Home » GENÇLİK » Lice: Barış, Çözüm Süreci Değil, Neoliberal Katliam Süreci!…

Lice: Barış, Çözüm Süreci Değil, Neoliberal Katliam Süreci!…

Kürt halkı, Amed’e bağlı Lice’de 24 Mayıs’tan bu yana yapılan operasyonları ve kalekol inşaatını durdurmak için yol kesme eylemleri yapıyordu. Askerlerin halkın araçlarını yakması, sürekli gaz, plastik mermi, tomalarla saldırması ve imha edeceğiz tehditleriyle saldırılarını sürdürürken 8 Haziran günü gerçek mermilerle yaptığı saldırıda 2 kişi hayatını kaybederken, onlarca kişi de yaralanmıştır.

Haziran Direnişi sırasında yine Lice’de, yine kalekol inşaatına karşı ölümle sonuçlanan bir protestoda Medeni Yıldırım yoldaşımızı kaybetmiştik. Acılarımız üzerinden kurduğumuz köprü de Taksim-Lice, Kadıköy-Lice, Kızılay-Lice, Gündoğdu-Lice, Konak-Lice vb. meydan meydan, ilçe ilçe kurulan köprülerin direnişçesi, “Türkiye-Kürdistan sermaye devletine direnenlerin köprüsü”ydü.

AKP hükümetinin ve sermaye devletinin MİT’iyle, TÜSİAD’ıyla, TOBB’uyla hep beraber “güdük, ağır aksak” ilerlidiğini ifade ettikleri neoliberal çözüm süreci ağır aksak değil katliamlarla, yeni baskı ve sömürü rejimlerini tahsis edilişiyle ilerlemektedir ve bu süreci yavaşlatan, ağır aksak işletilemez hale getirenin ise Kürt halkının baskı ve sömürüye dair kaldırdığı başları göstererek, yeni katliamların yollarını aralamaktır. Şırnak’taki madende iş cinayetinin hesabının sorulması süreci bozacaktır. HES’lere, barajlara karşı direniş süreci bozacaktır, kalekollara karşı hendek kazma süreci bozacaktır, Roboski’nin, Ceylan’ın, Uğur’un ve diğer Kürt halkına yapılan katliamların faillerinin bulunması istemek süreci bozacaktır.

lice-AA

Süreç bozulmazsa…
Kürt ve Türk burjuvazisinin ele ele vererek Kürdistan coğrafyasının HES’lerle, duble yollarla, havalimanlarıyla doğasının, işçi cinayetleriyle, kölece çalışma rejimleriyle insanının sömürülmesinin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. HES’lerin Karadeniz’de yarattığı tahribatın Kürdistan’da yaşanması demektir. Dicle’nin, Fırat’ın tarihinde görmediği zulmü yaşaması demektir. Sarp dağların ehlileşmesi, uysallaştırılması, bozkır yerine beton demektir. Canlı çeşitliliğinin, yabani yaşamın son bulması demektir. Havalimanlarını büyük zenginlik diyerek, uçağa binemeyecek olan işçi, emekçi, kent ve kır yoksulu Kürt halkına betonu, gürültüyü, hava kirliliğine boğmaları demektir. Şırnak’ta havalimanı yaparak hem doğayı hem insanı katlederken Şırnak’ın kalkınmasını göstermeye çalışan burjuvazi, Şırnak’ta 1800’lerin teknolojisinin -bidonla yerin altına inilen- kullanıldığı madende çalışan işçilerin yaşamının yok edilmesi demektir. Süreç, bu işçi cinayetinin gösterdiği işçi sağlığı ve güvenliğinin ne oranda olduğunun görülmemesi; bunun için emek, sağlık, beden, yaşam mücadelesi için direnişin örülmemesini beklemektir.
Süreç adı verilen zaman içerisinde Kürt halkının hemen hemen hiçbir talebi gerçekleşmezken bölgesel olarak sermayenin akışının hızlandığını görmekteyiz. Süreç bozulmazsa tekelci sermayenin damarları Kürdistan’da yol almaya devam edecektir. Esas bozulmak istenen Kürt halkının kendisiyle özdeşleşen serhildan/başkaldırı kültürünün yok edilmesidir. Gezi Direnişi’nin de ortaya çıkarttığı Türkiye Halklarının kapitalist yaşam biçimlerine olan öfkesi ile Kürt halkının özgürlük mücadelesinin birleşmesinin önünün kesilmesidir.

KADIKÖY

Gerçek barış …
Gerçek barış halklar arasında olur naifliğiyle, Türk ve Kürt halkının basit bir kardeşlik romantizmiyle olacağını yazmayacağız. Gerçek barış, Kürt-Türk, Müslüm-Gayri Müslüm, Homoseksüel-Heteroseksüel vb. diye bölünerek burjuvazi tarafından baskı ve sömürü altında yönetilmek zorunda kalan işçi sınıfının, kent ve kır yoksullarının arasında olmak zorundadır. Gerçek barış, emeği, doğayı sömürmek için burjuvazaların barışıyla gerçekleşmeyecektir. Neoliberal çözüm/barış sürecinden yaşanan katliamların sorumlularının bulunmasını ve hesap sorulmasını bırakalım, 12 Eylül’ün nefes almakta zorlanan darbecileri bile daha yargılanamamaktadır. 90’lı yıllarda yaşanan binlerce katliamdan sorumlu Mehmet Ağar, Tansu Çiller’in kontrgerilla faaliyetlerinden/katliamlardan bile aklanmaktadır. Cumartesi Anneleri’nin kaybedilen evlatlarının mezarları bile hala bilinmemekteyken, eli kanlı çeteler bir yerlerde yedekte beklemekteyken, doğa her geçen gün talan ediliyorken, iş cinayetleri Kürdistanlı işçi ve emekçilerin her gün hayatlarını yok ederken kimse burjuvaların barışından işçi ve emekçilere de barış geliyor diye söz etmemelidir. Bunu sadece söylemiyoruz, yaşıyoruz.
Barış gelecekse, Türkiye’li ve Kürdistan’lı işçi, emekçi, kent ve kır yoksullarının elleriyle gelecektir. Eğer ki barış istiyorsak, gerçekten bir barış istiyorsak aramıza örülen duvarları yıkarak, bugüne kadar katliamlardan, sömürüden başka bizlere bir şey vermeyen sermaye devletini ortadan kaldırarak getirebiliriz.

www.sinifsiz.org

0 Reviews

Write a Review

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*