Anasayfa » İŞÇİ SINIFI » Neoliberal burjuva demokrasisi, “bayanlar ligi”ni de “kadınlar ligi” yaptı!
Basketbol Federasyonu, "Bayanlar basketbol ligi, takımı" kavramlarını "Kadınlar ligi, kadın takımı" olarak değiştirdiğini açıkladı. "Bayan mı kadın mı" tartışması da yeniden alevlendi. Kapitalizm ve neoliberal demokrasisi, "bayan"dan "kadın"a doğru bir geçiş yaparken, ondan ileriye değil geriye doğru giden bir geleneksel devrimci yaklaşım çekim gücü olamaz.

Neoliberal burjuva demokrasisi, “bayanlar ligi”ni de “kadınlar ligi” yaptı!

Türkiye’de kapitalizmin içsel dönüşümü tüm üstyapı kurumlarında olduğu gibi neoliberal sermaye birikiminin engeli haline gelen geleneksel kültür, dil ve kavramları da sarsıp çözüyor, uluslar arasılaşan sermaye birikiminin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendiriyor.

Türkiye Basketbol Federasyonu’nun geçen hafta yönetim kurulu üyesi Jülide Sonat aracılığıyla “Bayanlar ligi”nin adını “Kadınlar ligi” olarak değiştireceğini açıkladı! Türkiye’de sınırlı bir çevrede de olsa kadın sorunu bağlamında uzun süredir tartışılan ve kadınlar tarafından savaşımı verilen bir konu, böylece ilk defa, dolaylı ve utangaç biçimde de olsa resmi plana taşınmış oldu!

“Bayan” hitabı, iki yüzlü ve sahtekarca bir nezaket kılıfı altında, kadın cinsiyetini bastıran ve yok sayan, “günahkar, tehlikeli, lekeli, suçlu, aşağı” olmakla eş tutan kemik ataerkil kültürün bir ifadesidir. Bu ülkede bir kadına “kadın” diye hitap ettiği için hakaret davası açılarak yargılananlar bile vardır!

Kapitalizmin içsel dönüşümü ve bunun temel bir yönü olarak neoliberal burjuva demokrasisi şimdi, utangaç ve dolaylı bir biçimde de olsa bu konuya, uluslar arasılaşmış spor alanından el atıyor, daha geniş bir alandan tartıştırıp, kitleleri alıştırarak, kamuoyu mühendisliğini bu alandan da yürütüyor. Basketbol Federasyonu’nun “Bayanlar ligi”nin ismini “Kadınlar ligi” olarak değiştirmesi, tekil ve raslantısal bir olgu değil, bu alanda yapılan çok sayıda neoliberal düzenlemenin, kampanyanın halkalarından yalnızca biri.

Sorun basitçe bir kavramın değişmesi de değil. Belli toplumsal ilişki biçimleri, insanların zihinlerinde belli toplumsal norm ve değer yargılarıyla da yüklü kavramlar haline gelirler. Ne zaman ki o toplumsal ilişki biçimleri değişmeye başlar, tabu gibi görünen o kavramlar da, geriden gelerek de olsa, sarsılmaya, yerini daha farklı ilişki biçimlerini ifade eden kavramlara bırakmaya başlar. Bu süreç, tabii ki çelişkisiz ve çatışmasız gelişmez. Tabu olan “kadın” kavramının, bizzat resmi bir spor federasyonu tarafından kullanıma sokulması da bunun bir ifadesidir.

Neoliberal burjuva demokrasisi, yalnızca dar biçimiyle siyasal değil, geleneksel siyasal-toplumsal egemenlik ilişkilerinin çözülmesi ve her düzeyde yeniden örgütlenmesidir. Kadın-erkek ilişkileri de yeniden düzenlenmektedir. Kadınların daha fazla ve daha doğrudan neoliberal kapitalist ekonomi, siyaset ve kültürün içine çekilebilemesinin ve onun doğrudan bir yeniden üreticisi kılmanın, kadın işgücünü daha geniş planda metalaştırmanın, kadınların artıdeğer üretimi kadar realizasyonunda da (tüketim) pazarlaştırılmasının, emekçi kadın dinamiğini sistem içine çekip onun bir payandası yapmanın bir gereğidir bu liberal “balans ayarları”. Bu basit görünen kavramsal tartışmanın ekonomik, siyasal arkaplanını, geçtiğimiz 8 Mart’ta boy boy yayınlanan burjuvazinin kadınlara dönük geniş kapsamlı raporlarında görmek mümkündür: Türkiye’de dünyanın en düşük düzeylerinde seyreden kadınların işgücüne ve eğitime katılım oranını ve toplam işgücü içindeki oranını 10 yıl içinde 2 katına çıkarmak, vb…

Bu neoliberal düzenlemeler, kuşkusuz kadınların ezilmesini, aşağılanmasını ortadan kaldırmamakta, geri düzeyde bir biçimsel hak eşitliği ile kadınları da sisteme daha fazla özümseyen ve kendisini yeniden üretmenin bir dinamiği kılan tarzda, yeniden şekillendirmektedir. Ancak bu basitçe bir aldatmaca ve kandırmaca olmanın ötesinde, kapitalist egemenlik ilişkileri sisteminin daha etkin ve içerden nüfuz edici biçimde yeniden örgütlenmesidir. Bu biçimiyle, bağımlı kapitalizm geçiş yaptığı bu yeni egemenlik düzleminden, kendisine tam karşıt bir eksenden, yeni ve daha yüksek bir komünist toplum ufkundan gelmeyen muhalif akımları da, içinden çözmekte fazla zorlanmamaktadır. Yalnızca dar siyasal, dar ekonomik değil ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel egemenlik ilişkilerindeki tüm yönlü ve bütünsel-içsel dönüşüm, dar siyasal planda ileri görünse de, siyasal-toplumsal, dahası kültürel planda da kapitalizmin giderek daha fazla gerisinde kalan geleneksel devrimciliğin kapitalist egemenlik sistemini yıkma şansı yoktur. Kapitalizm ve neoliberal demokrasisi, “bayan”dan “kadın”a doğru bir geçiş yaparken, kadın yoldaşlarına halen kadın demeye cesaret edemeyen, bu gibi sorunları feministlere özgü addedip ilgilenmeyen, neoliberal demokrasinin yalnızca orta sınıf kadınlarda değil bu gibi sayısız düzenleme, kampanya, uygulama ile emekçi kadınlarda da yarattığı etkiye karşı ondan ileriye değil geriye doğru giden bir yaklaşımla bir çekim gücü olamaz. Bu da liberal kadın anlayışına karşı kadınlara “bayan” bakışıyla değil, proleter sosyalist kadın anlayışıyla olur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*