Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Öcalan ve Demirtaş’ın ‘radikal demokrasisi’ üzerine

Öcalan ve Demirtaş’ın ‘radikal demokrasisi’ üzerine

“Radikal Demokrasi”, Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adaylığı vizyon belgesinin temel kodunu oluşturuyor. Çıkışını Laclau ve Mouffe’nin post yapısalcı liberal reformist teorisinden alan “radikal demokrasi”, Öcalan tarafından Kürt siyasal hareketinde gündemleştirildi, temel tarz-ı siyaseti haline getirildi. “Radikal demokrasi” anlayışının Demirtaş’ın vizyon belgesinde resmen deklare edilmesiyle, Kürt siyasal hareketi ve onun çevresinde toplanmış tüm parti, örgüt, grup ve çevrelerin benimsediği ya da en azından desteklediği ideolojik-siyasal çizgi olarak resmileştirilmiş oluyor.

“Türkiye’de Radikal Demokrasi”

Daha önce çoğu AKP’yi desteklemiş liberal aydınların şimdi Demirtaş’ın vizyon belgesine tam da bu “radikal demokrasi” ekseninden heyecanlı desteği, onun sınıfsal-siyasal bağlamına ilişkin bir ilk fikir verecektir. Örneğin Ali Bayramoğlu şöyle yazıyor: “… direnci, statükoyu, dünü temsil etmeyen, tüm gücünü iktidarı alaşağı etme arayışına vakfetmeyen, tersine demokrasi çıtasını yükseltme, demokratik alanda yarışma iddiasında olan bir hareket, bir tür demokratik siyaset… Bir süredir altını çizmeye çalıştığımız bu yön, Kürt hareketinin ‘isyan’la başlayıp Türk siyasetinin legal ve meşru parçası olmaya ilerleyen bir anlam içeriyor.” Liberal aydınların iç rahatlığından radikal demokrasi anlayışının, devrimden ve isyandan, iktidar sorunundan tümüyle vazgeçmeyle koşullanmış, liberal demokrasiyi genişletmeye indirgenmiş, bunu da artan ölçüde burjuva siyasetin legal ve meşru mekanizmaları içerisinde yapmaya çalışan bir liberal reformist siyaset anlayışı olduğunu anlıyoruz.

Türkiye’de burjuva liberal aydınların ve “radikal demokrasi” konusunun gurularından Fuat Keyman Türkiye’de Radikal Demokrasi” başlıklı bir kitabı ve radikal demokrasi konusunda çok sayıda yazısı vardır), radikal demokrasiyi, “liberal demokrasinin çoğulcu ve çok kültürlü geç/post modern (neoliberal kapitalist-bn) toplumun taleplerini karşılayabilecek bir tarzda yeniden kurulması ve yeniden örgütlenmesi” olarak tanımlar. Keyman, radikal demokrasinin, geleneksel burjuva liberal demokrasinin meşruiyet, temsiliyet, yönetemezlik krizlerinin, liberal demokrasinin genişletilip derinleştirilerek aşılması olduğunu ileri sürer. Keyman radikal demokrasiye, geleneksel burjuva demokrasisinin krizine, sistemin proletarya dışındaki toplumsal muhalefet hareketklerini de içererek gerçekleştirmeye çalıştığı bir çözüm arayışı olarak sarılır. Ancak Keyman’ın gözlerden gizlediği, ortada liberal demokrasi diye bir şey bile bırakmayan neoliberal kapitalizm koşullarında yaşadığımızdır. Dolayısıyla liberal demokrasi ile radikal demokrasi arasında düz dizgeci bir genişleme ve derinleşme ilişkisinin olamayacağıdır. Tam tersine, neoliberal demokrasi sınıflar arası güç dengelerine dayanan geleneksel burjuva demokrasisinin geriye doğru kırılmasının ifadesidir. Radikal demokrasinin de neoliberal demokrasiye hem içerilen hem de en geriye çekilmiş sınırları içinde kalarak reformize etmeye çalışan bir biçim olduğunu görmek gerekir.

Türkiye’de bir dönem AKP’de bile “liberal demokratik pasif devrim” gören liberal aydınlar olsun, Öcalan dahil “radikal demokrasi” teorisyenleri olsun, en büyük yanılgılarından biri işte budur: Neoliberalizm yalnızca geleneksel sosyalizme ve işçi sınıfına değil, aynı zamanda bunların kimi kazanımlarını da içeren klasik liberalizm anlayışına ve liberal demokrasiye de, yıkıcı bir saldırıydı. Neoliberal demokrasi, liberal demokrasinin genişlemesi ve derinleşmesi değil, geriye doğru kırılması ve daralmasıdır. Radikal demokrasi de, radikal kavramının çağrıştıracağının aksine, burjuva demokrasisindeki bu gerilemeyi realize eden, daha geriye çekilmiş bir neoliberal demokratik reform siyaseti olduğuyla kalır. “Liberal demokrasinin radikalleştirilmesi” olarak tanımlanan radikal demokrasinin, her türlü liberal reformizmde olduğu gibi güçsüzlüğü, birincisi (burjuva ve küçük burjuva) sınıf karakterinde, ikincisi, içerildiği neoliberal kapitalizm ve azmanlaşmış “asimetrik” yönetsel aygıtını ve işleyişini; neoliberal demokrasiyi kavrayamayışıdır. Radikal demokrasi anlayışının siyaset ve kültürü üretim ilişkileri ve sınıflardan soyutlaması, onun neoliberalizm karşısındaki güçsüzlüğünü daha da artırır. Çünkü neoliberal kapitalizm, liberal demokrasinin ekonomi ile siyaset, burjuvazi ile devleti arasına çektiği sınır çizgilerini ve dolayım ilişkilerini de yıkar. Mali sermaye birikimi ile devlet iktidar ve işleyişini daha üst düzeyden ve derinlemesine kaynaştırır ve fiilileştirir. Burjuva demokrasisini de sermayeye dayalı olmanın ötesinde bizzat sermayeleştirip piyasalaştırmaya girişir. Bunun sonucu, liberal demokrasinin biçimsel eşitlik anlayışı bile, neoliberal demokraside “eşdeğerliliğe”, yani bir nevi piyasa rekabetine dönüşür. İşçi sınıfını da her hangi bir alt kimliğe indirgeyen radikal demokrasi anlayışında da, “kimliklerin eşdeğerliliği”, gerçekte kimliklerin piyasalaştırılmasının ifadesidir. Böylelikle “liberal demokrasinin genişletilmesi ve derinleştirilmesi olarak çoğulcu radikal demokrasi”nin, özü itibarıyla piyasanın genişletilmesi ve derinleştirilmesi olduğu açıklık kazanır.

Radikal Demokrasi’nin teorik-felsefi çizgileri

Radikal demokrasinin post yapısalcı teorik-felsefi temelini oluşturan Laclau ve Mouffe, onu “liberal demokrasiyi reddetmek değil, tersine onu radikal ve çoğulcu bir demokrasi doğrultusunda genişletmek ve derinleştirmek” olarak tanımlarlar. Laclau ve Mouffe, liberal demokrasinin en ileri fikirleri olduğunu söyledikleri “eşitlik ve özgürlük” ile sosyalizmin en demokratik (gerçekte sosyalizmin en geri versiyonu olan küçük burjuva halkçı demokratizm) fikirlerinin sentezini yaptıklarını ileri sürerler. “Liberal demokrasinin en iyi fikirlerini radikalleştirmek ve çoğulculaştırmak” adı altında gerçekte yaptıkları ise, bırakalım sosyalizmi veya halkçı demokratizmi, klasik liberal demokratizmden bile geriye çözülen bir anarko-liberal reformizm biçimidir.

Radikal demokrasi, Marksizmi, Lenin’i, sosyalizmi, devrimi, iktidar mücadelesini, işçi sınıfının öncülüğünü, her türlü isyanı en büyük korkuyla reddeder. Bunların tamamını liberal “açık toplum” anlayışıyla (Popper, vb) aynı ağızdan “totalitarizm” diye yaftalar ve kapitalizmden daha tehlikeli ilan eder.“Toplumun radikal demokratikleştirilmesi devlet organlarını doğrudan hedef alan bir saldırıdan geçmeyip, liberal devletin pekiştirilmesi ve demokratik reformu gerektirmektedir.” (Laclau ve Mouffe)

Radikal demokrasi, kapitalizmin insan yaşamının tüm alanlarına nüfuz eden iktidarının muazzam güçlendiğini ve artık aşılamaz, fakat -kapitalizmden tuhaf biçimde özerk, hatta dışsal olduğunu varsaydıkları- liberal demokrasinin varlığında aşılmasının zaten gerekmez hale geldiğini ileri sürerler. Kapitalizmin “dışarısı”nın komünizm değil liberal demokrasi olduğunu, öyleyse yapılabilecek en iyi ve biricik şeyin, liberal demokraside zaten var olan (biçimsel) “eşitlik ve özgürlük” ilkelerinin çoğulcu radikal demokrasi ile toplumun daha geniş kesimlerine yaygınlaştırılması olduğunu söylerler. Öcalan’ın kötü ünlü “kapitalist moderniteye karşı demokratik (post) modernite” sloganının tüm dayanağı da bundan ibarettir.

Radikal demokrasi, kapitalizmin geleceğine ve neoliberal dönüşümüne değil, “hegemonik formasyon” dediği, tekçi, tek biçimli, aşırı katı ve bürokratik olan, önceki biçimine karşıdır. “Yeni toplumsal hareketler” dediği ezilen ulus, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim, mezhep, gençlik, barış, çevre hareketlerinin kapitalizmin bu önceki tekçi ve tek biçimli hegemonik formasyonunun krizinden, buna bir tepki olarak geliştiğini söyler. Bu hareketleri birbirine eklemleyerek, kapitalizmin kendi başına gerçekleştiremediği, krizdeki tekçi ve tek biçimli eski siyasal-toplumsal formasyonundan sermaye birikim ve egemenliğinin yeni biçimi olan neoliberal çoğulcu, müzakereci, özerkçi biçimine doğru dönüştürülmesinde bir rol üstlenir. Kapitalizmin siyasal-toplumsal formasyonunu, küresel temelden sermaye birikiminin isterleri doğrultusuda dönüştürmede bu rolünü oynarken, asıl dönüştürüp evcilleştirdiği de bu toplumsal muhalefet hareket ve güçleri olur. Toplumun önceki siyasal-toplumsal formasyon tarafından dışlanan ve ona karşı mücadele eden kesimlerini, bu yeniden yapılandırma sürecinde, neoliberal kapitalizme alt düzeyden içerilmiş ve uyarlanmış hale getirir. Ezilen ulus, cins, mezhebin, çevre, barış, gençlik hareketlerinin burjuva ve orta sınıfları kadar sınıf körü küçük burjuva halkçı demokratizmin de adım adım evrildiği bu yörünge, neoliberal kapitalizm ve rejimlerin çoğulcu, müzakereci, özerkçi biçiminin “hegemonyacı” (azami egemenlik ve tahakkümcü) olmayacağı yönünde liberal-ütopik reformist bir hayale dayanır. Gerçekte ise radikal demokrasinin yörüngesine giren ve destekleyen her örgüt ve hareket, neoliberal kapitalizmin ideolojik-siyasal hegemonyasına doğru özümsenmeye ve bu doğrultuda yeniden yapılandırılmaya başlamış demektir!

Radikal demokrasi, baskı ve tabiyete karşı mücadele eder, esasen ezilenciliğe dayanır. Kapitalist üretim/sömürü ilişkileri ufkunda yoktur, işçi sınıfının öncülüğünü, işçi sınıfı temel ve ekseninde strateji ve politikayı, bağımsız sınıf bilinci ve örgütlenmesini tamamen reddeder. İşçi sınıfı onun için üretim ilişkilerindeki uzlaşmaz karşıtlık ekseninden en devrimci ve kolektif sınıf değil, kimlikler arasında herhangi bir alt kimlik, kültür ve yaşam tarzı çeşnisi, kenar süsüdür. Laclau ve Mouffe sınıf kavramını hiçbir zaman sınıf bilinci, sınıf örgütlülüğü anlamında kullanmaz, her zaman “sınıf kimliği” uçuculuğunda kullanırlar. Sınıfı uzlaşmaz karşıtlıktan soyutlayıp bir yaşam tarzı seçimine, kişisel eğilimler toplamına indirgerler. Radikal demokrasi, siyaset ve kültürü üretim toplumsal ilişkilerinden, sosyo-ekonomiden soyutlar, kendindeleştirir. Siyasal devrim, siyasal iktidarın ele geçirilmesi, baskı aygılarının yıkılması gibi hedeflerden tamamen vazgeçer. Baskı ve tabiyetin tümüyle ortadan kaldırılması gibi bir hedefi bile olmadığı gibi, bunu amaçlayanları da “totaliter” kategorisine sokar. Siyasette yer yer fiili, militan, silahlı biçimleri kullansa da, bunu da esas aldığı neoliberal demokrasi mekanizmalarını işletmek ve genişletmek için yapar. Post yapısalcılığın indirgemecilik lafzı altında özü reddetmesi, uzlaşmaz karşıtlığın reddedilmesidir. Radikal demokrasi, uzlaşmaz karşıtlık yerine “çekişme”, düşman yerine “muarrız” kavramlarını geçirir. Böylelikle “demokratik siyaset”in de birbiriyle bitip tükenmez biçimde çekişen ve eklemlenen farklara indirgenmiş bir anarko-liberal reformist siyaset platformu olduğu açıklık kazanır. Siyaseti siyasal-etik, toplumsalı ahlaki-toplumsal olarak yeniden kavramlaştırır. Bu da Kantgil klasik “haklar temelli” liberalizmden geriye, paylaşılan moral değerlere dayalı bir “ortak iyi” siyaseti tarzındaki muhafazakar liberalizme doğru bir bulanıklık yaratır. Radikal demokrasinin “hak” kavramını bile bulandırması, maddi yaşamın yeniden üretimindeki sınıfsal-toplumsal çelişki ve çıkarlara dayalı olmayan bir siyaset kurgusunun kaçınılmaz sonucudur.

Radikal demokrasi, tam ve eksiksiz demokrasiyi veya bunu amaçlayan mücadele anlayışlarını da demokrasiyi ortadan kaldıran totalitarizm ile yaftalar. Ona göre demokrasi varılacak bütünlüklü bir amaç olmaktan çok, her türlü belirlilik, kesinlik, tamlığın çözülme süreci, asıl bu belirsizlik, bulanıklık içinde bitimsiz bir rekabet, çekişme, ikna, müzakere, seçim sürecidir. “Demokratik siyaset” tamamen olumsal/raslantısal, belirlenimsiz, keyfi bir alana yerleştirilir, yani maddi çıkarlara, uzlaşmaz çelişkilere, bütünsel kavrayışa dayalı bir temel, bir strateji, bir gelecek tasarımı yoktur. “Olmayan bütünü nafile biçimde temsil etmeye dair hegemonik çekişme”, başka deyişle parça-bütün gerilimi, siyasetin yapılabileceği ve demokrasiyi olanaklı kılan biricik aralık haline getirilir. Siyaset ve demokraside son derece dar, sınırları daha geriye çekilmiş bir alana sıkıştırılır. Bütünün içindeki uzlaşmaz sınıfsal-toplumsal çelişkilerin tarihsel gelişimi ise tümüyle bir yana bırakılır.

Radikal demokrasi, özetle, kapitalist sistemi tehlikeye atmadan, tam tersine yeniden yapılandılarak güçlendirilmesine hizmet ederek, tekçi ve tek biçimli formasyonunun değiştirilmesi çabasıdır. Kapitalizmden özerk olduğu ve onu ehlileştirileceği varsaydığı liberal demokrasiyi radikal olarak sorgulama gücünden de, kapitalizmi aşan ve karşıtlaşan bir demokrasi perspektifinden yoksundur. Küçük burjuva halkçı demokratizmin de devrimci demokratizmden liberal reformist demokratizme doğru çözülmesinde yeni bir katalizördür. Evrimi içinde post (ex) marksizmden anti-marksizme doğru gelişir.

Radikal demokraside, radikal olan her şeyin içinin boşaltılması dışında, radikal olan hiçbir şey yoktur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*