Anasayfa » DÜNYA » Milyonlarca göçmen sınırların sınıflarla birlikte kalkacağı bir dünyayı çağırıyor!

Milyonlarca göçmen sınırların sınıflarla birlikte kalkacağı bir dünyayı çağırıyor!

normalIH1U2“Göçmen sorunu” ya da “sığınmacı krizi” gibi kavramların artık fazlasıyla hafif kaldığı bir noktadayız. Yaşanan küresel planda güneyden kuzeye, doğudan batıya adeta tektonik bir nüfus hareketidir.

Birleşmiş Milletler raporlarına göre, ülkelerinden edilenlerin sayısı, yıldan yıla büyük artışlar gösteriyor: 2012’de 37 milyon kişi, 2013’te 52 milyon kişi, 2014’te 60 milyon kişi. Bu yıl gözle görülür bir patlama daha yaşanan uluslar arası, kıtalararası göç dalgasının 75 milyon kişiyi aşacağı, tahmin ediliyor.

Yani artık her yıl Türkiye nüfusu kadar büyük kitleler, ya da dünya nüfusunun yüzde 1’i ülkelerinden göç etmek zorunda kalıyor. Yalnızca 4 yıl içinde dünya nüfusunun yüzde 3’ü yıkıcı uluslar arası ve kıtalar arası göç dalgalarına zorlanmış durumda. (Bu rakamlar bunun yaklaşık 1.5-2 katı civarındaki iç göçleri kapsamıyor.)

2242028-gocmen-teknesi-alabora-oldu-en-az-40-olu-655034-664x354Görülmemiş yığınsallıkta ve binlerce kilometrelik göç hareketleri, emperyalist kapitalizm altındaki dünya nüfusunun genişleyen bir kesiminin, emeğin, insanın ve doğanın kendini yeniden üretemez noktaya kadar sömürüldüğünün ve ezildiğinin, maruz kaldığı şiddetli sosyal yıkım, eziyet ve çöküntülerin en bariz ifadelerinden biri. Gerici katliamcı ele geçirme savaşlarının, neoliberalizmin sosyal buhran ve çitleme ekonomisinin, özelleştirmelerin yol açtığı altyapı yıkımlarının, yıldan yıla büyüyen kuraklık ve aşırı iklim olaylarının, genişleyen sosyal çöküntü ve siyasal dehşet ve çürüme alanlarının çarpan etkisi, giderek daha geniş kitlelerin maddi-manevi yaşam olanaklarını ortadan kaldırıyor.

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, geçen yıl “küresel göç olgusunda bir paradigma değişikliğinin yaşanmakta olduğu” tespitini yaptılar. Ancak bu emperyalist kapitalist “paradigma değişikliği”, katlanarak büyüyen kıtalar arası göç kaymasının ne toplumsal-siyasal nedenleri ne de stratejik insani çözüm politikaları üzerine hiçbir şey söylemediği gibi, tam tersine göç hareketlerini daha dehşetli “ölüm olimpiyatları”na çevirmenin adı oldu.

2013 yılına kadar, Avrupa güney devletleri, Mare Nostrum gibi programlar altında, Kuzey Afrika sahillerine kadar uluslar arası sularda arama kurtarma operasyonları yürütüyorlardı. Bu operasyonlarda aslen göçü engellemeyi hedeflese de, 200 binden fazla göçmeni boğulma tehlikesinden kurtardı, yüzlerce köle tüccarının yakalanmasını sağladı. Bu genişletilmiş “arama-kurtarma” programları bile, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Güney Avrupa ülkelerindeki büyük kitle isyan ve direnişlerin, bunların Akdeniz havzasının iki tarafındaki kitleler arasında yarattığı etkileşim, duyarlık ve devletlere basıncının bir kazanımıydı.

05 (8)2014 başında ise, BM ve AB mali oligarşisi, uluslar arası sularda “arama-kurtarma” çalışmalarının “göçü özendirdiğine” hükmederek bütçesini kesti ve durdurdu. Bunun yerine AB Sınır Gözetim Sistemi (Eurosur), Denizcilik Gözetim Sistemi (Marsur), İtalya’da Triton, Yunanistan’da Poseidon operasyonları gibi, göçmenlerin yaşam güvenliğini göstermelik ve biçimsel olarak bile bir yana bırakan, sorunu salt askeri sınır güvenliğine indirgeyen (göçmen teknelerine bizzat ateş açılması ve batırılmasını da içeren) askeri programlar geçirildi. AB Komisyonu’nun 20 Nisan 2015’te uygulamaya koyduğu “mülteci krizine karşı 10 maddelik eylem planı” ise, göçmenlerin kullandığı deniz araçlarının imha edilmesi, göçmenlerin bulundukları yerde alıkonulup, en büyük hızla geri gönderilmesi, Avrupa’nın yanısıra Türkiye, Mısır, Tunus gibi göçmen kapılarının kat kat kale duvarlarına çevrilmesi, göçmenlerin kriminilize edilmesi gibi, tümüyle baskı ve ezme politikalarına dayanıyor.

Göçmenler, giderek daha tehlikeli, giderek daha eziyetli güzargahları kullanmaya itilerek, giderek daha çok ölmeye zorlanıyor. Türkiye, Adalar, Yunanistan, Makedonya, Sırbistan üzerinden geçen göç yolları, göçmenler için giderek daha dehşetli bir “ölüm dekatlonuna” çevriliyor. Türkiye’de de Ege sahillerine yığılan göçmenlere dönük operasyonlar, ters kelepçeyle Adana ve Mardin’deki kamplara sürülme, polis barierleriyle çevreleyip kafese kapatma gibi uygulamalar, bu insanlık düşmanı küresel-bölgesel mali oligarşik politikaların bir ifadesidir.

04 (3)Onbinlerce, yüzbinlerce, milyonlarca göçmen, çölleri, dağları, mayın tarlalarını, sınır duvarlarını, denizleri, dikenli telleri aşarak, günler boyunca aç susuz, hastalıktan kırılarak, her yerde polis, asker, ırkçılık ve çetelerle mücadele ederek, arkasında binlerce ve binlerce ceset bırakarak, ama mücadele ederek, direnerek, isyan ederek, yürüyor, yürüyor, yürüyor… Kapitalist mali oligarşinin insanlık düşmanı “uygarlığının”, “sınır” denilen tekelci özel mülkiyetçilik ve burjuva ayrıcalıkların, neoliberal demokrasi ve despotizminin, maskesini düşürerek yürüyor. Toplumsal-sınıfsal mücadelenin bir dinamiği, bir biçimi olarak yürüyor.

Emperyalist kapitalizmin sonsuz dehşetine dehşetli bir son verileceği, sınırların sınıflarla birlikte ortadan kalkacağı, mekanın, zamanın ve yaşamın sermaye, devlet, ırk, ulus zincirlerinden özgürleşeceği bir dünyayı çağırıyor!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*