluyor. Toplumsal,sınıfsal değişim ve dönüşümün yerli yerine oturarak içsel oryantasyonunu sağlayabilmesi ancak yeniden oluşum sürecinin ana ilkelerinin belirginleşmesiyle gerçekleşebilecektir. Özellikle içi sınıfı için bu daha da böyle. Onun yapı ve bileşimine dahil olan toplumsal kesimlerin hareket ve düşünce tarzları geneksel işçi sınıfı ideolojisiyle buluşup çıkarlarının düzeltimiş bir kapitalizmden ziyade, anti-kapitalist bir mücadeleden geçtiğini kavradıklarında bu yeniden oluşum hali de sonlanacak, kriz nihayete ermiş olacaktır.

Anti kürsel hareketin çıkışıyla birlikte tartışılmaya başlanan orta sınıflar Türkiye’de Gezi Direnişi’yle birlikte daha bir görünür oldular. Burjuva reformist kesimlerin Gezi direnişçilerini orta sınıf ağırlıklı olarak ilan etmeleri tartışma gündemine damgasını vurdu. Orta sınıfların konum kaybı yaşadıkları ve bunun için daha aktif ve eylemli bir halde oldukları vurgulandı. Geleneksel işçi sınıfının mücadele ve eylem biçimlerinin aksine daha esnek ve belli bir merkez yoksunu oluşu, beyaz yakalı işçilerin daha görünür olmalarını sağladı. “Orta sınıf” olarak yanlış bir kavramlaştırmayla tanımlanan beyaz yakalı işçiler ile hizmet sektörü işçilerin dün de proleterdi, gelecekte de proleter olacaklar. Tek fark neoliberal kapitalizmin artık bu kesimlere ayrıcalık tanımaya ne mecali nede niyetinin kalmasıdır. Eğitimli, vasıflı, beyaz yakalı işçi bulmakta bir sıkıntı çekmemesi ve hatta bu kesimlerin arasında iş piyasasında acımasız bir iç rekabetin oluşması, devasa üniversiteli işsiz ordusuna her gün yeni bölüklerin katılması dolayısıyla dünün ayrıcalıkları buhar olup uçtu. Dün, dünde kaldı; artık yeni şeyler söyleme zamanıdır. Dünün ayrıcalıkları, tanınan prestijler ortadan kalktıktan, meslekler üzerindeki haleler kaybolduktan sonra geriye proleter bir kimlik, öz kimlik kaldı. Geçici olan, yanılsama yaratan dünkü pozisyondu, bugün artık gerçeklerle yüz yüzeyiz. Halkçılığın orta sınıflar kavramlaştırması, M-L ideolojisi açısından sağcı bir tutum ifade eder. Proletaryanın iktidar mücadelesinden ziyade, düzeltilmiş bir kapitalizm mücadelesinin argümanıdır. Gezi’yi bir işçi sınıfı hareketi olarak tarif etmemek, orta sınıf vurgusuyla şekilsizliğin propagandasını yapmak düzeltilmiş kapitalizm arayışının bir sonucudur. Artık çalışma ve yaşam koşulları itibariyle geleneksel proletaryanın saflarına katılan yeni kesimlerle yeniden oluşum sürecine giren işçi sınıfının dönemsel, geçici vizyon ve hareket kaybının dağınıklığı ve hegamonya oluşturamaması nedeniyle oluşan boşlukta ortamı kaplayan söylemlerdir bunlar.

Orta sınıf tartışmalarının arttığı işte bu günlerde Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) son araştırmasını yayınladı. Emperyalist kapitalizmin, emek piyasasını regüle etmek için oluşturulmuş bir kurum olan İLO bakın orta sınıfı nasıl tanımlamış: İLO, günlük geliri 3-13 dolar arasında olanları “orta sınıf” olarak göstermiş!!! Bu kesimin nüfusu 25 yılda 600 milyondan 1.4 milyara yükselmiş. Yani küresel boyutta aylık 90-390 dolar (390 dolar Türkiye’de ancak bir asgari ücret ediyor!) gelire sahip olanlar orta sınıf mensubu oluyor!!! İşçi sınıfının ne halde olduğunu hiç sormayın! Aylık 90 doların altında bir gelire sahip olanlar herhalde işçi sınıfını oluşturuyor. Bir çarpıtma ihtiyacı içinde olunduğu, işçi sınıfının kapsam ve bileşiminin büyümesiyle o tarihsel korkularının depreştiği açıkça görülüyor.

Burjuvazinin işçi sınıfının sınıfsal hareketini, bütünselliğini engellemek adına onu parçalara ayırdığı bilinen bir olgu. İLO’ da bu araştırmada neredeyse sefalet koşullarında yaşayan işçi kitlelerini orta sınıf olarak ilan edilmesi bu yüzden. Burjuvazinin sanayide kol işçisi olarak çalışan kesimler dışında kalan hizmet sektörü işçilerini, beyaz yakalı işçileri işçi sınıfı içine dahil etmediğini, etmek istemediğini biliyoruz. İLO’da yaptığı bu araştırmanın sonuçlarında işçi sınıfının toplumsallaştığını, safların nicelik olarak hızla büyüdüğünü ifade etmek yerine orta sınıflara ulaşmış! Kurumsal kimliğine, görev tanımına uygun bir çıkarımda bulunmuş.

Proletaryanın toplumsal kapsamının genişlemesi karşısında mızrak çuvala sığmıyor. Sermayenin azami kar iştahı, kar oranlarının düşme eğilimi nedeniyle sürekli emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını kölelik, sefalet koşullarına doğru bastırması nedeniyle dünün imtiyazlı tüm kesimleri hızla bu ayrıcalıklarından soyundurulup, proleterleştirliyorlar. Ekonomik olarak yaşanan bu sürecin siyasal sonuçlarının sistemi sarsmaması, sosyalizm mücadelesiyle buluşmadan belli bir hayal dünyasında kalınabilmesi içinde yeni halkçı teorilerle süreç götürülmeye, hoşnutsuzluk idare edilmeye, sistem içinde tutulmaya çalışılıyor. En radikali, toplumsal konumları çözülenler, bir geçiş aşamasında olanların toplumsal konumundan değerlendiriyor yaşananları ve bir orta sınıf sosyalizmi içinden kavramsallaştırılıyor. Beyhude bir şekilde, kaybedilen konum ve yaşam standartının, prestijin yeniden kazanılması için mücadele ediyorlar. Bu kesimlerin üzerindeki yanıltıcı halelerin dağılıp hızla proleterleşmeleri kapitalizmin nesnel gelişimiyle ilgili bir süreçtir. Ve geri dönüşü olmayacaktır. Olmayacaktır çünkü yaşanan her şey sistemin, sermayenin olağan akışı içerisinde olmaktadır ve bu işleyiş toplumsal sonuçları itibariyle geri döndürülebilecek bir nitelikte değildir.

Toplumun proleterleşip, proletaryanın toplumsallaşması M-L’nin bilimsel ideolojisyle, proletaryanın sınıfsal çıkarları ekseninden değerlendirilip, sonuçlarına ulaşmak tek doğru çıkış yoludur. Toplumsal bir geçiş yaşayan, sınıfsal konumunu henüz bilinçsel olarak netleştirmemiş bu yüzden küçük burjuva ruh haline ve ideolojisi olan halkçılığa saplanmış kesimlerin orta sınıf solculuğuyla hesaplaşmak kaçınılmazdır. Bu günkü konjektörde, kapitalizmin metalaştırma yöneliminden en çok mağdur olanlar oldukları için sesleri daha çok çıksa da, proletaryanın ideolojisi ve sosyalizm mücadelesiyle birleşmeden gerçek kurtuluşun yolunu bulamayacaklarıdır.

Proletaryanın kendilerine kucak açan “Hoş geldin orta sınıf” çağrısına “Hoş bulduk” diyerek kucaklaşma yaşanmadıkça parçalı ideolojiler içerisinde bir kurtuluş yolu arayıp duracaklarıdır. Kapitalizmin bu döneminde yaşadıkları sefalet, kölelik koşulları, değersizleşme ve aşağılanmadan kurtulabilmeleri, özlem ve heyecan duydukları dünyaya kavuşabilmelerinin yolu proleter kimliklerini kabul edip mücadeleye girmelerinde geçmektedir. Şunu anlamaları gerekir, geçmiş prestij ve göreli “iyi yaşam” koşullarına yeniden ulaşma şansları kapitalist sistem sınırları içinde artık yoktur. Bu nafile arayıştan vazgeçip proletarya sosyalizmiyle buluşmaları tek çıkış yoludur.

Ercan Akpınar
Sincan 1 No’lu F Tipi Hapishanesi
B1-53

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*