Anasayfa » GÜNÜN İÇİNDEN » Mert kapitalist: MEB

Mert kapitalist: MEB

“Şecaat arzederken merd-i kıpti sirkatin söyler” Çingenenin merdi kendini överken hırsızlığını söyler, anlamına gelen bu söz, içerisinde bulunduğumuz modern zamanlarda ırkçılık karşıtı bir düzeltme ile şöyle ifade edilse gerektir:

“Merd-i burjuva şecaat arzederken sirkatin söylermiş…”

Kapitalist zamanların hırsızları olan burjuvalar, kendilerini övelim derken emekgücü hırsızlıklarını bir kez daha itiraf ettiler. KPSS skandalının ardından Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) “çözüm buldum” açıklamasında soruşturma uzarsa öğretmen açığını “ücretli öğretmenlik” alımıyla kapatacağını duyurdu!

Ücretli öğretmenlik, bireysel bir sözleşmeye imza atarak ücretli görevlendirilen ve okul, ilçe veya il milli eğitim müdürünün sözleşmeyi feshetmesi durumunda işten çıkarılacak, tamamıyla işgüvencesiz bir öğretmen istihdam biçimi. Haftalık 30 saat derse girebilmeleri durumunda -ücretlerinden vergi kesildikten sonra- yaklaşık aylık 500 TL’ya çalıştırılan ücretli köleliğin adı, “ücretli öğretmenlik”.

İşte, KPSS sorunlarının organize biçimde dışarıya sızdırıldığı ve satıldığı açığa çıkınca “çözüm” diye sunulan bu istihdam biçimi: İşçi öğretmenlerin sayısının arttırılması. Kapitalist patron olan MEB, işçi olan da ücretli öğretmenler. Bakanlık güya mertçe, “çözüm buldum” diye kendi kendisine övünürken, aslında emek hırsızlığını itiraf ediyor.

Peki bu durum MEB’teki “kötü niyetli yöneticiler”den, bunların”kişisel tercihlerinden” mi kaynaklanıyor? Örneğin mesela hükümet değişse, MEB değişebilir mi sizce? Hayır, bu Milli Eğitim Bakanlığı’nın hükümetler üstü kapitalist yapı ve karakterinden kaynaklanıyor. MEB patrondur, öğretmenin emekgücünü işletir ve sermaye biriktirir. “Eğitimde özel sektör” adı verilen örgütlü hırsızlık şebekesi ile kolkola, kadrolu öğretmenlerin ücretlerini aşağıya doğru baskılar, kamuda ücretli öğretmenliğin yaygınlaşması işte bu stratejik hedefin fethi içindir.

Eğitimde özelleştirme, 80’li yıllarda başladı. İlk dershane ve özel okulların açılmasından sonra, giderek bu karlı sermaye biriktirme alanı büyüdü ve genişledi. Bugün derhane ve özel okul piyasası milyon dolarların döndüğü dev bir paralel sektör haline geldi. Özel sektörün genişlediği bu yılların ardından, özellikle 2000’li yıllardan sonra MEB de kapitalist değişime uyum sağlamak için kendince stratejik adımlar atmaya başladı. Bütçe hesaplamalarında eğitime kamudan ayrılan pay yük olarak görülmeye başlandı, bunu aşağıya çekmek için okulların ödenekleri kesildi. Kamuda örgütlü eğitim sendikaları düzeniçileştirildi, muhalefetleri can yakmaz düzeye getirildi. Onbinlerce öğretmen açığı varken atamalar durduruldu, üstüne üstlük fazladan 300 bin öğretmen okullardan mezun edildi, işsiz öğretmenler birbirleriyle rekabete sokularak KPSS’ye mahkum edildi. Tek biçimli, kadrolu çalışma ortadan kaldırılarak ücretli-vekil-sözleşmeli öğretmenlik statüleri yaratıldı, onbinlerce öğretmen özel okul ve dershanelerin rekabet koşullarında güvencesiz çalışma koşulları altında işçileştirildi.

Bunların üstüne bir de, son KPSS de ÖSYM’de daire başkanı olan M.T.’nin, ÖSYM Soru Hazırlama Komisyonu Üyesi olan eşi G.T.’nin, KPSS eğitimi de veren bir dershanenin sahibi olduğu ortaya çıktı!

Sorular satıldı, son KPSS muhtemelen iptal edilecek…

Tüm bunların sonunda gelişmeler bizi “mert burjuvalar”ın karşısına getirdi. Karşımızda öğretmenin, eğitimin onurlu işçilerinin emekgücünü satın alıp pazarlayan bir şebeke var. Burjuvanın merdi, kendini överken hırsızlığını söylermiş. MEB’in son ücretli öğretmenlik açıklaması budur.

Bu kapitalist sistemin karşısında, açıkça ve (evet karşı yönden, kelimenin gerçek anlamıyla) mertçe, ücretlisiyle-kadrosuyla-sözleşmelisi-dershane öğretmeniyle-işsiz ve işçi öğretmenlerin birleşerek söyleyeceği bir çift söz olur elbet. İşte günümüzün kendileriyle övünen emek hırsızlarının korkusu da, saltanatlarının bittiği nokta da o andan sonra başlayacaktır.

Konuyla ilgili Eğitim Emekçileri Derneği’nin açıklaması şöyle:

Basına ve Kamuoyuna…
Yüzbinlerce öğretmenin umutla beklediği ve yine bir o kadar da işsiz gencin geleceğini belirler hale gelen KPSS skandalına dair şu ana kadar tatmin edecek bir açıklama yapılabilmiş değildir.

En başından beri stres, bunalım, umutsuzluk üreten KPSS, ortaya çıkan skandalın ardından öğretmen olarak atanmayı bekleyen işsiz öğretmenlerin psikolojik ruh hallerini daha da derinleştirmiştir. 2010 KPSS ile gündeme gelen iddialar, öğretmenler, veliler ve tüm kamuoyu tarafından kaygı ile izlenmektedir.

Sorumlu kurumlarca yapılan açıklamalarda olayın araştırıldığı söylenmekte fakat yüzbinlerce gence çözüm olarak hiçbir şey sunulmamaktadır. Sorun ne soruları çalanların bulunmasıyla ne de sınavın iptal edilip tekrar yapılmasıyla çözülebilir. Rekabet, umutsuzluk, cinnet, geleceksizlik, intihar ve ölüm üreten sınav sisteminin saklanamayacak kadar açığa çıkan çürümüşlüğünün sadece bir sonucudur bugün skandal olarak ifade edilen.

Sınavın tekrarı sonrası yapılacak bir atama da eğitim sisteminde yaşanan sorunlara çözüm olmayacaktır. Okullarda yüzbinlerce öğretmen açığı mevcuttur. Atanacak olan 30 bin
öğretmen ile okullardaki öğretmen açığının kapatabilmesi mümkün değildir. Kaldı ki eğitim-öğretim yılı başında atamaların da iptali ile daha bir derinleşen öğretmen açığının kapatılması için bulunan çözüm işgüvencesiz ve kölece çalışmanın adı olan “ücretli öğretmenlik” olmuştur. Üç kuruşa, işgüvencesiz, sendikasız, sigortasız çalıştırılan ücretli öğretmenler…

2010 KPSS sınavı iptal edilerek yeni bir sınav yapılmaksızın tüm öğretmenlerin koşulsuz kadrolu olarak atamaları yapılmalıdır. KPSS tamamiyle kaldırılmalı, bu durumdan etkinlenecek milyonlarca öğrenci ve velinin mağduriyetleri giderilmeli, öğrenciler öğretmenlerine kavuşmalıdırlar.

İşsizlik ve geleceksizlik girdabında boğulmak istemiyoruz. Sefalet, intihar ve bunalımı reddediyoruz.
İnsanca yaşam, güvenceli iş, insanca yaşanacak ücret istiyoruz!

Eğitim Emekçileri Derneği
03.09.2010

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*