Anasayfa » DİRENİŞ ÇADIRI » Metal işçilerinin direniş alanlarından notlar…

Metal işçilerinin direniş alanlarından notlar…

isci_eylemleri_yayiliyor_h70139_96e92Direnişteki her bir işçide örgütlülüğün ve direnişin güçlenmesi ve sürdürülmesi için, sıkı bir işçi disiplini, iç ve çevre denetimi, direnişin bütününden sorumluluk duygusu, nesnellikten öznelliğe geçiş ve bunu koruyacak birlik sorumluluğu var. Her bir işçi direniş yerinin denetim ve güvenlik sorumlusu gibi hareket ediyor.

İşçilerdeki denetim ve güvenlik önlemleri, dayanışmaya gelenlere yer yer abartılı görünse de, işçiler direnişin öz güvenliğini sağlama kaygısı, işçi disiplini ve hakimiyeti, kolektivizm ama bunun içinde işçi demokrasisi de kendini hissettiriyor.

Böyle bir güvenlik, böyle bir çelikten disiplin ve kuş uçurtmayan bir kuşkuculuk olmasaydı acaba böyle bir direniş, Türk Metal çetesinin, MESS’in, devletin her türlü baskı ve ayak oyununa karşın ortaya çıkar mıydı?

Alanda güçlü biçimde kendini hissettiren işçi denetimiyle birlikte, mizah, eğlence, geyik de bolca var. Ama espriler bile sınıfsal ve gerçekçi.

Vali, MESS, Türk Metal kumpasını dağıtan, onlarla dalga geçen, ama dalga geçerken bile gevşekliğe olanak tanımayan bir hava var. Bu patronlarla dalga geçme, aslında işçi sınıfının tüm kesimlerinde ortaya çıkıyor. Onca değersizleştirilmeye karşı, değersizleştirenlerin bir tür değersizleştirilmesi bu. İşçinin onurunu korumasının bir biçimi. Dönem işçi sınıfının patronlarla alay etmesi dönemi. Bizim işyerinde de sabah akşam işçi arkadaşlarla patronun hareketlerinin, konuşmalarının, nasihatlarının, nutuklarının dalgası var. Patron geliyor, “benimle dalga mı geçiyorsunuz?” diyor. Tabii sonra bununla da dalga geçiliyor.

Şimdi Bursa’da Tekelci sermaye, devlet ve çete sendikası üçlüsünün, altını oymak için harıl harıl çalıştığı, işçi disiplini, inisiyatifi, duruşu bu. İşçiler mücadelenin çetinliğinin, büyük patronların henüz nabız yoklamaları yapıp açık ve zaaf aradığının, ama son hamlesini henüz yapmadığının farkındalar. Her türlü gelişmeye hazırlıklı olmaya çalışıyorlar.

Su, çay, ekmek arası, domates, biber, peynir, birlikte hazırlanıyor, birlikte kaldırılıyor, temizlik, işbölümü, gönüllülük, sorumluluk ve dayanışma her an kendini hissettiriyor. İşçiler arası kaynaşma, sosyalleşme, fabrikalar arası dayanışma, belki biraz yavaş ama gelişiyor. Fabrikalar arasında her biri eyleme dönüşen dayanışma ziyaretleri ve dönüşüm artarak sürüyor. Sadece ilk elde artık herkesin bildiği ve duyduğu fabrikalarda değil, adı pek duyulmamış bir çok fabrikada da bu hareket ortaya çıkıyor, işçi örgütlülükleri, dayanışma etkinlikleri gelişiyor.

Tofaş işçisinin deyimi ile “profesyonal olmayan”, gönüllülük, güvenilirlik, beceri temelinde işçilerin kendilerinin belirlediği ve uyduğu bir doğal öncü işçiler temsilciliği, kurulları sistemi işliyor ve kararlılar. Fabrikalar arası kurullar, bağlar, toplantılar henüz çok güçlü değil ama, önce enformal ağlarla işleyen, sonra birleşik eylemlerle devam eden biçimde, giderek güçleniyor. Direniş temsilcileri ve sözcüleri, patron ve adamlarından gelen tehdit ve rüşvetleri elinin tersi ile itiyor, işçilerden aldığı sorumluluğu ve görevi disiplinle yerine getiriyor. Gelişmeler hakkında işçi arkadaşlarını bilgilendiriyor.

Sadece bir fabrikada 5 bin işçi. Fabrikalar küçük birer şehir gibi. 5 veya 5 bin, diyor bir Tofaş işçisi, sadece birimizin bile kartı basmazsa, farklı dilden konuşuruz. 1 artı 1 artı 1’den çok farklı bir şey bu…

Sanayi proletaryasının duruşu, bana içinde bulunduğum hizmet proletaryasının içinde debelendiği dağınıklık, kendi emeğine ve sınıfına yabancılık, kendi sınıf gerçekliğin kaçışı düşündürtüyor… İnsan aklı, emeği ve onuruna saldıran bu neoliberal kapitalizmi dağıtmada, sanayi proletaryasının bu yönde etkisi ve öncülüğü olacak. Sanayi proletaryasının giderek hareketlenmesi, kent merkezlerinde sınıf oluşum süreçlerini de etkileyecek. Bunlar birbirine içerili olarak birbirini tamamlayacak. İşçi sınıfının daha geniş temelden toplumsallaşarak sınıflaşması, kolektif işçi kaynaşması, kolektif üretim ve yeniden üretim süreci bilinci, böyle dönüşecek.

Kaynaşmanın ve toplumsallaşarak sınıflaşmanın tohumları farklı biçimlerde de kendini gösteriyor. Öncü işçiler, işçi aileleri sosyal medyadan da örgütleniyor, sosyal medyayı örgütlüyor. Birbiri ardına diren şu fabrika hashtagleri, sanayi, hizmet, mağaza, ofis sosyal ağları kuruluyor…

******

Alanda yer yer Osmanlı müziği, dinci gerici sloganlar duyuluyor, bireysel namaz kılmalar da görünüyor.

İşçiler güleç ama aynı zamanda sertler.

İşçiler ziyaretçilere ne olduğu önemli değil güven temeli üzerinden ilişki kuruyor.

Açıktan şunu soruyorlar, niye geldin?

Diyorsun ki dayanışmaya, desteğe geldim. Diyor ki söyle bakalım bana nasıl destek olabilirsin? Neden destek olmak istiyorsun? Öğretmen misin? Ne yapacaksın destek olmak için okula gitmeyecek misin? Çocuğu derssiz mi bırakacaksın.
Mağaza, ofis, büro vs. işçileri anladık sizi tamam da ben metal işçisiyim, bana ne yararın olacak, biz birlikte ne yapacağız?

Arada şunu da diyor, madem desteğe geldin al bari şunu ye, iç.
Ama şimdi söyle bakalım, bizim direnişimiz ne katacak size? Siz ne katacaksınız bize?

Mesela diyorsun ki bu direniş bizi çok etkiledi, kentteki işçilere moral oluyor vs.

Tamam anladık, çok yeri etkiliyor, önemli, bizi duydunuz, bu süreçte ne yapabilirsiniz? Sen nesin abi abla kimsin? niye bugüne kadar yoktun?

İşçi düz kaba tarzda geleni bazan incitici, faydacı tarzda yaklaşmasının da sebepleri var, bunun altında yatan daha önceden sınıf temelinde bütünleşme sağlamaması, dışardan bireysel destek olmak gibi bulanık bir şey işçi için güven verici değil.

Avukat gelmiş ben sizin davanıza bedava bakarım diyor, git kardeşim bizim avukatımız var, sen kimsin şimdi niye bana yardım etmek istiyorsun?

Basit bir işçi kendisinden yola çıkarak şöyle bakıyor:

Bir işçi sırf dayanışma için, destek için taa başka şehirlerden niye gelsin ki? Bir işçi karşılıksız destek vermeye gelmez.

İşçi birlikte bir iş yapabilmek, dayanışabilmek, destekte alabilmek için açıkça ortak temelde bütünleşecek bir şeyler yapmayı şart koşuyor.İşçi bu süreçte gücü kendinde görüyor ve bunun dışındakilerin biçimsel desteğiyle pek ilgilenmiyor.

Bunu bulamadığı kişiden şüphe duyuyor, alandan dışlıyor.

Bu tutumlarında hem yılların biriktirdiği güvensizlikler, hem de daha az laf, daha çok örgütlenme, eylemli dayanışma, işçi otoritesi ve pratikçiliği, somutluk ve yalınlığı, güç ve umut görme isteği var…

Bir yorum

  1. ne kadar güzel aktarmışsınız. Yoğun, dikey, özlü. Coşku verici, yerinde duramazlaştırıcı, hedeflendirici.
    okuyup geçmenin imkansız olduğu bir “yazı”: Asla yazı değil: Toplumsal proletaryanın sınıfsal kolektif iletişimi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*