Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » “Milyonlarca lira harcadım, toplum bana karşılığını vermeye mecbur!”

“Milyonlarca lira harcadım, toplum bana karşılığını vermeye mecbur!”

Fenerbahçe genel sekreteri Mahmut Uslu, 3-2 yenildikleri Beşiktaş maçının hakemine tepkiyle şunları söyledi:

“Biz daha kurumsal hale gelmeye çalışıyorduk. Anlaşılan meydan boş kaldı. Bu kadar hak yenir mi? Milyonlarca Euro harcadık!”

Eskiden, hiç olmazsa, “takımımız çok iyi oynadı, kazanmak bizim hakkımızdı, ama hakem hakkımızı yedi” filan denirdi. Şimdi “milyonlarca para harcadık, daha çok kar etmek hakkımızdı, ama hakem yüzünden kardan zarar ettik” deniyor. Yenilgiyi hakeme atfetme klişesi bile, daha iyi oynayana yapılan haksızlık değil de, milyonlarca Euro harcamış olana yapılan haksızlık sayılıyor. “Milyonlarca para harcadım, toplum bana karşılığını vermeye mecbur!”

bahisEndüstriyel futbol

AB mali oligarşisi, 1990’ların ikinci yarısında, futbolu son toplumsal, kültürel, sportif kalıntılarından da soyutlayarak, sadece bir “ekonomik etkinlik” olarak tanımlayan kararlar aldı. Bu, futbolun neoliberal endüstriyel dönüşümünün ifadesiydi. Hemen ardından İtalya, İngiltere, Brezilya, Türkiye gibi çok sayıda ülkede futbolda “şike operasyonları” geldi. Bu da, futbolda geleneksel mafya ve bürokrasi egemenliğinden büyük tekelci oligarşik sermaye gruplarının “kurumsal” azami kar egemenliğine geçişin bir ifadesiydi.

Türkiye’de de futbolda neoliberal endüstriyel dönüşüm çerçevesinde, banka, borsa, tekellerin mali oligarşik mutlak egemenliğine hızlı bir geçiş yaşanıyor. “Süper Lig”e, yani süper endüstri, ticaret, finans karları futboluna geçildi; stadlar AVM’leşti, futbol klupleri markasıyla ne satsan gider (inşaat, tekstil-konfeksiyon, TV, internet, borsa, pasolig, bahis, vd) şirketleri kuruldu, küresel ortak yatırımlar başladı (Yandex-Fenerbahçe, vd), küresel futbolcu ticareti sınırsızlaştı, Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kuruluna tekelci kapitalist patronlar doluştu, bu yıl süper ligin açılışı bile Borsa’da yapıldı.

Futbolun “kurumsallaşması”, banka, borsa, tekellerin kritik bir yatırım ve sömürü alanı haline gelmiş olması, bu yüzden yatırılan milyon dolarların azami karla geri dönüşünün de azami verimlilik, azami denetim mekanizmalarıyla güvence altına alınmak istenmesidir. Azami verimlilik, azami denetim mekanizmaları yalnızca milyonlarca taraftara değil, en basit insan hataları bile milyonlarca doları riske edebileceğinden oyuncu ve hakemlere de uygulanır. Spor rekabetçi kazanma/kaybetmeye, o da mali sermaye kar/zararına indirgenince, zaten geriye ne spor ne insan diye bir şey kalır.

Mahmut Uslu, “biz daha fazla kurumsallaşmaya çalışıyorduk” derken, “biz artık şike yapmamaya çalışıyoruz, çünkü tekelci kapitalist endüstriyel ‘fair play’ yasalarına göre, milyonlarca Euro harcamış olarak, zaten her maçı ve şampiyonluğu baştan satın almış oluyoruz, bu yüzden şike yapmaya da ihtiyacımız zaten yok. Ama yenildiysek, o zaman rakip ve hakem şike yapmış, endüstriyel ve borsa karlarımızı yemiştir” demeye getiriyor.

“Milyonlarca Euro harcadık!” Futbolda da safkan neoliberal kapitalist işleyiş ve zihniyetin en özlü ifadesidir. Sporun, oyuncuların, hakemlerin, işçilerin, taraftarların yatırılan “milyonlarca Euro”nun karşılığını azami fazlasıyla trink diye vermekle yükümlü bir makine olarak görüldüğünü gösterir.

Karları özelleştirip zararları toplumsallaştırma

“Bu kadar para yatırdım/harcadım, toplum bana şu kadar artı-karşılığını vermeye mecbur ” zihniyetinin her şeyin merkezine yerleşmesi, günümüzde kapitalist değer üretimi ve gerçekleştirmesinin her türlü toplumsal ilişkiyi kendine tabi kılmasının; eğitim, sağlık, ulus, din, aile, spor dahil bir dönem dokunulmazlık atfedilen ne varsa, bunları yıkıp yerine sermayenin bencil çıkara dayalı ilişkilerini geçirmiş olmasının ifadesidir.

suriyelilere_4_milyar_tl_harcadik_h54054Erdoğan-AKP de iki de bir “mültecilere 6 milyar lira harcadık” derken, aynı safkan neoliberal kapitalist zihniyeti sergilemektedir. Söyledikleri miktarın yarısını bile mültecilerin toplumsal ihtiyaçları için kullanıldığı şüphelidir, “harcadıkları” da -sanki kendi ceplerinden harcamışlar gibi!- zaten kapitalist şirketlerin ceplerine gitmiştir. Zaten hangi kapitalist güç, mültecilerin kara kaşı kara gözü için tek kuruşuna kıyar ki? “Mültecilere şu kadar harcadım” demek, zaten “kendi bencil uluslar arası çıkarlarıma şu kadar yatırım yaptım, karşılığını isterim” demektir! Kimden? İlk elde mültecilerden alamayacaklarına göre, mültecileri üzerine salarak şantaj yaptıkları AB ve küresel mali oligarşiden! Erdoğan-AKP mültecilere yaptığını iddia ettiği “harcamanın” karşılığında, mültecileri şantaj aracı olarak kullanarak, Suriye’den “güvenli bölge”, yani pay istiyor!

Türkiye burjuvazisi ve devletinin de, mültecilere “harcadığını” iddia ettiği paranın, aslında Suriye’den pay alma yatırımı olduğu açığa çıkıveriyor. AB daha çakal, o da Türkiye’nin AB ödeneğinden 1 milyar Euro vereyim, mülteciler Türkiye’de kalsın diyor. Eh dedik ya, hiçbir kapitalist bencil çıkarlarını azamileştirme hesabı olmadan, bir kuruş bile karşılıksız “harcamaz”. Böylesine insanlık dışılaşmış bir çakallık sistemidir işte kapitalizm.

Ancak “şu kadar harcama yaptım, karşılığını vermeye mecbursunuz!” mantığı ne yazık ki, kapitalistlerle sınırlı değildir. Kullanım değerine dayalı tüm ilişki biçimlerin tasfiye edilip, yerine kapitalist değere dayalı bencil çıkar ilişkilerinin geçtiği neoliberal kapitalizm koşullarında, tüm topluma ve gündelik ilişkilere de sirayet etmektedir.

Örneğin sağlıkçılara ve öğretmenlere dönük şiddette, sağlık/eğitim piyasalaşmasının, “şu kadar para harcadım, karşılığını vermeye mecbursun!” zihniyeti işlemektedir. Cinsel aşk ilişkileri bile, artık “şu kadar harcama yaptım, karşılığını vermeye mecbursun” neoliberal kapitalist zihniyetine indirgenmektedir.

Somut toplumsal emek, ihtiyaç ve gelişme niteliğinin soyut kapitalist değer/para niceliğine alçaltılması, sömürüyü koşullar. Sağlık, eğitim, spor, sanat, doğanın, her türlü toplumsal ihtiyacının, mültecilerin ihtiyaçlarının bile parasallaştırılması, hepsinin yıkıcı sömürgeleştirilmesine yol açar. Her türlü toplumsal ilişkinin parasallaştırılması, sömürüyü gözlerden gizlediği gibi, çok parası olan için “hak” diye doğallaştırır.

Ancak kapitalizmin doğası gereği, küresel ölçekten devleşen proleter üretkenliğin kapitalist artı-değer sömürüsüne, muazzam genişleyen ve çeşitlenen ürün kitlesinin kapitalist piyasa ölçütüne, tüm ilişki ve gereksinmelerin parasal karşılığa indirgenmeye devam etmesi, üretimin toplumsallaşması ile sermaye-meta-paraya dayalı ilişki biçimleri arasındaki çelişkiyi derinleştirir. Proletarya-burjuvazi arasındaki uzlaşmaz karşıtlık, kapitalizm ile komünizm arasındaki hücresel ve sistemsel karşıtlık zeminden genişleyip derinleşiyor.

Komünizmin sloganı şudur: Zenginliğin emek-değer ve artı-değer biçiminde üretimine, azalan sayıda elde para biçiminde azami birikimine dayanan kapitalist toplumsal ilişkiler sisteminin, tüm ekonomik-toplumsal yasaları ve ilişki biçimleriyle birlikte tarihin çöplüğüne atılması. İnsanın ileri derecede toplumsallaşıp evrenselleşen, artık kapitalist değer ve para ölçütüne sığmaz hale gelen yetileri, ilişkileri, gereksinmeleri birlikte, onları yıkarak özgürleşmesi. (Bkz. KDÖ Mücadele Platformu)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*