Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Öfkeliler” hareketine ilham veren yazar Stéphane Hessel öldü

“Öfkeliler” hareketine ilham veren yazar Stéphane Hessel öldü

İspanya’daki “Öfkeliler”, Amerika’daki “Occupy” gibi neoliberalizmin yıkımına karşı toplumsal hareketlere ilham veren yazar Stéphane Hessel 95 yaşında öldü. Hessel’in 93 yaşında yazdığı “Öfkelenin!” adlı 12 sayfalık programatik metin, dünya çapında 3,5 milyon satmış ve Türkçe dahil pek çok dile çevrilmişti.

Bir “dünya insanı”

İkinci Dünya Savaşı’nda General Charles de Gaulle liderliğindeki Fransız burjuva direniş örgütü Ulusal Konsey saflarında mücadele eden Hessel, Gestapo tarafından yakalandı. Auschwitz ve diğer toplama kamplarında kaldı ve kamptan kaçmayı başardı. Savaştan sonra 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin yazılmasında görev aldı. Sonraki yıllarda birçok sivil toplum örgütünde çalıştı. Komünist parti dahil yaygın tutumun aksine Fransa’nın Cezayir Savaşı’na karşı tutum aldı. 2003′te “Sosyal Avrupa İçin Anlaşma” bildirisini imzaladı. 2000′li yıllarda Avrupa Konseyi’nden Kuzey-Güney Ödülü, Fransa’dan Légion d’honneur nişanı aldı. Fransız devletini evsizler için konut yapımına fon ayırmaya çağırdı. 2011′de Foreign Policy dergisi Hessel’i “kalbini yitirmiş küresel bir topluma Fransız direnişinin ruhunu taşıdığı için” başta gelen küresel düşünürler listesine aldı.

“Öfkelenin!”

Stéphane Hessel, 93 yaşında kaleme aldığı “Öfkelenin!” başlıklı metinde politik bağlılığının temeli olduğunu belirttiği, General De Gaulle liderliğindeki Direniş Ulusal Konseyi’ne atıfta bulundu. Konseyin 1944 yılında kabul ettiği programında Fransa’nın modern demokrasisinin üzerinde yükseleceği ilke ve değerleri ortaya koyduğunu ve Direnişin gerçek mirasçıları olarak bunlardan vazgeçemeyeceklerini belirtiyordu.

Hessel’in bugün için de geçerli gördüğü programda, bütün yurttaşlar için iş, sağlık ve sosyal güvenlik planı ve emeklilik hakkı; enerji, elektrik, gaz, madenler, büyük bankaların devletleştirilmesi yer alıyordu: “… büyük ekonomik ve finasal derebeylerinin ekonominin yönetiminden kovularak gerçek bir ekonomik ve sosyal demokrasinin inşası.” Direniş’in gerçek bir demokrasi için basının ve basın onurunun devletten, paranın iktidarı ve dış etkiden bağımsızlığını, her Fransız çocuğunun en ileri eğitimden ayrımsız olarak yararlanma fırsatını öngördüğünü belirten Hessel, bunların artık var olmadığı; neoliberalizmin yıkıcı sonuçlarıyla -ne kapitalizm ne de neoliberalizm sözcüklerini kullanarak- Direnişin sosyal kazanımlarının tehlike altında olduğu tespitini yapıyordu.

Hessel özelleştirilmiş olan bankaların genel çıkarlar için çalışmadığını, en yoksullarla en zenginler arasındaki uçurumun hiç bu kadar büyük olmadığını belirterek, direniş hareketi ve “Özgür Fransa” savaş gazileri adına genç kuşağa Direnişin mirasını bugüne taşımaları ve “Öfkelenin!” çağrısı yaptı. Hessel “öfkelenenlere” hedef olarak 1948 BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ndeki hakları gösterdi. Kızıl Ordu’nun zaferini alkışlamalarına rağmen bilgi sahibi olmadıkları için Sovyetler’deki totalitarizmin bu dayanılmaz biçimine karşı çıkamadıklarını belirten Hessel, savaş sonrası dönemdeki burjuva demokrasisinin normlarını tartışma götürmez diye değerlendirerek bu “hata”yı telafi etti!

Sınıf yerine bireye ve sivil toplum örgütlerine vurgu

Hessel’in en fazla etkilendiği düşünürlerin başında Sartre geliyor. Hessel, Sartre’ın “Birey olarak sorumlusunuz” sözünü “liberter bir mesaj” olarak olumladı ve kişinin sorumluluğunun bir iktidar ya da otoriteye devredilemeyeceğini belirtti. Metninde Hegel’in tarihin evrimi ile insanın tam özgürlüğe demokratik devlet altında kavuşacağı görüşüne atıfta bulunarak “iyimser” olduğunu açıkladı. Genç kuşaklara en kötü tavrın tavırsızlık olduğunu öğütleyen Hessel, onlardan en zenginlerle en yoksullar arasındaki büyüyen uçurumla ve insan hakları ile ilgilenmelerini istedi. Son on yıllarda hükümet dışı örgütler (sivil toplum örgütleri) ve ATTAC (ATTAC sosyal forumların siyasal açıdan en sağ yatay örgütlenmelerinin başında gelir) gibi sosyal hareketlerin gelişmesinden memnundu. Gençlere, “Etrafınıza bakın, öfkenizi meşrulaştıran konular bulacaksınız -göçmenlere, ‘illegal’ göçmenlere, Romanlara karşı tutum gibi gerçekler. Güçlü bir yurttaş hareketine geçmenizi sağlayacak somut durumları bulacaksınız” diye seslendi.

Bir “şiddet” olarak “umut”

Yahudi kökenli olan Hessel, İsrail’in Gazze işgali konusunda net bir tutum takındı. Gazze’ye yaptığı dayanışma ziyaretini de anarak, Hamas’ın terörizmini kabul edilemez bulduğunu, fakat Fransa’daki yaşam deneyiminden yola çıkarak insanlar kendilerinden misliyle büyük kuvvetler tarafından işgal altında tutulduklarında halk direnişinin tümüyle kansız olmayabileceğini belirtti. Hessel’e göre kızgınlık umudun yitimi anlamına geliyordu, anlaşılabilir fakat kabul edilemez buluyordu kızgınlığı. Dolayısıyla, şiddete başvurmamayı öğrenmemiz gerekiyordu. “Kesinlikle eminim ki, gelecek pasif direniştedir, farklı kültürlerin uzlaşmasındadır.” Pasif direnişi şiddetin son bulmasını sağlamanın güvenli bir yolu olarak değerlendiriyordu. Terörizmin etkili olmadığını, etkililik bahsinde, şiddete dair bir umut varsa, politikanın değil, şair William Apollinaire’in dediği gibi “umudun şiddet olduğunu” savundu: Ezilmeye son vermek için müzakere ortamına ulaşmak gerekiyor, böylelikle artık terörist şiddete gerek kalmayacak.

Hessel, 1948 sonrasında sömürgelerin bağımsızlığını kazanması, apartheid’ın son bulması, Sovyet imparatorluğunun çöküşü, Berlin duvarının yıkılması, ’92′deki Rio çevre zirvesi, ’95 Pekin kadın zirvesi, 2000 yılında dünyadaki yoksulluğu 2015′e dek azaltma sözü verilen “milenyum için sekiz kalkınma hedefi”nin 191 ülke tarafından kabul edilmesi gibi olumlu gelişmeler olmasına rağmen 21. yüzyılın ilk on yılının yozlaşma dönemi olduğuna inanıyordu. Bu yozlaşmanın nedeni olarak ise kısmen George Bush, 11 Eylül olayları ve ABD’nin Irak işgali gibi olayları gösteriyordu.

Hessel, metnini “gençliğimize vizyon olarak yalnızca ıvır zıvır tüketimi, en zayıf olanların aşağılanması, kültürün unutulması ve herkesin herkese karşı rekabetini öneren kitle iletişim araçlarına karşı gerçekten barışçıl bir ayaklanma”ya katılma çağrısı ile bitiriyordu: “Yaratmak direnmektir; direnmek yaratmaktır.”

Nasıl bir etki?

Bu metin, ilham kaynağı olduğu “Öfkeliler”, “Occupy” gibi genç diplomalı işsizlerin, öğrencilerin, orta sınıflardan çözülerek proleterleşen kitlelerin eylemi üzerinde yükselen hareketlerin hem sınırları hem de güncel dinamiklerinin kaynakları üzerinde daha fazla düşünme imkanı veriyordu. “Öfkelenin!”, bırakalım tekelci kapitalizmi, ’90′ların yükselen değeri neoliberalizmin kendisini bile cepheden karşısına almıyordu. Fakat neoliberalizmin yarattığı yıkımın yalnız çalışma değil yaşam, kapitalizmin altında var olma koşullarını da etkilediği bu kesimler için burjuva demokrasilerinin sosyal dengelere, işçi sınıfının kolektif davranma ve pazarlık hakkını kullanabilmesine, sosyalizmin somut basıncına dayalı savaş sonrası dönemine olan özleminin (ücretsiz sağlık hizmeti, yüksek istihdam, sosyal haklar, vd.) hem bir ifadesi, hem de bu özlemin program düzeyinde tanımlanmasının göstergesiydi.

Hessel’in ilham verdiği hareketlerin politikaya -iktidar fikrini dışlama başta olmak üzere- ve bunun otomatik bir sonucu olarak da merkeziyetçiliğe uzaklığı anarşizan karakterlerinin bir fonksiyonuydu. Aynı zamanda, burjuva demokrasileri altında faşizmden farklı tarzda şekillenen bireyle, solda alışılagelmiş olandan farklı bir bağ kuruşu ifade ediyordu. Neoliberalizmin birey yüklemesi ile Sartre’ınkinin alaşımı üzerinden, Sartre’ın varoluşçu zeminde ve tabii ki “bitki tarzı değil, ipini koparmış hedonist tarzda değil, “sorumluluk” kavramı ile birlikte anlamlandırdığı birey için en kötü tavrın tavırsızlık olduğu kesinlemesine başvuruluyordu. Hessel, tek kelime ile bile anmadığı sınıf ve sınıfsal kolektivizmin yerine yeni toplum ve birey durumunun içinden, sınıfsal devrimci olanı silikleştirerek bireylerin tutum geliştirmesini koyuyordu. Hessel’de yine bu kitle hareketlerinin eylem düzleminin iki farklı boyutunu da buluyoruz. Taleplerin sistem içi, neoliberalizmin yıkımını giderme odaklı sınırlılığı ve bunun eylem düzeyini ve hedeflerini de belirlemesi. Bu örneğin ABD’de Occupy’cıların, keza göçmenlerin, söylemeye bile gerek yok ki siyahların… Obama’yı ikinci kez desteklemesi sonucunu verdi. En ilerisi Yunanistan’daki kitle hareketleri olmak üzere, tekelci burjuvazinin iktidarını karşısına alamayan, hatta burjuva demokratik rejimin temel kurumlarına karşı da onu krize sokacak düzeyde bir talep ve mücadele düzlemine ulaşamayan, birçok ülkede tekelci burjuvaziye nefes aldıran hükümet değişiklikleri ile yönetilebilen, buna karşılık kitlelerin azımsanmayacak bir özdeneyim edindikleri bir mücadele kesiti. Faşist rejim altında kitle eyleminde şiddetin kullanımı (farklı farklı düzeylerde) başka hiçbir kanalın olmaması nedeniyle -hatta bazan bundan da yalıtılıp fetişleşerek- tek kazanım yolu olarak belirirken, burjuva demokrasisi koşullarında kitlelerin şiddete yönelimi bir anda değil ancak mevcut kanalların tüketilmesi ve boşunalığının görülmesi ile gerçekleşiyordu. Krizin yıkıcı sonuçları ve neoliberalizmin saldırganlığı aradaki mesafeyi kitleler açısından kısaltmakla birlikte, Hessel’in övgü düzdüğü savaş sonrası yılların dengeleri ve reformist-revizyonist sendika bürokrasisinin kontrolü sonucu militan bir işçi hareketinin olmayışı “öfkeli” kitlelerin yalnızca taleplerini değil eylem -onların kavramlaştırmasına başvurursak “öfke”- düzeyini de belirledi.

Hessel’in politik bakımdan deşifre etmesi hiç de zor olmayan sosyal demokratik, sosyal reformist metni neoliberalizmin yıkımına, işsizliğe ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaya karşı kitleler içerisinde etkili oldu ise, bunun asli nedeni “Öfkeliler”in de içerisinde yer aldığı yeni toplumsal hareketlerin nesnel ve öznel koşullarıdır. Kendi başına ele alındığında sosyal reformist bir ezilenciliği, anarko yatay örgütlenme biçimlerini ve ruh halini besleyen bu hareketler, “devrimci kriz” edebiyatını kolaylıkla boşa çıkarırlar; buna karşılık dar sınıfçılık ve yükseliş halinde bile olsa rutin bir sendikal sarmal içerisinden asla karşılanamazlar. Yeni toplum ve birey durumu içerisinden, toplumsal sınıfsal ve bireysel kurtuluşun bütünlüğü yaklaşımı ile ele alınmalıdırlar. Hessel’in “Öfkelenin!”i, geçmişe gömülü olmayan bir “dünya insanı”nın çağrısı olarak yeni toplumsal hareketlerde karşılık buldu. Bununla birlikte o, tekelci kapitalist sınıf egemenliğini yıkıp yeni bir yaşamın dünyasını kurabilecek perspektife sahip olmayan, reformist toplumsal dönüşümcü bir çağrı olarak kaldı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*