Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Newroz’a doğru: KCK programı, Kürt hareketi ve Gezi

Newroz’a doğru: KCK programı, Kürt hareketi ve Gezi

Roboski’de gerilla ile TSK arasında çıkan çatışmada 1 asker öldü, birkaç askeri araç imha edildi. Çatışma, HPG’nin denetiminde tuttuğu tüm bölgeye hakim stratejik Gire Rej tepesinden gerillayı tasfiye etme kastıyla TSK’nın yaptırdığı mütecaviz askeri hakimiyet yolu inşası nedeniyle yaşandı. Roboski’li Kürt köylüleri de askeri yol inşasına karşı günler süren bir kitlesel direniş gerçekleştirdiler.

Diyarbakır’ın tarihi Hevsel Bahçelerinde, ağaç kıyımı ile kum ocaklarının açılmak istenmesi üzerine Kürt gençlik örgütlerinin başlattığı direniş, BDP, HDP bileşenleri, sendika ve meslek örgütlerinin de sahiplenmesi ve katılımıyla 10 gündür sürüyor. İlginç bir nokta, tarihi Hevsel Bahçelerinde “ağaç ıslah çalışması” adı altında ağaçları kesen ve kum ocağı açmak isteyenin de BDP’li Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi olması. Hevsel direnişçileri, Diyarbakır Belediyesinin Kırklar Dağını ve Hevsel Bahçelerini rant ve inşaat alanına çevirmesine kızgın, “Amed’in rant alanına çevrilmesine hayır, kendi belediyemizin tarihimizi, yaşam alanlarımızı, doğamızı satmasına hayır” diyorlar. Gezi’yle güçlü bir bağ kurarak, Hevsel Direnişinin Kürdistan için bir başlangıç olduğunu ve Munzur’dan Dicle Vadisine kadar sayısız HES projesi ve doğa katliamına karşı büyüyeceğini belirtiyorlar.

Van YYÜ kampüsünde bulunan öğrenci yurdundaki kadın öğrenciler minibüs şoförlerinin tacizi üzerine isyan etti. Rektörlüğe yürüyen öğrenciler rektörlük binasını taşa tuttu, işgal etmeye çalıştı. Polisin TOMA’lı gazlı saldırısında 25 öğrenci göz altına alındı.

Berkin eylemlerine Kürdistan’dan da ses geldi. Diyarbakır, Batman gibi bir dizi Kürt kentinde merkezi alanlara birkaç biner kişilik yürüyüşler ve oturma eylemleri yapıldı.

Kısaca sıraladığımız -birkaç gün içinde yaşanmış- eylem ve direnişler, ilk bakışta birbiriyle ilgisiz görünebilir. Ancak Newroz ve yerel seçimler öncesinde, çok kısa bir zaman diliminde yaşanmış olmaları, bir nabız farklılaşmasını da gösteriyor.

Kürt halkının kendisini bir yıldır ağır bir durgunluğa bağlamasına karşın hiçbir vaadini gerçekleştirmeyen “müzakere süreci”ne tepki ve beklentisizliği arttı. Urla, Aksaray, Ordu, Bolu, Fethiye, Tekirdağ’da HDP’ye karşı devlet organizasyon veya desteğindeki ırkçı-faşist saldırılar, Roboski’de katliamdan sağ kurtulan bir kürt köylüsünün evinin taranması, Kürdistan’ın dört bir yanında yapılan kalekollar ve askeri “güvenlik” yol ve duvarları da Kürt halkının tedirginlik ve tepkisini artırdı. En sonu Başbuğ, Korkut Eken ve bir dizi faşist ve kontracının, AKP ile anlaşmalı olarak tahliye edilmesi bu tedirginliği daha da büyüttü.

Diğer taraftan Rojova kazanımı ve Medeni’yi sahiplenerek Kürt halkıyla daha dolaysız bir bağ kurmuş olan Gezi, Kürt halkında daha farklı bir esin ve umut yaratıyor.
Hevsel direnişi ve Van YYÜ eylemi ise, Kürt ulusunun kendi içindeki toplumsal-sınıfsal çelişkilerin belirimlerini de içeriyor.

Bu koşullarda, bir, Kürt halkının daha tabandan gelen bir tepki ve mücadele istemi dinamiğinden, iki, PKK ve BDP’nin sınırlı ve kontrollü biçimde bir nebze bunun önünü açmasından bahsedebiliriz.

1

KCK deklarasyonu

KCK’nin “AKP artık çözümün muhatabı değil” diyen deklarasyonunu bu verilerle birlikte değerlendirebiliriz.

Öncelikle belirtelim; ilk elde öyle bir intiba uyandırsa da, deklarasyon, “AKP ile ilişkimizi kesiyoruz, onunla müzakere yürütmeyiz” demiyor. Daha önce müzakere konusundaki 8 talebi konusunda, AKP’ye adım atması için 30 Mart yerel seçimlerine kadar süre tanıdığını açıklayan Öcalan, deklarasyonun yayınlandığı aynı gün, bu süreyi yine uzattığını, seçim sonrasında müzakerenin yasal çerçevesi için görüşme yapılacağını açıkladı.

Bununla birlikte Kürt hareketi, daha önce neoliberal müzakere süreci yüzü suyu uğruna –Cemaat, CHP ve MHP’ye karşı- hayırhah bir destek verdiği AKP’nin tarihsel miadını doldurmuş bir canlı cenaze olduğunu da artık görmekten kaçınamıyor. AKP’ye karşı hayırhah tutumunun değişmesinde, AKP’nin Ergenokoncuları anlaşmalı tahliyesi ve TSK ve bir kısım ulusalcı-faşistlerle “derin” ittifak çabası, yanı sıra HDP’ye dönük devlet destekli ırkçı-faşist saldırılar da önemli bir rol oynamıştır.

Bir tarafta Cemaat-CHP-MHP, diğer tarafta AKP-TSK-Ergenokoncular; bu devletle müzakere nereye kadar sorusu, zaten ortada duruyor.

2

Gezi ve Kürt hareketi

İkinci etken, Gezi’dir. Özellikle Berkin eylemleriyle, Kürt hareketinin Gezi’nin bir kez olup bitmiş bir şey değil, kararlılık, güç ve inisiyatif sahibi bir büyük kitle hareketi olarak devamlılığını, istemlerini almadan kolay kolay yatışmayacağını görmüş olmasıdır. Gezi’nin neredeyse 20 yıldır Türkiye cephesinde, geniş çaplı yığınsallaşmış, güçlü ve süreklileşmiş bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi hareketi göremeyen, göremediği için de kendi alanına sıkışmış Kürt hareketine, belki de ilk kez belli bir güven ve umut telkin etmiş olmasıdır.
Kürt hareketinin Gezi ile ilişkisi başından itibaren yalpalamalı ve çelişkilerle dolu oldu. Haziran Direnişinin başlarında, müzakere sürecini riske etmemek ve Türk ulusalcıların varlığı gibi kaygılarla uzak durdu. Sonra katıldı ve belli bir rol oynadı. Gezi’nin, Lice’de kalekol yapımını protesto eyleminde polis tarafından öldürülen Medeni’ye Gezi şehidi olarak sahip çıkması ve Medeni eylemleri, halen oldukça kuşkulu yaklaştığı Türkiye’deki kitle hareketinden hiç böyle bir şey beklemeyen Kürt hareketinde çok farklı bir etki yarattı. Gezi’ye bir özeleştiri verdi. HDP ve Türkiye’deki yerel seçim taktiğini Gezi üzerinden, neoliberal yerel yönetişim anlayışı ile Gezi felsefesini en olmadık ve eklektik biçimde sentezleyerek kurmaya çalıştı. Ancak Gezi üzerinden Türkiyelileşme politikası, 17 Aralık krizi karşısında AKP’ye hayırhah destek konumu ile de hiç bağdaşmıyor, Gezici kılığındaki Türk ulusalcı-faşistlerinin Kürt hareketini AKP’yle bir paketleyip saldırmasında da elini güçlendiriyordu.

Newroz ve yerel seçimler arifesinde açıklanan KCK deklarasyonu, aynı zamanda Gezi konusundaki kuşku ve çelişkilerini aşma çabasını, AKP’li müzakere süreci ile Gezi arasında iki arada bir derede yalpalamalı tutarsız durumunu, çubuğu daha fazla Gezi’yle bağlaşıklık politikasına bükerek aşma çabasını da yansıtmaktadır. Gezi üzerinden güç toplayarak – kendilerine “Gezici” diyen ulusalcıların 1 milyon üyeli sosyal medya platformları var- Kürtlere istemine saldırganlığını artıran ulusalcı-faşistleri ve CHP’yi, Gezi içinde ağırlık ve etkisini artırarak dengeleyip geriletmeyi de gözetiyor. Yerel seçimler sonrasında başlatacağını açıkladığı fiili özerklik hareketiyle, kaçınılmaz olarak büyüyebilecek ezen ulusçu-faşist saldırıları da Gezi bağlaşıklığı ile tamponlayıp yalıtmayı hedefliyor.

HDP bünyesinde veya yakınında yer alan Foti Benlisoy gibi liberal reformist çevreler, Ukrayna deneyiminden de ürkmüşlükle, Türkiye’de Kürtlere ve HDP’ye artan ırkçı-faşist saldırılar karşısında “Gezi’yi HDP çevresinde toplama” kampanyası yürütüyorlar. Gezi’yi de CHP, TKP, İP, Aziz Yıldırım vb cephesini ve Esadçı, Putinci anlayışları da olabildiğince yalıtacak bir sosyal liberal demokratik program çevresinde toplama yönünde arayışları var. Kürt hareketinin politika farklılaşmasında, bunların da belli bir etkisinin olduğu görülebiliyor.

KCK deklarasyonu, en sonu, en fazla neoliberal reformist erimli müzakere sürecini elden bırakmadan, ama artık AKP’den de beklentisi yitmiş olarak, Gezi’yle –sosyal liberal demokratizm temelinde- bir etkileşim ve bağlaşıklıkla, Türk devleti ve müzakere süreci üzerindeki basıncını artırmayı hedefliyor. Kürt hareketinin her zamanki gibi, Türkiye’nin –değerlendirmediği- demokratikleşme fırsatını ateşkeslere bağlayan, bugün de müzakere sürecine bağlayan, Gezi’nin ortaya çıkabilmesini de müzakere sürecinin sağladığını söyleyen yaklaşımları, deklarasyonda da geniş bir yer tutuyor. Yani Öcalan’ın önceki Newroz’daki “isyan çağı bitti, müzakere ile politika yapacağız” yaklaşımında fazla bir değişim yok. Önerilen “Radikal demokratik güçlerin –tartışıp, bn- etrafında ittifak kurarak mücadeleyi yükselteceği demokratikleşme programı” da zaten bu sınırlar içinde, “sınıfsız”, devrimsiz, isyansız bir demokrasi. Radikal demokrasi ya da demokratik modernite, Laclau ve Mouffe’nin teorize etmiş olduğu, çoğulcu, katılımcı, özerkçi, müzakereci, neoliberal postmodern burjuva demokrasisi anlayışından daha fazlası değil.

3

KCK’nin önerdiği program

Önerilen ve demokratik güçlerle tartışılarak ittifak programı haline getirilmesi istenen taleplerde pek yeni bir şey yok. Kürt halkının özgürlük ve demokrasi istemleri yine en geri ve güdük sınırlar içinde tutuluyor: Tüm siyasal tutsakların bırakılması, TC’nin başından itibaren tüm siyasi cinayet ve darbeleri araştıracak Hakikatı Araştırma Komisyonunun kurulması, tüm sivil ve resmi özel savaş kurumlarının dağıtılması, TMK ve özel birliklerinin ve koruculuğun lağvedilmesi, anadil… Tekçi egemenlik ve asimilasyonculuğun kaldırılarak, tüm etnik, dini ve sosyal toplulukların demokratik ifade ve örgütlenme özgürlüğüyle demokratik özyönetimi (aslında özerkliği) en başa yazılmış. Ardından kadının eşitliği ve özgürlüğüne dayalı ahlaki-politik toplum anlayışı geliyor. Sonra, liberal dil ve anlayışın iyice belirginleştiği, “toplumsal adalet ve eşitliği sağlayacak hukuku toplumal ahlakı temel alarak yeniden yaratmak” maddesi geliyor.

Kısmi bir yenilik, Alevi sorunun hemen Kürt sorununun yanına yazılmış olmasında görülüyor. Kürt hareketin, Suriye-Hatay sorunu ve Gezi’de bir rol oynayan Alevi dinamiği ile CHP, Kemalizm, Türk ulusalcılığı arasına bir sınır çekmeye ve yeniden bağ kurmaya çalışıyor. Ancak Kürt halkı ve Alevilerin hakları da, tüm diğerleri gibi, temsilcilerini (hangi sınıftan temsilcileri?) muhatap alan neoliberal demokratik müzakere süreçleri ve demokratik zihniyet temeline sıkı sıkıya bağlanıyor. Yani program, Kürtleri, kadınları, Alevileri, etnik dini ve sosyal azınlıkları, tek kelimeyle tüm ezilenleri “sınıfsız, iç imtiyazsız, iç eşitsizliğin olmadığı” topluluklar olarak gösteriyor. Demokratik zihniyet de, kuşkusuz ki, toplumsal-siyasal devrim ve isyanın olmadığı, barışçıl mücadele ve temsili müzakere anlamında kullanılıyor. Ücretli kölelik ve uzlaşmaz sınıf karşıtlığı tümüyle görünmezleştirilerek, böylelikle toplumsal barış, adalet ve eşitliğin gerçekleştirilebeceği sanısı, tam bir liberal-ütopik reformizmden ibaret. “Toplumsal adalet ve eşitliği sağlayacak toplumsal ahlaka dayalı hukuk”, özel savaş kurumları, TMK birlikleri ve koruculuğun lağvedilmesiyle “toplumların kendi iradesi, örgütlenmesi ve özgürlüğü önündeki tüm engellerin kalkmasının sağlanacağını” sanısı, aynı liberal ütopik demokratizm anlayışının ürünü; tabii Öcalan’ın anarko-demokratist çizgileriyle de sentezlenmiş olarak.

4

İşçiler yok, emekçilere sendika!

Ekonomik taleplere gelince, facia kaçınılmaz olarak daha da büyüyor. İşçi sınıfı ve ücretli kölelik yine görünmezleştiriliyor. Ancak en son maddede yer verilen emekçilere, layık görülen tek hak “örgütlenme ve sendikalaşma özgürlüğü”! Herkes için istenen özyönetim ya da özerklik hakkı, düşünce, ifade ve eylem özgürlüğü bile emekçilere gelince yok! BDP’li belediyelerin yıllar yılıdır sendikalaşma sözü verdiği taşeron belediye işçilerinin neden halen sendika hakkının tanınmadığı ve taşeron köleliğine berdevam ettiklerinin, taşeronluğun kaldırılması ve sendika talepli grevlerinin neden BDP tarafından kırıldığına dair bir açıklama da tabii yok. “Tekelciliğin tamamen önüne geçecek yasaların çıkarılmasını sağlamak” maddesi de yine tam bir neoliberal-ütopik reformizm örneği! Tastamam şu bildiğimiz neoliberal mali oligarşik rekabet yasalarının, neoliberalizm ağzından “anti-tekel yasa” diye sunulmasına denk düşüyor. Yok eğer değilse, o zaman bir yandan o tekelci kapitalist mali oligarşik egemenlik aygıtıyla müzakere temeldir deyip diğer yandan tekelciliğin tamamen önüne geçecek yasaların çıkarılmasını beklemenin nasıl bir mantık olduğu açıklanmalıdır. Gerçek şu ki, tekelcilik tamamen kaldırılmalıdır, bile denemiyor. Ve tabii, “ekonominin ekolojik ilkelere uyması…” Diyarbakır Belediyesinin Kazı Dağını rant imarına açması, 8 bin yıllık olduğu söylenen Hevsel Bahçelerinde ağaç kıyımı ve kum ocağı yaptırmasının, TÜSİAD YK üyesi Kürt tekelci burjuvası Kadoğlu’nun HES’lerine ses çıkarılmamasının hangi ekolojik ilkelere uyduğunu da bilmek isterdik. “Ekonomik alanı da siyasal ve toplumsal alan gibi demokratik toplumcu karaktere kavuşturmak” maddesinde, özel mülkiyet ve kapitalist üretim ilişkileri, ücretli kölelik, hatta taşeronluk bile kaldırılmadan, hangi demokratik toplumcu karakter diye sormak isteriz. “. Hem topluluklar ekonomisinin hem özel işletmelerin oluşturduğu ekonomik faaliyetlerin tam şeffaf olması temelinde toplumun en demokratik yaşam alanı olan ekonomik alanı toplumun çıkarlarını koruyacak biçimde anayasal ve yasal güvenceye kavuşturmak.” Formülü ise insanın neresinden tutsa elinde kalacak, ütopizm, liberalizm, anarşizm, eklektizm, postmodernizm, reformizm çorbası kıvamında.

Bir adım?

Her şeye karşın, Kürt hareketinin yüzünü daha fazla aşağıdan kitle hareketlerine çevirmeye çalışması da, genel yükseliş eğilimi belirginleşen kitle hareketlerine dönük mücadele programı tartışmalarının gündemleşmesi anlamlıdır. Ancak “düzeltilmiş kapitalizm ve düzeltilmiş demokrasi” anarko-liberal ütopik demokratizminden öteye geçemeyen KCK deklarasyon ve programı, bunun için bir referans olamaz. “Egemen sınıflar tarafından yıkılan adalet ve eşitlik anlayışının yarattığı tüm tahribatları gidererek toplumsal adalet ve eşitliği sağlayacak hukuku toplumsal ahlakı temel alarak yeniden yaratmak” tarzındaki liberalizm abidesi cümleyi tekrarlamak yeter. Liberal-ütopik reformizmin “toplumsal ahlakı temel alan hukuk” ile düzeltmek istediği, sakın şiddetlenen adaletsizlik, eşitsizlik, vahşileşen sömürü, büyüyen baskılara karşı kitlelerin isyan dinamikleri olmasın? Bizim işimiz, kitlelerin tahammül edemez hale geldiği köleliği tahammül edilebilir hale getirmek mi, eskisi gibi yönetemez hale gelen “egemen sınıfların” imdadına, onlar adına neoliberal yönetebilir (yönetişim) demokrasiyle koşmak mı? Yoksa onların rejim, devlet, yönetememe krizini derinleştirmek, kitlelerin bu köleliğe olan isyanını büyütmek ve örgütlemek mi?

Bu program, Gezi kitlelerinin tarihsel mücadele inisiyatifinin gerisinden gelmektedir ve ittifakı onu geriye çekerek, en zayıf ve geri yanından kurmayı istemektedir. Gezi’nin tepedeki burjuva çürümüş tape siyaseti ve temsili demokrasisinden giderek umudunu yitirdiği ve aşağıdan sokak demokrasisi ve inisiyatifini genişlettiği bir süreçte, Kürt hareketi önderliğinin meşruluğu ve demokratikleşmenin temelini neoliberal seçim, müzakere, yani halen –tüm antihegemonyacı söylemlerine karşın- o egemen sınıf devletinde araması, geriye değil ileriye doğru kapatılması gereken bir asimetridir.

Kürt halkına, seçim faaliyetlerine, özerklik kampanyalarına karşı her türlü ezen ulusçu, devlet, ırkçı-faşist baskı, engel ve saldırıların en büyük uzlaşmazlık ve kararlılıkla karşısında yer alır ve savaşırız. Gezi kitlelerinin de bunlara göz açtırmaması, yalıtması ve hesap sorması için en büyük çaba ve inisiyatifi gösteririz. Ancak Gezi’nin bir yanda Kemalistler ve ulusalcı reformizm, diğer yanda liberal reformizm parantezinde öğütülmesi ve geriye çekilmesine karşı da, komünistlerin görevi, bağımsız uzlaşmaz sosyalist devrimci sınıf savaşımı ekseninde örgütlenmesini ve ilerlemesini sağlamaktır.

Komünistler, kitle hareketinin geri yan ve kesimlerini değil, bütününü ve yığınsallığını gözetmekle birlikte sınıf karakteri ve bilinç olarak ileri kesimlerini ve dinamiklerini esas alırlar. Gezi’nin Kürt hareketinde, özellikle tabanındaki işçi, yoksul emekçi, genç, kadın Kürt kitlelerinde ve daha ileri ve arayış içindeki kesimlerinde ciddi bir basınç, etki ve çekim yaratmakta olduğu da görülmeli, ileriye, sokaklara doğru değerlendirilmelidir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*